Balmorhea

bazı insanlar gerçekten “iyi ki varlar” bu dünyada. balmorhea’nın insanları da bu sınıftakilerden. son zamanlarda yazdığım gruplardan anladığım ben pek öyle cımbırcımbırlı müzikleri sevmiyorum(birkaç grup dışında), sakin, cümlesi olan müzikler daha çok kulağımda kalıyor sanki.

balmorhea dünyanın en iyi gruplarından biri değil, olmaları da gerekmiyor elbet… ben kendilerini internetten dinlediğim karışık bir playlistin içinde birden çalmaya başladıklarında remembrance isimli şarkılarıyla tanıdım. parça çalmaya başladığı an bilgisayarın başına koşup neymiş bu diyip o gün başka birşey dinleyemedim. bir nevi ilk görüşte aşk.. explosions in the sky’ın distorsionsız hali gibiler. gitar çello piano melodika ve bas gitarın yanına biraz çay koy al sana balmorhea. çaydan başka bişey olmaz ama, kahvelik değiller -kahverengi değiller bi kere- düpedüz çaylar bu adamlar.

birçok parçaları için bundan bir filme soundtrack olurmuş diyorum içimden. bazı parçalar vardır görsellerini kendileri seçer, bazı parçalara da görselleri yedirmeye çalışırsın. balmorhea’nın bir çok parçası sanki kendisine filmini seçebilmek ister gibi dizilmiş.. amerika teksas’lı oldukları okuduğumda ilk başta şaşırdım, sonra sevindim. evet dedim, müzik yer, zaman, memleket tanımaz. etkilendikleri müzisyenler arasında ludvig van beethoven, arvo part ve john cage gibi isimleri görünce de içimi bir sevinç kapladı. şimdilik üç tane albümleri var, ilki kendi isimleriyle 2007′de çıkmış. ikincisi river arms ve sonuncusu da 2009′da çıkan all is wild, all is silent..

aşağıdaki parça benim onları keşfettiğim remembrance isimli parçanın bir sanat galerisinde çekilmiş videosu. kulaklarından öperim prenses.

Balmorhea “Untitled 2″ from Retread Sessions on Vimeo.

Caglar son uc yazi

Bunu Digg
Bunu Reddit
Stumble Now!
Bunu Buzz
Facebook`da Paylaş
Delicious`da bookmarkla
LinkedIn`de Paylaş
Technorati`de bookmarkla
Twitter`e postala
Google Buzz (aka. Google Reader)
Related Posts with Thumbnails

3 Yorum to “Balmorhea”

  • NazIm says:

    All is wild, all is silent albumunu indirdim, iki gundur dinliyorum, muthis bir album, insani direk sariyor ve kaptirip gidiyorsun abilerin dunyasina. Karli kis gunleri icin bire bir, cok sagolasin bizleri boyle bir guzellikle tanistirdigin icin :)

  • Caglar says:

    afiyet olsun nazımcım. :) river arms da şahane albüm bu arada. sanki senelerdir bilgisayarımdalarmış gibi hissediyorum her dinlediğimde ben de.

  • gokhan says:

    Cok tesekkurler kardesim..muazzam bir keyifle dinlemekteyim..bi yandan cantami hazirliyor,istanbulumun son gunlerine bakiyorum caydan yudumlanirken:)

Yorum Bırakın

Kral Büyük Frederick Euler'den 16 yaşındaki yeğeni Anhalt-Dessau prensesine mektupla hocalık etmesini istedi ve Euler felsefe, bilim, matematik gibi değişik konular üzerine iki yıl boyunca haftada iki mektup yazıp prensese gönderdi. Prensesden hiç bir zaman bir cevap gelmedi, ama bu dahi matemetikçi sıkılmadan bilgilerini bu onaltı yaşındaki prensesin anlayabileceği bir yalınlıkta ona sunmaya devam etti. 1768'de Euler arkadaşlarının tavsiyesi üzerine bu mektupları üç cilt halinde " Lettres à une princesse d'Allemagne" ismiyle yayınladı, bir alman prensesine mektuplar. Bu blog Euler'in Anhalt-Dessau prensesiyle yaptığı karşılıksız mektuplaşmaya öykünmeyle başlayan bir serüvende yazılan mektuplarda karşımiza çıkan güzellikler üzerine düşülen dipnotlardır...
Kategoriler
Arşiv