hiçinpiçi

Sevgili Prensesim, o güzel affına sığınarak sana bir hikaye anlatmalıyım çünkü hayat sadece şatolarda veya dayalı döşeli odalarda geçmez. Tebanın ta dibinde neler döndüğünü bilmelisin. Aklımın içuzayı ve zamanında ancak böyle layık olabilirim aşkına… Ve seni temin ederim ki ben sana asla yalan söylemem;   Günaydın Kolomb dedi, çatı katından inip karşıma oturdu lacivert ve flu bakan gözleriyle. Gecenin son birasını açtı hep... Devam...

Kaya Ruhu

Günün ortasında bir anda durup etrafına bak. Şöyle birkaç kısa dakika. Hayatın keşmekeşini kenara bırak. Derin bir nefes al ve görmek için bak. Her zaman kullandığın alelacele, güdümlü bakışlarınla değil, sakin ve anlayarak bak. Ne görüyorsun? Evler, arabalar, sokaklar, ışıklar mı gördüklerin? Yanından geçen kocaman motorsiklet mi yoksa önünde yürüyen yakışıklı adam ve güzel kız mı? Bunları bir kenara bırak. Dikkatli bak. Orada, asfaltla... Devam...

Ünlü Ünsüz Sertleşmesi

Ünlü olmalısın prenses, Ünlü olmalıyım. Hepimiz ünlü olmalıyız. Öyle ünlünün birinin dediği gibi 15 dakikalığına değil hem de. Baya bildiğin ünlü olmalıyız. Çünkü ünlü olunca yaşarsın. Öldükten sonra da yaşarsın. Seni tanımayanların, hayatında görmemiş ve görmeyecek olanların kafasında, kalbinde, bi şekilde yaşarsın. Bak az önce ünlünün birinden alıntı yaptım, 15 dakika göndermesinde. Andy Warhol. Kimdir bu abi? Ne önemi... Devam...

Deniz olur… Bakarsın..

Her şey değişir. Rüzgar yavaşlar, dalgalar durulur. Sonra tekrar başlar. Herşeyin sakinleşmesini, geçip gitmesini bekleyerek bir gemide yaşanmaz. Sonra akıl tutulur. Aklı tutulanı deniz tutar. Dalgaya tutunamayıp dalgayla devinemeyeni deniz bir tutar, bir daha bırakmaz. Gözler yuvalarına gömülür. Yüzün rengi önce beyaza, sonra yeşile, evet yeşile döner. Sağda durun inecek var diyemezsin. İnatçı benliğin vücudunu daha rahat bir ortama gitmeye... Devam...

Bir Omur Yetmez

Zaman zaman Tuna’nın “Yazı yazdım prensese, okusana” dürtmeleriyle başladım Prenses’i okumaya. Doğruya doğru! “Aşk” yazısıydı galiba beni arada -son zamanlarda düzenli dediğimiz bir biçimde- sizleri özleten bir duyguyla buraya çeken. Arkası yarınlardan arkası şu an’da olsunlara geldim “Modern zamanlarda “Yolda” olmak ve dönmek” ile. Hele şu “şehrin ortasında ekolojik yaşam!”. Özlemlerimin yazıda vücut bulmuş hallerine daha... Devam...

Yaşam Veren Kılıç

Günlerden bir gün, iki büyük kılıç ustası hünerlerini yarıştırmaya karar vermişler. İkisi de yapılabilecek en keskin kılıcı yapacaklarını söylemişler ve yapmışlar da. Ateşte haftalarca dövdükleri kılıçlarını alıp bir dere kıyısında buluşmuşlar. Derenin suları sadece diz seviyesindeymiş. Birinci usta kılıcını çekip suyun ortasına saplamış. Sonra seyretmeye başlamışlar. Ağır ağır akan suyun üzerinde süzülen bir yaprak gelip... Devam...

Modern zamanlarda ‘Yolda’ olmak

“Benim icin sadece cilgin olanlar adamdir, yasamaya cilgin, konusmaya cilgin, kurtarilmaya cilgin, ayni zamanda herseyi arzulayan, hic bir zaman agzini bir karis acmayan veya siradan bir sey soylemeyen, ama yanan, yanan, muhtesem Romali bir mesale gibi yanan, yildizlara yayilmis orumcekler gibi yanan ve tam ortasinda merkezdeki mavi isigin patladigini gorursun ve herkes ovvvv! diye kopar…” Jack Kerouac 1957 yilinda Yolda adli bir solukta yazilmis romaninda... Devam...

Sessizlik ve Ciplaklik uzerine

Gunes kavurucu disarda, cik disariya oynayalim diye bagiriyor. Basimi dondurmeye yeminli. Bense son gunlerde ciplaklik ve sessizlik uzerine dusunuyorum. Gunes kavurmaya devam ediyor. Bu kez balkona kisik gozlerle uzaktan bakiyorum. Sanki geceyi ozluyor gozlerim, ayi ozluyor. Sessizlik ve ciplaklik temasi ayla daha iliskili sanki. Tum bu dusunceler kafamda sekillenmeye calisip calisip sekil degistire dursunlar, ben ciplaklik ve sessizlik konusuna geri donmeye karar veriyorum. Once... Devam...

Söz uçar, yazı kalır da hep de aynı mı kalır be kardeşim?

Geçen sabah ben kahvemi içip ayılmaya çalışırken barmen, şair, Fransız ev arkadaşım Sebastian işten geldi. Biraz sarhoş. Biraz mutsuz. Çalıştığı bara takılan Belçika’lı bir yazardan bahsetti. Adam akşam 6 sularında gelip birkaç birayı hüplettikten sonra eve gidip yazıyormuş. Ve de bunu neredeyse her gün yapıyormuş. Kendi şiirlerini ona göstermek, fikirlerini öğrenmek istiyordu kaç zamandır. Ama önce onun yazdıklarını okumak istiyor.... Devam...

Facebook

Get the Facebook Likebox Slider Pro for WordPress