Archive for the ‘orta amerika guncesi’ Category

Modern Zamanlarda Yoldan Donmek

Son yazimi gonderdigimden beri oldukca zaman gecmis. Ben uzunca bir yol aldim bu arada, zihinsel ve fiziksel olarak. Disi tarafi az gelismis beynim yasamayi ve yasadiklarim uzerine dusunmeyi ayni anda yapamadigi icin sizleri edebi dehamdan mahrum biraktim. Kusuruma bakmayiniz. Bu yazida biraz kendi “where abouts” ve “walkabout”imdan bahsedecegim. (bi dahaki yazida turkcemi gelistirecegime de soz veriyorum) . Nazimin en son yazdigi yazidan ilham alarak biraz da sesli dusunme dilegindeyim aslen.

Orta Amerika’dan son kez yaziyorum. 2 gun sonra benim zihnimden otuz kat hizli bir hava tasitina binerek istanbul’a donecegim. Bu hareketliligin bir “donus” olup olmadigini ve benim aslen nerede oldugumu idrak etmem otuz gun alacak kabaca. Beni istanbulda gorecek olanlari simdiden uyariyorum o yuzden.

Utila Adasindan ayrilali yaklasik 3 hafta gecti. Keyifli evimizden ve adanin sakin ve yavas havasindan ayrilmak zor gelse de gitme istegi daha bi kolay geldi. Durumun zorlugunu soyle aciklayayim. 4 ay boyunca anakaraya ayak basmak yok. 30 kisiden daha buyuk bir insan grubunu bir arada gormek yok. Ayakkabi giymek yok. Otobuse binmek yok. Gunun gunes iceren bolumunun tamaminda acik havada ya da denizde ikamet etmek var. Neyse uzatmayayim. Ballandira ballandira anlatip durdum zaten onceki yazilarda. Peki adadan niye ayrildim o zaman? Pratik bir suru neden disinda, aslen insan zihni denen tatminsiz canavar her zaman daha fazla uyaran istiyor. Bu uyaranlarin azligi durumunda, eger bulundugunuz mekana sosyal, finansal ve duygusal baglariniz cok siki degilse insan zihni -en azindan benimki- tebdil-i mekan eyleyerek uyaranlari nitelik ve nicelik olarak degistirme egilimine giriyor. Bu durumun patalojisine de hic bulasmayacagim Freud hayranlarini hayal kirikligina ugratmak pahasina. Benim kisisel gelisimim, bu egilimi anlamak tanimlamak uzerinden ilerliyor son yillarda; zira son 2 yildir bir yerde 4 aydan daha uzun sure kalmadim. Zihnim beni en kolay manipule edebilecegi hareketlilik kartini oynarken, ben zihnime karsi yerlesikligi ozleme kartini oynuyorum. Sonunda hersey iste boyle “ben kimim” ya da “zihnime karsi oynayan ben kim” sorusunda odaklaniyor.

Butun bu hareketlilik ve degisim hali ise basit bir icini acip bakma, kendini gorme-bilme cabasi. O yuzden orta amerikada sekiz ay gecirip farkli kulturleri tanidim, yasam deneyimim artti, kimsenin gitmedigi yerlere gittim, buyuk isler yaptim, buyuk adam oldum safsatasi anlamini yitiriyor. Ben kendime, iceriye dogru bakiyordum ve disari goren gozlerle bakabilecegim kisa anlari bekliyordum. Cogu zaman baktigim yerde kendimi gordum, kendimden gordum ya da ben olmayani isimlendirdim. Ayni biyolojik varligin ayni varolussal dongude aci cektigini ve tatmin aradigini gordum. konustugu diller, inandigi degerler, yasadigi yerler ne kadar farkli olsa da… (Sen okur bunu okurken buradaki gozlemci etkisini unutma ki ben de kuantumsal bir vurgu yapma sansi yakalayayim.) Dunyanin ote yakasinda daha kotu, daha iyi ya da daha farkli bir hayat yok diyorum iste ozetle. Bunu benden duymaya ihtiyaciniz var mi orasi bile supheli

Ama iste “muhtesem Romali bir mesale gibi yanan, yildizlara yayilmis orumcekler gibi yanan” insanlar var. Ve onlar her yerde. Onlari gorunce biliyorsunuz zaten. Ayni frekansta dalgalandiginiz, konusmadan da anlastiginiz, sizi anladigini bildiginiz insanlar. Birlikte 1 gun ya da 10 yil gecirmis olsaniz da farketmeyen, gormeseniz de bu dunyada varoldugu icin kisisel olarak gurur duydugunuz insanlar. Turkiye’ye donerken beni heyecanlandiran tek sey bu insanlari tekrar gorebilecek olmam. Burada biraktiklarim ise tipki oradakiler gibi yoluma gittigimi bilenler sadece… “o iyi insanlar o guzel atlara bindiler, çekip gittiler” diye yazan yasar kemalí okurken tuylerimi diken diken edenin ne oldugunu yillardir hala dusunuyorum. Ben giderken de sanki tek kalan benmisim gibi herkesin gittigi hissiyatina cok kolay kapilabiliyorum zira.

Yolcu edenlere gelirsek: Ben bu yolcu etme muessesesine uzun yillar hic inanmadim. Daha yavas yavas, belki de cok kendime has bir anlam atfediyorum, yeni yeni. Yolcu eden, bana kalirsa fiziksel ve duygusal bir durusla gidenin hayatina -yoluna- saygi duydugunu, paralel hayatlar yasasalarda ayni hayati yasamadiklarini duyuruyor. Bir saygi gostergesi bi nevi saliverme, ugurlama da dedigimiz hal. Gidemeyenler ve yolcu edemeyenler ise, iste o bir kisilik hayati iki kisi on kisi yuz kisi yasamaya calisanlar. Bu tek kisilik hayata yaptigim vurgunun kapitalist bireyci hayatla alakasi olmadigini umarim anlamissinizdir. Esyalari tuketmektekten alinan acgozlu hazlarla yetinmeyip etrafindaki insanlarin hayatini tuketmeye yonelen yasamlarin tam tersinden bahsediyorum “bir kisinin bir hayati” derken. Anlatabiliyormuyum? Sen okur yine kimin bogrune soktun hortumunu, enerjisini emmek maksadiyla?

Velhasil iste, Utila’dan ayrilip hizlicanak Honduras’in Guatemala sinirina yakin Copan’a gittik ilk olarak. . ooooyle olan biteni izliyorum. Copan’da Mayalarin en onemli antik kentlerinden biri var. Bu tarih olsun gezelim gorelim fotograf cekelim hali bana cok uzak. Copan’a suresi dolan vizemi uzatacak rusvetci bir hondurasli devlet memuru bulmak icin gittik. Zira bir digerinden cok guzel bir kazik yedim. Vizeyi beklerken e hadi gidelim bari dedik. Butun bu arkeolojik deger, taslar, medeniyetin otesinde, bu maya denen abiler ormanin gobeginde oyle piskopat bir yere sehir kurmuslar ki; herkes taslara bakarken biz agaclara ve ormana bakip kaldik. yaklasik bes saat gecirdik cimenlerin ustune yatarak. Mayalarin, doganin gizemine bu kadar bulasmalarinin nedenini daha iyi ozumsedik.

Bir daha bir antik kente giderseniz, arkeologlarin hayal ettigi dar sinirlarda bakmayi birakip gozlerinizi kapatin. Orada onlarca nesil yasamis binlerce insanin izlerini bakmadan da goreceksiniz derim ben nacizane. acaba hala oradalar mi? Arkeologlar ve ben bilimsel olarak fazla itibar etmesek de bazi maya sehirlerindeki medeniyetin bu kadar hizli ortadan kalkmasina dair soyle bir teori var. Bazi teorisyenler -spirituelist diyelim biz- mayalarin varolus ve sosyal etkilesimlerini aydinlanma denen ust boyuta toplucanak cikararak dusuk enerjide salinan biz sefil yaratiklara gorunmez olduklarini iddia ediyor.

Neyse, ardindan Guatemala’ya donup 3 ay yasadigim Atitlan Golu’ne gittik. Ben bu gole bakmaya asla doyamayacagim onu anladim. Aslen planimiz biraz daha gezip ispanyolca ogrenmekti. Ama icsel huzur kurunda yapilan hizli bir degerlendirme, donme vaktinin geldigine isaret etti. Bulabildigim tek ucuz ucusu yakalamak icin, icimde en ufak bir otobusten inip gorme istegi uyanmadan 30 saatte birbirinden guzel 5 ulke gecip Costa Rica’ya geldim. Son birkac gunumu parkta oturup gelen gecen insanlari izleyerek geciriyorum.

Simdi donuyorum. ama “ev” denen yerin neresi oldugunu hala bulabilmis degilim. Bir gun o da olur diye umuyorum ama pek de yakin bir zaman degil. Eve donuyormusum gibi hissetmiyorum. Istanbula donup sekiz ay once biraktigim yerde kendime bakmaya geliyorum. Sonrasinda yol kac vadede gozukur, bana baska bir gozluk lazim mi hep birlikte gorecegiz. Sonuc olarak, yaz yaz bir arpa boyu yol yaptik yine. Bu karmakarisik dusunce demetini ne demeye calistigimi halihazirda kisacik ozetleyiveren Yunus Emre ile bitirmek ister bu deli gonul. Herkesi sevgi ile kucakliyorum.
tuna

Ben gelmedim dava icin
Benim isim sevi icin
Dostun evi gonullerdir
Gonuller yapmaga geldim

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Honduras`tan Darbe Gunlukleri :P

Honduras’ta 28 Haziran’da gerceklesen darbenin ardindan gectigimiz hafta, yogun politik gelismelere sahne oldu. Darbenin ilk gununden itibaren bunun bir darbe olup olmadigina dair atesli tartismalar yasandi. Anayasanin ongordugu sekilde meclis baskani baskanlik koltuguna gecici olarak atandiktan sonra Yuksek Mahkeme, anayasayi ihlal ettigi icin devlet baskani Manuel Zelaya’yi gorevden uzaklastirmasi yonunde orduya talimat verdigini acikladi. Yani aslinda su anda bir askeri cunta yonetiminden bahsetmek mumkun degil. Geceleri uygulanan sokaga cikma yasaginin disinda da ciddi bir askeri tedbir yok ortada. Zaten Zelaya’nin gorevden uzaklastirilmasi; yuksek mahkeme, meclis, ordu ve hatta Zelaya’nin kendi liberal partisini iceren bir oligarsik konsensus cercevesinde gerceklesebildi.

Zelaya’nin arkasindaki halk desteginin yuzde 30 civarinda oldugu tahmin ediliyordu darbeden once. Darbeden hemen sonra ortamdaki hava daha cok yasasin Zelaya’dan kurtulduk seklindeydi ozellikle medya ve orta ve ust sinif halk kitlesi arasinda. Bunun nedenlerine az sonra deginecegim. Diger yandan lehte aleyhte sokak gosterileri catismalar ve mitingler yer yer devam ediyor. Zelaya’nin bu politik oyuna Chavez destegiyle dunya kamuoyunu dahil etmesi, oligarsinin pek de beklemedigi bir adimdi bana kalirsa. Dunya kamuoyunun Orta amerika’da daha fazla askeri mudahaleye goz yumulmayacagi mesajini vermesi oldukca olumlu bir gelisme. Ama bu yazida dunya kamuoyuna biraz mesafeli durup “kahrolsun darbeciler” retoriginin otesinde Honduras’taki guc dengelerini anlamaya calisacagim.

Ben Honduras anakarasina 1 saat mesafedeki Utila Adasindan bakarak ne olup bittigini anlamaya calisiyorum. Bodrum’dan bakarak Ankara’daki politik gelismeleri anlamaya calismak gibi biraz. Mesele buradan bakinca dunya kamuoyunun fikir birliginden cok daha farkli gozukuyor acikcasi. Nedenlerine gelince: Honduras korfez adalarinin ingilizce konusan halki, politik ve kulturel olarak hondurasla bir gonul bagi hissetmiyorlar. Basin yayin uzerindeki sansur baska bir tanesi. Turkiye’de surekli olarak elestirdigimiz kartel medya bile bir miktar cok sesliligi icinde barindiriyor. Honduras’ta ise zaten sayili olan ulusal gazete ve televizyon yayinlari -amerikan yanlisi is dunyasinin gudumunde- darbeden cok daha once halki Zelaya’ya karsi kiskirtmak uzerine kuruluydu. Zelaya’nin Venezuella yanlisi “solcu” politikalarinin da bu kiskirtmalara canak tuttugunu belirtmek gerekiyor.

Zelaya’nin karsi atagi ise yeni bir yasa ile televizyonlarda gunde 2 saat devlet propagandasina olanak saglamak oldu. Zelaya’nin kamu ve dis yardimlardan gelen kaynaklari ozellikle yoksul kesime yonelik propaganda ve dogrudan yardimlar icin kullanmasi da diger bir nokta (bizim akpli belediyelerin komur yardimi misali). Sonucta her iki tarafin da populist propaganda metodlarini sonuna kadar kullandigi bir gercek.

Bu metodlarin ne kadar demokrasinin erdemlerini icerdigi ise asil tartisma konusu. Honduras’taki basin, yeni hukumeti halkin nasil destekledigini ve Zelaya yanlilarinin siddet iceren gosterilerini gosterirken uluslararasi basin ise Zelaya’yi yere goge sigdiramiyor. Dezenformasyon, taraf tutma ve kutuplasma uzerine kurulu kriz yonetimi her iki taraf tarafindan benimsenen taktikler olunca kimse kalkip demokrasi savunuculuguna girismesin. Honduras’ta demokrasi oyunun bir parcasi degil, zaten yoktu, yakin zamanda da olmayacak, olmasi icin de bir neden yok.

Meseleye Zelaya yanlilari acisindan bakilrsa resim kabaca soyle: Amerikan yanlisi zengin azinligin cikarlarini korumak uzere kurulu bir “demokratik sistem” mevcut. Bu sistem yoksul cogunlugun temsilini dislarken tamamen kendine demokrat, statukocu, korler sagirlar birbirini agirlar rejimini olusturuyor. Zelaya, yoksullar tarafindan secilmediyse de yoksullar icin tek umut olarak ortaya cikiyor. Asgari ucreti %60 yukselterek ozel sektore attigi kazik yoksullarin gonlunu bir anda kazandi. Tabi devlet kendi asgari ucretli calisanlarina maas odeyebiliyor mu son uc aydir diye de sorarlar adama. %40 daha ucuz venezuella petrolunu ulkeye getirerek refah artisi sozunu vermesi ve yoksullarin yonetimde daha fazla yer alip gelir dagilimindaki esitsizligin giderilecegini mujdelemesi, kaybedecek hicbirseyi olmayan bu fakir halk icin son yillarin en buyuk firsati.

Zelaya karsitlarini olusturan muhafazakar, milliyetci, dindar ya da orta sinif burjuva kesim ise mevcut politik ve sosyal ustunlugunu kaybetmekteyi kabullenecek gibi gozukmuyor. Ancak orta ve ust sinif seckinlerin hakimiyetinin cok otesinde meseleye bir de ulkenin tarihsel dinamikleri uzerinden bakmak anlam kazaniyor bu noktada. Zelaya iktidara bu soylemle gelmedi. Zelaya’nin vaad ettigi Bolivarci duzen ve ulkeyi ABD ekseninden Chavez eksenine tasima cabasi, mevcut muhafazakar politik dengelerde hicbir yere oturmuyor. Zira bu abi bigun kalkip Chavez’le kanka oluyor. Chavez de al benim recete bu, destek ve petrol de arkanda. Kitlelerle de boyle iletisim kuracaksin yuru ya kulum diyor. Bunu derken Zelaya’nin tabandan destegi olmadigini soylemiyorum. Aslen, yavas yavas kitlelerin destegiyle politik dengeleri degistirerek yukselen bir hareketten Honduras’ta bahsetmenin imkansizligina vurgu yapiyorum.

Statukonun boylesine yeni ve farkli bir guc unsurunu bir anda hazmetmesini beklemek imkansiz. Tabi ki statuko kendini savunacak ve tabii ki bunun mesru kilifini anayasal sistem ve demokrasi adiyla hazirlayacak. Eger ordu bu anlamda bir muttefik ise tabi ki orduyu destekleyecek. (Bu vesileyle bizim memleketin “sosyal demokrat” zorbasina da selam edelim.) Zelaya karsiti rejimin ulkedeki butun kiliselerin destegini aldigini da belirtelim. Honduras’ta yoksullar “gorunmez” olduklarindan sokakta karsilasacaginiz insan grubu daha cok bizim anadolu tasrasi muhafazakarligi ile ifade edilebilir. Bu kesim ekonomik donusumun kendine getirebilecegi yararlari (eger getirecekse tabi) bi kenara itip, Zelaya`nin ithal edecegi modeldeki dinsizlik, kuba tipi yoksul totaliterlik veya antikomunist perspektiften Zelaya’ya karsi cikiyor. Oligarklara da bu muhafazakar halkin korkusunu beslemekten ote pek bir zahmet kalmiyor.

Sokaktaki insan ulusal bagimsizlik uzerinden Zelaya’nin ekonomik modeline karsi cikabiliyorsa, butun dezenformasyonun otesinde, asil neden ulkenizin devlet baskaninin Venezuella valisi gibi calismaya baslamasi seklinde ozetlenebilir. honduras baskanlik makaminin yuz yildir amerikan valisi gibi calismasi mevcut statuko dahilinde “normal” oldugundan ulusal bagimsizlik refleksi olusturmuyor haliyle. ya da kimse simdiye kadar bu damara basmamis.

Ben gercekten bu demokrasi denen kavramin artik iyice cilkinin ciktigini goruyorum. Cumle icinde demokrasi kelimesini kullandigimiz her sefer ve bunu kullanan her kisi bambaska bir anlama atifta bulunuyor. Bu sihirli kelime, kullanicisinin hayatini kolaylastirmanin otesinde pek bir anlam tasimiyor. Askeri darbe tabii ki kinanmasi gereken bir kavram. Ama demokrasi denen guc oyununda mesruiyet, dogrudan halktan kaynaklanmadigi surece (ve bazen kaynaklandigi zaman bile) bu isler zor diyorum ben. Halk ve demokrasi adina gucu kullanan ordu, parlamento, yuksek mahkeme ya da dost bir dis askeri gucun mesruiyeti, bir cok rejimde sadece o anki guc dengesinin nasil kurulu olduguna bagli. O yuzden kimse kalkip demokrasi cigirtkanligi yapmasin, ben duymuyorum.

Zelaya’nin Bolivarci demokrasi idealine gelirsek. Zelaya’nin bu donusumu demokrasi sinirlari icinde yapmaya calistigini dusunmek bana kalirsa biraz naïf kaciyor. Hayir ama lutfen, o gorev suresini uzatmaya calismiyordu, anayasayi bile degistirmeye niyeti yoktu, bunlarin hepsi karsi propaganda derseniz ben size ancak tatli tatli gulumseyebilirim. Dunya kamuoyu bunlari bir haftadir konusuyor ama Honduras aylardir bu sureci tartisiyordu. Zelaya’nin sol politikalarinin ne kadarinin salt populist, ne kadarinin yoksullugu gidermekte faydali oldugunu bile sorgulamiyorum. Zira Zelaya’nin kafasindaki devrimin (?) bu asamasinda her ne pahasina olursa olsun halk destegi almak oncelikli. Bu dogrudur yanlistir tartisir dururuz tabi.

Bir taraf secmem gerekseydi, yoksulun yaninda oldugu icin Zelaya’yi secerdim. Zira hondurasta diktatorluk disi bir cozum ufukta gozukmuyor. Ama kimsenin kendi iktidari icin, (o iktidar ne kadar erdemli olma potansiyeli tasisa da,) yoksulluktan kirilan bir halki ekonomik ambargoya ya da ic savasa maruz birakmasini kabullenemem. Arkadaslar, hondurasta insanlar zaten yasamla olum arasindaki ince sinirda yasiyorlar. Daha neyi alacaksiniz ellerinden? “spin doctor” larin elinden cikmis metinleri,siz Zelaya’yi yanlis anladiniz diye yorum olarak gonderirseniz yine siz bilirsiniz.

Bolivya, Ekvator ve Nikaragua’da izlenmeye calisilan Bolivarci Chavez modelinin antiemperyalist, abd hegamonyasina alternatif bir blok olusturma cabasindan bir suphe yok. Ama isin icinde sermaye cevreleri, abd ve geleneksel muhafazakarlarin guclu direnisini goze onune alinca soyle bir soru ortaya cikiyor: Bolivarcilar emekten ozgurlukten yana bir sistem kurmak icin totaliterizme ve zorbaliga basvuruyorlar mi? Tabii ki evet ve bir yandan da kacinilmaz bir evet. Bu rejimlerin otoriter baskici karakterleri, “devrimin kazanimlarini korumak” maksatli oldugunda dunya solu tarafindan cok rahat gormezden gelinebiliyor. Chavez rejiminin keskin politik soylemli populist karakterinin yoksul guney amerika halklarinin gunluk hayatinda ne tur bir olumlu gelisme yarattigini zaman icerisinde hep birlikte gorecegiz. Ama simdilik gorunen, yeniden secilme donguleri, gelisiguzel secimler, baski altinda tutulan medya ve sokak cetelerinin terorune terkedilmis halklar.

Devrim bir gecede olmuyorsa biz de bir gecede elestirmekten vazgecmeyecegiz haliyle. Guney Amerika’da solun yukselisi hala dunya sol hareketi icin buyuk bir umut olusturuyor. Benim umudum var ve bu yonetim deneyimlerine bakarak ogrenecegimiz cok sey oldugunu dusunuyorum. Sol rejimlerin ezilen halklar icin getirdigi kazanimlardan hic bahsetmedigime bakmayin. Zaten hepimiz bunlardan bahsedip duruyoruz surekli. Ne yazik ki pembe benim en sevdigim renk degil.

Tuna

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Honduras’ta Darbe!

Tanidik bir muz cumhuriyeti!

Selam! Tuna Honduras`tan bildiriyor! Hondurasta bu sefer de darbe oldu. Honduras`ta bulundugum son dort ayda bir kus gribi, bir deprem ve adaya dusen bir uyustucu ucaginin ardindan orta amerikaya yakisir sekilde sonunda Honduras`ta darbe de oldu. Sasirdik mi, tabiii ki hayir :) Efenim olayin ajanstaki ozeti soyle:

Orta Amerika ülkelerinden Honduras’ta cumhurbaşkanı ile ordu arasındaki anayasa krizi, askeri darbeyle sonuçlandı. Başkanlık Sarayı’nı basan askerler, anayasa değişikliğiyle ilgili referandum öncesinde solcu Cumhurbaşkanı Manuel Zelaya’yı tutukladı. Ordunun itirazına rağmen görev süresinin uzatılmasını öngören anayasa değişikliği referandumunda ısrar eden devlet başkanı Zelaya, önce bir hava üssüne götürüldü, ardından da Kosta Rika’ya sürgüne gönderildi. Honduras Devlet Başkanı Manuel Zelaya, yüksek mahkeme, ordu, kongre ve kendi partisinden bazı üyelerin muhalefetine rağmen anayasal reform için referandum yapma sözü vermişti. Zelaya, geçen hafta görev süresinin 4 yıl uzatılmasını sağlayacak referandumun düzenlenmesi konusunda kendisine yardımcı olmayı reddeden genelkurmay başkanını görevden almıştı.

Bizim adadaki tembel atmosfer darbeyle degisecek gibi degil. sakin bir pazar gunu hukum surmekte burada. Ben de son 4 aydir ilk defa isten 2 gun izin alabildigim icin su anda savas ciksa parmagimi oynatmaya niyetim yok. Aslinda bir haftadan beri, oturup size Honduras`ta suregiden anayasal krizi anlatan bir yazi yazmak niyetindeydim, bi turlu zaman olmadi. Ben haberleri takip edip kendi kendime gelismelerin bu kadar tanidik olmasina guluyordum. Burnunu kendi ulkesindeki olaylara gomup politik gelismelerin benzersizligine kanaat getirenlere buyrun bir de burdan yakin diyesim geldi. Biliyosunuz biz de bir politik kriz atlattik (mi?) yakin gecmiste. Benzer politik modellerin benzer idari krizler yaratacagi cok acik ortada. Yasama, yurutme, yargi ve ordudan olusan taraflarin kuvveti nasil ayirip paylasacaklarinda kilitlenip kaliyor modern “demokratik parlementer” sistemler. Politik konjektorun sokaktaki insanin yasam kalitesini arttirmaya dogru yonelmesini beklemek bir hayal tabi ki. Oligarsinin degisik taraflarinin oyun tahtasi olmaktan ote bir anlam tasimiyor bu politika ve politik sistem. Evet burada da karsit gruplarin mobilize ettikleri kitleler bambaska naif soylemlerle sokaga cikiyorlar. Onlar Kimler? Darbe karsiti demokratlar ile ulusalci orducu disguclerinoyununagelmeyelimci kitleler!!

Aslinda olay ozetle soyle, devlet baskani bi donem daha gorevde kalabilmek icin anayasayi degistirmek ister. Bunun icin de referanduma gitmeye karar verir. Anayasa mahkemesi referandumu yasadisi ilan eder. Genelkurmay baskani da duruma karsi cikar. Devlet baskani genelkurmay baskanini ve butun kuvvet komutanlarini isten kovar. Ordu da pazar sabahi referandum baslamadan once devlet baskanini paketleyip Costa Rica`ya postalar. Simdi haberlerden takip edince devlet baskaninin solcu diye nitelendigini farkettim. Benim burada edindigim izlenim, Zelaya`nin merkez sag Liberal Parti`den gelen ve idaresini diktatorluge donusturup gorevde kalmaya calisan klasik bir orta amerika lideri oldugu. Bu gorev suresini uzatma girisimleri yeni nesil guney amerika liderlerinin cok sevip benimsedikleri bir taktik. Yeni nesil petrol destekli populist diktatorluk rejimlerinin daha sol, ozgurlukcu, emekci rejimler olup olmadigini butun dunya solu daha uzun bir sure tartisir bana kalirsa.

Ama ajanslarin Zelaya`dan solcu lider olarak bahsetmelerinin ardinda bambaska bir neden var. Bu Zelaya Amca goreve gelir gelmez ulkenin isleriyle ugrasmaktansa guclu guney amerika liderleriyle ittifak kurup yerini saglamlastirmanin daha makul olacagina karar vermis kendince. Bol bol politik ticari ittifaklar kurmus bizim solcu abilerle. 2008`de ALBA adi verilen guney amerika solcular kulubune Chavez abisinin destegiyle katilarak davullu zurnali solcu olmus. Partisi oglum biz sagciyiz naaptin sen dese de resmi bir aciklamasinda memleketteki yoksullukla basedecek destegi baska yerde bulamadim. ben de solcu oldu naapalim demeye getiren bir aciklama yapmis. Kendini ulkesinin yoksullarina adayan bu amcanin hondurasin en buyuk toprak agalarindan bi tanesi oldugunu tekrar hatirlatalim herkese. Bu yuzden, Chavez basta olmak uzere Venezuella, Bolivya, Ekvator gibi solun iktidarda oldugu ulkeler askeri mudaheleye varabilecek karsi mudahale tehditleriyle Zelaya`ya desteklerini belirttiler. Onumuzdeki gunlerde olaylarin gelismesine bakacagiz artik kim kime mudahale edecek diye. Tabi hondurasta devlet baskanini paketleyen ordu buna darbe demiyor. Anayasa Mahkemesinin kararina uymayan baskani gorevden uzaklastirdik diyor. 5 tane bakan gorevden alinmis ama secimlere kadar meclis baskani, anayasa mahkemesi tarafindan, devlet baskani olarak atandi.Yani isler bu kadar lackalastiktan sonra kalkip anayasanin ustunluguymus demokrasiymis istediginiz kadar anlatin, ben pek anlamiyorum. kimin kime dis gecirebildiginde bitiyor olay bu noktada.

Yukarida bahsettigim kuvvetlerin guncel olarak hangi cikarlari temsil ettiginin analizini yapabilecegimi sanmiyorum.Ama honduras tarihinden -Muz cikarlarindan- bahsedebilirim. Gelin size Honduras`a niye Muz Cumhuriyeti dendigini anlatayim da sonra bana komplo teorisyeni demeyin. 19. yuzyilin sonlarinda amerikan sirketleri hondurasin verimli topraklarinin muz yetistirmeye uygun oldugunu kesfeder. Sogutma teknolojisindeki gelismelerin ardindan muz endustrisi patlar. 1918 yilinda Honduras`taki muz bahcelerinin yuzde yetmisbesi amerikan sirketlerine ait idi seklinde de bir not duselim. Iki rakip amerikan sirketi kaliyor sonunda er meydaninda. Birisi liberal partiyi digeri de ulusal partiyi destekliyor. Partiler arasi cekismelerin altinda yatan temel nedenlerin cogu da aslen bu iki rakip sirket arasindaki paylasim kavgasina dayaniyor. Meselenin ne kadar ayyuka ciktigini da muz cumhuriyeti deyiminin kullanim genisligine bakarak siz tahmin edin :)

Tabi yakin gecmise kadar Honduras`in, amerikan cikarlarinin bolgedeki tam destekcisi oldugunun da altini cizelim. Guatemala, Salvador ve Nicaragua`daki kirli ic savaslarda yeralan CIA destekli kontrgerilla gruplarinin buyuk bolumu hondurastaki kamplarda agirlanip egitim gormusler. Tabi guney amerika’dan cook uzaklarda yeralan Orta Amerika ulkelerinde bu kirli gecmis ile hesaplasmanin gerceklesmesi henuz soz konusu bile degil. Sanirim bu da tanidik gelmistir herkese. Sonucta Honduras dunya gelismislik endeksinde 117. siraya gerilemis. ulkede halkin yarisi aclik sinirindaymis. hikaye bunlar.. biz kim daha bi demokrasiden yana, anayasal rejimi kolluyor ona bakalim di mi? :P nasil olsa bunye ucuncu dunyada darbelere alisik.

Efenim velhasil, aldigimiz duyumlara gore gun boyu Honduras`ta elektrik ve televizyon yayini kesilmis. Aksam saatlerinde geri geliyordu. Bizim biricik adamiz Utila`da ise ortalik sut liman, kimsenin darbeyle falan bir isi yok. Ada halkinin kulturel olarak kendini Honduras`tan ayri gordugu net bir gercek. Sokaktaki konusmalarda; “ortalik karissa da biz de amerikan mandasina girsek korfez adalari olarak” diyenlere rastliyorum bol bol. anneme de buranin sakin ve guvenli oldugunu tekrar bi hatirlatayim bu vesileyle. ne demis atalarimiz: aman turistleri urkutmeyelim :)

ps: simdi benim kafam karisti, ne diyosunuz darbeyi mi destekleyeyim yoksa solcu lideri mi? bi deyiverin…

tuna

Bu yazidan bir hafta sonra yazilan Hondurastan darbe ile ilgili ikinci guncelleme burada.

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Dallari Basti Mango

Efendiler Merhaba! Bu hafta biraz daha sakin takilip, Utila adasindaki gundelik hayatin akisi konusunda yazmaya karar verdim. Ada hayati biraz agir islediginden bana genelde cok fazla birsey olmuyormus gibi geliyor. Ama Turkiye`den baktiginizda Honduras`in bir ucunda neler olup bittigini ogrenmek ilginc olsa gerek :) Buyrun gundelik hayatima o zaman!

Adamizda halihazirda hic kiraz agaci yok. O yuzden yaklasan haziran ayinda dallari kiraz yerine mango basiyor burada. Adadaki cocuklar dusen mangolari karincalardan once toplamak konusunda oldukca koordineli calismalar yurutuyorlar. Sabahin altisinda tekneye giderken kafaya mango yememek icin hafiften dikkatli davraniyorum. Mangolarin agactan mi yoksa cocuklardan mi geldigini asla anlayamiyorsunuz zira. Bi taraftan da ezilmemis mango var mi diye de goz ucuyla yerleri yoklamiyor degilim. Ote yandan carsamba sabahi Utila`da yerlerden normalden cok daha fazla mango vardi. Sabaha karsi saat 2:30`da 7.2 siddetinde bir deprem oldu ve butun orta amerika`nin yani sira mango agaclarini da salladi. Turk halki kadar kafayi dunyanin cesitli yerlerindeki depremlere takmis bir millet bulunmadigi icin tribunlere oynayip biraz daha anlatayim depremi. Depremin merkez ussu bizim bulundugumuz noktaya kabaca 100 km uzaklikta ve yuzeyden 6km derinde imis diyor otoriteler. Honduras`ta 5 kisi olmus, birkac kopru yikilmis ama adalarda patlayan borular ve kirilan bardaklarin otesinde pek bi aksiyon yok. O yuzden, ZIDING!! Honduras`ta dehsetengiz deprem! konulu haberlere itimat etmeyesiniz diye de annecigime sesleniyorum. Otoritelere de ayrica sesleniyorum: Arkadaslar, burada ankastre kazip uzerine ahsap bina yapiyorlar. Maksimum iki kat. Depremde dadindan yinmiyo, benden demesi.

Bizim dalis okulu, diger dalis okullarindan farkli olarak Utila adasinin bir adaciginda islerini yurutuyor. Yani hotel, dalis egitimleri ve dalis malzemeleri Jewel Cay (Mucevher Adacik) denen yerde bulunuyor. utila`dan deniz yolu ile 20 dakikada ulasilan mesafesi hergun tekne ile arsinliyoruz yani. toplamda 400 kisinin yasadigi tabak gibi bir kara parcasindan bahsediyorum. Genel olarak bir balikci koyu olan adacikta hakim dil ingilizce. Ingilizce diyorum ama tabii ki anlayana. Ben kit ispanyolcam ile ispanyolca konustuklarinda daha iyi anliyorum bu halki. Adacigin etrafi komple mercan resifleriyle kapli. Abicim biraz da biz keyif pezevenkligi yapalim diyerek dalistan sonra Utila`ya donmeyip Hannah ile gectigimiz son iki geceyi adaciktaki otelde gecirdik. Gece iskelede oturup kocaman Vatoz (eagle ray) surulerinin atlayip ziplamasini izleyip bira ictik. Ben sonunda vicdan muhasebesini birakip ucuzundan bir restoranda istakoz siparis ettim. Adacikta en bol sey balik oldugundan yolda elinde balikla yuruyen bir elemani cevirip balik satin alabiliyoruz. Fiyat konusunda bir pazarlik gerekmiyor ama balikciya ver ordan iki kilo barakuda dedigimde 15 dakka oturup iki kilo barakudanin ne kadar geldiginin pazarligini yapiyoruz. Sonucta kimin daha fazla bos zamani varsa o kazaniyo. Boyle restoran otel falan diye anlattigima bakmayin. Bahsettigim adacikta bizim goturdugumuz bitli turistlerin disinda kimsecikler yok. O da maksimum 30-40 kisi.

Benim aklimin almadigi sey 400 kisilik adada 6 tane kilise bulunmasi. Abilerin dini butun yani. ama bi mezhep cesitliligi almis yurumus. Bizim otelin sahibi tonton Mr. Donalds Amca 7th day adventist denen katolik bir kiliseye mensup misalen. Eski ahiti takip edip cumartesileri calismiyorlar. Hatta killarini kipirdatmiyolar. Yani genelde yavas ada insanlari olduklarindan pek de degisik bi durum degil aslinda. Adaciktaki otelcige :) cumartesileri birilerini goturup yerlestirmek karin sancilarina yol acabiliyor o yuzden. Pazar gunleri kilisenin onunden yurururken bizim cuma vaazina cok benzer tanidik muhabbetler duyuyorum. Kilise papazi once bi 15 dakka kiliseye az geliyolar diye cemaati fircaliyor. Ya adam guzelcene uyanmis, yikanip paklanmis, temiz temiz kiyafetlerle gelmis oturuyo kilisede. Lafini gelmeyenlere desene! demek geliyor icimden de, iste susuyorum. bana ne :) Tabi avuc ici kadar yer oldugundan bu ayni papazin kasabanin genc kizlariyla dedikodularini duymuyo degiliz. Ayni tas ayni hamam her yerde yani anlayacaginiz. Bi baska kilisede ise baska bir trajedi devam ediyor. Bu arkadaslar ibadetimizi senlikli yapalim diyip bi mikrofon ve org koymuslar kiliseye. Dini duygularla galeyana gelen saf ve samimi insanlar ellerine mikrofonu kapip hafiften latin ritimleriyle suslu ilahileri dillendiriyorlar. Ama benim anladigim kadariyla allah guzel sesi imanin yaninda belese vermiyor. Yani ben omrum billah bu kadar kotu sarki soyleyip yine de kendini ilgiyle dinletebilen kimseyi gormedim -diyorum da bizim popculari bi tekrar gozden gecirmek gerekebilir genellemeden once.

Neyse iste, gece deprem oldugunda, ben bu bi ucundan digerine 10 dk`da agir tempoda yurunebilen kara parcasinda ikamet etmekteydim. Penceremin hemen onunden deniz basliyor. yani otel aslen kaziklarin ustunde suda duruyo. Deprem 30 sn silkeledi ama biliyosunuz saniyeler biraz uzun geciyo sallanirken. Ben de deniz ne zaman kabarip tepemizden asacak diye bekledim ama bi hareket olmadi. Neyse gece herkes sokaklarda tabi. Sokak dedigim de bi tane zaten boydan boya yuruyus yolu. Daha bi dini butun oluyo herkes nedense depremden sonra. dualar falan. Amerikan bilmem ne enstitusu tsunami uyarisi vermis depremden sonra ama 4 saat icinde kaldirmis uyariyi. Benim pek haberim olmadi tabi. Soyle bi ufka baktim karanlikta gelen giden tsunami var mi diye. Bi de bizim adaciga baktim. 10m`den yuksek herhangi bir yapi yok zaten. Kendi kendime, Tsunami gelse de nereye kacacaksin arkadasim deyip, dalis tuplerinin yerini gozume iyice kestirdikten sonra vurup kafayi uyudum.

Sabah kalktik herkes deprem konusuyo tabi. Biz yine ciktik sabah dalisina adanin kuzey kismina gittik. Dalis sirasinda bazen uzerimizden tekne gecince bi ugultu oluyo. Ama bu sefer uzerimizden tanker geciyormus gibi bi ugultu oldu. Biraz bakindim, rehberligini yaptigim grup tirsmasin diye istifimi bozmadan devam ettim. Tekneye dondugumde baska noktalara dalan diger rehberlerle konusurken ayni ugultuyu onlarin da duydugunu ogrendim. Bu vesileyle sualtinda ilk depremi yasamis oldum. Eger bir adada yasiyorsaniz sualtinda daha guvenli oluyo insan deprem sirasinda :P (annem bak yaziyorum ama cok da ciddiye alma bunlari :P )

Bu domuz gribi panigini atlattiktan sonra tam isler aciliyo derken simdi de deprem geyigine millet yine tirsacak diye dusunuyorum. Bu bitli turist milleti cok histerik ve urkek oluyo, toplucanak planlarini degistiriveriyorlar. Yine de yogunluktan dolayi iki haftadir tatil yapamadim. Boyle diyorum da ofiste bilgisayar basinda gecirdigim zamanlar geliyor aklima kendime guluyorum sonra. yani it gibi calisiyoruz da sonucta saglikli, kasli isleyen bir beden, bronz bi ten, tepemde gokyuzu altimda deniz seklinde devam ediyorum hayata. Bol miktarda dalis tupu tasimaca, gunde iki dort dalis. Saglikli beslenme halleri. Hergun yeni bir balik, balik davranisi ya da mercan ogreniyorum. Yesil murenlerle iyice kanka olduk. Istakozlarin nerelerde zulalandiklarini az cok cozdum gibi. Gecen gun yazdigim balina kopek baligi yazisinda 1 aydir bu kocaman arkadaslari gormedigimi soylemistim. Balina kopek baliklarinin internet baglantisi var mi bilmiyorum ama yaziyi takdir ettiklerini dusunuyorum. Zira yaziyi yazdigim hafta toplam 4 defa balina kopek baliklariyla yuzduk. Bu sefer heyecanlanmam artik diyorum her seferinde. Yine de heyecandan nefesim kesiliyo 10 metre uzunlugundaki arkadaslarin 2 metre yakininda kendimi buluverince.

Iste hayat boylece akip gidiyor burada. Kanimdaki azot birikimi biraz azalsin diye bugun bizim dalis dukkaninda calismaya karar verdim. Gelen giden yokken de oturup yazi yazabiliyorum boylece. Birazdan gunun ikinci feribotu adaya ulasacak. Ve dalis okullarinin divemaster ve egitmen ordulari, insan barikati olusturup feribottan inen turistlere neye ugradiklarini anlamadan once dalis veya kurs paketleri satacaklar. Aksam 6 gibi ertesi gunun planini yapip yedi bucukta kosturarak eve gidecegim. ispanyolca hocamiz cok icmis hala hasta yatiyordu. Iyilestiyse ispanyolca dersi yapicaz insallah. Onumuzdeki aylarla ilgili surpriz planlarim var bu arada. Sanirim bir sonraki yazimda bu planlardan bahsedebilecek kadar olgunlasacak fikirler kafamda. meraklan bekleyiniz, yazilara iki satir yorum yaziniz, ben de okundugumu bileyim kotum kalksin bi zahmet, allasskinaa…opuyorum herkesi…

Tuna

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Kocaman Paluk: Balina Kopekbaligi


Editorumuzun tacizlerine dayanamadim, ne zamandir soz verdigim balina kopek baliklari ile ilgili yaziyi oturup yazayim dedim. Ben coktan unutmustum bu yaziyi yazmam gerektigini. Cok alakasiz ama, gecen hafta bir gece tepemizden alcak irtifa ucus yapan amerikan savas ucaklari aklima getirdi bu baliklari. Zira dunyanin degisik yerlerinde balina kopek baliklarini bulabilmek icin su ustunde alcak irtifa ucusu yapan ucaklar turistik tur duzenleyen tekneleri yonlendiriyorlar. Utila`da boyle bir teknoloji yok tabi. Ancak Utila adasi ustunde ucan amerikan jetleri gece vakti balik pesinde degilmis. Kolombiya- Meksika arasinda kokain tasiyan bir ucagi inise zorlamislar. Sonucta ucaktaki 3 kisi oldu. Ucaktan da birbucuk ton kokain cikti. Piyasa degeri nerede satildigina bagli olarak 50 milyon dolar civarinda. Kokainin bir bolumunu denize dokmus olacaklar ki sonraki birkac gun amerikan jetleri ve kargo ucaklari alcak irtifa ucuslara devam ettiler. “Yaw pilot kardesim tamam baska sey ariyorsun da balina kopekbaligi gorursen bi alo de” seklinde bizim teknenin telsizinden ucaklara cagri yapmaya yeltendim ama bir cevap alamadim tabi ki :)

Neyse dagitmayalim konuyu. Efenim bu haftaki dersimiz Deniz Biyolojisi konumuz ise balina kopekbaliklari. Halihazirda daha baska bir turkce cevirisi oldugunu sanmiyorum. Ingilizcede Whale Shark deniyor bu guzel canlilara. Honduras`taki Utila Adasi da bu baliklarin gorulebildigi sayili yerlerden. Ben en son 1 ay kadar once bir tane genc balina kopek baligi gordum. O zamandan beri de baska goren olmadi. Bu ara biraz sessiz arkadaslar. Oncelikle yanlis anlasilmalarin onune gecelim. Uzunluklari 18m`ye kadar ulasabilen bu kocaman abiler balina degil. Dunya denizlerinde yuzen en buyuk “balik” turu kendileri. Bi kenara yazin yarisma programinda cikar bak bu soru. 700m derine dalabildikleri ispatlanmis. Memeli degil. Cigerleri yok, solungaclari var. Balinalar gibi sudaki planktonlari suzerek besleniyorlar ama aradan kacan kucuk balik vs. diye ayirmayip allah ne verdiyse mideye indiriyorlar. Kocaman bir agizlari var ve binlerce kucuk dis var icinde. Ama plankton yemek icin dislere ihtiyac yok, o zaman ne ise yariyor? diye sormus biliminsanlari. Hala arastirsalar da ureme sirasinda eslerini sabit tutmak icin kullandiklari dusunuluyor. Bu buyuk yaratiklar, kuyrugu, yada karacigeri icin bir denyo tarafindan avlanmadiklari surece 100-150 yil yasayabiliyorlar. Hong Kong`taki kuyruk pazarinda fahis fiyatlarla alici buluyor imis. gitmedim gormedim, gitmem, isim de olmaz. Hem disilerde hem erkeklerde iki adet ureme organi var. Cusse bu kadar buyuk olunca isi pek sansa birakmak istemiyorlar. Annenin karninda dollenen yumurtalar yine orada yumurtadan cikiyor. bir sure sonra da 50cm buyuklugune ulasarak okyanusa merhaba diyor. Yani aslinda iki kere doguyorlar.


Bu deniz bilimi meselesi harbiden derya gibi konu. Cogumuz varolan teknolojiyle artik arastirilip cozulmeyen sey kalmamistir diye dusunurken konu balina kopek baliklarina gelince bilinmeyenler bilinenlerden kat be kat fazla. Birisi benim gibi konu ile ilgili ukalalik yapmaya kalkisirsa aklinizda bulunsun: bu baliklarin toplam sayisi bilinmiyor, nerede uredikleri, nerede dogduklari, nasil uyuduklari, gencliklerini nerede gecirdiklerini bilen yok. Biliyorum diyen varsa da kulliyen yalan soyluyor. Vucutlarindaki butun fiziksel ozellikler kopek baligi soyundan geldiklerinin gostergesi.

Balina Kopekbaliklari 1839 yilinda Afrikanin guney ucunda ilk kez avrupali bir biliminsani tarafindan gorulduklerinden beri literature girmisler. Bu bir nedir diye bi sure tartisilmis ama kuyruk, yuzgec ve suzgeclerine dikkatlice bakinca klasik bir kopek baligi turu olduklari bariz anlasiliyor. Genel olarak tropikal ve alt-tropikal kusak civarinda takiliyorlar. Akdeniz haric. Avrupalilar yeni kesfetti diye bu baliklardan kimsenin haberinin olmadigini soyleyemeyiz tabi. Ninova`li (Musul civari) Yunus Peygamberi bilen bilir. Hikayesi uc buyuk kitapta da anlatilir. Halkina kizip atlamis gemiye. Gemide ariza cikmis. Abiyi denize atmislar. Kocaman bir balik yutmus. yunus abi baligin karninda tovbe edince Hz. yunus olmus. Bizim balik da onu kiyiya birakivermis. Simdi bu hikaye bir akdeniz hikayesi ama kizildeniz`de gorulebilen balina kopekbaliklarindan esinlenip akdeniz halklari tarafindan anlatildigi dusunuluyor. Bizim koca baligimizda da 2m yukseklikte acilabilen firin gibi bir agiz oldugundan bir insani yutup ardindan hazimsizlik cekmesi cok da imkansiz gozukmuyor. Hikaye agizdan agiza cesitli suslemelerle doldurulmus tabi.

Balina kopekbaliklari size saldirmaz ama siz bu baliklara saldirmadan once birkac seyi dusunmenizi tavsiye ederim. Bu abiler 30 yasina kadar ureyebilecek eriskinlige ulasamiyorlar. Tam sayilarini bilemedigimizden de sayilarinin azalip artmasina bakarak turu resmi olarak koruma altina almak pek mumkun olmuyor. Sunu iyi bilmek lazim. Bu abiler 60 milyon yil once de Dunya okyanuslarinda ayni formda takilmaktaydilar. Yani sizin ecdadiniz primat bile degilken Balina kopek baliklari sakin sakin 30 derece paralelleri arasinda gocerek salinmaktaydi. Tayvan`da hala bulduklari yerde avliyorlar bu hayvanlari. Meksika, Honduras, Zanzibar, Avustralya, Madagascar, Filipinler ve Endonezya gibi ulkeler canlisinin olusunden daha fazla para kazandirdigini farkedip bu turu koruyan bir turizm yaklasimini benimsemisler. Japonya, Tayvan ve ABD`de balina kopek baliklarindan 1 ya da ikisini tuttuklari akvaryumlar var. gitmeyin!!

Ben bu hikayeyi Utila`da da faaliyet gosteren Whale Shark Research Center (WSRC)`da Bryan Becker`dan dinledim. Biyolog dedigin benim kafamda yari latince yari bilimce, bissuru sikici ayrintidan bahseden bir insan turudur. Ama Bryan abimiz genc yasinda bu guzel baliklara gonul vermis, sevmis arastirmis hala arastiriyor. Isini severek yapan bir insanin hikayesini ve konusuna yaklasimini dinlemek gercekten cok keyifli. Adam merak etmis, nedir bu ogreneyim demis. Bulduklarina ve bulamadiklarina hala sasirmaya devam ediyor. Ben de hayata sasiran insanlari izlemeye ve dinlemeye and ictigim icin zaman buldukca ofislerine ugruyorum. Utila`ya yolu dusen olursa WSORC`da Bryan her pazar bikmadan heyecanla balina kopek baliklarinin hikayesini anlatiyor. Olme essegim yaz gelsin diyenler icin www.wsorc.org

tuna


ps: fotograflarin tumu ticari amacla kullanilmamak sartiyla WSORC`dan alinmistir. Lutfen araklamayaniz. Bilgiler WSORC ve wikipedia`dan derlenmistir.

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Gerzeklik el kitabi

Efenim Merhabalar

Yazi yazma islerini bu aralar biraz aksatinca “editorumuz :) ” nazim beyden inceden hicivle karisik bir uyari aldim. Bildiginiz gibi bir sonraki yazi icin balina kopekbaliklarini yazmaya soz vermistim. Gecikince Nazim balina kopekbaligini izgara yapip rakinin yaninda yedin mi diye bodoslama gimis konuya. Zaten yarim sise rakimiz kaldi Fevzi ile, gidim gidim iciyoruz, ona da taa Kanada`dan goz koyup cok gormeyiniz nazim efendi. Zaten aslen whale shark denen mahlukatlarin ismini turkceye cevirmek ve cumle icinde kullanmak yeterince zor. O yuzden bu yazida da ne yazik ki balina kopekbaliginin (BKB) balinalik kopeklik ve baliklik unsurlarina deginemeyecegim. Bu aralar Utila Adasi civarinda pek goremiyoruz kendilerini zaten.

Basliktan da goruldugu uzere bu yazida daha cok gerzekliklerden bahsetmeyi uygun gordum musaadenizle. Gerzeklik derken aslen bir seyi herkesin yaptigi gibi yapmama halinden bahsediyorum. Ama “gerzek!” vurgusu daha cok bu farkliligin absurdlugu konusunda bir uyari, sosyal rot balans ayari naminda bisey. Meydan larusa ayrica bakip yorumlara ekleyebilirsiniz tabi. Benim icin gerzek kelimesi oldukca olumlu anlami olan bir kavram. Aklima ilk gelen sey ise George Perec`in “Yasam Kullanma Kilavuzu”. Yazar aslen Fransızca’nın en çok kullanılan sesli harfi olan “e”yi kullanmadan kaybolus isimli bir roman yazdigindan beri benim obsesif kompalsif yazarlar listeme girdi. Buradan kitabi 5 yil once bana hediye eden Ertan ustadimiza entel bir selam cakalim hizlicanak. Baskisi tukenmis ona gore. “Parçaları yerleştirenin her hareketi, bu parçaların üreticisi tarafından kendisinden önce tekrarlanmıştır; eline aldığı, incelediği, okşadığı her parça, denediği, bir kez daha denediği her kombinasyon, her dokunuş, her sezgi, her umut, her cesaretsizlik bir başkası tarafından kararlaştırılmış, hesaplanmış, incelenmiştir.” demis yazar kitabin bi yerinde. Yazarin aslen ne demeye calistigindan bagimsiz olarak ben; ne zaman zihinsel uretim cabasina girissem, bu denenmislik halinin golgesi altinda ezilmekteyim. O yuzden kurtulusu gerzeklikte yani parcalarin ureticisi olmakta goruyorum.

Yanildiniz kitap da tanitmiyorum. Gerzeklikten bahsediyorum hala. Gerzeklik tabi ne dedigini dosdogru dolandirmadan bildigin gibi soylemek demek ayni zamanda. Politik olmaya calismadan, elestirilerin onune onceden nasil gecerim diye dusunmeden. Soz agizdan cikarken dert sudur: “arkadasim ben buna baktim, bunlari gordum, bana degisik geldi, bi de sana deyim dediydim kelamimi, belki sen de katarsin ustune bisey”. Bu anlamda blogumuzda bu ayin gerzeklik odulunu incelikli bakisina bir kez daha saygi duydugum kayahan kardesime vermeyi dilerim ben. Yazisinin altindaki yorumlari okuyunca tartismanin biraz daha gorsel iletisim uzerine odaklanmadigina uzuldum acikcasi.

Yine yorumlarla baglantili olarak, Greenpeace insanlarinin (sanirim ben de hala bu insanlardan birisi sayilabilirim) surekli bir savunma ve greenpeace hakkindaki yanlis anlasilmalari (o kadar cok ki!) giderme gibi bir refleksi var biraz da hakli olarak. Diger yandan her elestiri de yanlis anlasilmadan kaynaklanmiyor. Bu elestirileri alip (yes publicly) uzerine greenpeace`in bakis acisini ekleyip bir de ozelestiri koydugunuzda dadindan yinmez bana kalirsa. Kurumsal kimligin nufus edilemez pembeliginden kurtulursun bir. Fikri sermayeni dusunce borsasina yatirmis olursun, dusunce yatirimcilari olumlu olumsuz yonleri birlikte tartar ve dusunce hisselerin daha da bir deger kazanir, iki. Insanlar Greenpeace`in sokakta para toplayan insanlardan ve yerden bitiveren eylemcilerden ote bir yuzu oldugunu gorur bu da uc.

Yani aslinda Greenpeace`te kimsenin bu soylediklerimin aksine bir dusuncesi oldugunu sanmiyorum. Asil sorun su. organizasyon turkiye`de buyurken iki ana kafa karisikligi ortaya cikti. Bilgiyi uretip yayarken neyin ozel, neyin umumi (ey okur!bak kamusal demiyorum burdan dalma bana) oldugu konusunda bir fikir birligi hala olusabilmis degil. Bu da orgut ile ilgili entellektuel tartismalarin gereksiz sekilde dar bir sinirda kalmasina sebep oluyor. ikinci kafa karisikligi ise greenpeace`in taban orgutlenmesi mi yoksa tepeden orgutlenme modelini mi benimsedigi. bu tartismaya hic girmiyorum ama tartismanin yarattigi kafa karisikliginin sonucu sudur: greenpeace`in internet veya diger toplu iletisim kanallari ile kitleleri kendiliginden harekete gecmesini saglamasi zorlasiyor. Hem de cok zorlasiyor. Iletisim kampanyasi yuruturken bilgiyi ve gorsel ogeleri belli paket formatlardan sunmak gibi bir zorunluluk var. Ama internet iletisiminin sagladigi imkanlar ve olusmakta olan yeni kultur, bu gazete televizyon formatinin otesinden bir iletisim taktigi gerektiriyor. Ve bu taktikleri oturup bu blogda ya da baska umumi sanal ortamlarda neden tartismiyoruz, arkadaslar buyrun demek istiyor ben.

Aman tanrim, yine buyuk buyuk laflar etmisim kendimi kaptirip. Ama bu yazinin konusu Greenpeace de degil. Bildiginiz gibi hondurastayim bu aralar. E domuz gribi de malum. Meksikaya cok yakin oldugumuzdan dunyanin cesitli yerlerindeki tanis ve dostlardan uyari mesajlari geliyor. Sagolasiniz ben domuz gibiyim ve hic biyere gitmeye ya da donmeye niyetim yok. Bu uzakta bir felakete tepki gosterme halinin “turk”e has bir durum olmadigina sahit oluyorum. tam aksine bu medya manipulasyonuna gelip paniklemenin doruk noktasi sanirim amerika. ama tabi turke bisey olmaz sktiret olm geyiklerini de yapmakta ihmal etmiyoruz fevzi ile. Meraklananlara tek bir dusunce noktasi veriyorum: kus gribi sirasinda turkiyeyi neden terketmediniz? Turk gerzekligi ve yaraticiligi benimle birlikte honduras topraklarinda dolasiyor merak etmeyesiniz. Ama bu arada memlekette hala bir islam alimimiz cikip “domuz yiyenler allahin gazabina ugradi iste” demedi ise de ben burada cig cig domuz yiyecegim.

Benim bu aralar ugrastigim daha buyuk gerzeklikler var. Pasaportumun suresini konsoloslukta ucuza uzattiririm dusuncesiyle turkiyeden ayrildim. Ama bizim disisleri her ulkede konsolosluk acmiyor haliye. Orta amerikada meksika buyukelciligi 10 ulkeye birden bakiyor. Ben de mecburen amerikan hizli posta sirketiyle pasaportumu konsolosluga gondermek zorunda kaldim. Damga vurup geri gonderecekler. Simdi mal gibi yolda kaybolmasin diye dua ediyorum. Ama proseduru de iyice ogrenmis oldum. Hani buyukler ders olsun diyo ya…

Adadaki birinci ayimda super bir zula mekan ogrendim. Adadaki su deposu. Harika manzarasi oldugunu soyluyorlar. Tarifini de 2-3 kisiden ayri ayri aldim. Bu yoldan yukari dogru yuru, bir adet kesinlikle girilmez tabelasi var, ordan gir. curuk bir merdiven var, tepesine tirmanip manzarayi izleyebilirsin. Bunu cok fazla turiste soylemiyorlar. O yuzden gurur duydum kendimle. Gerzek gerzek gidip keyif ilen inceden :) ufka bakip pasaportumun gelisini beklemeyi dusunuyorum dalmadigim gunlerde.

Dalis isleri de yavasladi bu ara. Insan yogun calismadigi zaman gerzeklige ve eglenceye daha fazla zaman kaliyor. Dalis sonunda teknenin altindan yukselirken, yuzeyde iseyerek gevseyen bunyelere regulatorle jakuzi yapmakta huzuru buldum ben. bi anlik saskinlik ve yuzerken sicrama hali cok eglenceli bir gorsel. bu eylemin bi amaci anlami var mi yok tabi. Fevzi ile de bol bol bomba atlayisi yapip herkesi islatarak dunya aleme turkun gucunu gostermek mesguluz anlayacaginiz.

Her yazida bir tarif vermeye calisiyorum. Gelenegi bozmayalim. Bu haftaki favorimiz pratik cikolatali dondurma. bakkaldan cikolatali sut alinir. bi yudum alip, buzluga sogusun diye konup unutulur. donan sut iyice bir ezilir. bildigin super dondurma olur. ama bu tarif turkiyede calisir mi bilmiyorum. sutte cok su olunca buz kristallerinin sayisi artiyo. olay baska bir seye donusuyor.

Mektubumu bu paragraf ile noktalarken herkesin 1 mayis bayramini kutlarim. ucuncu dunya ulkesi falan diye hor goruyosunuz ama 1 mayis burada resmi tatil naber. Hatta bizim patrondan baska herseye benzeyen patron, evinde bize barbeku partisi veriyor. Ben simdiden herkese 1 mayis marsini ogretiyorum. Buradan taksime dogru yuruyuse gecicez ada halki ilen.

biz geliyoruz! acin taksim meydanini, bizim hondurasli arkadaslara ayip olmasin. :D

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Utila Adasinda Dalis Halleri

Dalis icin gittigim yerler hakkinda internette Turkce bilgi bulmak pek kolay degil. Bir de olabildigince objektif, tur sirketlerinin pazarlama dilinden uzak bir seyler aramaya basladigimda durum daha da bir umutsuz hale geliyor. Hem kendi kisisel hafizam icin, hem de dalis konusunda turkce bilgi dagarcigini internette genisletmek adina oturup yazmak istedim.

Su anda bulundugum Utila Adasi, Honduras Korfez Adalarindan (Bay Islands) birisi. Ismi genellikle daha turistik ve pahali olan Roatan Adasi ile birlikte aniliyor. Adaya La Ceiba sehrinden feribotla 1 saatte ulasiliyor. Ada Orta Amerika Resifi (Mesoamerican Reef) `nin en guney ucunu olusturuyor. Bu resif oldukca dikkate deger zira Meksika`daki Yucatan Yarimadasindan korfez adalarina kadar uzaniyor. Ve dunyanin en buyuk ikinci resifi konumunda.

Adanin kulturu ve tarihcesi karayip korsanlariyla oldukca icice. Colomb`un 1502`deki dorduncu seferinde kesfedildiginde adada halihazirda yasayan yerliler varmis. Bu yerlileri yamyam diye niteleyen ispanyol kasif yamyamlar ada halkini kole olarak calistirmak uzere baska yerlere tasimis ve gorece kisa bir surede butun yerli nufus ortadan kalkmis. Ada karayiplerde cok merkezi bir noktada, kolonilerden avrupaya altin ve gumus tasiyan gemilerin rotasi uzerinde. Tabi bu da korsanlar icin adayi oldukca cazip hale getirmis. Bu korsanlarin en unlu ve acimasizi olan Kaptan Henry Morgan, 17. yuzyilin buyuk bolumunde adayi kontrolu altinda tutmus. Zaman icerisinde bir cok avrupali korsan adaya yerlesmis. Bu yuzden bugun bile en az 5-10 kusaktir yasayan bir “beyaz” nufusu var. Artik pek avrupali olduklarini soyleyemeyecegim acikcasi. Son yillarda adaya yerlesmeye baslayan honduraslilarin disinda adadaki diger baskin etnik grup Garifuna’lar. Garifunalar, kokenleri afrikaya kadar uzayan karayipli karisik bir etnik grup ve karayiplerde ispanyollar tarafindan kole olarak bir cok farkli yere surulmelerine ragmen kulturlerini korumayi basarmislar. Bob Marley tarafindan temsil edilen Rastafani kulturu de aslen Garifuna kulturunu kastediyor benim anladigim kadariyla. Uzun lafin kisasi, bundan 150 yil once ingilizler adayi honduras’a birakmak zorunda kalmis ama adadaki hakim dil hala ingilizce. Ingilizce diyorum ama 18. yuzyil ingilizcesini karayip ispanyol aksaganiyla harmanladiginizda ortaya cikan corbayi kastadiyorum aslinda. Sonucta adalilarda Honduras`a karsi bir aidiyet duygusu yok acikcasi.


Utila’da birkac tatil koyundeki dalis sevislerini de sayarsak yaklasik 17 dalis okulu var. Ucuz dalis konusunda nam saldigindan beri Backpacker dedigimiz bitli turistlerin orta amerika rotasinda ana durak noktasi haline gelmis. Dalis okullari arasinda kiyasiya bir rekabet var. Gunde 2 kere adaya gelen feribottan cikip yurumeye basladiginizda karsiniza bir egitmen ve divemaster guruhu cikiyor. Okullar kendi aralarinda anlasip cigirtkanlar icin okul basina 3 kisi siniri koymuslar. bu kalabaligi atlatip kalacak yer aramaya basladiginizda bircok hotel ve pansiyonun dalis okullari ile anlasmali oldugunu goreceksiniz. Eger dalmiyorsaniz, ada kalacak yer konusunda pek fazla alternatif sunmuyor.

Fiyatlar genelde birbirine cok yakin. PADI Open Water kursu 270 dolar civarinda. Tabi ki bu fiyat 4 gunluk kalis ve kurs sonrasi iki dalisi da kapsiyor. Bu yuzden de dunyanin en fazla dalis sertifikasi verilen noktalarindan birisi Utila. Sabah iki ve ogleden sonra iki dalis olmak
uzere standart bir gunde 4 dalis yapiliyor. Okullar tek dalis icin musteri kabul etmemeye calisiyor genelde. 2 dalis icin 55 dolar gibi bir ortalama fiyat hakim.

Ayrica Utila, Divemaster egitimi almak icin inanilmaz ideal bir yer. 750 dolar oduyorsunuz ve gercekten egitim programinin tamaminin uygulandigi bir divemaster egitimi veriliyor. Herhangi bir dalis okuluyla divemaster egitimi yapmaniz halinde yasam boyu ucretsiz dalis hakki kazaniyorsunuz. Dalis yogunlugu oldukca fazla oldugu icin tecrubenizi de hizla arttirabiliyorsunuz.Dalis okullari genelde kendi egittikleri Divemaster`lari ise aliyor. Ama genelleme yapmayayim. Sonucta ben adaya gelip duzgun bir is bulabildim gorece kisa zamanda.
Birden cok yabanci dil konusmak cok net bir avantaj. Turkceyi kimse ciddiye almiyor haliyle :P

PADI sistemi ve standartlarina butun dalis okullari titizlikle uyuyor. Ben acikcasi bu kadar ucuz fiyatlarla bu kadar yuksek standartlar beklemiyordum. Deneme dalislarini egitmenler yapiyor. Egitmenler sadece kurslari yapiyor. Teknenin idaresi ve kurs disi dalislarin tamami sadece divemaster`lar (dalis uzmani diye cevirmisti sanirim federasyon) tarafindan yapiliyor. Kimse maasla calismiyor. Tup basina komisyon genel olarak kabul goruyor. Yukarida bahsettigim normlar butun dalis okullarini kapsiyor ve bu normlarin disina cikan dalis okullari kisa surede kapaniyor benim gordugum.

Ama adada dalan herkes, gunde 3 dolar vergi oduyor. Bu paralar samandiralarin korunmasi kacak avciligin engellenmesi ve adadaki basinc odasinin calisir halde tutulmasi icin kullaniliyor. Yani bizim Antalya – Kas`ta yapildiginin tersine kimse dalis noktasinin ustune
demir atmiyor. Tabiri caizse kimse yemek yedigi kaba sicmiyor. Samandiralar caliniyor argumanini nasil basitce astiklarini gordum ayrica burada. 2 metre uzunlugunda 25cm kalinliginda bir boru alinir. Alt ve ust kismina cimento dokulur, aradaki hava boslugu korunur.
Samandira zincirle deniz zeminine baglanir. Bu samandiranin guzel tarafi sapasaglam orada durmasi ve uzun oldugu icin yuksek teknelerin bile rahatca baglanmasini saglamasi. Maliyetin de oldukca dusuk oldugunu dusunuyorum. Kas ve diger dalis merkezlerimizdeki okullara
duyurulur. Cozun artik su samandira meselesini!!!

Dalis noktalarina gelince. Adanin etrafina dagilmis, aktif olarak dalinan yaklasik 60 dalis noktasi var. Sualti topografisi de oldukca birbirine yakin dalis noktalari arasinda. 5-10 m derinlikte resif platosu ve resifin arasinda kumul parcaciklari var. Derin suya dogru keskin bir yamac ve derinlik 20-40 metreye ulasiyor yamacin alt kisminda. sonrasi da genel olarak kum zemin. Bu yuzden kaybolmak ya da tekneyi kaybetmek pek mumkun degil. Adada yerlesim guney kisminda. Kuzey tarafi oldukca bakir kalmis. O yuzden kuzeydeki dalis noktalari daha zengin ve saglikli bir resifi barindiriyor. Ayrica Balina Kopekbaligi denen guzel canlilari gormek de ancak kuzeyde mumkun. Bir cok dalis okulu masraflardan kismak icin dalislarini limana yakin guney bolumunde sinirli tutuyor. Turkiye`den kalkip buraya gelirseniz muhtemelen dalis sirasinda agziniz acik kalir. Ama Tayland ya da Kizil Deniz ile karsilastirildiginda buranin biraz vasat kaldigini kabul etmek gerek. Bir cok tropikal tur yaninda kaplumbaga ve kopekbaliklarina zaman zaman rastliyoruz dalislar sirasinda. Tabi Turkiye Utila arasinda, Guatemala’daki bir yuksek irtifa golunde 3 ayimi dalarak gecirdigim icin buradaki dalistan sikilmam cok uzun zaman alacak diye dusunmekteyim.


Bu yazi aslinda dalis profesyonellerine yonelik oldu biraz. Hafiften ortaya karisik. Neyse ama bende daha yazacak cok hikaye var. Her dalis noktasina bir yazi ayirmaya baslarsam sasirmayin derim. Ayrica cok karizmatik balikcilar var burada. Yuzlerce hikayeleri var. o alana girmekte henuz pek acele etmiyorum. Efenim saglicakla kalin. Buralara yolu dusen olursa kapimiz her zaman acik.

Tuna Turkmen

Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

DOn’T Panic

Otostopçunun galaksi rehberinin kapağında “Don’t Panic” yazar. Geçtiğimiz birkaç hafta öncesine kadar bu tümcenin neden kapakta yeraldığını pek özümseyememişim sanırım. Son üç aydır yerleştiğim ve iyice alışmaya başladığım Atitlan Gölü’nden ayrılma zamanı yaklaşırken sonraki adımıma dair kararlar almak pek kolay olmadı. Ama ilk adımı akıl defterimin kapağına Don’t Panic yazarak attım. Ruhumun paniğini yatıştırdıktan sonra da yol önümde açıkça belirdi. Gelgelelim, eve dönüş biletiniz ve cebinizde fazla para yoksa, dünyanın bir ucunda hiç tanımadığınız bir ülkeden diğerine yerleşmeye ve iş aramaya giderken insana inceden bir dur geliyor haliyle.

Orta Amerika’nın ortasında, Karayip Denizi’nin tropikal sularına bu kadar yakın olup anakaranın ortasında bir gölde dalış işinde çalışmak Türkiye’den gelen bir insan için oldukça absürd bir durum aslen. Bu absürdlüğün farkında olmama rağmen Atitlan’daki 3 ay, zihnimin Türkiye’den Guatemala’ya ulaşması için geçen süreydi bana kalırsa. Bedenimin aynı yolculuğu 15 saatte yapmış olması hiç birşeyi değiştirmiyor. Velhasıl kelam, ben yine topladım tası tarağı, Honduras’takı Utila adasına doğru inceden yola koyuldum. Arada zihnimi boşaltmak için Guatemala City’de bir hafta geçirdim. Eski ve yeni, biten ve başlayan arasındaki analojiye şimdi hiç girmesem daha iyi. Ama özetle yeni bir yerde yaşamaya başlamadan önce açılmış bohçaları toplayıp şimdi ben kim oldum sorusuna değişik değişik cevaplar geliştirdim kendimce. Utila’da yenı bır iş aramak ve bir ev bulup yeniden yerleşmek için ihtiyacım olan motivasyonu toparladığımda yola çıktım.

Guatemala city’den Honduras’taki La Ceiba şehrine direk bir otobüsle 14 saatte ulaştım. 50 dolar otobüs parası evlat acısı gibi oturdu ama yolculuğu bölersem hem zaman kaybedip hem de daha fazla para harcayacağımı hesaplayıp kıydım paraya. Aslen Honduras Guatemala sınırındaki Kopan antik kentinde yolculuğu bölmek çok daha ucuza geliyor. La Ceiba, Utila ve Roatan adalarına giden deniz otobüsü seferlerinin kalktığı yer. Oradan bir saatlik deniz yolculuğundan sonra Utila’ya ayak bastım. Utila Adası aslen karayip korsanlarının yerleştiği ve yakın zamana kadar oldukça özerk bir yönetime sahip olmuş bir yer. Şu anda Honduras’ın bir parçası olsa da çoğunluğu ingilizce konuşan adalılar kendilerini Honduraslı olarak görmüyor. Neredeyse hepsi beyaz avrupalı genlere sahip zaten. Ama konuştukları ingilizceyi anlamak sanırım benim birkaç ayımı alacak.

Utila, son 30 yılda dalış turizmiyle oldukça ün yapmış bir yer. Roatan adasından farklı olarak dalış fiyatlarının düşük olması adayı Backpacker (bizim bitli turist diye tabir ettiğimiz) rotasında kaçınılmaz bir durak haline getirmiş. Yaklaşık 15 tane dalış okulu birbirileriyle kıyasıya rekabet halinde adada dalış işini yürütüyorlar. İskeleden iner inmez dalış okullarının çalışanlarından oluşan bir ordu size kendi okulunun avantajlarını anlatmak için hazır bekliyor. Dalış sektörünün işleyişini Kaş’ta öğrendikten sonra böylesine agresif pazarlama taktikleri içeren kıyasıya bir dalış okulları rekabeti görmek pek de huzur verici değil. Ama bir yılda Dünya’da en fazla dalış eğitimi verme rekorunu elinde bulunduran okul da bu adada bulunuyor.Adada bulunan bütün yabancılar ya dalgıç ya da dalış eğitimi alıyor. Dalışın bu kadar ortak ana gündem olduğu bir yerde bulunmak benim için oldukça yeni bir deneyim. Merakla gözlemliyorum ortalığı.

İlk olarak bulabileceğim en ucuz otele yerleşip bir soluklandım. Geceliğine beş dolar, orta amerika hotel standartlarında oldukça pahalı aslında. Kendime iş aramak için 1 ay süre verdim ve iş bulamazsam adada daha fazla zaman geçirmeyip artık geride bıraktığım evim gözüyle
baktığım Guatemala’ya dönmeyi tasarladım. Beni tanıyanlar bütün hayatımı en kötü durum senaryolarına göre kurup her zaman çok alternatifli yaşamaya çalıştığımı bilir herhalde. Bu güvenlik sendromu, bodoslama yeni bir ülkeye girerken açıkçası pek de yardımcı olmuyor. Ama eski alışkanlıklar da kolay terkedilmiyor. Du bakalım noolcak deyip 2 günde bütün dalış okullarını dolaşıp CV bıraktım. Birkaç ciddi görüşme yaptıktan sonra Captain Morgan’s dalış merkezi beni denemek için dalışa davet ettiler. Bir haftanın sonunda da dalış rehberi olarak işe kabul edildim.

İşin komik tarafı orta amerika’ya geldiğimden beri karşılaştığım tek türk olan fevzi’nin de aynı okulda çalışıyor olması. Fevzi okulun eğitmenlerinden birisi ve benim Kaş’ta çalıştığım dalış okulundaki işinden benden bir sezon önce ayrılmış. Aynı dönemde Antalya’da lise okumuşuz ve o kadar cok ortak tanıdığımız çıktı ki ben şu dakkaya kadar tanışmadığımıza hayret edip Honduras’ın bir adasında karşılaştığımıza pek şaşıramadım. İki türk bir eve yaraşır deyip beraber bir ev tuttuk. Türk örf ve adetlerini yaşatmaya and içip terliklerimizi çıkararak yeni evimize adım attık. Zulada tuttugum rakıyı gelecek hafta açacağız. Beyaz peynir var, kavun var, mezelik malzeme var hatta müzeyyen senar bile var. Hannah da geldi, rakı masası farz oldu haliyle.

Açıkçası, gurbetçilerin kendi içine dönük klanlarına ironik bir gülümsemeyle baktım hep. Bu yüzden Türk’e ve Türkçe’ye dair artan hevesimi izleyerek kendimle dalga geçiyorum. Ama diğer yandan, Türkiye’de sürekli uyanık tuttuğum antimilliyetçi refleksimin, yaşadığım (ve evet kabul ediyorum: ait olduğum) kültüre ve zenginliklerine olan takdirimi körelttiğini görüyorum. Yeni ve yabancı olan karşısında panikleyip en tanıdık şeylere tutunma ihtiyacı bilinç altımızda kocaman bir yer kaplıyor. Yine de kavramlar ve anlamlar çorbasına çok boğulmadan, yeni durumun beni taşıdığı zihinsel noktayı eğlenerek izliyorum. Köln’de dönerciler sokağında işe başlamadığımı ve son 4 ayda sadece 1 türk insanı ile karşılaştığımı düşünürsek paniğe mahal yok diyorum özetle. Sanırım kendimi alışılmış ve tanıdık olana karşı çok daha fazla tetikte tutma eğilimindeyim. Guatemala’dan ayrılırken yeni ve yabancı olana karşı hissettiğim tedirginliğin tam zıttıyla karşı karşıya kalmak gerçekten çok komik.

İşte böylece adadaki onuncu günümde hem evim hem de işim oldu. Uzun aradan sonra turkce geyige sardırmak garip oluyor.Ama bünye de özlemiş geyik muhabbetini. Sabahın köründe Fevzi’yle abi şimdi deniz anası naapıyodu konulu entellektüel tartışmaların tadını çıkarıyoruz.
Isırıyomuydu sokuyomuydu yoksa yakıyomuydu hala çözemedik. Bi bilen el atsın allah rızası için. Hatta ilk türkce telsiz muhabbetini de bugün yaptık. Kendimi fıkra gibi hissediyorum:

-Captain Morgan, Captain Morgan this is Hotel Keyla Come in
-This is captain Morgan go ahead
-Tuna abi senmisin?
-Fevzi naber olm
-İyidir, olm bak telsizden türkçe konuşmak da varmış puhahahaha…
-puhahaha…
-Abi bikac ricam olacak Utila’dan
-Buyur abicim emrin olur :) ))
…. (şeklinde devam ediyor)

Adadaki dalış noktalarından ve genel olarak benimsenen dalış kültüründen uzun uzun bahsetmek istiyorum ama bir sonraki yazının konusu olarak erteleyip simdi pek ayrıntıya girmeyecegim. Günde dört dalış ve 71 adet dalış tüpünü 4 kere tekneye yükleyip boşaltmak ilk günlerde biraz ağır geldiyse de tempoya alıştım sayılır. Mercan resifinde dalmak ve onlarca farklı tür canlıyı görmek gerçekten büyüleyici. Ben hala burada dalış rehberliği yapıp üstüne bir de para kazanmanın şaşkınlığı içerisindeyim. Onlarca dalış noktası var ve ben yoğun ve heyecanlı bir öğrenme dönemindeyim. Balık isimleri, dalış noktaları ve navigasyonu, akıntılar ve nerede ne arayacağımı hızla öğrenmeye çalışıyorum. Suyun üstünde de dalış okulunun işleyişini öğrenmek ve kendimi bir yerlerde konumlandırabilmek için elimden gelen çabayı gösteriyorum.

Ama sanırım en zoru Fevzi’nin biyerlerden bulduğu külüstür bisikleti kullanmayı öğrenmek oldu. Bisikletin önceki sahibi, frenlere ve vites takımına çok da gerek olmadığına karar vermiş anlaşılan. Zincir atmasın diye sürekli pedal çevirmek gerekiyor.Vites değiştirme işini de durup zinciri elle attırarak yapıyorum. Gün içindeki en büyük eğlencelerimden birisi oldu bisiklet. Tamir ettirmek çok sıkıcı bir alternatif gibi gözüküyor. Yolda beni izleyenler de en az benim kadar eğleniyor gözlemlediğim kadarıyla :)

Bu aralar hayatın akışı tam istediğim yönde. Mutluyum ve su anda hayattan isteyebilecegim baska bisey yok. Hersey istedigim yerde, yerli yerinde. Ben bir sureligine buradayım. Yerini, yönünü, yolunu sapıtanlara duyurulur.Yolunuz duserse beklerim efenim.

ps: Gecen yazıda bahsettiğim Baykuş’un birkaç gün önce öldüğünü öğrendim. Göldeki kazada kaybolan bir kişi de hala bulunamadı. Soran merak edenlere duyurulur.
Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)

Cuando el tecolote canta… el indio muere

(Ne zamanki baykus oter, o zaman bir yerli olur)

Bu orta amerika atasozunu gectigimiz haftasonu gelisen olaylar olmasaydi hayatimda asla duymayabilirdim. Batil inanclari olan bir insan degilim. Hayata bakisimi materyalist bir perspektife oturtsam da ilginc tesadufler ve hayatimin akis sekli beni algimin otesinde bir seylerin daha olup bittigi konusunda ikna etmeye basliyor bu gunlerde. Anlatacagim olaylar serisi cok mu normal karar veremedigimden hikayemi sizlerle paylasmaya karar verdim. Bir yandan da yazarak zihnimi berraklastirma cabasi aslinda bu.

Cumartesi sabahi Guatemala’da, Atitlan Golu kiyisinda, Jaibalito koyunde harika bir gune uyandim. Yanardaglarin golgesinde, Aldous Huxley’in dunyanin en guzel golu dedigi yerde; polarize bir gokyuzu ve dumduz ruzgarsiz bir atitlan sabahi. Golde yuzmekten daha dogal bir eylem dusunemedigimizden, arkadasim Sofia ile birlikte iskeleye dogru yuruduk. Bu sirada suda tuylu bir kus gozume carpti. Bir sure izledikten sonra su yuzeyinde yuzmekte olan hayvanin bir baykus oldugunda karar kildik. Arada kafasini kaldirip nefes almaya calistigini gorunce henuz olmedigini anlayip kurtarma cabasina giristik. Baykusun bulundugu yer golun oldukca sazlik oldugu bi yerdi. Suyun alti yuzeye kadar yosun ve otlarla kapli oldugundan yuzerek baykusa ulasmak oldukca zaman aldi. Sonunda baykusa arkasindan yaklasip yavasca ayaklarindan cekerek karaya cikardik.

Kurtarma dalgici egitimi aldigimdan beri herhangi bir insani kurtarmam
gereken bir durumda kalmamistim. Kurtardigim ilk canlinin bir baykus
olmasinin ne tur bir ironi oldugunu dusunup hafifce gulumsedim. Ama
uzerinde pek durmayip bitkin durumdaki baykusun burnuna huni ile hava ufleyip kendine getirdik. Gunun ilerleyen saatlerinde baykus kuruyup kendine gelmeye basladiginda uygun bir kosede rahat bir yer hazirladik baykus icin. Aksamustune dogru diger bir kac arkadasla birlikte Sofia’nin evinde otururken gozume bir ruya tabirleri kitabi carpti. Tamamen ciddiyetten yoksun bir sekilde baykus basligini actim ve okumaya basladim. Ozetle baykusun ani olumun isaretcisi oldugu yaziyordu. Tabi ki hicbirimiz durumu ciddiye almadik. Hayra yoralim hayrolsun yaklasimi genel olarak bu durumlar icin olsa gerek.

Aksam saatlerinde yasadigim maya koyu Santa Cruz’a, patikadan yarim saatlik yuruyusle ulastim. Jaibalito’da kalan ekiple Cumartesi gecesi partisinde Santa Cruz’da bulusmak uzere sozlestik. Gece saat 10 siralarinda butun koyun kosarak Santa Cruz iskelesine hucum ettigini gorunce ne oldugunu anlamak icin kalabaliga karistim. Santa Cruz ve Jaibalito arasinda iki tekne carpismis. Bir kisinin kayip oldugunu ogrendim. Bir grup aramaya cikti. Bu arada telefonla arayan Sofia, carpisan teknelerden birisinin onlari Jaibalito’dan almaya gelen tekne oldugunu ama onlari alamadan kaza gecirdigini soyledi. Gecenin ilerleyen saatlerinde kaybolan 23 yasindaki tekne micosunun hayatindan umit kesildi ve ertesi sabaha arama calismalari icin planlama yaptik.

Birlikte calistigim dalis egitmeni arkadasim ve benim disinda dalis yapabilecek kimse olmadigindan sualti arama calismalarinin sorumlulugunu biz ustlendik. Kazayi ilk duydugum andan itibaren suyun altinda olu bir insan vucudu aramak zorunda kalacagim fikri net bir sekilde kafama yerlesmisti zaten. Diger dalgic arkadasimla beraber kisa bir degerlendirme yaptik. Durumu olabildigince duygusallastirmadan, yapmamiz gereken seyi yapacagimiz mealinde bir konusmaydi bu. Ama sanirim ikimiz de gece uyumakta zorlandik. Sabah arka arkaya iki dalis yaptik ve kiyi seridini akinti ve dalgayi da gozonunde bulundurarak taradik. Su altinda gorus mesafesi 4 metre civarindaydi. Bu demek oluyor ki 5 metre uzaktaki bir cismi en fazla bir golge olarak gorebiliyorsunuz. Birbirimizden baska gorsel referans alabilecegimiz herhangi bir nokta da yoktu acikcasi. Bu yuzden ozellikle ilk dalis bende gozleri bagli bir sekilde sessiz bir mezarlikta dolasma hissi yaratti. Gozlerimi olabildigince uzaga odaklayip gordugum golgelerin isik oyunu mu yoksa bir insan evladi mi oldugu konusunda karar vermeye calistigim iki saat gecirdim suyun altinda. Gorus mesafesi ne kadar dusuk olursa olsun her dalisimda ana rahmindeki huzur ve konforu hissettim simdiye kadar. Ama golden ayrilmadan onceki bu son iki dalis, kesinlikle cok soguk, cok yabanci ve kayipti. Bir seyi butun cabamla bulmaya calisirken ayni anda kesinlikle bulmak istememe hali seklinde ozetleyebilirim butun cabayi. Sonucta hicbirsey bulamadan geri donduk.

Tabi bu sirada bir onceki gun golde buldugumuz baykusun haberi coktan yayilmisti. Maya kulturunde baykuslarin “Shibalba”dan gelen haberciler oldugunu bu sirada ogrendim. Shilbalba, maya inanisinda oluler diyari ya da cok katmanli bir yeralti dunyasi. Ne zaman bir baykus gorseler bunun cok yakinda gerceklesecek bir olumu haber verdigine inaniyorlar. Yazinin basindaki atasozunu de google’da yaptigim aramanin ilk bes dakikasinda gordum. “Ne zaman ki bir baykus oter, o zaman bir yerli olur.” Meksikadan Nikaragua’ya kadar cok yaygin bilinen bir atasozu. Orta amerika mitolojisinde Ah Puch ismiyle anilan baykus, Maya olum tanrisi olarak geciyor. Hunhau adiyla da bilinen Ah Puch, Mitnal denilen olum diyarini yonetir. Mitnal, dokuz maya cehenneminin en asagi ve en kotu katmani imis. Cok eski caglardan bu gune kadar baykus cigliginin olumu isaret ettigine inaniliyor. Ah Puch genelde baykus kafasi olan bir insan vucudunda tasvir edilse de diger tasvirler, canlar takan iskelet ya da sismis bir ceset seklinde.Bulamadigimiz cesetin onumuzdeki bir kac gun icinde su yuzeyine cikmasini bekliyoruz. Zira 3 gun icinde curumeye baslayan cesedin, icindeki gaz miktarindaki artisa paralel olarak yuzerligi de artiyor.

Cok daha onceden planladigim golden ayrilma planimi bu olaylar nedeniyle biraz gecikse de sonunda gerceklestirdim. Icinde maya yerlileriyle tikis tikis oturudugumuz, eski amerikan okul
otobuslerinden devsirme “tavuk otobusu” muhtesem gol manzarasinda agir aksak yokusu tirmanirken tamamen ne hissedecegimi bilemez haldeydim. Ama elimden gelen herseyi yaptigim duygusu ve olumun kacinilmazligi icimi sakin bir huzurla kapladi. Internette biraz daha okuyunca baykuslarin maya ve aztekler tarafindan bilge kus olarak buyuk saygi gordugunu farkettim. Bati toplumunda, kendi olumumuzun golgesinde, korku dolu hayatlar yasiyoruz. Attigimiz her adim, hayatimiza dair aldigimiz her karar, ya olumu geciktirmeye, ya da bu dunyadaki varligimizi olumsuzlestirmeye odaklanmis durumda. Geri kalan zamanimizi ise bir gun olecegimiz gercegini unutmaya calismakla geciriyoruz. Oysa ki kendi olumlerine odaklanmak, budist rahiplerin gunluk meditasyon pratiklerinden bir tanesi. Kendi olumumuze odaklanip onunla barismak bizi daha ozgur ve butun insanciklar haline getirecek bana kalirsa. Kendi olumumle barisip onu kucakladigim zaman, yasami ve guzelligi daha saf ve yogun yasayabilecegime inaniyorum artik. Bu sekilde bakinca baykus ve temsil ettigi “olumun bilgeligi” kesinlikle anlam kazaniyor. Mayalara ve inanislarina saygim daha da bir katlanip artiyor. Hayatini kurtardigim baykus, kendi icimde yuz cevirdigim olumumu canlandiriyor. Icim yasam, huzur ve nese ile doluyor. Yolumuz uzun. Otobus keskin viraji donerken koltuk demirine simsiki sariliyorum…

Related Posts with Thumbnails
Digg This
Reddit This
Stumble Now!
Buzz This
Share on Facebook
Bookmark this on Delicious
Kick It on DotNetKicks.com
Shout it
Share on LinkedIn
Bookmark this on Technorati
Post on Twitter
Google Buzz (aka. Google Reader)
Kral Büyük Frederick Euler'den 16 yaşındaki yeğeni Anhalt-Dessau prensesine mektupla hocalık etmesini istedi ve Euler felsefe, bilim, matematik gibi değişik konular üzerine iki yıl boyunca haftada iki mektup yazıp prensese gönderdi. Prensesden hiç bir zaman bir cevap gelmedi, ama bu dahi matemetikçi sıkılmadan bilgilerini bu onaltı yaşındaki prensesin anlayabileceği bir yalınlıkta ona sunmaya devam etti. 1768'de Euler arkadaşlarının tavsiyesi üzerine bu mektupları üç cilt halinde " Lettres à une princesse d'Allemagne" ismiyle yayınladı, bir alman prensesine mektuplar. Bu blog Euler'in Anhalt-Dessau prensesiyle yaptığı karşılıksız mektuplaşmaya öykünmeyle başlayan bir serüvende yazılan mektuplarda karşımiza çıkan güzellikler üzerine düşülen dipnotlardır...
Kategoriler
Arşiv