Bombalı Köyün Kavalcısı: Sarajevo String Quartet

İqbal Masih‘le başladığım ”kahramanlarınızı dikkatli seçiniz” yazısı aslında bir seri olacaktı ama ben ve istikrar… Olmuyor. Nitekim yazının üzerinden hayli zaman geçti. Bu arada kahramanlar üzerine bol bol düşünme fırsatım oldu. Malum memleket ve gezegen son zamanlarda kahraman dolu. Her taraftan bir Köroğlu çıkıyor. Köşeyi dönüyorsun “Kiziroğluu Mustafa beeey bir beyin oğlu”, ordan düz devam ediyorsun “Tekbiiir... Devam...

more

Prenses, sana aslında uzun zamandır paylaşmak istediğim bir video ile geliyorum. Sanıyorum ki bu animasyonu da keşfettiğimden beri 57 kere falan izlemişimdir  ama müziğin ve görselin bunca uyumlu olduğu işleri bulmak ender oluyor biliyorsun. Filmimiz Mark Osborne yönetiminde ’98’de oscar’a en iyi kısa film dalında aday olmuş, 99’da sundance film festivalinde jüri özel ödülünü ve daha bir çok başka ödül almış bir animasyon.... Devam...

Müziğin Milenyumdaki Dehası: Bonobo – North Borders

Çok değil 12 yıl geriye gidersek bizlerin kolaylıkla hatırlayabildiği ve senin de az çok fikir bilgi sahibi olduğunu düşündüğüm biri var prenses. Kimileri ona müziğin dehası, kimileri “hey dj”, kimileri Barakas, kimileriyse Mr. Downtempo diyor. Ben mi? Hiç düşünmeden yeni milenyumun müzik dehası diyorum. Şöyle ki; 2001’de Animal Magic ismini verdiği debut albümü ile şöyle bir alttan üstten bizi serinleterek olaya giriş yapan pek... Devam...

Bir Chillwave üstadı: Toro Y Moi

Kendini tekrar ederken dansta ettirebilen türden… Müzik mi evet, İsim mi? Toro Y Moi, nam-ı diğer Chaz Bundick. Kendi odasında şekillendirerek başladığı aslında basit melodiler ve kendini tekrar eden ritimlerin temeline dayanan elektronik alt yapısı güçlü, hayaller gördüren, içinize yoktan arzular var edip onları sahiplenmenize neden olan bir türün öncülerinden. Bu tam olarak “Chillwave”. Onun da tam olarak bu ismi verdiği günden beri... Devam...

Kararında: Anouar Brahem & Barbaros Erköse

Sevgili prenses, geçtiğimiz günlerde Anouar Brahem (Enver İbrahim), daha önce 2 albümünde çalmış Barbaros Erköse’yle birlikte konser vermek için İstanbul’daydı. Hadi Brahem’i bilen biliyor da Erköse ne yapar, ne eder, fırsat bu fırsat diye söyleşiye koyulduk ikisiyle. Yalnız değilim şükür, Cümbüş Cemaat’ten tanıyabileceğiniz Onur’la birlikteyiz. Brahem Fransızca konuşmayı tercih ettiği için Merve Kurt da çeviride bize yardımcı oluyor.... Devam...

Yağmurlu bir Nisan günü

Bugün Hrant’ın öldürülüşünün üstünden altı sene geçtiği gün Prenses.. Hesapsız kitapsız altı sene.. Sana bana belki su gibi akıp giden ama birileri için de savaşlarla, nefretlerle beslenen fakat yine de umudun varolduğu, belki de derini yırta yırta geçen altı sene. Bugün ondokuzocak, bilerek harflerle yazdım ki rakamın silüetine olan alışkanlıkların harfle görünce dikkatini daha bi versin diye. Neden mi? Çünkü prenses ondokuzocak bir... Devam...

Bekleme yapma, mesafeni koru!

Hatırlarsan daha önceden seninle içinde fuck you geçen parçalar listesi paylaşmıştım Prenses. Şimdi ise sıra sinirlenince dinlediklerimde. Böyle durumlarda Pantera ya da Slayer dinleyebilme kapasitesine sahip değilim baştan söyleyeyim, eğer öyle müzikler bulmayı bekliyorsan aşağıdaki parçalar sende çilekli max tadı bırakacaktır, uyarmadı deme sonra. Tabii sana buraya içimdeki ergene yakışır şekilde System of a Down ya da Linkin Park da eklemek... Devam...

Modern Zaman Ozanı Stephan Micus

İlk dinlediğimde anlamlandıramadığım ve belki de beni ilk seslenişte çağırmayan bir müzikti Stephan Micus’un müziği. Ancak zaman değişti ve alıp verdiğim nefesi de değiştirdi beraberinde. Soluğumun ritmi başkalaştı, daha derin, daha doyumlu akmasını öğrendi. O vakit yoldaşım oldu “Gates of Fire”, “As I crossed the Bridge of Dreams” ile rüyalar alemine daldık, “Rain” ile yağmur olup ağladık ve “Passing Cloud” ile dünyayı dolaştık... Devam...

Lanetliler Kraliçesi: Diamanda Galás

Sevgili Prenses, Varoluşun “amacına” dair inancımız ne olursa olsun, dünyadaki serüvenimize acının dürttüğü bir çığlıkla başlıyoruz ve bu gerçeği pek sevmesek de, burada öğrenmemiz gereken derslerin hatırı sayılır bir bölümünü, acı eşliğinde öğreniyoruz. İnsan deneyiminin böylesine temel ve sevimsiz bir parçasının, sanatta, özellikle temsili olmayan doğasıyla diğer sanat dallarına göre nispeten daha nüfuz edilebilir kalan müzikte... Devam...

Japonya’da müzik hayat kurtarır mı?

Prenses seni de anlıyorum matematik falan adamı bayar haklısın, gençsin, hoplayıp zoplayasın var ama madem çılgın parti kızıymışsın Visual Kei ile tanışmanın tam vakti!… Dünyanın ikinci en büyük müzik endüstrisi Japon müzik endüstrisi. Böyle dev bir sektörde underground ve indie tarzların yükselmesi biraz zor. Visual Kei, Japonya’dan çıkan ve son yıllarda özellikle Latin Amerika’da ve Avrupa’da yaygın bir hayran kitlesi... Devam...

[haftanın videosu] conté animated – thought of you

İki ve hatta üç boyutlu animasyon teknolojisi her gün, her saat bir adım daha öteye gidiyor gibi geliyor bize, Prenses. Yıllarını Hollywood animasyon piyasasında geçirmiş, senin Warner Bros benim Dreamworks dinlememiş Ryan Woodward abimiz iki boyutlu animasyonu leziz bir çağdaş dans parçasına giydirip Conté Animated projesi altinda Thought of You‘yu ortaya çıkarmış. Proje ve ilginç kişiliğiyle bizi bizden alan Ryan abiyle ilgili daha fazla bilmek... Devam...

[haftanın videosu] man man – rabbit habbits

Man – Man grubuna zaten bayılırdık Prenses ama 2004 çıkışlı albümleriyle aynı adı taşıyan Rabbit Habbits şarkısının bu absürd, kısa metraj film tadındaki  video klibini unutmuştuk ne zamandır. Kurt adam olunur mu, doğulur mu sorunsalını çözmek istersen buyur buradan yak….  Read More

hakan vreskala – Kurdî nizanim

Prenses, biz keyiften ölmek üzereyiz! Hakan Vreskala denen bu adam birkaç gündür bize varolan iki parçasından başka hiç birşey dinletmiyor. Şahsen ben sabah onunla kalkıyorum, akşam da en son onu dinliyorum. Bu adam İzmir’li. 10 senedir İsveç’te yaşıyor. Oradaki arkadaşlarıyla birlikte bu güzel müziklerle kulağımızı şenlendiriyorlar. Daha önce Norrda’da çalmış, 6 sene Şivan Perwer’in arkasında perküsyon çalmış. Hayır Kürt değil,... Devam...

Fikrimin İnce Gülü: Fuck You!

Prenses sana bir sır vereyim, ortaokulda peçete koleksiyonu yapmaya başladığımdan beri koleksiyonerlik huyumdan vazgeçebilmiş değilim. Bu huyuma zaman içinde “arşivcilik” gibi havalı bir isim takarak kendimce sağlam bir zemine oturttum. Senelerdir bıkmadan usanmadan, yurtdışına çıkan her arkadaşımın kafasını ütüleyerek büyüttüğüm bardak altlığı koleksiyonum günün birinde evimin duvarlarını süslemek hayaliyle bir kutunun içinde yatıyor... Devam...

veeee karşınızda klarnetiyle woody allen!

Önce çalma tuşuna bas sevgili prenses. Woody allen. Asıl adıyla Allan Stewart Konisberg. Benim içinse Woody Amca. Oldum olası sevmişimdir bu adamı. Yaptığı filmleri düzenli olarak gittiğim bir kafede sipariş ettiğim tatlıya benzetirim hep.. Hem merakla hem de tereddütle beklerim. “Ya sevmezsem, ya bu sefer kötüyse?” Devam…  Read More