Posts Tagged ‘aydinlanma’

Ahanda Satori !

Bir şeyin siyah olması, beyaz olmadığı anlamına gelir mi? Peki cevabın evetse, aynı zamanda hayır olabilir mi? Başka bir deyişle hem aynı hem ayrı, hem bütün hem parça, hem tek hem çoğul olabilir mi bir şey? Belkide sorunun kendisi cevaptır aslında. Bilmiyorum, aslında benimde net bir cevabım yok. Daha çok bir hissiyatım var bununla ilgili. Yaşamlarımız, bu ikilikler deryasında devam ediyor ve işte bu hissiyat cevap arayışını sürekli kılıyor. Felsefi akıl oyunlarını bir kenara bırakıp, arayışı en temele, insan bedenine sadeleştirmek ve cevapları orada bulmak gerekiyor aslında.

Şunu biliyorum ki bu ikiliklerin en net ve göz önünde olanı zihin – beden ikilemi. Maddesel olarak tek, ama başka boyutlarda sonsuz sayıda çok. Zihin çoğu zaman sandığımız yerde ve uğraştığımız işte olmak yerine bin tane tilkinin kuyruğunu kovalamakla uğraşıyor. Peki neden yapıyor bunu sorusunu cevaplamaya kalkarsak işin içinden çıkamayabiliriz. Ama şu net ki, odaklanmış bir zihin insan yaşamında birçok şeyi kolaylaştırır. Hayatın anlamını aramak yerine, gerçekten yaşamaya başlamaksa, canlılık gerçeğine odaklanmak ve anı yakalamaktan başka birşey değil aslında. Bu da demek oluyor ki huzurlu ve uyumlu bir yaşamın önündeki yegane engel zihnin odaksız ve uyumsuz durumu. Halbuki görevi ne kadar basit. Önce şunu bir anlayalım. Zihin 4 temel aşamada iş yapıyor aslında. Birinci aşamada, dışardaki koca dünyayla 6 algı kapısı aracılığıyla ilişki kuruyor ve girdileri alıyor. İkincisinde bunları anlıyor ve bunu yaparken bunca yıldır biriktirdiği anıları, tecrübeleri kullanıyor. Üçüncüsündeyse sadece yorum getiriyor. Evet bu iyi bu kötü. Bunu sevdim, bunu sevmedim. Buna sonsuza dek sahip olmak istiyorum ve ötekini bir daha asla görmek istemiyorum. Bu karar verildiği anda, beden buna tepki veriyor ve bir takım duyumlar ortaya çıkıyor. Çoğu zaman farketmesekte bedensel duyumlar her an oradalar. Her an biri gidiyor, diğeri geliyor. Mesela duyduğunuz kokunun güzel olduğuna karar verdiyseniniz beden daha derin solumaya başlıyor. Bu güzel kokunun, güzel bir kadından geldiğine karar verdiyseniz, gözleriniz daha dikkatli bakıyor. O güzel kadından kulağınıza gelen sözler de güzelse bedende bir ısınma, bir titreşim oluşuveriyor. İşte bu noktada tehlike çanları çalıyor. Zihnin 4. aşaması, nam-ı diğer bilinç altı hemen bu duyumlara tepki veriyor. Hoş duyumların sürmesi için, gerekli kodu yazıyor, bağlantıları kuruyor ve bir sonraki anın gerçekliğini yaratıyor. ( Zaten en iyi yaptığı iş bu, ya geçmişte ya gelecekte dolanıp durmak ve yaşanılan anı kaçırmak.) Böylece bir bakıyorsun ki kadının oturduğu tarafa doğru biraz daha dönüvermişsin. Konuştuğun adam az açı dışı kalmış. Ne ayıp, ne ayıp. Upss, ayıbını mantıklı, medeni ve rasyonel zihninde farkettiğin anda düzeltiyorsun. Ama maalesef sorun orada bitmiyor. Buzdağının görünmeyen kısmı çok daha büyük ve bilinçaltında hala yazılmış kaydedilmiş bir kod, bir zincirleme reaksiyon var. Hatta milyonlarcası var. Read the rest of this entry »

Related Posts with Thumbnails
Paylaş:
  • Digg
  • StumbleUpon
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • FriendFeed
  • Google Buzz
  • Tumblr
Kral Büyük Frederick Euler'den 16 yaşındaki yeğeni Anhalt-Dessau prensesine mektupla hocalık etmesini istedi ve Euler felsefe, bilim, matematik gibi değişik konular üzerine iki yıl boyunca haftada iki mektup yazıp prensese gönderdi. Prensesden hiç bir zaman bir cevap gelmedi, ama bu dahi matemetikçi sıkılmadan bilgilerini bu onaltı yaşındaki prensesin anlayabileceği bir yalınlıkta ona sunmaya devam etti. 1768'de Euler arkadaşlarının tavsiyesi üzerine bu mektupları üç cilt halinde " Lettres à une princesse d'Allemagne" ismiyle yayınladı, bir alman prensesine mektuplar. Bu blog Euler'in Anhalt-Dessau prensesiyle yaptığı karşılıksız mektuplaşmaya öykünmeyle başlayan bir serüvende yazılan mektuplarda karşımiza çıkan güzellikler üzerine düşülen dipnotlardır...
Kategoriler
Arşiv