Öpücüğün Formu
Rodin’in meshur “The Kiss” heykelini bilmeyen sevmeyen yoktur her halde. Ne zaman baksam adam allahin tasina nasil bu kadar elektrik yuklemis diye sasarim. Erkegin elinin konumu, kolayici, sahiplenici pozisyonu, kadinin zerafetle hafif egilmesi, aralarindaki hassas, derin ama bir o kadar da elektrik yuklu temas, tas olum bu tas ne yapiyosun Rodin. Bu opusme temasini Rodin’den baska isleyenler de oldu tabi, ben asil bu yazida daha az unlu olan baska bir... Devam...
No tasarim. Yo Yo yes tasarim
“Afişlerle dünyayı kurtaramazsınız. Ama insanlara dünyanın kurtarılmak zorunda olan bir yer olduğunu bir kez daha hatırlatabilirsiniz.” Grafik tasarım mesleğini kademeli olarak bırakma kararını aldıktan sonra, -bu sefer daha bilinçli olarak- 30 yaşında “ne olsam?” sorusunu sormaya başladım. Bir çok iş birkaç istasyon geride kalmış, ben “b”lerin çubuğuyla oynarken. Yine de eminim ki uygun istasyonlar bulacağım kendime. Mesela sağlıklı... Devam...
Palyaço, clown, şaklaban, cloun, palhaço, pelle…
Saç baş, kıyafet, makyaj, jest, mimik değiştikçe çevremizdekilerin tepkileri, davranışları, tavırları değişir durur. Veyahutta bazen bu tepki, davranış, tavırların ne yönde değişeceğinden emin bir şekilde belli biçimlerde giyinir, davranır, oturur, kalkar, gülümser, sırıtır, ciddi veya kasıntı oluruz. Ne bileyim biri iş görüşmesine gidecektir, evde giydiği çizgili pijamasını tayyörle değiştirir, rastalı saçlarını topuz yapar,... Devam...
Çernobil: Orda bir köy var uzakta
Orda bir köy var uzakta. Gitmesek de görmesek de, o köy bizim köyümüzdür. Adı Pripyat. 26 Nisan 1986′dan beri pek kimselerin gidip görmediği, Çernobil’de nükleer reaktör sızıntısından anında etkilenen, çoğu insanın öldüğü, binlercesinin yaralandığı, radyasyonla kontamine olmuş bir köy Pripyat. Ve Pripyat’ın kaderi Çernobil nükleer enerji santralı. Boşluk. Kıpırtısızlık. Sessizlik. Ve tabii radyasyon hakim Çernobil’de... Devam...
Sokaklara ses katanlar, şehirlere ruh verenler
Şehir hayatı zor şey. Ama seviyoruz işte bir şekilde her şeyin aynı anda ortaya çıktığı, bazen birbirine girdiği, bazen de şaşırtıp gülümsettiği şehirlerde dolaşmayı. Bazen bir sarhoş çıkıp bir şey söylüyor, bazen bir kavga çıkıyor, geleneksel bir aile diyaloğuna tanık oluyoruz, bazen romantik sevgili anlarına, parklarda takılanları görüp iyi hissediyoruz, çoğu zaman da sokaklardaki müziği o anki ruh halimizin soundtrack’i yapıyoruz. Hikayeleri... Devam...
Wabi-Sabi ve Fotoğraf Üzerine
Wabi-Sabi ziyadesiyle derin bir mevzu. Wabi-Sabi’yi tamamen rastlantı eseri keşfettiğimde bir çok taş kafamda yerine oturdu ve yıllardır, özellikle modernizm bakış açısının yarattığı genel estetik kanı ile çelişen düşüncelerimi bir düzleme oturtmak konusunda çektiğim sıkıntı -bir anlamda- sona erdi. Wabi-Sabi, güzellik ve estetik ile ilgili bir felsefe; elbette yüzyılların birikimi olan kültürünü bir nebze de olsa korumayı başarabilmiş... Devam...
Sokaklar Dile Gelse
“Kucuk bir cocukken, yeni bir bisiklet icin her aksam dua ederdim. Sonra tanrinin o sekilde calismadigini anladim, bende bir bisiklet caldim ve her aksam affedilmek icin dua etmeye basladim.” komedyen Emo Philips’den bi alinti, bu Ingilterenin Bristol sehrinde ikamet eden sokak sanatcisi Banksy’nin manifestosunu olusturuyor. Manifesto uc cumleden ibaret. Basit, guclu ve gulumsetirken cagin ruhunu ozetliyor. Ayni Banksy’nin sokak tablolarindaki gibi.... Devam...
The Revolutionary Road
(biraz spoiler olabilir, izleyip okumak daha mı faydalı acaba?) şahsen kendi adıma amerikan ailelerindeki dramı anlatan filmlerden çok sıkılmış durumdayım. ya da eskiden başarılı olan ama hayatı bir şekilde tepetaklak gitmiş, fakat sonradan kici toplamaya çabalayan adamların hikayesinden (ama bu başka bir yazının konusu).. oscarlara ne kadar güvenirsiniz bilemem ama ben şahsen çok fazla saygı duymam, yine de her sene takip ederim kim ne kazanmış diye.... Devam...
"Kaçık Finlandiya" ve sahnelerin gücü adınaaa…
Efendim, bir süredir Brüksel’de yaşayan bendeniz, bu orta ölçekli süper kozmopolit Avrupa şehrinde mümkün olduğunca yer altı, yer üstü sanat aktivizmini takip etmeye çalışıyorum. Istanbul’da da takip ederdim ve Ankara’da ve diğer başka ülkelerde, şehirlerde. Sahnede olup bir şeyler aktarmanın gücüne hayranlık duyuyorum ve özellikle provakatif sahne çalışmalarını, anafikre katılsam da katılmasam da gülümseyerek izliyorum. Uç... Devam...









Son Yorumlar