<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Prensese Mektuplar &#187; politika</title>
	<atom:link href="http://www.prensesemektuplar.com/category/politika/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.prensesemektuplar.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 22:46:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Ekolojik Kriz: EkoBilim, EkoBilsin, EkoBilimiz</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2011/08/ekolojik-kriz-ekobilim-ekobilsin-ekobilimiz.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2011/08/ekolojik-kriz-ekobilim-ekobilsin-ekobilimiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Aug 2011 08:00:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayşem</dc:creator>
				<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[cevre]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=5170</guid>
		<description><![CDATA[Selam Prenses, Bu yazı Varlık dergisinin Ağustos 2006 sayısında &#8220;bilimsel düşüncenin sınırları ve ekolojik kriz&#8221; başlığıyla yayınlanmıştı ama son zamanlarda senin yaşlarındaki öğrencilerimle birlikte iklim krizi üzerine konuşup düşünürken belki de bir gözden geçirip yeniden yayınlamak lazım diye düşündüm. Dolayısıyla bir parça didaktik kaçtıysa kusura bakmayarak oku lütfen&#8230; Geleneksel düşünce ve yaşam biçimleri artık cevaplamıyor varoluşsal sorularımızı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td><strong><em>Selam Prenses,</em></strong></td>
</tr>
<tr>
<td><strong><em>Bu yazı Varlık dergisinin Ağustos 2006 sayısında &#8220;bilimsel düşüncenin sınırları ve ekolojik kriz&#8221; başlığıyla yayınlanmıştı ama son zamanlarda senin yaşlarındaki öğrencilerimle birlikte iklim krizi üzerine konuşup düşünürken belki de bir gözden geçirip yeniden yayınlamak lazım diye düşündüm. Dolayısıyla bir parça didaktik kaçtıysa kusura bakmayarak oku lütfen&#8230;</em></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Geleneksel düşünce ve yaşam<em> </em><em>biçimleri artık cevaplamıyor varoluşsal sorularımızı.</em> Aydınlanmadan sonra bir (ya da birçok) tanrıya inanmak son derece güç. Tabii bu inanç boşluğunu bilim ve teknoloji dolduruyor. Ailemizle olan sorunlarımızı çözmeyi psikiyatristlere, çevreyle olan sorunlarımızı çözmeyi de mühendislere ve bilim insanlarına bırakıyoruz. En iyisini onlar biliyor, çünkü onlar rakamlara sahipler.</p>
<p>Peki ekolojik krize çözüm ararken nereye dönüp bakacağız? Kendimize bütüncül ya da genelgeçer bir bakış açısı yaratmamız mümkün mü? Yoksa bize sunulanı mı seçmek zorundayız?<em> </em></p>
<p><em>Aydınlanma içimize işlemiş&#8230;<img class="alignright" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/08/prenses1.bmp" alt="" /><br />
<span class="Apple-style-span" style="font-style: normal;">Nasıl işlemesin ki? Hayatımızı iyileştirdiğine inandığımız her şeyin kökeninde o var. Artık daha genç, daha güzel olmak elimizde, artık doğum yapacağımız güne karar verebiliyor, uzak mesafelere hızla ulaşabiliyor, dünyanın her yerinden her yerine bilgi ve haber gönderebiliyoruz. Bundan yalnız elli sene önce fiziksel olarak mümkün olmayan ne kadar çok şeyi kolaylıkla yapabiliyoruz! Doğayla ve doğanın üzerimizde kurduğu sınırlayıcı güçle olan savaşımızı kazandık gibi görünüyor. Hepsi dünyayı daha iyi anlamamız, neden sonuç ilişkilerini çözümlememiz ve gerçekliği araştırmamız sayesinde! Bu anlayışın kökeninde yatan varsayımlar ise neredeyse sorgulanmadan hayatımızı belirliyor.</span></em></p>
<p>Nedir bu varsayımlar? Bugünün bilimsel araştırmalarının kökenindeki varsayım, bizden bağımsız olarak var olan dünyayı objektif bir şekilde araştırabileceğimiz ve böylece içerdiği nedensellikleri anlayabileceğimiz şeklinde özetlenebilir. Bu görüşe göre var olan tek dünya bizim dışımızdadır ve araştırmacının bu dünya üzerinde herhangi bir belirleyici etkisi yoktur.</p>
<p>“Rasyonel bir tavırla yürütülen, hakikati arayan, mantık kullanılarak kanıtlanmaya ya da çürütülmeye çalışılan, retorikten, duygusallıktan, inançlardan uzak duran ve ikna etme endişesi taşımayan” bilimsel projeler, kabul gören ve uygun bulunan projelerdir. Böyle bir bilimsellik anlayışının sosyal bilimlere uygulanması ise şu varsayımı gerektiriyor: Tıpkı doğaya bakıp onu anlayabildiğimiz, bilmecelerini çözebildiğimiz ve insan hayatını “iyileştirebildiğimiz” gibi toplumları da anlayabiliriz. Pazar araştırmaları, kamuoyu araştırmaları, nüfus sayımları, sosyal bilimcilere her bireyi bir sayı olarak algılamalarını ve bu anonim bireylerin davranışları üzerinde matematiksel analizler yaparak neden sonuç ilişkileri kurmalarını sağlayan veritabanlarını oluşturmak ve araştırmak için gerekli alanı ve finansmanı yaratıyor. Tümevarımcı ve ampirik metod böylece hükümet politikalarını, kurumsal dengeleri, tüketilen ürünleri ve tabii doğayla olan ilişkilerimizi belirliyor.<br />
<em><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/08/New-Picture-3.png"><br />
</a></em>Çevre sorunlarının birer “sorun” olarak algılanması ve bu sorunları çözmek amacıyla yapılan bilimsel çalışmalar da bu bakışın bir parçası. Sorun olarak algıladığımız semptomları modern, endüstriyel yaşantının doğal bir uzantısı olarak görüp bunların kökenindeki sosyo-ekonomik ilişkileri incelemek ve bu ilişkileri değiştirmeye çabalamak yerine şu varsayımı yapıyoruz: Eğer yeterince veri toplar, mantıklı bir çözümleme uygularsak ve yeni teknolojik çözümler üretebilirsek, bu sorunlardan sıyrılıp içinde yaşayıp gittiğimiz hayli teknolojik, hayli endüstriyel, hayli kurumsallaşmış, hayli bireysel yaşantıları sürdürebiliriz. Bu varsayım kısaca ‘sürdürülebilir kalkınma’ olarak adlandırılıyor. <a href="http://umitsahin.blogspot.com/">Ümit Şahin</a>’in <a href="http://www.ucekoloji.net/"><em>Üç Ekoloji</em></a><em> </em>dergisinin 2. Sayısında yayınlanan “<a href="http://umitsahin.blogspot.com/2006/05/truva-at-olarak-srdrlebilir-kalknma.html">Truva Atı Olarak Sürdürülebilir Kalkınma</a>” başlıklı yazısında ifade ettiği gibi:</p>
<blockquote><p>“Sürdürülebilir kalkınma söyleminin bu kadar başarı ve yaygınlık kazanmasının temel nedeni, bir araya getirdiği birbirine tamamen zıt, daha doğrusu biri (kalkınma) diğerini (sürüdürülebilirlik) ortadan kaldıran iki kavramı uzlaştırma girişimini, sanki bu ikisi birbirini gerçekten destekliyormuş gibi yaparak, bunu da bilimsel bir dil ve yöntem kullanarak yapması olsa gerektir.”</p></blockquote>
<p>Kalkınmayı doğayı rahatsız etmeden sürdürebilmek bu paradigmanın amacı gibi görünüyor.</p>
<p><em><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/08/New-Picture-3.png"><img class="alignleft" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/08/New-Picture-3-285x300.png" alt="" width="285" height="300" /></a></em>Endüstrileşmiş ülkelerdeki hava kirliliği, bebek ölümü oranları, beklenen yaşam süresi gibi istatistiklere baktığımızda (ve aynı ülkelerdeki intihar oranlarına, kişi başına düşen orman ya da doğal alanların miktarı ile ilgili istatistiklere ya da endüstrileşmiş ülkelerin sömürgeleri olmuş ve olmakta olan ülkelere ait herhangi bir istatistiğe bakmadığımızda) gerçekten de doğayla savaşımızı kazandık gibi görünüyor. O halde neden doğa hâlâ direniyor ve boyun eğmiyor? İklim değişikliği, türlerin yok olması ve biyolojik çeşitliliğin azalması, ozon tabakasının incelmesi ve kanser oranlarının artması gibi dev ve birbirine bağlı, çözülmesi neredeyse imkânsız görünen sorunlar niye karşımıza çıkıyor?</p>
<p><em>Modern Bilim Kendi Sınırlarını Belirler&#8230;</em></p>
<p>Düşünce tarihine baktığımızda bilimsel yöntemleri inceleyen, hatta herhangi tür bir bilgiye ulaşıp ulaşamayacağımızı sorgulayan birçok düşünürle karşılaşırız. 1748’de <em>İnsan</em> <em>Zihni Üzerine Bir Araştırma (</em><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/An_Enquiry_Concerning_Human_Understanding"><em>An Inquiry Concerning Human Understanding</em></a><em>) </em>adlı çalışmasında tümdengelim yöntemini sorgulayan <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/David_Hume">David Hume</a>, gelecekte olanların da geçmişte olanlara benzeyeceği varsayımında bulunmadığımız takdirde bu yöntemin bizi geçerli argümanlara ulaştıramayacağını, bu sebeple ampirik bilginin tek mümkün bilgi olduğunu öne sürmüştü. Deneyimlerimizin bizde bıraktığı izlenimlerin fikirlerimizin tek geçerli kaynağı olabileceği fikrini benimseyen Hume (ve diğer deneyciler) çok daha yakın bir zamanda <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Karl_Popper">Karl Popper</a> tarafından eleştirildiler.</p>
<p>Popper’a göre bilimsel teoriler bir bataklığa diktiğimiz kazıklardı (bu benzetmeyi ampirik bilgiyi teorilerini desteklemek için kullanan ve “temel”i değişmez kabul eden yaklaşımlara karşı kullanmıştı). Bilimsel bilgi ancak ve ancak genel bir teoriye ait hipotezlerin her türlü yanlışlamaya açık olması ve sürekli olarak teste tabii tutulması yoluyla mümkün kılınabilirdi. Popper için de bilimin araştırdığı tek bir dünya vardı; sınırları ve yöntemi üzerinde anlaştığımız takdirde, onu rasyonel bir şekilde araştıran bir yöntem bilimsel bilgiyi mümkün kılabilirdi.</p>
<p>Popper’ı eleştiren <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Thomas_Kuhn">Thomas Kuhn</a>, paradigmatik değişimlerden bahsederken gelişme ve aydınlanma vizyonunun yanıltıcı olduğunu, bu paradigmanın da diğerleri kadar sınırlayıcı bir paradigma olduğunu ifade eder. Popper’ın tek bir dünya anlayışını eleştirerek birbirinin yerini almak için yarışan birçok dünya anlayışı olduğunu savunan Kuhn, bilimin entelektüel açıdan şiddet içeren (<em>intellectually violent</em>) devrimlerle ilerlediğini ve her paradigmanın kendi kurallarını, kendi kurumlarını, kendi sorularını ve anomalilerini oluşturduğunu söyler.</p>
<p>Bu açıdan bakıldığında doğru bir yöntem yoktur, her paradigmanın kendisine ait ve ilgili topluluk tarafından kabul edilmiş, standart olarak görülen bir yöntemi vardır.</p>
<p>Bu noktadan yola çıkacak olursak, modern bilim kendi sınırlarını da belirler. İklim değişikliği “bilimsel bir gerçeklik” olabilir, ancak bu paradigmanın nerdeyse tüm ürünlerini keyifle kullanan tüketim toplumu için bir gerçeklik olmaktan çok uzaktadır. Çünkü bu paradigma içinde “düşünen” bir birey için mantıksal sonuç, bilim ve teknolojinin nasıl olsa iklim değişikliğinin çözümünü de bulacak olduğudur.</p>
<p>Tarihsel bir sıra izlemeyip rasyonalist (akılcı) geleneğe dönecek olursak, bu yaklaşımın da deneyciliği eleştirdiğini görürüz. Deneyimlerin oluşturduğu izlenimler bilgiyi oluşturmak için doğru kaynak değildir, çünkü izlenimler yanıltıcı olabilir. Bu yüzden izlenimler sorgulanmalı ve aklın süzgecinden geçirilmelidir. Dünya üzerindeki her şey açıklanabilir, yeter ki akılcı bir analize tâbi tutulsun. Dolayısıyla bilgiye ulaşmanın yolu olarak matematiksel mantık ve tümdengelimcilik gereklidir. Rasyonalizme göre tek bir dünya vardır ve bu dünyanın gerçekliğini aktaran bilginin akıldan başka hiçbir kaynağı olamaz.</p>
<p>Rasyonalizmi eleştiren onlarca düşünürden <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Charles_Taylor_%28philosopher%29">Charles Taylor</a> ‘anlam’a değinir. Taylor, herhangi bir fenomenin anlamının bir özne için ve diğer anlamlar dünyasının içinde var olabileceğine dikkati çeker. Tüm ifadelerimizin ve yorumlarımızın yine yorumlanabileceğini, bu yüzden de hiçbir ifadenin son ve gerçek olduğunu düşünemeyeceğimizi söyler. Rasyonalizm ve deneycilik gibi gelenekleri bu belirsizlikten kendilerini sıyırmaya çalıştıkları için eleştiren Taylor, bu yöntemlerin sosyal bilime uygulanması halinde araştırmacının edindiği bilgiyle değişen bir özne olmaktan çıktığını, toplumsal değişimdeki zaman unsurunun da görmezden gelindiğini ifade eder. Taylor rölativist olmadığını söyler: Gerçeklik kültüre özgü ve kültürle yapılandırılmış bir “uygulama” dır ve her bir uygulamanın araştırılması yoluyla, hayatlarımızı belirlemekte olan kuralların farkına varmamız da mümkündür. Her türlü anlam “tartışmalı”dır, bu yüzden bir yorumlama alanı içerisinde değerlendirilmelidir. Bu kurallar fark edildikçe ortaya çıkan sezgisel boşluklar sosyal bilimin araştırma konusu olmalıdır. Böylece iyileşme ve ilerleme mümkündür. Bu noktada Taylor eleştirel bir aydınlanmacı olarak tanımlanabilir.</p>
<p>Taylor’ın evrensel olmayan bu hermenötik anlayışına tam bir zıtlık içinde yazan <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/J%C3%BCrgen_Habermas">Jürgen Habermas</a> pozitivizmi toplumların başarısızlıklarını araştırmadığı için eleştirir. Kişisel tarihine bakıldığında bu son derece anlaşılır bir şeydir: Erken gençliğinde Hitler Gençlik Tugaylarına katılıp holokost sonrasındaki umutsuzluğundan “aydınlanmaya içsel bir rasyonalite” aramakla kurtulabileceğini düşünen Habermas, hocası <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Theodor_Adorno">Theodor Adorno</a>’yla derin fikir ayrılıkları yaşamasına sebep olacak bir araştırmaya girişir: evrensel geçerliliğe sahip ve başarısızlığın ötesine geçecek bir siyaset. <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Frankfurt_School">Adorno ve Horkheimer</a>’ı insanlığı özgürleştirme amacıyla yola çıkan aydınlanma projesinin, onu bilimin objesi ve deneğine dönüştürerek son raddede başarısız olduğunu yazdıkları için eleştirir. Habermas da rasyonalitenin kültürel ve öğrenilmiş olduğunu kabul eder, ancak bilginin ve araştırmanın araştırmacıyı ve toplumu sürekli olarak değiştirdiği gerçeğinin göz ardı edilemeyeceğini savunur. Tek bir dünya yoktur, araştırmacıyla çalışma alanı arasındaki dünyanın dışında, araştırmacının kendi (ve araştırmasından etkilenen) dünyası ve özneler arasındaki ahlaki farklılıkların barındığı üçüncü bir evren vardır. Bu dünyaların hepsi birbirini etkiler. Farklı dünyaların ve yorumlamaların var olabilmesi için gereken minimum şartlar da korunması gereken haklardır.</p>
<p>Tüm evrenselliği bir yana bırakarak bilimsel alanı yepyeni bir şekilde tanımlayan <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Michel_Foucault">Michel Foucault</a> ise ne zaman neyin doğru olduğunu ve kimin tarafından söylenenlerin doğru olduğunu belirleyen yapıların zaman içinde değiştiğini ve güç-bilgi-gerçeklik üçgeninde gücün bilgiye, bilginin de gerçeğe izin verdiğini hatırlatır.</p>
<p><em>Artık Gerçekten de Sayılara İndirgenebiliriz.<em><img class="alignright" src="http://t0.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcQLCpz9RLDHBkSAoQQxiVOXJW2MwbtWoEWrgh3MytuEx_baNX4H" alt="" width="251" height="201" /></em></em></p>
<p>“Her anlam belli bir özne içindir.” Peki bunu görmezden gelip objektifliğe soyunan bilim insanları beyaz önlüklerini giyip bize gerçeği, yalnız gerçeği ve tüm gerçeği mi anlatmaktadırlar? Acaba bu yaklaşım, bizim fikirlerimizi onlarınkinden daha az geçerli, bizim düşüncemizi onlarınkinden daha az önemli bir hale getirmiyor mu? Bilim insanlarının bunu yapmakla elde ettikleri gücü farkedecek olursak, bu sorunların cevabı sırasıyla (ve basitçe) “hayır” ve “evet” olacaktır. Bundan belki de daha önemlisi “bilimsel” bilginin bize ulaştığı araçların iktidar ilişkileriyle gayet yakın bir bağının olmasıdır.</p>
<p>Yapılan analizler ne kadar gerçeğe ulaşmak çabasında olsa da, medyanın bu analizleri yansıtmadaki (en iyi ihtimalle) başarısı, (en kötü ihtimalle) objektifliği nedir? Acaba bu durum ve bunu sorgulamıyor oluşumuz, tembelleştiğimizin bir ifadesi değil mi? Son model arabalarımıza binip klimalı ofisimizde bilgisayarlarımızın başında geçen yorucu bir günden sonra tek istediğimiz televizyonun karşısında “rahatlamak”, arkadaşlarımızla yeni evimizin dekorasyonunu ya da çocuklarımızın okullarını tartışmak haline mi geliyor? Bilimin değeri her ne olursa olsun bizim onu algılayışımız ve sorgusuz sualsiz kabul edişimiz de sorunun bir parçası değil mi? Kendi fikrimizi belirlemek zorunda ve sorumluluğunda değil miyiz? Kendi fikrini belirlemek için emek sarfeden bir kişi fikrini ifade etmek, onu yaymak ve tartışmak isteğinden vazgeçebilir mi? Bunun en doğal sonuçlarından birisi modern toplumsal hayatta düşüncelerin, anlamlandırmaların, yorumların ve tartışmaların önemini kaybetmeye başlamasıdır. Daha bundan otuz sene önce düşüncelerimiz ve anlamlandırmalarımız hayatımızı belirler ve yönlendirirken bugün neredeyse tüm seçimlerimizin yaşam tarzı ve bireysel tercihler olarak tanımlanıp “hoşgörülmeleri” ve mümkünse fazla kurcalanmamaları önerilmiyor mu bize? Tutku, modern hayatta siyasi fikirlerle hiçbir ilgisi olmayan, dünya görüşümüzle ilişkilendirilmeyen bir kavram haline geldi.</p>
<p>Artık tutkularımız tükettiğimiz ürünlere ve ulaşabildiğimiz hayat standartlarına yönelmiş durumda. Belki bu durumda gerçekten de sayılara indirgenebiliriz artık.</p>
<p>Soruları ve araştıracak cevapları olmayan bir küresel toplumun çözemediği ve çözemeyeceği küresel çevre sorunları olması kadar doğal ne olabilir? Ekolojik krizin temelinde yatan tüketim çılgınlığı sorgulanmayıp da pazarlama, finans ya da ekonomi gibi “bilimsel disiplinler”ce sayısallaştırıldığı sürece bu sorunlar da değişmeyecektir. Bulgularının sınırlarını tanımakta ve açıklamakta sosyal bilimlere oranla çok daha başarılı olan doğa bilimleri için gelişmenin bir yolu da, üyeleri tek gerçekliği bizlere ulaştıran Mesih rolüne büründüğünde alacakları önlemleri belirlemek için, disiplinlerin kendi iç denetim mekanizmalarını geliştirmeleridir.</p>
<p>Sosyal bilimler içinse yapılması neredeyse mecburi olan paradigma değişikliği, doğa bilimlerin son yüzyıl boyunca ödünç aldıkları metodlarından artık vazgeçerek, araştırma konularından modellerine kadar yaptıkları tüm seçimleri gözden geçirmeleri ve sınırlarını kabul etmeleridir. Yoksa tek yapılabilecek şey, toplumda var olan güç ilişkilerini sorgulamadan tüketicileri gruplamak haline gelecek. Yoksa kalkınmanın kutsallığını ve sürdürülebilmesinin önemini, karbon ticaretinin nasıl daha kârlı bir hale getirilebileceğini, insanın dünyadaki varoluşu imkânsız hale gelene kadar araştırmak zorunda kalacağız. Yoksa gazetlerde endüstrileşmiş ülkeler tarafından üçüncü dünyaya satılan her bir nükleer reaktörün (kanser oranlarını ne kadar artırdığını ya da kaç adet temiz enerji santralinin kurulmasını engellediğini değil ama) kaç eve elektrik götürdüğünü okumaya devam edeceğiz. Yoksa neden endüstriyelleşmiş bir organik ürün sektörünün toplumun geleneksel dokusunu yırtacağı hiç sorgulanmayacak. Yoksa enerji ya da su kaynaklarına sahip olmak için bir devletin başka bir ülkedeki insanları öldürmesini neden protesto etmesi gerektiğini hiç bilmeyecek, dolayısıyla seçimlerinin ve davranışlarının sorumluluğunu fark edemeyecek bir kuşak yetişecek. Yoksa sosyal bilimlerin insanlığa yeni bakış açıları sunarak, kendisini fark etmesini sağlayarak onu geliştirmeye ve toplumsal ilişkilerimizi sorgulamaya yönelik potansiyeli yitip gidecek.</p>
<p style="text-align: right;"><em>Haziran 2006</em></p>
<p style="text-align: right;"><em> Essex Üniversitesi, Colchester, Birleşik Krallık<a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/08/New-Picture-3.png"><br />
</a></em></p>
<div><em><br />
</em></div>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Fekolojik-kriz-ekobilim-ekobilsin-ekobilimiz.html&amp;title=Ekolojik%20Kriz%3A%20EkoBilim%2C%20EkoBilsin%2C%20EkoBilimiz%20&amp;bodytext=%0D%0A%0D%0A%0D%0ASelam%20Prenses%2C%0D%0A%0D%0A%0D%0ABu%20yaz%C4%B1%20Varl%C4%B1k%20dergisinin%20A%C4%9Fustos%202006%20say%C4%B1s%C4%B1nda%20%22bilimsel%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCncenin%20s%C4%B1n%C4%B1rlar%C4%B1%20ve%20ekolojik%20kriz%22%20ba%C5%9Fl%C4%B1%C4%9F%C4%B1yla%C2%A0yay%C4%B1nlanm%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1%20ama%20son%20zamanlarda%20senin%20ya%C5%9Flar%C4%B1ndaki%20%C3%B6%C4%9Frencilerimle%20birlikte%C2%A0iklim%20krizi%20%C3%BC" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Fekolojik-kriz-ekobilim-ekobilsin-ekobilimiz.html&amp;title=Ekolojik%20Kriz%3A%20EkoBilim%2C%20EkoBilsin%2C%20EkoBilimiz%20" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Fekolojik-kriz-ekobilim-ekobilsin-ekobilimiz.html&amp;title=Ekolojik%20Kriz%3A%20EkoBilim%2C%20EkoBilsin%2C%20EkoBilimiz%20&amp;notes=%0D%0A%0D%0A%0D%0ASelam%20Prenses%2C%0D%0A%0D%0A%0D%0ABu%20yaz%C4%B1%20Varl%C4%B1k%20dergisinin%20A%C4%9Fustos%202006%20say%C4%B1s%C4%B1nda%20%22bilimsel%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCncenin%20s%C4%B1n%C4%B1rlar%C4%B1%20ve%20ekolojik%20kriz%22%20ba%C5%9Fl%C4%B1%C4%9F%C4%B1yla%C2%A0yay%C4%B1nlanm%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1%20ama%20son%20zamanlarda%20senin%20ya%C5%9Flar%C4%B1ndaki%20%C3%B6%C4%9Frencilerimle%20birlikte%C2%A0iklim%20krizi%20%C3%BC" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Fekolojik-kriz-ekobilim-ekobilsin-ekobilimiz.html&amp;t=Ekolojik%20Kriz%3A%20EkoBilim%2C%20EkoBilsin%2C%20EkoBilimiz%20" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Ekolojik%20Kriz%3A%20EkoBilim%2C%20EkoBilsin%2C%20EkoBilimiz%20%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Fekolojik-kriz-ekobilim-ekobilsin-ekobilimiz.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Fekolojik-kriz-ekobilim-ekobilsin-ekobilimiz.html&amp;title=Ekolojik%20Kriz%3A%20EkoBilim%2C%20EkoBilsin%2C%20EkoBilimiz%20&amp;annotation=%0D%0A%0D%0A%0D%0ASelam%20Prenses%2C%0D%0A%0D%0A%0D%0ABu%20yaz%C4%B1%20Varl%C4%B1k%20dergisinin%20A%C4%9Fustos%202006%20say%C4%B1s%C4%B1nda%20%22bilimsel%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCncenin%20s%C4%B1n%C4%B1rlar%C4%B1%20ve%20ekolojik%20kriz%22%20ba%C5%9Fl%C4%B1%C4%9F%C4%B1yla%C2%A0yay%C4%B1nlanm%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1%20ama%20son%20zamanlarda%20senin%20ya%C5%9Flar%C4%B1ndaki%20%C3%B6%C4%9Frencilerimle%20birlikte%C2%A0iklim%20krizi%20%C3%BC" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Ekolojik%20Kriz%3A%20EkoBilim%2C%20EkoBilsin%2C%20EkoBilimiz%20&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Fekolojik-kriz-ekobilim-ekobilsin-ekobilimiz.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Ekolojik%20Kriz%3A%20EkoBilim%2C%20EkoBilsin%2C%20EkoBilimiz%20&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Fekolojik-kriz-ekobilim-ekobilsin-ekobilimiz.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Fekolojik-kriz-ekobilim-ekobilsin-ekobilimiz.html&amp;title=Ekolojik%20Kriz%3A%20EkoBilim%2C%20EkoBilsin%2C%20EkoBilimiz%20&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Fekolojik-kriz-ekobilim-ekobilsin-ekobilimiz.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Fekolojik-kriz-ekobilim-ekobilsin-ekobilimiz.html&amp;t=Ekolojik%20Kriz%3A%20EkoBilim%2C%20EkoBilsin%2C%20EkoBilimiz%20&amp;s=%0D%0A%0D%0A%0D%0ASelam%20Prenses%2C%0D%0A%0D%0A%0D%0ABu%20yaz%C4%B1%20Varl%C4%B1k%20dergisinin%20A%C4%9Fustos%202006%20say%C4%B1s%C4%B1nda%20%22bilimsel%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCncenin%20s%C4%B1n%C4%B1rlar%C4%B1%20ve%20ekolojik%20kriz%22%20ba%C5%9Fl%C4%B1%C4%9F%C4%B1yla%C2%A0yay%C4%B1nlanm%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1%20ama%20son%20zamanlarda%20senin%20ya%C5%9Flar%C4%B1ndaki%20%C3%B6%C4%9Frencilerimle%20birlikte%C2%A0iklim%20krizi%20%C3%BC" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=5170&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2011/08/ekolojik-kriz-ekobilim-ekobilsin-ekobilimiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Açgözlü Vendettalar</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2011/08/acgozlu-vendettalar.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2011/08/acgozlu-vendettalar.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Aug 2011 08:00:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tuna</dc:creator>
				<category><![CDATA[aktivizm]]></category>
		<category><![CDATA[guncel]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[ingiltere]]></category>
		<category><![CDATA[isyan]]></category>
		<category><![CDATA[kundaklama]]></category>
		<category><![CDATA[londra olayları]]></category>
		<category><![CDATA[Mark Duggan]]></category>
		<category><![CDATA[totenham]]></category>
		<category><![CDATA[yağma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=5185</guid>
		<description><![CDATA[Açın gözü açılınca adı açgözlü oluyor zenginin lugatında. Daha fazla iste! Daha fazla tüket sloganlı tüketim toplumu kendini açgözlü olarak niteleyecek değil ya. Onlar oyunu kurallarıyla oynuyor. Oyun dışı kalan fakirler, itilmişler ve kakılmışlar kuralsızca daha fazlasını istediğinde açgözlü oluverirler. Terbiye edilmeleri gerekir nemelazım. Konumuz ingilterede çığrından çıkan şiddet olayları.Olaylar, 29 yaşındaki Mark Duggan isimli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Açın gözü açılınca adı açgözlü oluyor zenginin lugatında. Daha fazla iste! Daha fazla tüket sloganlı tüketim toplumu kendini açgözlü olarak niteleyecek değil ya. Onlar oyunu kurallarıyla oynuyor. Oyun dışı kalan fakirler, itilmişler ve kakılmışlar kuralsızca daha fazlasını istediğinde açgözlü oluverirler. Terbiye edilmeleri gerekir nemelazım.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-5189" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/08/london-on-fire-265x300.jpg" alt="" width="265" height="300" /></p>
<p>Konumuz ingilterede çığrından çıkan şiddet olayları.Olaylar, 29 yaşındaki Mark Duggan isimli siyahi bir kişinin Tottenham semtinde geçen hafta polis tarafından vurularak öldürülmesiyle başlamıştı. Sonrasında bir çok kente yayılan olaylarda yağmalama ve kundaklamalarla halk sokağa çıkamaz hale geldi. Bir süre sonra da asayiş tekrar sağlandı. Dükkanlarını savunan 3 pakistanlının yağmacılarca öldürülmesi de işleri daha da karmaşık hale getirmişti. Irkçı polis şiddetini protesto gösterilerinin, fırsatçı sokak çeteleri tarafından kötüye kullanıldığı yorumunu yapmış ingiliz başbakanı. Ülke genelinde 1500 kişi gözaltına alınırken 11-12 yaşında çocukları da içeren yağmacı güruhun çoğunlukla gettolarda yaşayan işsiz genç ergen nüfus olduğu biliniyor.</p>
<p>Bütün bu olaylar ingiltere genelinde insanları evlerinden çıkmaya korkar hale getirdi. Korkunun yanı sıra ölçüsüz, ideolojisiz ve ayrım gözetmeyen şiddetle terörize edilmiş bir durumda ingiliz toplumu. Bütün bu şiddetin “yoldan çıkmış gençlik” tarafından amaçsızca gerçekleştirilmiş olması kamuoyu gözünde her türlü meşruiyeti ortadan kaldırıyor. Olayları tamamiyle kabul edilemez bulan bir görüş hakim benim anladığım kadarıyla. Konuya ilişkin her türlü sosyopolitik analiz çabası, “bu benim de başıma gelebilirdi” ruh haliyle gölgelenmiş durumda.</p>
<p>İdeolojisiz olduğu iddia edilen genç kitlelerin; aslen korku içindeki ingiliz orta sınıfı ile aynı ideolojiyi paylaştığını iddia etmek hiç de abartı kaçmaz diye düşünüyorum. Açgözlülüğü gücün kurallarına bağlayan kapitalist ideolojiden bahsediyorum. Açgözlülüğün tek ideolojik değer olduğu bir toplumu küreselleşmiş dünya vatandaşları içselleştireli çok zaman geçti. Güce sahip olanların dolaylı kanallarla ekonomik şiddetini zayıflar üzerine yönlendirmesi ve daha çok kazanması üzerine kurulu asimetrik bir düzenden bahsediyorum. O yüzden şimdi orta sınıfın açgözlülüğe entegre olmuş hiç bir üyesi çıkıp da “kayıtsız şartsız açgözlülüğün” değer olarak yoksul gençler tarafından sahiplenilmesine ağlamasın derim.</p>
<p>Ben bu üzücü yağma ve ölüm olaylarının arkasında küresel kapitalizme karşı bir umut ışığı görüyorum ilk defa. Ne yaptığını bilmeyen kalabalıkların yağmasını küreselleşme karşıtı bir eylem olarak sunacak değilim. Tam tersine kapitalist değer sisteminin kendi içine patlaması olarak görüyorum gerçekleşenleri. solcu taklidi yapmaktan olabildiğince kaçınarak resmi gördüğüm yerden anlatmaya çalışayım. Endüstri çağı avrupası, toplumsal şiddetin yoğun olduğu, insan hakları kavramlarının ufukta görünmediği, gelir dağılımındaki uçurumun derinleştiği dengesiz bir yerdi. Ürettiklerini tüketecek bir kitleye ihtiyaç duyan kapitalistler de refahı paylaşarak zenginliklerini daha da arttırabileceklerini keşfettiler.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/08/0004dc64-640.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-5187" title="0004dc64-640" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/08/0004dc64-640.jpg" alt="" width="562" height="316" /></a></p>
<p>Bu vesileyle batılı refah toplumları da ilk refah toplumları olarak karşımıza çıktılar. İşçi haklarının, insan haklarının, demokrasinin, asgari ücretin, sosyal devletin güçlü olduğu bir yapıdan bahsediyorum. Bütün bunların sus payı olduğu gören gözler tarafından çabucak anlaşıldı. Refaha ortak olan avrupalı işçi, bu refahın bedelini kimin ödediğine dönüp bakma ihtiyacı hissetmedi. O bedeli çok uzaklarda sömürülen üçüncü dünya ülkeleri, Çin, Hindistan, Afrikanın, Güney Amerika ve Asya’nın sanayileştirilen köylüleri, köleleri ödüyorlardı onlar adına. Gözlerden çok uzakta yaşanan toplumsal şiddet, sosyal bozulma, darbeler ve savaşlarla, batı toplumunun polis ve istihbarat güçleri olan biteni batının refahına toz kondurmadan hallediveriyordu.</p>
<p>Hammadde pazarları genişledikçe üretim arttı da arttı. Üretim fazlası mallar stokları şişirdikçe krizler geldi. Sonra bu malları satın alacak refah toplumu da yavaş yavaş genişlemeye başladı. Bu da dünyanın bir yerlerinde birilerinin çok daha pis sömürüleceği anlamına geliyordu. Dünya kaynaklarının yağmalanacağı ve gezegenin artık kontrol edilemez bir yağmaya maruz bırakılacağını müjdeliyordu.</p>
<p>Bilgisayarımızdan, televizyonumuzdan ve sahip olduğumuz hiçbir şeyden vazgeçmeye razı olmayan biz orta sınıf mensubu suç ortakları, dünyanın her yanında bu yağmaya utangaçça sırtımızı döndük. Sahip olduklarımızdan vazgeçmeye hiç niyetimiz yoktu. Hatta mümkünse daha çoğunu istiyorduk. Zaten azıcık şeyimiz vardı.</p>
<p>Birisi akılsızca, ideolojisizce, açgözlüce bir yağmadan mı bahsetti? Bu yağma küresel ölçekte her gün devam ediyor. Bu yağmanın en büyük suç ortakları da evlerinde ve dezenfekte şehirlerinde huzurla yaşayıp tüketen orta sınıf. Onlara sorsanız çokuluslu şirketleri suçlayıp gençlik çağlarında katıldıkları küreselleşme karşıtı gösterilerle vicdanlarını rahatlattıktan sonra kariyerlerine en tatlı şirketten başlayıverirler. Sonra bu açgözlü yağma kültürü, daha fazla tüketme, daha fazla kazanma döngüsü herhangi bir ahlaki kriter tanımadan temel kültürel model haline gelir. Tartşılmaz gerçeklik. İşte bu tartışılmaz gerçeklik, açgözlülük kültürüne doğan nesiller, bu açgözlülüğün merkezinde, paraları olmasa da daha fazlasını istemelerini salık veren reklamların peşinde, hakettiklerini almak için ahlaksızca bir talana girişirler Londra sokaklarında. Yaptıklarının yanlış olduğunu onlara hatırlatacak toplumsal değer yargıları çoktan çökmüştür.</p>
<p><img class="size-medium wp-image-5191 alignright" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/08/tumblr_lpo67eR82Z1r1qajlo1_400-215x300.png" alt="" width="215" height="300" /></p>
<p>Bütün bunların içinde beni umutlandıran ne? Sosyal teşvik paketleriyle kontrol altında tutulmaya çalışılan avrupa gettoları yeni kriz dalgasından ilk etkilenen, tasarruf paketlerinden ilk etkilenen grupta oldu her zaman. Ama içinde yaşadıkları avrupai değerler ve demokrasiyi, adalet kavramını ve eşitliği içselleştiren bu kitleler hak aradılar ve zaman zaman da amaçlarına ulaştılar. “Hiç kimse yağmaya ve şiddete yönelecek kadar aç değil ingilterede” diye veryansın ediyordu ingiliz bir arkadaşım; londra gettolarının açgözlü çocuklarından bahsederken. Kimse tertemiz ofislerinde çokuluslu şirketlerin talan sözleşmelerini hazırlayan avukatların, petrol, altın, elmas, gümüş, nükleer şirketlerinin londra merkezlerinin çalışanlarının tertemiz yağmacılarından bahsetmiyordu. Yolaçtıkları kan, irin ve boku uygar dünyanın sınırlarının dışında tutan güçlü ordular, gümrük duvarları ve kukla yönetimler avrupa sokaklarını tertemiz, ellerimizi de tertemiz tutmanın garantisi çünkü.</p>
<p>İşte şimdi akılsız tüketim çılgınlığının açgözlülük ideolojisinden başka ellerinde hiçbirşey olmayan ingiliz yoksul gençliği, avrupalı “uygar” toplumun huzurunu derinden sarstı. İçinde yaşadıkları ve nemalandıkları sistemin sonuçlarını doğrudan yaşayarak korkarak şahit olan avrupa orta sınıfı bana umut veriyor. Sonunda kapitalizmin açgözlü doğası kendi içine patlıyor. Önümüzdeki ayları ve yılları merakla ve heyecanla bekliyorum. Hayırlara vesile olsun.</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Facgozlu-vendettalar.html&amp;title=A%C3%A7g%C3%B6zl%C3%BC%20Vendettalar&amp;bodytext=A%C3%A7%C4%B1n%20g%C3%B6z%C3%BC%20a%C3%A7%C4%B1l%C4%B1nca%20ad%C4%B1%20a%C3%A7g%C3%B6zl%C3%BC%20oluyor%20zenginin%20lugat%C4%B1nda.%20Daha%20fazla%20iste%21%20Daha%20fazla%20t%C3%BCket%20sloganl%C4%B1%20t%C3%BCketim%20toplumu%20kendini%20a%C3%A7g%C3%B6zl%C3%BC%20olarak%20niteleyecek%20de%C4%9Fil%20ya.%20Onlar%20oyunu%20kurallar%C4%B1yla%20oynuyor.%20Oyun%20d%C4%B1%C5%9F%C4%B1%20kalan%20fakirler%2C%20itilm" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Facgozlu-vendettalar.html&amp;title=A%C3%A7g%C3%B6zl%C3%BC%20Vendettalar" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Facgozlu-vendettalar.html&amp;title=A%C3%A7g%C3%B6zl%C3%BC%20Vendettalar&amp;notes=A%C3%A7%C4%B1n%20g%C3%B6z%C3%BC%20a%C3%A7%C4%B1l%C4%B1nca%20ad%C4%B1%20a%C3%A7g%C3%B6zl%C3%BC%20oluyor%20zenginin%20lugat%C4%B1nda.%20Daha%20fazla%20iste%21%20Daha%20fazla%20t%C3%BCket%20sloganl%C4%B1%20t%C3%BCketim%20toplumu%20kendini%20a%C3%A7g%C3%B6zl%C3%BC%20olarak%20niteleyecek%20de%C4%9Fil%20ya.%20Onlar%20oyunu%20kurallar%C4%B1yla%20oynuyor.%20Oyun%20d%C4%B1%C5%9F%C4%B1%20kalan%20fakirler%2C%20itilm" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Facgozlu-vendettalar.html&amp;t=A%C3%A7g%C3%B6zl%C3%BC%20Vendettalar" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=A%C3%A7g%C3%B6zl%C3%BC%20Vendettalar%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Facgozlu-vendettalar.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Facgozlu-vendettalar.html&amp;title=A%C3%A7g%C3%B6zl%C3%BC%20Vendettalar&amp;annotation=A%C3%A7%C4%B1n%20g%C3%B6z%C3%BC%20a%C3%A7%C4%B1l%C4%B1nca%20ad%C4%B1%20a%C3%A7g%C3%B6zl%C3%BC%20oluyor%20zenginin%20lugat%C4%B1nda.%20Daha%20fazla%20iste%21%20Daha%20fazla%20t%C3%BCket%20sloganl%C4%B1%20t%C3%BCketim%20toplumu%20kendini%20a%C3%A7g%C3%B6zl%C3%BC%20olarak%20niteleyecek%20de%C4%9Fil%20ya.%20Onlar%20oyunu%20kurallar%C4%B1yla%20oynuyor.%20Oyun%20d%C4%B1%C5%9F%C4%B1%20kalan%20fakirler%2C%20itilm" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=A%C3%A7g%C3%B6zl%C3%BC%20Vendettalar&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Facgozlu-vendettalar.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=A%C3%A7g%C3%B6zl%C3%BC%20Vendettalar&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Facgozlu-vendettalar.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Facgozlu-vendettalar.html&amp;title=A%C3%A7g%C3%B6zl%C3%BC%20Vendettalar&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Facgozlu-vendettalar.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Facgozlu-vendettalar.html&amp;t=A%C3%A7g%C3%B6zl%C3%BC%20Vendettalar&amp;s=A%C3%A7%C4%B1n%20g%C3%B6z%C3%BC%20a%C3%A7%C4%B1l%C4%B1nca%20ad%C4%B1%20a%C3%A7g%C3%B6zl%C3%BC%20oluyor%20zenginin%20lugat%C4%B1nda.%20Daha%20fazla%20iste%21%20Daha%20fazla%20t%C3%BCket%20sloganl%C4%B1%20t%C3%BCketim%20toplumu%20kendini%20a%C3%A7g%C3%B6zl%C3%BC%20olarak%20niteleyecek%20de%C4%9Fil%20ya.%20Onlar%20oyunu%20kurallar%C4%B1yla%20oynuyor.%20Oyun%20d%C4%B1%C5%9F%C4%B1%20kalan%20fakirler%2C%20itilm" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=5185&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2011/08/acgozlu-vendettalar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2011 Yeşil Kamp Trendleri</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2011/07/2011-yesil-kamp-trendleri.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2011/07/2011-yesil-kamp-trendleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Jul 2011 08:35:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tuna</dc:creator>
				<category><![CDATA[aktivizm]]></category>
		<category><![CDATA[cevre]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[açık alan teknolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[bayramiç]]></category>
		<category><![CDATA[cevre hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[kaz dağları]]></category>
		<category><![CDATA[örgütlenme]]></category>
		<category><![CDATA[takas]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Permakültür Buluşması]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşiller Kampı]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşiller Partisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=4908</guid>
		<description><![CDATA[İnsanların nasıl bir araya geldiği ve nasıl bir arada durduklarına kafayı takmış durumdayım prenses. Sanki birlikte durmayı başarsak, beraber problem çözmeyi öğrensek dünya bambaşka bir yer olacakmış gibi geliyor. Atina&#8217;daki birlik ve dayanışma ruhunun kıyısından da olsa tadına baktıktan sonra fırsattan istifade Kaz Dağlarına çevirdim rotayı. Sanayileşme, turizm, kentleşme ve tarımsal endüstriyalizmin henüz talan etmediği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanların nasıl bir araya geldiği ve nasıl bir arada durduklarına kafayı takmış durumdayım prenses. Sanki birlikte durmayı başarsak, beraber problem çözmeyi öğrensek dünya bambaşka bir yer olacakmış gibi geliyor. <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2011/06/atina-isyanda.html" target="_blank">Atina&#8217;dak</a>i birlik ve dayanışma ruhunun kıyısından da olsa tadına baktıktan sonra fırsattan istifade Kaz Dağlarına çevirdim rotayı. Sanayileşme, turizm, kentleşme ve tarımsal endüstriyalizmin henüz talan etmediği bu bakir doğaya ilk gidişim bu, biraz utanarak söylesem de. Doğa ne kadar bakir ve güzel olsa da ben insan ekolojisine odaklanıp iki farklı yaz kampına katıldım. <a href="http://www.yesiller.org/" target="_blank">Yeşiller Partisi</a> Yaz Kampı ve <a href="http://permakulturplatformu.org/" target="_blank">Türkiye Permakültür Buluşması</a>. Neredeyse bütün sosyal hareketlerin atölye çalışmalarıyla bezenmiş öğrenme, kaynaşma, örgütlenme ve eğlenme fırsatını bulduğu bu yaz kampı modasını bu vesileyle biraz daha irdelemek farz oldu. Galatasaray Meydanında 3 farklı sol grup yaz kampı için stand açmışken ve Akkuyu&#8217;da Nükleer Karşıtı Kampın başlamak üzere olduğu şu günlerde nooluyo kamplarda bir bakalım bari.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/7c5c9dc3bf.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-4911" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/7c5c9dc3bf.jpg" alt="" width="269" height="239" /></a>Yeşiller Partisi uzun süredir izlediğim, söylem ve içerik açısından kendime yakın bulduğum bir hareket. Kürt Hareketinden Ekolojik Anayasaya ve oradan çevresel savunuculuk faaliyetlerine genişleyen bir alanda tutarlı ve uzun soluklu faaliyetler yürütüyorlar. Kazdağlarında <a href="http://www.kazdagi.com.tr/" target="_blank">Darıdere Kamp alanı</a>nın eşsiz doğasında gerçekleştirilen kampta bir yandan tarhana, bira, şarap, sabun yapımı, doğada gözlem, biyoçeşitlilik gibi pratik atölye çalışmaları düzenlenirken diğer yandan seçim analizinden yeşil siyasete, eğitimden anayasaya kadar çeşitli atölye çalışmalarında fikirler, bilgiler paylaşıldı. Yeşiller Partisinin entellektüel alt yapısını her zaman takdir etmişimdir. Kampa giderken, düşünen ve konuşan insanların örgütlenmeye nasıl yaklaştıkları ve birlikte nasıl durdukları sorularına cevap bulmak istiyordum aslında.</p>
<p>Herhangi bir sosyal, siyasal hareketin inandırıcılığı; söylem üretme kabiliyetinin ötesinde, söylemini ne ölçüde örgütsel bir kültüre yayabildiğinde saklı bence. Sonrasında da bu üretilen kültürün; hareketin mensuplarının grup içi ilişkilerini, yaşam tarzlarını ve örgütlü eylemlerini ne kadar şekillendirebildiğine bakmak anlamlı olabilir. Söylem ve eylem arasında neler olup bittiği bence bir hareketin başarısında önemli bir etken. Bu süreçte üretilen ortak değerler de gruba üyeler arası aidiyet ve sahiplenme gibi birleştirici- çimento unsurlar olarak geri dönüyor. Ancak &#8220;biz&#8221; duygusu oluştuktan sonra hareket genişlemeye başlıyor. Bu biz duygusunun ne kadar kapsayıcı ya da dışlayıcı olduğu, değerlerin ana akımdan ne kadar marjinalleştiği de yeni üyelerin katılımı ve büyüme konusunda hız tahminini kolaylaştırıyor. Katılım süreçlerindeki esneklik ve grup üyesi olmanın getirdiği ayrıcalıklar (bu sadece bir hissiyat bile olabilir) ise üye sayısının artışıyla doğru orantılı.</p>
<p>Biraz sondan başa doğru örneklendirip konuşmak gerekirse: İslamcı bir gruba grup değerlerini çok da iyi bilmediğim ya da benimsemediğim halde muhafazakar bir sempati ile katılabilirim. Katılma sebebim de grup üyelerinin dayanışma amaçlı verdiği üniversiteye hazırlık kursları olabilir. Ya da grup üyeleri arasındaki ekonomik dayanışma, dükkanımda ürettiğim malların daha geniş bir alıcı kitlesine ulaşmasında yardımcı olabilir. Zira grup üyeleri ticari faaliyetlerinde grup içi dayanışma ve sadakati temel ilke olarak benimsemiştir. Belirtmeden geçmeyelim, islamcılar ve solcular arasında (çok pis genelledim) benim gördüğüm en büyük fark solcuların bireyin ekonomik yaşamı ve ihtiyaçlarını  tabulaştırarak hareketin içinde meşrulaştıramamaları gibi gözüküyor. Yani ideolojik sekterliğimiz bizi birlikte başka bir hayatı ve yaşamsal ağı oluşturacak ekonomik dayanışmayı oluşturmaktan uzaklaştırır. Yeni üyemize geri dönersek; grup içerisinde varolmaya başladıktan sonra kimse tarafından zorlanmasa da grup kültürünü içeren sohbetlere kulak misafiri olur. Grubun namaz gibi ortak düzenli faaliyetlerine grup psikolojisiyle katılır ve zaman içerisinde grubun ürettiği kendi içinde tutarlı paradigmayı içselleştirmeye başlar. Ancak bu noktadan sonra kendisine; diğer üyeleri ekonomik ayrıcalıklarından faydalandırması veya 5 vakit namaz kılması, sakal bırakması, başı açık bir karısının olmaması gibi uzayan bir listede, varolan değer sistemi yumuşakça dayatılır. Ve bu dayatma yaşam tarzındaki farklılaşmayla bu grubun söylemini yaşayan bir gerçek haline getirir. Kimse de bu gerçeği inkar edemez. Sayınız ve ekonomik dayanışmanız arttıkça da örgüt olarak gücünüz artar. Biraz indirgemeci konuştuğumun farkındayım ama tek bir kanaldan anlatmak bazen daha kolay olabiliyor.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/lonely_lead_wideweb__470x4380.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-4915" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/lonely_lead_wideweb__470x4380.jpg" alt="" width="252" height="234" /></a>Neyse bu kadar uzun bir girizgahtan sonra az çok anlamışsındır hangi gözlerle baktığımı. Kaz dağlarındaki yeşiller kampına da yeşillerin ekolojist bakış açısıyla tasarlanmış, dayanışmacı bir yaşamın en azından işaretlerini görebileceğim bir sosyal ortam olarak hayal etmiştim. Karşılaştığım ise herkesin olabildiğince bireysel hareket ettiği örgütlenme ve dayanışmanın pek ufukta gözükmediği bir kamp oldu. Yaklaşık 60 kişi,  ne yiyeceğine karar verip ortaklaşa alışveriş yapıp yemeğini pişirip bulaşığını yıkayıp temizliğini yapamadı. Daha doğrusu daha önceki yıllardaki kamp deneyimleri bu yıl bu tür bireysel bir organizasyonu zorunlu kılmış.</p>
<p>Bence birlikte yemek yemek son derece önemli örgütsel bir faaliyet. Birlikte kazan kaynatamayan bir siyasal hareketin Türkiye’nin sorunlarının çözümüne dair bir umut vermesi zor gözüküyor. Tüketim odaklı toplumdan ekolojist bir topluma geçişin bayraktarlığına soyunan bir siyasi hareketin kampının et kültürünün yüceltildiği bir mangal faaliyetine dönüşmesi ise üzerinden düşünülmesi gereken bir sorunsal. Et tüketimin dünya kaynaklarının sürdürülebilirliği ve tarımsal ekonomi için ciddi bir tehdit oluşturduğunu yeşil hareketin herhangi bir üyesi rahatça anlatabilir. Bireyler bazında et yeme alışkanlığının geleneksel niteliği keskin bir geçişi de mümkün kılmayabilir. Ama grup tarafından oluşturulan kamusal alanda marjinal de olsa söylemle ilişkilendirilen değerleri hayata geçirmek bana oldukça önemli gözüküyor.  Kamp sırasında bir dayanışma ortamının oluşmayıp tam tersine küçük gruplar ekseninde kotarılan yemek organizasyonlarının sosyokültürel farklılıklar bazında bir kutuplaşmayla sonuçlandığını gözlemledim. Sonuçta Yeşiller Kampı her ne kadar içerik olarak oldukça besleyici olsa da insanların bir araya gelerek dünyayı değiştirme iradelerine dair bende varolan umutsuzluğu birazcık daha pekiştirdi.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/bayramic1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-4914" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/bayramic1.jpg" alt="" width="372" height="248" /></a>Yeşiller Kampını orada bırakarak aynı tarihlerde düzenlenen Permakültür Türkiye buluşması için Kaz Dağı’nın diğer tarafına <a href="http://www.bayramicyenikoy.com/" target="_blank">Bayramiç</a>’e geçtim. Üretimde akıllı tasarım yöntemlerini kullanarak toprağın ihtiyacını toprağa geri döndürmeye dayalı, sürdürülebilir tarımın etrafında sürdürülebilir bir hayat ve insan faaliyeti oluşturmak konusunda kafa yoran bir metodoloji diyebilirim Permakültür için. Konuya kafa yoran küçük üreticiler, şehirden kaçma hayali kuran pastoral romantikler, neo hipiler, köylü dedeler ve permakültürde aradığı ışığı bulmuş yaşlı başlı çiftçi amcalar teyzeler vardı bu kampta da. Teknik tarımsal atölyelerden çocuk eğitime, ekolojik mimariden komünal yaşam tecrübelerine kadar çeşit çeşit bilgilendirici çalışma yürütüldü. Bu çalışmalar daha önce hazırlanan bir programla değil, her sabah bütün katılımcıların yer aldığı bir çemberde önerilerek hayata geçirildi.<a href="http://www.openspaceworld.org/turkish/index.html" target="_blank"> Açık alan teknolojisi</a> denen oldukça başarılı bir toplanma konuşma yöntemi uygulamasına tanık oldum.</p>
<p>Alt-kültür gruplarının bir araya geldikleri ortamlarda çeşitli vesilelerle bulunmuş olsam da bu tür bir insan çeşitliliği ile pek sık karşılaşmıyorum. Bu çeşitliliğin bir arada olabilmesini sağlayan hoşgörü ve dayanışma ortamının da benim kaçırdığım kampın ilk birkaç gününde hızla ve becerikli bir şekilde kurulduğunu gözlemledim. Öyle ki, yaklaşık 120 kişilik grubun içerisinde bir çok insan benim daha önceki günlerde orada olmadığımı hemen farketti. Bu da demek oluyor ki sosyal iletişim mekanizmaları yapılan faaliyetler üzerinden çok hızlı bir şekilde kurulmuş. Otonom bir mekanizmayla yemek, bulaşık, tuvalet temizliği, ortalığı toparlama gibi gereksinimler gönüllülük esasıyla düzenleyici bir otoriteyi gerektirmeden tıkır tıkır kurulmuş. İnsanlar atölye çalışmalarında konuşmakla kalmayıp tuvalette ya da bulaşıkla birbirileriyle insani bağlar kurup tanışmışlar, birlikte sonraki günler için atölye çalışmaları hayal etmişler. Tecrübe paylaşımı ve ortak yönlerinin tanımlanması sadece kamusal alanın formalliğinde değil, aynı zamanda gayrı-resmi alanlarda gerçekleşmiş.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/PermaKultur_Mimari.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-4916" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/PermaKultur_Mimari.jpg" alt="" width="303" height="269" /></a>Burada ilginç bir ara noktaya da değinmek gerekiyor. Grup halinde hayal edilen dünyaya nasıl ulaşılacağı ile ilgili öngörü de belki  grup içi ilişkilerin ruhunu ve yönünü belirliyor. Yeşiller ve Permakültürcüler arasında dünya tahayyülü açısından çok büyük bir farklılık olduğunu sanmıyorum. Temel farklılık bana kalırsa yeşillerin temelde, savunuculuğun doğası gereği çevresel yıkıma karşı “reaktif” bir çalışma yürütüyor olmaları. Birilerinin kesinlikle yaşam alanlarını talandan savunması gerekiyor. Buna kesinlikle olumsuz bir anlam addetmiyorum. Ama tepkisel yaklaşımın kötü bir yan etkisi var ki o da ister istemez kendi hareketinizi karşı olduğunuz şey üzerinden tanımlama gerekliliği. Örneğin yeşiller her türlü yenilenebilir enerjiyi veya enerji verimliliğini söyleminin temeline oturtsa da eylem ve hareket ekseninde kendisini nükleer karşıtı olarak tanımlar ve bu karşıtlığı da kimliğinin temel bileşeni olarak tescil eder. Bu anlamda misyonu ister istemez yeni bir hayat üretmekten çok hayatın daha kötü hale gelmesini engellemek olarak belirler. Önerdiği çözüm önerileri ise tutarlılığının göstegesi olarak geleceğe havale edilir.</p>
<p>Belki de geleceğe değil permakültürcülere havale ediyorlar bu misyonu. Zira Permakültür hareketi,  yaşam alanlarını her ne boyutta olursa olsun,doğa ile uyumlu hale getirmek için proaktif bir çabayı ifade ediyor. Yani hayalini kurduğunuz hayatı yaşamak için bilfiil çaba göstermekten, kurmaktan bahsediyorum. Ama bir bütün olarak bakıldığında Yeşiller ve Permakültür çabalarının birbirini tamamlayıcı unsurlar olduğunu belirtmek de oldukça önemli. Bu hareketlerin iletişimlerini güçlendirerek karşılıklı tecrübe paylaşımına girişmeleri ve kesiştikleri alanlarda dayanışmaları da işte asıl o henüz varolmayan türkiye ekolojist hareketini yaratacak diye umarım naçizane.</p>
<p>Öte yandan Kaz dağlarındaki bu şehir kaçkını yeni nesil çiftçiler kendilerine yeni bir hayat kurmaya çalışırken, maden yasasıyla talana açılan kaz dağları milli parkını savunmak için canlarını dişlerine takarak çalışıyorlar. Geçtiğimiz yıllarda yerel halkla beraber, yapımı planlanan altın ve gümüş madenlerini bölgeden şimdilik uzaklaştırdılar. Ama sürekli yeni maden lisansları verilmeye devam ediyor. İlk kez gerçekleştirilen Permakültür buluşması  ayrı ayrı adacıklarda üretme ve yaşama mücadelesi veren insanların birbirilerini tanımaları, aynı sorunlarla boğuştuklarını ve dayanışarak güçlenebileceklerini anlamaları için önemli bir temel attı. Nasıl örgütleneceklerini zaman içinde göreceğiz. Ama üreticilerin daha şimdiden kendi aralarında bir takas pazarı kurarak paranın geçmediği bir ürün alış veriş sistemi oluşturduklarına kendi gözlerimle şahit oldum. Bu alanı izlemek lazım diye not düşüyorum kendime.</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F07%2F2011-yesil-kamp-trendleri.html&amp;title=2011%20Ye%C5%9Fil%20Kamp%20Trendleri&amp;bodytext=%C4%B0nsanlar%C4%B1n%20nas%C4%B1l%20bir%20araya%20geldi%C4%9Fi%20ve%20nas%C4%B1l%20bir%20arada%20durduklar%C4%B1na%20kafay%C4%B1%20takm%C4%B1%C5%9F%20durumday%C4%B1m%20prenses.%20Sanki%20birlikte%20durmay%C4%B1%20ba%C5%9Farsak%2C%20beraber%20problem%20%C3%A7%C3%B6zmeyi%20%C3%B6%C4%9Frensek%20d%C3%BCnya%20bamba%C5%9Fka%20bir%20yer%20olacakm%C4%B1%C5%9F%20gibi%20geliyor.%20Atina%27daki%20birli" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F07%2F2011-yesil-kamp-trendleri.html&amp;title=2011%20Ye%C5%9Fil%20Kamp%20Trendleri" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F07%2F2011-yesil-kamp-trendleri.html&amp;title=2011%20Ye%C5%9Fil%20Kamp%20Trendleri&amp;notes=%C4%B0nsanlar%C4%B1n%20nas%C4%B1l%20bir%20araya%20geldi%C4%9Fi%20ve%20nas%C4%B1l%20bir%20arada%20durduklar%C4%B1na%20kafay%C4%B1%20takm%C4%B1%C5%9F%20durumday%C4%B1m%20prenses.%20Sanki%20birlikte%20durmay%C4%B1%20ba%C5%9Farsak%2C%20beraber%20problem%20%C3%A7%C3%B6zmeyi%20%C3%B6%C4%9Frensek%20d%C3%BCnya%20bamba%C5%9Fka%20bir%20yer%20olacakm%C4%B1%C5%9F%20gibi%20geliyor.%20Atina%27daki%20birli" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F07%2F2011-yesil-kamp-trendleri.html&amp;t=2011%20Ye%C5%9Fil%20Kamp%20Trendleri" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=2011%20Ye%C5%9Fil%20Kamp%20Trendleri%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F07%2F2011-yesil-kamp-trendleri.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F07%2F2011-yesil-kamp-trendleri.html&amp;title=2011%20Ye%C5%9Fil%20Kamp%20Trendleri&amp;annotation=%C4%B0nsanlar%C4%B1n%20nas%C4%B1l%20bir%20araya%20geldi%C4%9Fi%20ve%20nas%C4%B1l%20bir%20arada%20durduklar%C4%B1na%20kafay%C4%B1%20takm%C4%B1%C5%9F%20durumday%C4%B1m%20prenses.%20Sanki%20birlikte%20durmay%C4%B1%20ba%C5%9Farsak%2C%20beraber%20problem%20%C3%A7%C3%B6zmeyi%20%C3%B6%C4%9Frensek%20d%C3%BCnya%20bamba%C5%9Fka%20bir%20yer%20olacakm%C4%B1%C5%9F%20gibi%20geliyor.%20Atina%27daki%20birli" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=2011%20Ye%C5%9Fil%20Kamp%20Trendleri&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F07%2F2011-yesil-kamp-trendleri.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=2011%20Ye%C5%9Fil%20Kamp%20Trendleri&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F07%2F2011-yesil-kamp-trendleri.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F07%2F2011-yesil-kamp-trendleri.html&amp;title=2011%20Ye%C5%9Fil%20Kamp%20Trendleri&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F07%2F2011-yesil-kamp-trendleri.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F07%2F2011-yesil-kamp-trendleri.html&amp;t=2011%20Ye%C5%9Fil%20Kamp%20Trendleri&amp;s=%C4%B0nsanlar%C4%B1n%20nas%C4%B1l%20bir%20araya%20geldi%C4%9Fi%20ve%20nas%C4%B1l%20bir%20arada%20durduklar%C4%B1na%20kafay%C4%B1%20takm%C4%B1%C5%9F%20durumday%C4%B1m%20prenses.%20Sanki%20birlikte%20durmay%C4%B1%20ba%C5%9Farsak%2C%20beraber%20problem%20%C3%A7%C3%B6zmeyi%20%C3%B6%C4%9Frensek%20d%C3%BCnya%20bamba%C5%9Fka%20bir%20yer%20olacakm%C4%B1%C5%9F%20gibi%20geliyor.%20Atina%27daki%20birli" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=4908&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2011/07/2011-yesil-kamp-trendleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atina İsyanda</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2011/06/atina-isyanda.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2011/06/atina-isyanda.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Jun 2011 17:30:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tuna</dc:creator>
				<category><![CDATA[aktivizm]]></category>
		<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[guncel]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[15 Haziran]]></category>
		<category><![CDATA[Atina]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışma]]></category>
		<category><![CDATA[Halk isyanı]]></category>
		<category><![CDATA[kitlesel eylem]]></category>
		<category><![CDATA[örgütlenme]]></category>
		<category><![CDATA[protesto]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal ağlar]]></category>
		<category><![CDATA[Syntagma Meydanı]]></category>
		<category><![CDATA[yunanistan]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanistan Krizi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=4814</guid>
		<description><![CDATA[Sevgili Prenses, Sana yaşlı gözlerle yazıyorum. Burnumda bir sızı, genzimde yanma. Ağlamıyorum. Ağlasam sevincimden heyecanımdan ağlardım. İnsan onurunun, dayanışmasının zorbaya karşı duruşuna hislenirdim. Göz yaşlarım Atina&#8217;da Syntagma Meydanında şuursuzca atılan gaz bombalarından menkul. Memleketim polisinin güzelim biber gazı varken ben kalk Atina&#8217;da biber gazı ye. Türk polisine karşı mahcubum. Suyun öte yanı herşeyiyle bize benziyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Prenses,<br />
Sana yaşlı gözlerle yazıyorum. Burnumda bir sızı, genzimde yanma. Ağlamıyorum. Ağlasam sevincimden heyecanımdan ağlardım. İnsan onurunun, dayanışmasının zorbaya karşı duruşuna hislenirdim. Göz yaşlarım Atina&#8217;da Syntagma Meydanında şuursuzca atılan gaz bombalarından menkul. Memleketim polisinin güzelim biber gazı varken ben kalk Atina&#8217;da biber gazı ye. Türk polisine karşı mahcubum. Suyun öte yanı herşeyiyle bize benziyor. Neoliberalizm markalı gaz bombaları, halkının öfkesine karşı kendini şiddetle savunan zorbaları ele veriyor. Hopa&#8217;da suyunu taşını toprağını savunurken Metin Lokumcu&#8217;yu öldüren gaz; Atina&#8217;da, Madrid&#8217;de küresel hırsızlara karşı yaşamını savunanlara atılanlarla aynı.</p>
<p>Sana Atina&#8217;dan yazıyorum prenses. Ekonomisi tamamen çökme noktasına gelen, halkının parası hortumlanan, şimdi de geleceği ve tüm varlıkları IMF, AB ve Avrupa Merkez Bankası&#8217;nın (troyka) insafına kalmış Yunanistan&#8217;dayım. İflas eden ülkenin &#8220;yardımına&#8221; koşan Troyka, devletin sahip olduğu ne var ne yoksa satacaksınız şartı koyar. Ağır kemer sıkma politikalarıyla kamu çalışanlarının maaşlarının azaltılması planlanır. Onbinlerce kişinin işten çıkartılması kağıt üstünde planlanır. Sen kemer sıkma nedir iyi bilirsin Prenses. Kodamanlar zengin olsun diye oynanan oyunlar ekonomiyi çökertince faturanın dar gelirliye nasıl çıkarıldığını da iyi bilirsin. Yunan kardeşine gönül gözünü aç da bir dinle o zaman. Bu kemer sıkma politikaları ve geleceği ipotek etme karşılığında verilen milyarca dolar paranın ise yunan bankalarını finanse etmek için kullanılması planlanıyor.</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="390" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/QGj-3KhRlHc?version=3&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="390" src="http://www.youtube.com/v/QGj-3KhRlHc?version=3&amp;hl=en_US" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>Ülkeyi 340 milyar euro  borç batağına sok. %16 olan işsizliğe ek olarak kamuda işten çıkarmaları planla. 50 milyar euro devlet malını sat. 6.5 milyar euro ek vergi getir. Çalışanların maaşlarında da indirime git. Bir krizin bütün faturası halka nasıl çıkarılır konulu dersimize hoş geldin prenses. Bu rakamlar kızgınlık ve tiksintiyle seni sokağa çıkartırmıydı acaba?</p>
<p>Yunanlıların bizden en temel farkı polis devleti ve darbeci ordu zorbalığıyla son dönemde sindirilememiş olmasında. Güçlü bir sendikal örgütlenme ve geniş katılımlı genel grevler düzenleyerek  günlük hayatı durdurabilen bir emek gücünden bahsediyorum. Hakkı için sokağa çıkmaktan korkmayan bir ülke. Bizim aman siyasete karışma diyen ana babalarımızın tersine, buradaki amcalar teyzeler kendi çocuklarından önce, çocuklarının geleceği için sokaklara çıkıyor.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/06/atinagece.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-4829" title="atinagece" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/06/atinagece.jpg" alt="" width="365" height="244" /></a>15 Haziran&#8217;da bir genel grev yapıldı. Bu seneki üçüncü genel grev. Kamu çalışanları,hastane çalışanları, toplu taşıma çalışanları ve gazeteciler iş bıraktılar. İnsanlar bir araya gelince çok büyük bir güç ortaya çıkıyor prenses. Ama bu son grevin öncesinde çok daha ilginç bir gelişme yaşandı. Hani senin bir ara, bu internet protestolarından hiç bi cacık çıkmaz, dediğin zamanlarda yaşandı hatta. İspanya&#8217;daki işsizlik protestolarından ilham alan, herhangi bir politik eğilimi olmayan sıradan vatandaşlar &#8220;bıkkınlar&#8221; ismi altında örgütlenmeye başlar. Yaklaşık 2 hafta önce de Atina&#8217;da parlamento ve bakanlıkların orta yerindeki Syntagma Meydanı&#8217;na gelip çadırlarıyla yerleşirler. Binlerce insandan bahsediyorum prenses. Meydanda insanların sayısı her gün artmış. Ayrıca akşam işinden çıkan binlerce insan haftalardır meydana akın ediyor. Hemen bir iş bölümü başlamış. Herkese açık gruplarda, temizlik, güvenlik, yemek, iletişim, kürsü, müzik gibi bir çok alt grup oluşmuş.</p>
<p>Parlamentonun önünde, meclise inat her gün doğrudan demokrasi şiarıyla binlerce kişinin bir araya geldiği halk meclisi toplantıları yapılıyor. Günden güne yöntemlerini geliştirmişler. İsteyen herkes mikrofonu alıp konuşuyor. Ama sadece konuşmuyorlar. Aktif bir biçimde karar da alıyorlar. Deneyimlerini paylaşıyorlar. Ve birbirileriyle tanışıyorlar. Hiçbiri aynı fikirde değil. Sağcısından dincisinden solcusuna farklılıklarını konuşmak yerine birlikte ne yaparızı konuşuyorlar. Sonra bu günlük toplantıların notlarını internette herkese açık şekilde yayınlıyorlar. İşte 15 Haziran genel grev çağrısını yapan da bu halk meclisi. Demiş ki gelin arkadaşlar dört bir yandan bu parlamentoyu bloke edelim.</p>
<p>Seni bilirim, bir şüpheci  prensessin. Kim var bu halk meclisinin arkasında diyeceksin. Anlaşılan herhangi bir örgütün ne öncülüğü ne de liderliği var. Tam tersine gelişmelerden dolayı sol örgütler de oldukça şaşkın. Bundan 2500 yıl önce yunanlılar Atina&#8217;da ilk doğrudan demokrasi deneyimini gerçekleştirmişti. Yunan halkinın bilincinde ve genlerinde aynı kendi kendini yönetme isteği devam ediyor anlaşılan.</p>
<div id="attachment_4830" class="wp-caption alignleft" style="width: 360px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/06/CNBC_greek_protest_21.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-4831" title="CNBC_greek_protest_2" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/06/CNBC_greek_protest_21-300x200.jpg" alt="" width="350" height="233" /></a><p class="wp-caption-text">&quot;En büyük şiddet, yoksulluktur!&quot; </p></div>
<p>Bu hareketin kendi dinamikleriyle geliştiğini gören anarşistler, daha önce kendi varlıklarının bu tür birliktelikleri zayıflatan tartışmalara yol açtığını bildiklerinden, hareketi destekleseler de birazcık kıyısında duruyorlar. Halk meclisi her türlü şiddet içeren yöntemi dışlıyor. Devlet ve Medya güçlerinin her türlü şiddeti hareketin meşruiyetini ortadan kaldırmak için kullanacağının herkes farkında. Yine de küçük ölçekli genç anarşist grupların çıkardığı birkaç olay yunan ve dünya medyasında abartılarak sunuluyor. Bu 20-30 kişiyi bahane eden polis en az 50bin kişinin üzerine ölçüsüz biçimde biber gazı bombaları atmaktan çekinmiyor. O kadar çok gaz bombası attılar ki,  gösterilerin ertesi gününde bile meydanda dolaşırken biber gazından  etkilenmemek mümkün değil. Öte yandan yunan polisinin taktikleri de senin bildiğin cinsten.</p>
<p>Eylem sırasında alanda, polis kimliği sonradan ayyuka çıkan ajan provakatörlerin sağı solu yakıp yıktığı da gelen haberler arasında. Sopaları servis edenlerin de polisler olduğu şüphesi var fotoğraflara bakınca.</p>
<p>Sağduyu ağır bassa da zaman imajlar zamanı. Mısır&#8217;da Tahrir Meydanındaki kitlesel direnişi yere göğe sığdıramayan batı medyası piyasaların ipoteği ve sansürü altında, Syntagma Meydanında doğan direniş ruhunu görmezden geliyor. Gören ve dili dönen herkesin konuşması ve anlatması boynumuzun borcu diyorum. Zira Atina&#8217;da kendi hakları için ayağa kalkan, konuşan, karar veren, örgütlenen ve birlikte hareket edebilen bir kitle var. Ve bu kitle, ne eyledikleri kadar nasıl eylediklerine, her çığlığı ve her sözü hareketin diline dahil etmeye çok önem veriyor. Çok da kararlı gözüküyorlar. Hükümeti istifa ettirdiler eylemin arkasından, Yunanistan&#8217;da devrim olur mu bilemem ama halkın bıçak kemiğe dayandıktan sonra uyanmaya başladığı kesin. Darısı bizim başımıza.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/06/nightasssembly.jpg"><img class="alignright" title="nightasssembly" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/06/nightasssembly.jpg" alt="" width="377" height="251" /></a>Gece çekirdek çitlemeyi bilen yegane avrupa milletine mensup yunan kardeşlerimizin binlercesiyle eylem alanında sohbet halindeyken bir de ay tutulunca aha dedim vallahi devrim oluyor. Bu insanların toplu olarak bir araya geldikleri ortamlarda bambaşka bir enerji toparlanıyor sanki. Herkes bin senelik ahbapmışcasına samimi.  Geyiğin dibine vururken ben de yunanlı arkadaşlara  ergenekon meselesini anlattım. Sonra kelimenin kökenine girdim ki baktım  kimse takip edemiyor, zaten benim de kafam karışmıştı dağ mı deliniyo demir mi dövülüyo falan diye. Zaten  ay da tutuluyor. Komuşum ergenekona deyip gecenin keyfini çıkardım. Biber gazından yanan gözlerle hala halay çekebiliyorlarsa bunlar da bizden dedim içimden.</p>
<p>Son bir not eklemeden geçmek de haksızlık olacak. Yunanistan halk direnişi, İspanya&#8217;daki toplumsal hareketlilik ve eylemlerle de oldukça paralellik gösteriyor. Gelgelelim, neoliberalizmin küresel çıkmazının ve kriz döngüsünün, dünya krizlerini tüm komforuyla kendi koltuğuna yaslanıp tüm ayrıcalıklarına sıkı sıkı sarılarak izleyen ve hatta bundan beslenen  Avrupa  orta sınıfına dokunması ayrıca  ironik. Ne diyoruz o zaman. Hayden Marksist Analistler, görev başına!.. annatın bakem noluyo&#8230;.Orta sınıfı silkelemeden devrim olmuyor galiba. Meraklanma millliyetçi yurdum ortası.Bu yanna bakarken dudağının kenarındaki yunan düşmanı gülümsemeyi farketmiyorum sanma. Kriz sırası sana da gelir.</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F06%2Fatina-isyanda.html&amp;title=Atina%20%C4%B0syanda&amp;bodytext=Sevgili%20Prenses%2C%0D%0ASana%20ya%C5%9Fl%C4%B1%20g%C3%B6zlerle%20yaz%C4%B1yorum.%20Burnumda%20bir%20s%C4%B1z%C4%B1%2C%20genzimde%20yanma.%20A%C4%9Flam%C4%B1yorum.%20A%C4%9Flasam%20sevincimden%20heyecan%C4%B1mdan%20a%C4%9Flard%C4%B1m.%20%C4%B0nsan%20onurunun%2C%20dayan%C4%B1%C5%9Fmas%C4%B1n%C4%B1n%20zorbaya%20kar%C5%9F%C4%B1%20duru%C5%9Funa%20hislenirdim.%20G%C3%B6z%20ya%C5%9Flar%C4%B1m%20Atina%27d" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F06%2Fatina-isyanda.html&amp;title=Atina%20%C4%B0syanda" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F06%2Fatina-isyanda.html&amp;title=Atina%20%C4%B0syanda&amp;notes=Sevgili%20Prenses%2C%0D%0ASana%20ya%C5%9Fl%C4%B1%20g%C3%B6zlerle%20yaz%C4%B1yorum.%20Burnumda%20bir%20s%C4%B1z%C4%B1%2C%20genzimde%20yanma.%20A%C4%9Flam%C4%B1yorum.%20A%C4%9Flasam%20sevincimden%20heyecan%C4%B1mdan%20a%C4%9Flard%C4%B1m.%20%C4%B0nsan%20onurunun%2C%20dayan%C4%B1%C5%9Fmas%C4%B1n%C4%B1n%20zorbaya%20kar%C5%9F%C4%B1%20duru%C5%9Funa%20hislenirdim.%20G%C3%B6z%20ya%C5%9Flar%C4%B1m%20Atina%27d" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F06%2Fatina-isyanda.html&amp;t=Atina%20%C4%B0syanda" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Atina%20%C4%B0syanda%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F06%2Fatina-isyanda.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F06%2Fatina-isyanda.html&amp;title=Atina%20%C4%B0syanda&amp;annotation=Sevgili%20Prenses%2C%0D%0ASana%20ya%C5%9Fl%C4%B1%20g%C3%B6zlerle%20yaz%C4%B1yorum.%20Burnumda%20bir%20s%C4%B1z%C4%B1%2C%20genzimde%20yanma.%20A%C4%9Flam%C4%B1yorum.%20A%C4%9Flasam%20sevincimden%20heyecan%C4%B1mdan%20a%C4%9Flard%C4%B1m.%20%C4%B0nsan%20onurunun%2C%20dayan%C4%B1%C5%9Fmas%C4%B1n%C4%B1n%20zorbaya%20kar%C5%9F%C4%B1%20duru%C5%9Funa%20hislenirdim.%20G%C3%B6z%20ya%C5%9Flar%C4%B1m%20Atina%27d" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Atina%20%C4%B0syanda&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F06%2Fatina-isyanda.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Atina%20%C4%B0syanda&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F06%2Fatina-isyanda.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F06%2Fatina-isyanda.html&amp;title=Atina%20%C4%B0syanda&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F06%2Fatina-isyanda.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F06%2Fatina-isyanda.html&amp;t=Atina%20%C4%B0syanda&amp;s=Sevgili%20Prenses%2C%0D%0ASana%20ya%C5%9Fl%C4%B1%20g%C3%B6zlerle%20yaz%C4%B1yorum.%20Burnumda%20bir%20s%C4%B1z%C4%B1%2C%20genzimde%20yanma.%20A%C4%9Flam%C4%B1yorum.%20A%C4%9Flasam%20sevincimden%20heyecan%C4%B1mdan%20a%C4%9Flard%C4%B1m.%20%C4%B0nsan%20onurunun%2C%20dayan%C4%B1%C5%9Fmas%C4%B1n%C4%B1n%20zorbaya%20kar%C5%9F%C4%B1%20duru%C5%9Funa%20hislenirdim.%20G%C3%B6z%20ya%C5%9Flar%C4%B1m%20Atina%27d" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=4814&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2011/06/atina-isyanda.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sivil İtaatsizlik</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2011/06/sivil-itaatsizlik.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2011/06/sivil-itaatsizlik.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Jun 2011 04:00:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Prensese Mektuplar</dc:creator>
				<category><![CDATA[aktivizm]]></category>
		<category><![CDATA[cevre]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[gandi]]></category>
		<category><![CDATA[greenpeace]]></category>
		<category><![CDATA[şiddetsiz doğrudan eylem]]></category>
		<category><![CDATA[sivil itaatsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[Stanley Milgram]]></category>
		<category><![CDATA[Thoreau]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=4736</guid>
		<description><![CDATA[Sevgili Prenses, Seçim öncesi kaostan memleket yorgun düşmüşken yaratılan, üretilen gündemlerin ötesinde evrensel kavramlar ve anlamları üzerine konuşmaktan yanayız. Toplumsal şiddetin tavan yaptığı, rejimin otoriter araçlarını sonuna kadar kullanmaktan çekinmediği bu kaotik zamanlarda itaat etmeme halini, şiddetten arınmış dili ve eylemi konuşmak sağduyudandır dedik. Aklımıza güzel insan Melda Keskin&#8216;in yıllardır dönüp dönüp okuduğumuz yazısı geldi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Sevgili Prenses,</p>
<p>Seçim öncesi kaostan memleket yorgun düşmüşken yaratılan, üretilen gündemlerin ötesinde evrensel kavramlar ve anlamları üzerine konuşmaktan yanayız.  Toplumsal şiddetin tavan yaptığı, rejimin otoriter araçlarını sonuna kadar kullanmaktan çekinmediği bu kaotik zamanlarda <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/ben-eylemin-dogrudanini-severim.html">itaat etmeme hali</a>ni, şiddetten arınmış dili ve <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2010/07/yerel-grup-eylemine-giris.html">eylem</a>i konuşmak sağduyudandır dedik. Aklımıza güzel insan <a href="http://firtinakusu.net/">Melda Keskin</a>&#8216;in yıllardır dönüp dönüp okuduğumuz yazısı geldi. Sen de oku anla dedik. Memleket insanı adını ilk kez duyduğu evrensel kavramları, kavramı duyduğu politik hareketle özdeşleştirse de sen objektifini geniş açıya ayarla, bir de buradan bak dedik. Melda, Greenpeace demiş. Sen başka bir şey de keyfince. Oku, tekrar oku. Taa ki başını kaldırana kadar&#8230;</p></blockquote>
<p><strong>İTAATLE SONU GELEN DÜNYADA </strong><em><strong>SİVİL </strong></em><strong><em>İTAATSİZLİK</em> UMUDU</strong></p>
<p><strong> </strong><strong> </strong>1990’ların ilk yarısında Türkiye’de “eylem” sözcüğü, hala şiddet, dehşet ve ölümle özdeşleştiriliyordu; yani eylemin barışçıl da olabileceği pek akla gelmiyordu. Bu nedenle de Greenpeace Türkiye’deki çalışmalarına başlarken, ingilizce “action” karşılığı olarak, “eylem” yerine başka bir sözcük kullanmanın daha doğru olup olmayacağı tartışılmıştı. Fakat, Türkiye’deki ilk Greenpeace gönüllüleri, eylem sözcüğünü şiddet yanlılarına bırakmama ve “geri kazanma” kararı aldı ve dünyanın dört bir yanında yıllardır yapıldığı gibi, son 10 yılda Türkiye’de de çok sayıda barışçıl doğrudan eylem gerçekleştirildi.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/06/thoreau.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-4763" title="thoreau" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/06/thoreau-225x300.jpg" alt="" width="176" height="235" /></a>Bir insanın vicdanının ya da doğanın yasasına kulak vererek, harekete geçerken önüne dikilen herhangi bir yasayı çiğnemesi (örneğin 2911 sayılı toplantı, gösteri, yürüyüş yasasını ihlal ederek barışçıl bir eylem yapması) sivil itaatsizlik kapsamına girer. İlk olarak bu kavramın adını koyan Thoreau’nun 1800’lü yılların ortasında ABD’de, ırkçılığa ve savaşa karşı tek başına vergi ödemeyerek hapse girmeyi göze almasıyla başlayan, daha sonra Gandi’nin onun yazdıklarından da esinlenerek yürüttüğü kitlesel özgürlük mücadelesi ile süren gelenek içinde, <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2010/04/incirlikteki-nukleer-silahlar-uzerine.html">nükleer silahlanma</a> gibi konularda yapılan sivil itaatsizlik eylemleri de geniş bir yer almaktadır. Eylemci, uğrunda mücadele ettiği ideale, <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/11/endulus-mahpusu.html">kişisel özgürlüğünü feda etme</a>yi göze alacak kadar inanıyorsa, barışçıl eyleminin sonuçlarına katlanma kararlılığıyla yola çıkar. Bu duruş, şiddetten kazancı olanların en fazla çekindiği; şiddetten başka yol olmadığını zannedenlerin ise henüz keşfedemediği güçlü ve değerli bir araçtır. Üstelik, barış içinde yaşama ütopyamızı, yıllarca beklemeden, hemen bugün gerçekleştirebileceğimiz, içhuzuru ve özgüven kazandıran bir uygulamadır.</p>
<p>Greenpeace gönüllülerinin; Türkiye’de 2911’i ihlalden 1-3 yıl hapis istemiyle yargılanmak bir yana, uzun yıllar şiddetten zarar görmüş, bıkmış, bu nedenle de uzak durmak isteyen toplumun tepkisini çekmek pahasına 10 yıl önce yapmış olduğu seçimin, doğru bir seçim olduğu bugün rahatlıkla görülüyor. Çünkü, ilk yılların ardından, beklenmedik anlarda, beklenmedik noktalarda, çevre suçlarını gafil avlayarak yapılan her “izinsiz eylem”le, barışçıl sivil itaatsizliğin değeri toplumda biraz daha fazla anlaşılmaya başladı.</p>
<p>2000 yılında Uluslararası Akkuyu Nükleer Santral İhalesi’nin Bakanlar Kurulu tarafından iptali ile sonuçlanan 8 yıllık nükleer karşıtı mücadele; Petkim’de zehirli plastik (PVC) üretimine, İzaydaş’ta atık yakmaya, ülkeye yasadışı yollardan sokulmuş zehirli maddelere ve Aliağa’da tehlikeli madde dolu hurda gemilerin sökümüne karşı yürütülen kampanyalardaki bilimsel ve politik çalışmanın tıkandığı noktada, eylemler devreye girmektedir. Yani, çevre suçlarına tanıklık edilirken medya aracılığıyla bilgilendirilen kamuoyunun baskısıyla, olumlu değişiklik talepleri yetkililere iletiliyor.</p>
<p>“Bu barışçıl bir eylem. Ben görevimi yapıyorum, lütfen siz de görevinizi yapın memur bey!”</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/06/n659441093_673504_1937.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-4780" title="n659441093_673504_1937" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/06/n659441093_673504_1937-200x300.jpg" alt="" width="187" height="281" /></a>Televizyonda gördüğünüz bir Greenpeace eyleminde duymuş olabileceğiniz bu sözler, eylemin haklılığını, çevre suçlarına karşı harekete geçmenin Anayasal bir hak (ve görev!) olduğunu, en önemlisi de ve güvenlik güçlerine şiddetle direnmenin söz konusu olmadığını anlatır. Şiddetsizliğin gücü başka insanları tehdit etmeksizin kişisel risk almaya istekliliğimizden ve şiddete şiddetle karşılık vermeme kararlılığımızdan kaynaklanır. Eylemde muhatabımız, suç işlemeye olanak tanıyan sistemin kendisi, çevre suçunu işleyenler ve karar vericilerdir; yoksa aldığı emri uygulayan polis, jandarma değil. “Düşmanca” davranan insanları baskıcı rollere itenin sistem olduğunu bilerek, karşımızdaki bireyi onun oynadığı rolden ayırmak gerekir. Dr. Martin Luther King, Jr.’ın dediği gibi, amaç kişileri yenmek ya da aşağılamak değil, onları kazanmaktır. Yani, onlarla iletişim kurabilmek ve ne istediğimizi anlatabilmektir. Bugün artık çevre eylemcilerini gözaltına alan güvenlik güçleri bile, Greenpeace’in dünyada 30 yılı aşkın bir süredir şiddet kullanmama ilkesinden asla ödün vermediğini biliyor. Eylemciler, barışçıl gösteri yapma haklarını savunarak, bir anlamda Türkiye gibi ülkelerin “demokratikleşmesi” konusunda da dolaylı bir kampanya yürütmüş oluyor.</p>
<p>Sivil itaatsizliğin değerini daha iyi anlayabilmek için, itaatin nelere mal olabileceğini incelemek de ilginç bir yol olabilir. Eric Fromm “İtaatsizlik Üzerine” adlı kitabında, insanlık tarihinin itaatsizlik ile başladığını ve itaat ile sona ereceğini belirterek; Adem ile Havva’nın, Prometheus’un itaatsizliğini, kalıplaşmış yanılgı, inanç ve değerlere karşı duran her bireyi uygarlık yolunda alkışlıyor; soğuk savaş korkularına, insanı tüketerek bir nesneye, salt tüketiciye çeviren kapitalist sisteme, nükleer silahlanmayı başlatan yönetimlere&#8230; itaat edenlerin nasıl insanlık tarihinin sonunu hazırladığını anlatıyor.</p>
<p>The Ecologist dergisinin, Haziran 2003 sayısında yayınlanan “3 Pound için öldürür müydünüz?” başlıklı bir makalede ise Yale Üniversitesi profesörlerinden Stanley Milgram’ın Nazilerin davranışlarını anlayabilmek için 1960’larda yürüttüğü psikoloji deneylerinin inanılmaz sonuçlarına yer verilmiş. 6,5 milyon TL gibi bir para karşılığında, “öğretmen” olan deneklerden, verdikleri her yanlış yanıt için bir insanı (deneyde yer alan bir aktör) cezalandırması isteniyor. Milgram, 15 Volt ile başlayarak ölümcül doz olan 450 Volt’a kadar uzanan 30 farklı düğmeyi kullanabilecek olan “öğretmen”e tüm sorumluluğun kendisinde olduğunu garanti ediyor, yani onu sorumluluktan arındırıyor.</p>
<p>Deneylere başlamadan önce Milgram, ölümcül dozu verebileceklerin oranının ne olabileceğini bir grup psikiyatra sormuş. Aldığı yanıt, binde 1 olmuş; deneylerde gerçekleşen sonuç ise %65! Milgram’ın kanıtladığı gibi, insanın toplumsallaşmasını sağlayan topluluğa uyma güdüsünü ve normal insani zaaflarını kötüye kullanarak kitlesel itaati sağlayan bir sistemde, sürü psikolojisi içindeki insanların kendi ahlaki içgüdülerini yok saymaları olasılığı sanıldığından çok daha yüksek: Grup çalışmasında (3 kişinin birlikte karar verdiği ve deneğin yanındaki 2 kişinin ölümcül doz vermeye itiraz etmediği durumda) oran %65’ten %93’e (!) yükselmiş. Deneylerin, esas tehlikenin kötü insanlardan değil, insanları itaat etmeye “ikna eden” kötü sistemlerden kaynaklandığı gerçeğini vurgulayan makalede, günümüzde küresel ekonominin haksızlıklarına karşı “uyum içinde” sessiz kalan kitlelerin durumuna da bu bağlamda gönderme yapılıyor.</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="390" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/2TAqBbFJtfE?version=3&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="390" src="http://www.youtube.com/v/2TAqBbFJtfE?version=3&amp;hl=en_US" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>Bizi esas ilgilendiren ise itaatsizlikle ilgili olan sonuçlar: yanındaki 2 kişiden birinin ölümcül doz vermeye itiraz ettiği durumda, “öğretmen”in ölümcül doz verme oranı %10’a düşmüş. Daha sonra itirazlardan etkilendiklerini inkar ettilerse de bu deneklerin davranışı, toplum içinde sivil itaatsizliğin gerekliliğini ve gücünü ortaya koyuyor. Sürüye uymanın “norm” kabul edildiği ve başkaları sessizken kimsenin sesini çıkartmak istemediği bir ortamda, itaatsizlik, bunu göze alanlara başta kimse teşekkür etmese de, yaşam kurtaracak kadar değerli oluyor.</p>
<p>Tekrar Greenpeace’in ve benzer ilke ve yöntemlere sahip farklı grupların çalışmalarına dönecek olursak şunu söyleyebiliriz: “Bir grup inanmış yurttaşın dünyayı değiştirebileceği”ne ilişkin güçlü inançla hareket edenleri, kampanyalarda elde ettikleri başarıların dışında, başka bir ödül daha bekliyor: “İzin alınarak yapılan” ya da şiddet içeren eylemlerden farklı olarak, yaratıcı, renkli ve barışçıl sivil itaatsizlik eylemleri, uzun vadede çok daha umut dolu, güçlü, kalıcı bir etki yaratıyor. Üstelik, sivil itaatsizliğe tanık olan sıradan insanlar, kendi güçlerinin gittikçe daha fazla farkına varıyor; eylemlerden esinleniyor ve harekete geçiyor.</p>
<p>Melda Keskin</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F06%2Fsivil-itaatsizlik.html&amp;title=Sivil%20%C4%B0taatsizlik&amp;bodytext=Sevgili%20Prenses%2C%0D%0A%0D%0ASe%C3%A7im%20%C3%B6ncesi%20kaostan%20memleket%20yorgun%20d%C3%BC%C5%9Fm%C3%BC%C5%9Fken%20yarat%C4%B1lan%2C%20%C3%BCretilen%20g%C3%BCndemlerin%20%C3%B6tesinde%20evrensel%20kavramlar%20ve%20anlamlar%C4%B1%20%C3%BCzerine%20konu%C5%9Fmaktan%20yanay%C4%B1z.%20%20Toplumsal%20%C5%9Fiddetin%20tavan%20yapt%C4%B1%C4%9F%C4%B1%2C%20rejimin%20otoriter%20ara%C3%A7lar%C4%B1n" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F06%2Fsivil-itaatsizlik.html&amp;title=Sivil%20%C4%B0taatsizlik" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F06%2Fsivil-itaatsizlik.html&amp;title=Sivil%20%C4%B0taatsizlik&amp;notes=Sevgili%20Prenses%2C%0D%0A%0D%0ASe%C3%A7im%20%C3%B6ncesi%20kaostan%20memleket%20yorgun%20d%C3%BC%C5%9Fm%C3%BC%C5%9Fken%20yarat%C4%B1lan%2C%20%C3%BCretilen%20g%C3%BCndemlerin%20%C3%B6tesinde%20evrensel%20kavramlar%20ve%20anlamlar%C4%B1%20%C3%BCzerine%20konu%C5%9Fmaktan%20yanay%C4%B1z.%20%20Toplumsal%20%C5%9Fiddetin%20tavan%20yapt%C4%B1%C4%9F%C4%B1%2C%20rejimin%20otoriter%20ara%C3%A7lar%C4%B1n" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F06%2Fsivil-itaatsizlik.html&amp;t=Sivil%20%C4%B0taatsizlik" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Sivil%20%C4%B0taatsizlik%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F06%2Fsivil-itaatsizlik.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F06%2Fsivil-itaatsizlik.html&amp;title=Sivil%20%C4%B0taatsizlik&amp;annotation=Sevgili%20Prenses%2C%0D%0A%0D%0ASe%C3%A7im%20%C3%B6ncesi%20kaostan%20memleket%20yorgun%20d%C3%BC%C5%9Fm%C3%BC%C5%9Fken%20yarat%C4%B1lan%2C%20%C3%BCretilen%20g%C3%BCndemlerin%20%C3%B6tesinde%20evrensel%20kavramlar%20ve%20anlamlar%C4%B1%20%C3%BCzerine%20konu%C5%9Fmaktan%20yanay%C4%B1z.%20%20Toplumsal%20%C5%9Fiddetin%20tavan%20yapt%C4%B1%C4%9F%C4%B1%2C%20rejimin%20otoriter%20ara%C3%A7lar%C4%B1n" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Sivil%20%C4%B0taatsizlik&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F06%2Fsivil-itaatsizlik.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Sivil%20%C4%B0taatsizlik&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F06%2Fsivil-itaatsizlik.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F06%2Fsivil-itaatsizlik.html&amp;title=Sivil%20%C4%B0taatsizlik&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F06%2Fsivil-itaatsizlik.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F06%2Fsivil-itaatsizlik.html&amp;t=Sivil%20%C4%B0taatsizlik&amp;s=Sevgili%20Prenses%2C%0D%0A%0D%0ASe%C3%A7im%20%C3%B6ncesi%20kaostan%20memleket%20yorgun%20d%C3%BC%C5%9Fm%C3%BC%C5%9Fken%20yarat%C4%B1lan%2C%20%C3%BCretilen%20g%C3%BCndemlerin%20%C3%B6tesinde%20evrensel%20kavramlar%20ve%20anlamlar%C4%B1%20%C3%BCzerine%20konu%C5%9Fmaktan%20yanay%C4%B1z.%20%20Toplumsal%20%C5%9Fiddetin%20tavan%20yapt%C4%B1%C4%9F%C4%B1%2C%20rejimin%20otoriter%20ara%C3%A7lar%C4%B1n" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=4736&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2011/06/sivil-itaatsizlik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>bir VARmış, bir YOKmuş</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2011/04/bir-varmis-bir-yokmus.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2011/04/bir-varmis-bir-yokmus.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Apr 2011 07:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif</dc:creator>
				<category><![CDATA[guncel]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[prensesin ulkesi]]></category>
		<category><![CDATA[askeri mudahale]]></category>
		<category><![CDATA[belcika]]></category>
		<category><![CDATA[FN Harstel]]></category>
		<category><![CDATA[Kaddafi]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[nato]]></category>
		<category><![CDATA[savas ve insan]]></category>
		<category><![CDATA[silah ticareti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=3969</guid>
		<description><![CDATA[Brüksel&#8217;deki eski mahallemden komşum, tanıdığım, bildiğim, güler yüzlü, 27-28 yaşlarında Libya&#8217;lı bir gençti Omar. Ailesini Libya&#8217;da bırakıp Belçika&#8217;ya 15 yıl önce siyasi mülteci olarak kaçmasının sebebi ailecek Kaddafi karşıtı direniş içinde olmaları ve abisinin Kaddafi&#8217;nin fedaileri tarafından öldürülmesiydi. Son 5 yıldır, mülteci haklarının sınırlı olması sebebiylen Libya&#8217;ya gidip ailesini göremeyen Omar, Şubat ayı başında -Libya&#8217;daki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/human-bones-stop-the-war.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-4021" title="human-bones-stop-the-war" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/human-bones-stop-the-war.jpg" alt="" width="444" height="325" /></a>Brüksel&#8217;deki eski mahallemden komşum, tanıdığım, bildiğim, güler yüzlü, 27-28 yaşlarında Libya&#8217;lı bir gençti Omar. Ailesini Libya&#8217;da bırakıp Belçika&#8217;ya 15 yıl önce siyasi mülteci olarak kaçmasının sebebi ailecek Kaddafi karşıtı direniş içinde olmaları ve abisinin Kaddafi&#8217;nin fedaileri tarafından öldürülmesiydi. Son 5 yıldır, mülteci haklarının sınırlı olması sebebiylen Libya&#8217;ya gidip ailesini göremeyen Omar, Şubat ayı başında -Libya&#8217;daki kıyamet kopmadan önce- ailesini ziyaret etme hakkı kazanıp Brüksel&#8217;deki eşine dostuna &#8220;ben evlenmeye gidiyorum&#8221; bahanesini uydurarak, iki ay içinde geri geleceğini söyler ve Libya&#8217;ya gider. Bundan üç hafta önce de 4 diğer Libya&#8217;lıyla (bir tanesi erkek kardeşi) birlikte bir taksi içinde Tunus sınırından Libya&#8217;yı terk etmek isterken, sınır kapısından 3-5 metre önce Kaddafi&#8217;nin fedaileri tarafından durdurulan taksi içinden indirilir, üstü arandığında -şu anda NATO dahilinde Libya&#8217;yı bombalamakta olan ülkelerden biri olan- Belçika pasaportu bulunur ve iki saniye içinde kafasına sıkılan kurşunla aramızdan ayrılır.</p>
<p>Off mektuba ani aksiyonla girdim Prenses, dur başa alalım hemen:</p>
<!-- Begin MP3 Player for Wordpress Version "1.2.4"-->
<div align="left" id="playerMini1">
  <object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab" width="73" height="30">
    <param name="wmode" value="transparent">
    <param name="movie" value="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/mp3-player-plugin-for-wordpress/player_options/playerMini.swf" />
<param name="FlashVars" value="autoPlay=no&amp;soundPath=http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/reversetape.mp3?var1=mp3/no&amp;overColor=#1FBF26&amp;playerSkin=3"/>
<!--[if !IE]> <-->
<script type="text/javascript" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/mp3-player-plugin-for-wordpress/swfobject.js"></script>
		
<div id="flashPlayerplayerMini1">
<img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/mp3-player-plugin-for-wordpress/img/noflash.gif" alt="Flash required " />
</div>

<script type="text/javascript">
   var so = new SWFObject("http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/mp3-player-plugin-for-wordpress/player_options/playerMini.swf", "mymovie", "73", "30", "7", "#FFFFFF");  
   so.addParam("wmode", "transparent")
   so.addVariable("autoPlay","no")
   so.addVariable("overColor","#1FBF26")
   so.addVariable("playerSkin","3")
   so.addVariable("soundPath","http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/reversetape.mp3?var1=mp3/no")
   so.write("flashPlayerplayerMini1");
</script>    
<!--> <![endif]-->
</object></div>

<!-- End MP3 Player for Wordpress Version "1.2.4"-->
<p>Bir varmış bir yokmuş&#8230; Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde uçsuz bucaksız Brüksel&#8217;de Omar adında bir genç yaşarmış Prenses. Ben Omar&#8217;i ortak bir arkadaşımızın 4 yaşındaki kızı Zaule sayesinde tanıdım. Bu ortak arkadaşımızın çalıştığı günlerde bazen ben göz kulak olurdum Zaule&#8217;ye, bazen de Omar. Bilmiyordum, Zaule anlattı kendisiyle geçirdiğimiz günlerden birinde mahallede turlarken. Tutturdu illa da Omar&#8217;a uğrayalım, harika birisi diye. Kendisiyle öyle tanıştım, hikayesini hiç bir zaman anlatmadı. Arkadaşları ve komşuları olarak gerçek hikayeyi öğrenmemizin gerekçesi öldürülmüş olmasıydı. Ve maalesef kendi ağzından dinleyemedik&#8230;</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/le-Soir-24022011.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-4019" title="le-Soir-24022011" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/le-Soir-24022011-193x300.jpg" alt="" width="193" height="300" /></a>Bundan 15 sene evvel abisinin Kaddafi&#8217;nin özel askerleri tarafından, rejim karşıtı olduğu gerekçesiyle öldürülmesinden sonra Belçika&#8217;ya politik ilticada bulunan Omar&#8217;in muhtemelen kendisine doğrultulan silahın ve kafasına sıkılan merminin Belçika&#8217;lı büyük silah üreticisi FN&#8217;e ait olduğundan haberi yoktu. Efendim, bu Belçika acayip bir memleket. Yıllardır bir türlü merkezi bir hükümet kurulamaması sebebiylen medya ve sivil organlarda görece bir şeffaflık ve demokrasi gözlenebiliyor. Şöyle ki Fransız kantonunun en büyük gazetesi<em> Le Soir</em>, yine Fransız kantonuna ait FN Harstel şirketinin Kaddafi sülalesini yıllardır silahladığı skandalını baş sayfadan verebiliyor.</p>
<p>Amerika liderliğinde her zamanki &#8220;demokrasi getirme&#8221; ağzıyla Libya&#8217;ya dalan NATO ve yine aynı ağızla daha şefkatli görünen Avrupa Birliği ülkelerinin bir yandan NATO dahilinde top, tüfek sivil savaşa dahil olması, diğer yandan da insani yardım götürmesi riyakarlığının arkasında esasında otoriteryen bir manyağı yıllardır silahlama hikayesi var anlayacağın Prenses.<em> Le Soir</em> gazetesinin 2009&#8242;dan beri peşini bırakmadığı ve derin araştırmalarla bulup  <a href="http://archives.lesoir.be/fn-libye-les-licences-annulees_t-20110412-01CKVP.html">anında paylaştığı gerçekler</a> şöyle: dünyanın bir numaralı &#8220;hafif&#8221; silah üreticisi FN Harstel firması 2008 yılı Temmuz ayında Kaddafi&#8217;nin 32&#8242;nci askeri taburuna 400 adet F2000 saldırı tüfeği, 367 adet tabanca ile P90 makineli tüfeği, 22,000 adetten fazla top mermisi ve 1,134 adet havantopu cephaneliği göndermiş. Tabi ki babasının hayrına değil, 5.3 milyon Euro&#8217;luk bir kontrat karşılığında. Bu kadarıyla bitse yine bir derece dersin Prenses, aradan 3 yıl geçmiş, hadi bir hataydı filan diyebilirsin. Amma ve lakin 2009 Haziran&#8217;ında Belçika&#8217;daki bölgesel seçim sonuçlarının belli olmasının hemen ertesi günü Fransız kantonunun başkan yardımcısı olarak bir kez daha seçilen Rudy Demotte, kolları sıvayıp FN şirketinin Kaddafi&#8217;ye silah ihraç etmesi iznini veren 5 yeni lisans çıkarttırır. Bu 5 yeni lisans, Belçika&#8217;nın Fransız kantonuna üzerinden kanlar damlayan 11,516 milyon Euro&#8217;luk bir kontrat şeklinde geri dönecektir. Şimdi dedim ya Prenses, bu ülkede bir türlü merkezi hükümet kuramıyorlar diye, işte bunun nedeni Valon (Fransız kantonu) tarafıyla Flemenk (Flaman kantonu) tarafı arasında yıllardır bitmek bilmeyen bir sidik yarışı olması. Istanbul kadar memleketi paylaşamıyorlar anlayacağın. Tabi yüzeyde bu sidik yarışı dil, kültür, tarih vesaire sebebiylen görünse de esasında yine para. Yani Rudy Demotte amca seçim sonuçlarının açıklanmasının ertesi günü FN firması için bu silah satış lisanslarını çıkarttırdığında muhtemelen ayna karşısına geçip &#8220;Güç bende artıııkkk!&#8221; diye zafer nağaralari attı.</p>
<p>Ne diyorduk, Omar&#8217;cık&#8230;. Olan Omar ve onun gibi özgürce ve barış içinde yaşamak isteyenlere oldu. Başta anlattığım Omar hikayesine şimdi tekrar bakalım hadi Prenses. Bu sefer dikkatimizi Omar&#8217;a değil de Belçika&#8217;ya verelim.</p>
<p>1996 yılında can havliyle Kaddafi&#8217;den kaçan Libya&#8217;lı Omar&#8217;a politik iltica izni vermiş olan Belçika devleti, yıllardır aslında bir ülkenin başından inmeyen bu manyak Gestapo&#8217;ya silah ve cephanelik satmaktadır. 2011 yılı Şubat ayında, bölgedeki diğer Arap ülkelerinde olduğu gibi Libya&#8217;da da halk ayaklanıp, otoriteryen bu rejimi devirmek isteyince Omar haberi alır ve ne pahasına olursa olsun ailesi ve sevdikleriyle birlikte olmak için, bir cebinde Belçika pasaportu, diğer cebinde Libya kimliğiyle geri döner. Bir buçuk ay kadar direniş sürer. Libya ordusu askerleri saf değiştirip halkın yanına kaymaya başlar. Kaddafi her türlü yolu kullanarak direnişe katılan halkı katletmeye devam eder. Içinde Belçika&#8217;nın da olduğu NATO dahili bir sürü devlet, son model askeri araç gereçleriyle &#8220;demokrasi&#8221; getirmek için bu katliamı desteklercesine ülkeye dalar. Artık savaşın tarafları değiştiğinden ve direnişçilerin kime direneceğine karar verememesinden dolayı az hasarlı zafer umutları azalır. Omar da cebinde taşıdığı Belçika pasaportunun dakika itibariyle kendine karşı kullanılacağını anlar ve yine can havliyle yanındaki 4 kisiyle birlikte ülkeden çıkmak ister. Çıkar ayak Kaddafi&#8217;ni fedaileri tarafından üstü aranır ve Belçika pasaportu bulunduğu anda, Belçika mahsulü bir silah ile Libya&#8217;lı biri tarafından öldürülür.</p>
<p>&#8220;Bir yerlerde bir yanlışlık var amaaa&#8230;&#8221; dediğini duyar gibiyim Prenses. Bu yanlışlık maalesef yüzyıllardır devam ediyor. Kanla <a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/peace_717335.jpg"><img class="size-medium wp-image-4046 alignright" title="peace_717335" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/peace_717335-300x292.jpg" alt="" width="265" height="257" /></a>beslenen diktatörler, para ve petrol uğruna çıkan savaşlar, sebepsiz ölen canlılar&#8230; Omar&#8217;in öldüğünü duyunca kafamdan kaynar sular döküldü ve birden kendimi Omar&#8217;in eski evinde yaklaşık 15 kişilik bir eş, dost, komşu ortamında &#8220;ne yapmak lazım?&#8221; diye yüzüme bakan üzgün, şaşkın, korkmuş gözlerin karşısında buldum. Önce dedik ki hemen mobilize olalım, ses çıkartalım, Belçika Savunma Bakanlığı önünde yüzlerce kisiyle Omar&#8217;in yasını tutalım, savaşın anlamsızlığını gösterelim. Sonra fark ettik ki durum göründüğünden karışık; zira Omar&#8217;ın tüm ailesi hala Libya&#8217;da ve hala can pahasıyla yaşamını sürdürmeye çalışmakta. Bizim burada Omar&#8217;in adı, soyadı ve fotoğrafıyla sokağa çıkmamız, öteki tarafta daha büyük acılara sebep verebilir. Bu üzüntüyü, kızgınlığı sokakta bağıramamak benim içime çok fena oturdu Prenses. Aklıma iki buçuk sene önce <a href="http://bianet.org/bianet/toplum/111489-gozumuz-polisin-ve-devletin-ustunde">Yunanistan&#8217;da polis tarafından öldürülen 16 yasındaki genç, Alexis</a> geldi. Bu çocuğun öldürülmesinden sonra milyonlarca kişi tüm dünyada sokağa taşındı, sanki bir devrim havası esti. Ee şimdi her gün Omar gibi bir sürü genç, şiddete ve bastırılmaya direndiği gerekçesiyle öldürülmekte ve biz acımızı, korkumuzu, hüznümüzü istediğimiz gibi bağıramıyoruz çünkü hayatlar pamuk ipliğine bağlı az biraz uzağımızda.</p>
<p>Senle savaşın bu en insani, en saf halini kendime dokunduğunca paylaşmak istedim. Eminim ki Omar bu şekilde öldürülen ne tek kisi, ne de son. Eğer sen de buna benzer savaşın insani tanıklık hikayelerini biliyorsan, lütfen benle paylaş. Moral bozucu olsa da bu saçmalıklar yüzünden kokunc şekillerde öldürülenlerin ruhlarının ancak hikayeleri duyuldukça huzura kavuşacağına inanıyorum.</p>
<p>Iyi yolculuklar Omar!  عمر رحلة سعيدة !</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F04%2Fbir-varmis-bir-yokmus.html&amp;title=bir%20VARm%C4%B1%C5%9F%2C%20bir%20YOKmu%C5%9F&amp;bodytext=Br%C3%BCksel%27deki%20eski%20mahallemden%20kom%C5%9Fum%2C%20tan%C4%B1d%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%2C%20bildi%C4%9Fim%2C%20g%C3%BCler%20y%C3%BCzl%C3%BC%2C%2027-28%20ya%C5%9Flar%C4%B1nda%20Libya%27l%C4%B1%20bir%20gen%C3%A7ti%20Omar.%20Ailesini%20Libya%27da%20b%C4%B1rak%C4%B1p%20Bel%C3%A7ika%27ya%2015%20y%C4%B1l%20%C3%B6nce%20siyasi%20m%C3%BClteci%20olarak%20ka%C3%A7mas%C4%B1n%C4%B1n%20sebebi%20ailecek%20Kaddafi%20kar%C5%9F%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F04%2Fbir-varmis-bir-yokmus.html&amp;title=bir%20VARm%C4%B1%C5%9F%2C%20bir%20YOKmu%C5%9F" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F04%2Fbir-varmis-bir-yokmus.html&amp;title=bir%20VARm%C4%B1%C5%9F%2C%20bir%20YOKmu%C5%9F&amp;notes=Br%C3%BCksel%27deki%20eski%20mahallemden%20kom%C5%9Fum%2C%20tan%C4%B1d%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%2C%20bildi%C4%9Fim%2C%20g%C3%BCler%20y%C3%BCzl%C3%BC%2C%2027-28%20ya%C5%9Flar%C4%B1nda%20Libya%27l%C4%B1%20bir%20gen%C3%A7ti%20Omar.%20Ailesini%20Libya%27da%20b%C4%B1rak%C4%B1p%20Bel%C3%A7ika%27ya%2015%20y%C4%B1l%20%C3%B6nce%20siyasi%20m%C3%BClteci%20olarak%20ka%C3%A7mas%C4%B1n%C4%B1n%20sebebi%20ailecek%20Kaddafi%20kar%C5%9F%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F04%2Fbir-varmis-bir-yokmus.html&amp;t=bir%20VARm%C4%B1%C5%9F%2C%20bir%20YOKmu%C5%9F" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=bir%20VARm%C4%B1%C5%9F%2C%20bir%20YOKmu%C5%9F%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F04%2Fbir-varmis-bir-yokmus.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F04%2Fbir-varmis-bir-yokmus.html&amp;title=bir%20VARm%C4%B1%C5%9F%2C%20bir%20YOKmu%C5%9F&amp;annotation=Br%C3%BCksel%27deki%20eski%20mahallemden%20kom%C5%9Fum%2C%20tan%C4%B1d%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%2C%20bildi%C4%9Fim%2C%20g%C3%BCler%20y%C3%BCzl%C3%BC%2C%2027-28%20ya%C5%9Flar%C4%B1nda%20Libya%27l%C4%B1%20bir%20gen%C3%A7ti%20Omar.%20Ailesini%20Libya%27da%20b%C4%B1rak%C4%B1p%20Bel%C3%A7ika%27ya%2015%20y%C4%B1l%20%C3%B6nce%20siyasi%20m%C3%BClteci%20olarak%20ka%C3%A7mas%C4%B1n%C4%B1n%20sebebi%20ailecek%20Kaddafi%20kar%C5%9F%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=bir%20VARm%C4%B1%C5%9F%2C%20bir%20YOKmu%C5%9F&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F04%2Fbir-varmis-bir-yokmus.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=bir%20VARm%C4%B1%C5%9F%2C%20bir%20YOKmu%C5%9F&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F04%2Fbir-varmis-bir-yokmus.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F04%2Fbir-varmis-bir-yokmus.html&amp;title=bir%20VARm%C4%B1%C5%9F%2C%20bir%20YOKmu%C5%9F&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F04%2Fbir-varmis-bir-yokmus.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F04%2Fbir-varmis-bir-yokmus.html&amp;t=bir%20VARm%C4%B1%C5%9F%2C%20bir%20YOKmu%C5%9F&amp;s=Br%C3%BCksel%27deki%20eski%20mahallemden%20kom%C5%9Fum%2C%20tan%C4%B1d%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%2C%20bildi%C4%9Fim%2C%20g%C3%BCler%20y%C3%BCzl%C3%BC%2C%2027-28%20ya%C5%9Flar%C4%B1nda%20Libya%27l%C4%B1%20bir%20gen%C3%A7ti%20Omar.%20Ailesini%20Libya%27da%20b%C4%B1rak%C4%B1p%20Bel%C3%A7ika%27ya%2015%20y%C4%B1l%20%C3%B6nce%20siyasi%20m%C3%BClteci%20olarak%20ka%C3%A7mas%C4%B1n%C4%B1n%20sebebi%20ailecek%20Kaddafi%20kar%C5%9F%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=3969&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2011/04/bir-varmis-bir-yokmus.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/reversetape.mp3" length="311694" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>Sivil Toplum Kuruluşları ve Karşıt-Üretkenlik</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2011/03/sivil-toplum-kuruluslari-ve-karsit-uretkenlik.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2011/03/sivil-toplum-kuruluslari-ve-karsit-uretkenlik.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Mar 2011 22:06:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ayşem</dc:creator>
				<category><![CDATA[aktivizm]]></category>
		<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[Arundathi Roy]]></category>
		<category><![CDATA[cevrecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Ivan Illich]]></category>
		<category><![CDATA[Karşıt-Üretkenlik]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Kuruluşu]]></category>
		<category><![CDATA[stk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=3395</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’de 1980 ve sonraki onbeş yıl, ekolojik, ya da diğer alternatif politika modellerini özgürce hayata ve kamusal alana geçirmek için son derece uygunsuz yıllardı malum. Alternatif hareketlerin yavaş yavaş yeniden yeşermeye başladığı 1990’lardan günümüze kadar, hak ve özgürlüklere dair değişenler olsa dahi, darbelerle ezilmiş, eğitilmiş, susturulmuş bir toplumda bu hareketlerin çoğu derin kökler salamadığı gibi, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/03/tyrant-boot-poster.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3404" title="tyrant-boot-poster" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/03/tyrant-boot-poster.jpg" alt="" width="218" height="291" /></a>Türkiye’de 1980 ve sonraki onbeş yıl, ekolojik, ya da diğer alternatif politika modellerini özgürce hayata ve kamusal alana geçirmek için son derece uygunsuz yıllardı malum. Alternatif hareketlerin yavaş yavaş yeniden yeşermeye başladığı 1990’lardan günümüze kadar, hak ve özgürlüklere dair değişenler olsa dahi, darbelerle ezilmiş, eğitilmiş, susturulmuş bir toplumda bu hareketlerin çoğu derin kökler salamadığı gibi, katılım da son derece düşük oldu. Bugün hala, politik katılımın son derece düşük olduğu, politikaya korkuyla yaklaşılan bir toplumuz.</p>
<p>Sivil toplum kuruluşları (STK’lar) Türkiye’de bu noktada ortaya çıktı prenses. Politika yapmaktan son derece soğumuş, hatta apolitik bir ülkede STK’lar politika yapmadan toplumsal duyarlılığa sahip olmanın, içinde yaşanılan toplum için de birşeyler yapmanın bir yolunu oluşturdu. Gönüllü olarak bir STK’nın içinde çalışmak, politikaya bulaşmadan, yani ‘elini kirletmeden’, sosyal sorumluluk taşımak anlamına geliyor. Belki de ‘ya benim başıma da gelirse?’ diye korktuğumuz için, belki de sadece o perişanlığın ve çirkinliğin (mücadele ettiğimiz her ne ise onun) gözümüzün önünden o an için olsun kaybolmasını ve hayatımızın kaldığımız yerden devam etmesini istediğimiz için, belki de suçluluk duygularımızı biraz olsun hafifletmek için; ve belki de en iyi niyetlerimizle içimizdeki “Ama bu olmamalı, buna izin verilmemeli!” duygumuzu yansıtmak için kullanırız STK’ları. Bu sistemin içinde biraz olsun yaraları sarabilmek için, içimizdeki çaresizliği azaltabilmek için, başkalarıyla dayanışma duygusunun, maddi bir karşılığı olmasa dahi istediğimiz ve inandığımız için biraraya gelip dayanışma içinde çalışmayı hatırlamak/öğrenmek için kendimizi belki de çok fazla sorgulamadan ‘içlerine atarız’ ve gönüllü olarak projelerde, kampanyalarda, eylemlerde, protestolarda yer alırız, kredi kartımızla destek veririz. Bu bize iyi gelir, bizi rahatlatır, bize bu toplumdaki bir takım yanlışlıklara, savaşa, adaletsizliğe, eşitsizliğe, ekolojik yıkıma karşı birşeyler yaptığımız hissi verir.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/03/ivanIllichCoev40June83.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-3398" title="ivanIllichCoev40June83" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/03/ivanIllichCoev40June83.jpg" alt="" width="235" height="282" /></a>İşte tam da bu duygu, gönüllülük ve STK’cılık mantığının karşıt-üretken hale gelmesinin sebebi aslında. Karşıt-üretken demek ne ola ki prenses? Karşıt-üretkenlikten önce biraz kurumsallaşmadan bahsetmek lazım. Çağımızın en özgürleştirici ve yaratıcı filozoflarından Ivan Illich’e göre modern toplumun sorunu kurumlarında, herşeyi kurumsallaştırmasında ve hep daha fazla kurum yaratma eğiliminde yatar. Kurumsallaşmayı eleştirirken de bu sürecin insanların kendilerine olan güvenlerini, sorunlarla başetme potansiyellerini ve yaratıcılıklarını kaybetmesine yol açtığını, sosyal ve şenlikli ilişkileri yok ettiğini öne sürer. Çünkü bu durum eskiden uğraşan herkesin edinebileceği yetenekleri artık ancak kurumlar aracılığıyla, sadece profesyoneller tarafından elde edilebilen kartelleştirilmiş mallar haline getirir. Kurumsallaşma sonucu kendimizi iyileştirme ve şifa dağıtma gücümüzü doktorlara, bilgi aktarma gücümüzü öğretmenlere, bilgi yaratma gücümüzü akademisyenlere, tanrıyla iletişim kurma şeklimizi belirleyen kararları alma hakkını din adamlarına devrederiz. Eğitim ya da sağlık kadar hayatımızı ilgilendiren konularda dahi kafa yormamıza da artık gerek kalmamıştır.</p>
<p>Illich’in karşıt-üretkenlik kavramı bu arkaplanda ortaya çıkar: Temelinde yararlı olan süreçler, uygulamalar ve araçlar, kurumsallaşma kritik bir noktayı geçtikten sonra ilk amaçların tersine hizmet eder hale gelirler. Bunun bir sebebi profesyonellerin kapıları sıkı sıkı tutması ve gündemi belirlemesidir. Bir başkası da artık mal haline gelmiş olan değerlerin, neredeyse sadece ilgili bir kurumun bir işlevi olmaya indirgenmesidir. Hastalar ve hastalıklar üreten tıp kurumu, mesafeyi arttıran otoyollar, tanrınızla aranızda engel haline gelen din adamları gibi&#8230;</p>
<p>Bizi rahatlatan, bize bu toplumdaki bir takım yanlışlıklara, savaşa, adaletsizliğe, eşitsizliğe, ekolojik yıkıma karşı birşeyler yaptığımız hissi verdiği için kurduğumuz/ çalıştığımız STK amaç haline geldiğinde, onun varlığını sürdürmesi de çoğu zaman el atılan problemin devamlılığına bağlıdır. “Çevreciler hep felaket senaryoları yazarlar, çünkü ekolojik felaketler olmazsa çevrecilere de ihtiyaç kalmaz” söylemini defalarca duymuşuzdur. Peki hiç başarıyla kampanyasını ya da projesini tamamlayıp kendini fes eden bir STK duydunuz mu? Bu içsel çelişki, STK’ların sorunlar derinleştikçe ve kamuoyunun hassasiyeti arttıkça finansman, kamuoyu ve işgücü desteği bulmasıyla kendini açıkça belli eder. Gerek kurumsal yapılanma modellerinin değişerek STK’nın varlığını sürdürebilmesi amaçlı, daha profesyonel, daha hiyerarşik modellerin benimsenmesi yani “kurumsallaşma”, gerek geniş çaplı ve sistemin doğasından gelen sorunları yerel projelerle çözümleyerek sistemi bir anlamda “yamamaları” yoluyla STK’lar karşıt üretken hale gelirler.</p>
<p>Burada sorulması gereken sorular iki yönlü prenses: Birincisi, aslında bu kadar çok işsiz, bu kadar çok yoksul, bu kadar büyük ekolojik yıkım, bu kadar fazla sömürü, bu kadar çok mutsuzluk doğuran böyle bir sistemin izlerini hafifleterek yaptığımız acaba toplumun acılarını azaltarak varolan sistemin içinde hayatlarına devam etmelerini sağlamak mı? Acaba STK’ların en radikal görünenleri dahi sordukları ve sormadıkları sorularla sistemin birer sübabı mı? Endüstri karşıtı olmadan, kapitalizme eleştiri getirmeden, içinde yaşadığımız sistemin en temeli olan insan-merkezci, fetihçi, erkek egemen, sermayeyi güçle bir tutan değerleri sorgulamadan “çevreci” olan STK’ların varolan, insan-merkezci kapitalist söylemleri tekrarladığı açıkça ortada. Bu gibi yollarla belki sosyal duyarlılığı artırmak mümkün olsa dahi, bu son derece kısıtlı bir çerçevede olacaktır.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/03/green460.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3401" title="green460" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/03/green460.jpg" alt="" width="460" height="276" /></a></p>
<p>İkincisi,  STK’ların profesyonelleştirerek kapılarını tuttuğu, kavramlarını belirleyerek mal haline getirilen bir çevrecilik değeri, kurumların tekeline alındığında acaba toplumun tümünün üzerine düşünmesi gerekenleri kendilerine mi havale ediyorlar? Çevrecilik kendi başına bir değer haline gelip ekolojik bir yaşam ihtimalini ortadan kaldırıyor mu? Farketmemiz gereken, STK’ların olmadıkları ve olmaması gerektiği bir şekilde objektif, iyi niyetli ve faydalı görülüp, her zaman doğruyu, sadece doğruyu ve bütün doğruyu söylediklerinin iddia ediliyor olması. Halbuki her kuruluş gibi STK’lar da eleştirel süzgeçten geçmeli, herşeyden önce kimin STK, kimin endüstrinin çevre imajını düzeltme kuruluşu olduğu anlaşılmalı (bunun en kestirme yolu STK’ların finansal kaynaklarını incelemektir, ancak tabii ki bununla sınırlı değildir). Ayrıca projeler ve kampanyalar da kendi içlerinde ve arkalarında yatan gündemle birlikte değerlendirilmeli. Her çevre kuruluşunun bir gündemi vardır, ki bu da son derece normal. STK’lar seçtikleri konularda seçtikleri yöntemlerle kampanya ya da proje yaparken, tabii ki bu konuları kamuoyunun gündemine sokmaya çalışacaklardır. Ancak, sanki böyle bir durum yokmuş gibi STK’ların sanki hata yapmayan, kendi iç dinamiklari olmayan, herhangi bir gündemleri olmayan kuruluşlarmışçasına, hiç sorgulanmadan kabul görmeleri ciddi hayal kırıklıkları yaratır. Çünkü onlar da politikacılar gibi bir konuyu diğerlerinden daha öncelikli, çözüm alternatiflerinden birini diğerinden daha uygun, vs. bulmakta ve bu karara uygun çalışmalar yapmaktalar.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/03/6a01053625d752970c010536cb482c970b-800wi.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3410" title="6a01053625d752970c010536cb482c970b-800wi" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/03/6a01053625d752970c010536cb482c970b-800wi.jpg" alt="" width="237" height="294" /></a>Arundathi Roy’un dile getirdiği şekliyle, STK’lar devletin sağlamak zorunda olduğu ihtiyaçlarının küçük bir kısmını karşılamayı üstlenerek politik alanı politikasızlaştırıyor, politik bilinci siliyor ve direniş hareketini bölüp dağıtıyorlar. Biraraya gelip çalışmak ve değiştirmek isteyen kişilerin kurduğu, özellikle yerel hareketlerden ortaya çıkan STK’lar için bunu söylemek doğru olmaz. Ancak giderek profesyonelleşen ve bir sektör haline gelen “STK’cılık”, üniversitelerde kimi zaman toplum mühendisliğine soyunan bir edayla eğitimleri alınıp, dayanışmanın yerini uluslararası fonlar için rekabete bıraktığı, kişilerin bir kariyer olarak görüp yatırımlarını ona göre yaptığı bir piyasa şeklini aldığından, “gerçek” sorunlarla ilişkisi olmayan STK’lar, toplumun bütünü için işe yarayan çözümler üretemeyen projeler ve dolayısıyla da bilinçlenmeyen bir toplum, siyasallaş(a)mayan siyasi konular ve varolan kapitalist sistemin içinde kendi yerini bulmuş bir STK anlayışı doğuruyor. İnsanların çevreleriyle, doğayla, diğer canlılarla ve birbirleriyle olan ilişkileri ise, kendilerinin artık üzerine fazla düşünmeleri gerekmeyen, sertifikalı, bilgi sahibi, konulara hakim profesyonellerden oluşan çevre STKlarına bırakılabilir konular haline geliyor.</p>
<p>STK’lar benim ve bu apolitik ülkede yaşayan, apolitik olması öğretilen ve beklenen diğer gençlerin öğrenme, anlamlandırma ve beraber çalışabilme süreçlerinde son derece yardımcı kurumlar. Onların sınırlarını anlamak, gündemlerini fark etmek, savunduklarını düşünsel bir süzgeçten geçirmek ve karşıt-üretkenliklerinin de farkında olmak gerekir. Bütünsel bir yaklaşımla doğayla ve birbirimizle ilişkilerimizi yeniden yapılandırabilmemizin yolu ekolojik düşünce ve politikalara yönelmemizdir. STKların bu noktada dışlanması değil politik kimliklerini açıkça ortaya koymaları ve içinde yaşadığımız sistemin bir parçası olmayı ya da onu değiştirmeyi seçmeleri beklenmelidir. Yeşil politikanın da bu sorunlara özgürleştirici yaklaşımlar geliştirmek ve radikal sorgulamalara girişmek gibi son derece zor ve çetrefilli (ve belki de varoluşunun bağlı olduğu) bir işi var.</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F03%2Fsivil-toplum-kuruluslari-ve-karsit-uretkenlik.html&amp;title=Sivil%20Toplum%20Kurulu%C5%9Flar%C4%B1%20ve%20Kar%C5%9F%C4%B1t-%C3%9Cretkenlik&amp;bodytext=T%C3%BCrkiye%E2%80%99de%201980%20ve%20sonraki%20onbe%C5%9F%20y%C4%B1l%2C%20ekolojik%2C%20ya%20da%20di%C4%9Fer%20alternatif%20politika%20modellerini%20%C3%B6zg%C3%BCrce%20hayata%20ve%20kamusal%20alana%20ge%C3%A7irmek%20i%C3%A7in%20son%20derece%20uygunsuz%20y%C4%B1llard%C4%B1%20malum.%20Alternatif%20hareketlerin%20yava%C5%9F%20yava%C5%9F%20yeniden%20ye%C5%9Fermeye%20ba%C5%9Flad" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F03%2Fsivil-toplum-kuruluslari-ve-karsit-uretkenlik.html&amp;title=Sivil%20Toplum%20Kurulu%C5%9Flar%C4%B1%20ve%20Kar%C5%9F%C4%B1t-%C3%9Cretkenlik" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F03%2Fsivil-toplum-kuruluslari-ve-karsit-uretkenlik.html&amp;title=Sivil%20Toplum%20Kurulu%C5%9Flar%C4%B1%20ve%20Kar%C5%9F%C4%B1t-%C3%9Cretkenlik&amp;notes=T%C3%BCrkiye%E2%80%99de%201980%20ve%20sonraki%20onbe%C5%9F%20y%C4%B1l%2C%20ekolojik%2C%20ya%20da%20di%C4%9Fer%20alternatif%20politika%20modellerini%20%C3%B6zg%C3%BCrce%20hayata%20ve%20kamusal%20alana%20ge%C3%A7irmek%20i%C3%A7in%20son%20derece%20uygunsuz%20y%C4%B1llard%C4%B1%20malum.%20Alternatif%20hareketlerin%20yava%C5%9F%20yava%C5%9F%20yeniden%20ye%C5%9Fermeye%20ba%C5%9Flad" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F03%2Fsivil-toplum-kuruluslari-ve-karsit-uretkenlik.html&amp;t=Sivil%20Toplum%20Kurulu%C5%9Flar%C4%B1%20ve%20Kar%C5%9F%C4%B1t-%C3%9Cretkenlik" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Sivil%20Toplum%20Kurulu%C5%9Flar%C4%B1%20ve%20Kar%C5%9F%C4%B1t-%C3%9Cretkenlik%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F03%2Fsivil-toplum-kuruluslari-ve-karsit-uretkenlik.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F03%2Fsivil-toplum-kuruluslari-ve-karsit-uretkenlik.html&amp;title=Sivil%20Toplum%20Kurulu%C5%9Flar%C4%B1%20ve%20Kar%C5%9F%C4%B1t-%C3%9Cretkenlik&amp;annotation=T%C3%BCrkiye%E2%80%99de%201980%20ve%20sonraki%20onbe%C5%9F%20y%C4%B1l%2C%20ekolojik%2C%20ya%20da%20di%C4%9Fer%20alternatif%20politika%20modellerini%20%C3%B6zg%C3%BCrce%20hayata%20ve%20kamusal%20alana%20ge%C3%A7irmek%20i%C3%A7in%20son%20derece%20uygunsuz%20y%C4%B1llard%C4%B1%20malum.%20Alternatif%20hareketlerin%20yava%C5%9F%20yava%C5%9F%20yeniden%20ye%C5%9Fermeye%20ba%C5%9Flad" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Sivil%20Toplum%20Kurulu%C5%9Flar%C4%B1%20ve%20Kar%C5%9F%C4%B1t-%C3%9Cretkenlik&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F03%2Fsivil-toplum-kuruluslari-ve-karsit-uretkenlik.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Sivil%20Toplum%20Kurulu%C5%9Flar%C4%B1%20ve%20Kar%C5%9F%C4%B1t-%C3%9Cretkenlik&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F03%2Fsivil-toplum-kuruluslari-ve-karsit-uretkenlik.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F03%2Fsivil-toplum-kuruluslari-ve-karsit-uretkenlik.html&amp;title=Sivil%20Toplum%20Kurulu%C5%9Flar%C4%B1%20ve%20Kar%C5%9F%C4%B1t-%C3%9Cretkenlik&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F03%2Fsivil-toplum-kuruluslari-ve-karsit-uretkenlik.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F03%2Fsivil-toplum-kuruluslari-ve-karsit-uretkenlik.html&amp;t=Sivil%20Toplum%20Kurulu%C5%9Flar%C4%B1%20ve%20Kar%C5%9F%C4%B1t-%C3%9Cretkenlik&amp;s=T%C3%BCrkiye%E2%80%99de%201980%20ve%20sonraki%20onbe%C5%9F%20y%C4%B1l%2C%20ekolojik%2C%20ya%20da%20di%C4%9Fer%20alternatif%20politika%20modellerini%20%C3%B6zg%C3%BCrce%20hayata%20ve%20kamusal%20alana%20ge%C3%A7irmek%20i%C3%A7in%20son%20derece%20uygunsuz%20y%C4%B1llard%C4%B1%20malum.%20Alternatif%20hareketlerin%20yava%C5%9F%20yava%C5%9F%20yeniden%20ye%C5%9Fermeye%20ba%C5%9Flad" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=3395&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2011/03/sivil-toplum-kuruluslari-ve-karsit-uretkenlik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gerçeklik sapması</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2011/01/gerceklik-sapmasi.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2011/01/gerceklik-sapmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Jan 2011 14:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif</dc:creator>
				<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ANKA]]></category>
		<category><![CDATA[drone]]></category>
		<category><![CDATA[insansiz hava araci]]></category>
		<category><![CDATA[militarizm]]></category>
		<category><![CDATA[UAV]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=2422</guid>
		<description><![CDATA[Yılbaşında Türk ailelerinin Noel ağacı süslemesi, Isa&#8217;nın doğum günü olarak kutlanması öngörülen Noel&#8217;de tüm Avrupa&#8217;nın bir hafta zil zurna sarhoş gezmesi, komplo teorilerinin gerçek olması, gerçeklerin komplo olarak algılanması, Aralık&#8217;ta Istanbul&#8217;un 20 derece olması ve Belçika&#8217;da son iki aydır durmayan kar yağışı sonrasında havanın 14 derece olması, değişen iklimin tetikleyicisi CO2 salınımından halk sorumlu tutularak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- p { margin-bottom: 0.08in; } --> <!-- p { margin-bottom: 0.08in; } --> <!-- p { margin-bottom: 0.08in; } --><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/01/reality.gif"><img class="alignleft size-full wp-image-2542" title="reality" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/01/reality.gif" alt="" width="225" height="280" /></a>Yılbaşında Türk ailelerinin Noel ağacı süslemesi, Isa&#8217;nın doğum günü olarak kutlanması öngörülen Noel&#8217;de tüm Avrupa&#8217;nın bir hafta zil zurna sarhoş gezmesi, komplo teorilerinin gerçek olması, <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2011/01/julian-assangea-mektup.html">gerçeklerin komplo olarak algılanması</a>, Aralık&#8217;ta Istanbul&#8217;un 20 derece olması ve Belçika&#8217;da son iki aydır durmayan kar yağışı sonrasında havanın 14 derece olması, değişen iklimin tetikleyicisi CO2 salınımından halk sorumlu tutularak &#8220;günde bir defa duş al, ayak izin küçülsün&#8221; diye duygu sömürüsü yapılması, öte yandan zenginin &#8220;ekolojik&#8221; hibrid arabasını günde 3 kere yıkaması, endüstrinin yeşil kaplamasıyla aradan sıvışması&#8230; durdurur musunuz şoför bey ışıklarda inecek var, beni biraz tuttu da bu gerçeklik sapması..<span id="more-2422"></span></p>
<p>Neler oluyor Prenses? Tuhaf bir dönemden geçiyoruz gezegence. Sanki insanoğlunun algılarına çarpan o kadar çok şey var ki, insan mavi ekran veriyor. Bir yandan şanslı hissediyorum kendimi, ne yalan söyleyeyim. Hani bu çağda doğmak ve yaşamakla dananın kuyruğuna atılan çeltikleri izleme olanağı bulabiliyorum. Dünya savaşları filan gibi hayat-memak meseleleri gündelik hayatta olmadığı ve sagolsun, teknoloji, kafamı dürten her soruyla ilgili gerekli tüm bilgiyi iki saniyede önüme yığabildiği için, evet şanslıyım ve farkındayım. Ama bir de bilen kisinin sahip olduğu darlanma halı var ki esasında o da acayip. Darlanıp panik olmuyorsun sadece şaşkın şaşkın izliyorsun 21. yüzyıl mitolojisini ve nasıl hala bunun sürebildiğini. Içinde olmak istemiyorsun &#8220;lan ben mitoloji kahramanı değilim&#8221; diye, ama tamamen dışında da kalamıyorsun meraktan.</p>
<p>Belçika&#8217;da son 30 yılın en yoğun kar yağışı sebebiylen (ve aynı zamanda havanın 9&#8242;da aydınlanması ve 5&#8242;te kararması yüzünden de) evde epey vakit geçirdiğim bir ayda 80-90&#8242;larin bilim kurgu/aksiyon filmlerini izlemeye başladım, Prenses. Bildiğin Hollywood filmleri iste, Terminator serisi olsun, arada James Bond, Altıncı Element vesaire iste. Sen gözlerini patlatıp beni yargılamaya başlamadan önce, dur bak bir oku önce neden.</p>
<p><!--more--></p>
<p>90&#8242;larda dünyayı ele geçiren robotlar konsepti bize tamamiyle kurgu gelirdi. Kahramanımızın nasıl bütün bu şeyin altından kalkacağını görmek için oturup izlerdik. &#8220;Amaan palavra iste, maksat kan gövdeyi götürsün&#8221; derdi annem, bak hatırlıyorum. Ya da favori ajanımız 007&#8242;nin Amerika&#8217;nın nükleer silahlarını çalarak dünyayı yok etmek isteyen (bu kısmını hiç bir zaman anlamadık tabi, niye dünyayı yok etmek istesin adam. Birine saldırmak istiyor diye çalıyordur. Neyse Hollywood filmine, babaannem diziye yorum yapar gibi kritik yapmamak lazım) teröristleri durdurmasını filmin konusuna önem vermeden izlerdik.</p>
<p>Uyan Prenses, bu filmlerde &#8220;kurgu&#8221; olanlar şu anda gerçek! Ha kesin o zaman da gerçekti, yoksa film endüstrisinin içine doğmadı heralde fikirler, kullanılan teknolojiler. Tek fark, şu anda bütün bunların gerçek olduğunu biliyoruz.</p>
<p>Bak seni <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0nsans%C4%B1z_hava_arac%C4%B1">Insansiz Hava Aracı </a>(Unmanned Aerial Vehicle- UAV) veya &#8220;drone&#8221; olarak da bilinen uçan robot sistemiyle tanıştırayım henüz tanışmadıysan Prenses. Bu insansız hava aracı, uçak gibi söyle:</p>
<div id="attachment_2423" class="wp-caption aligncenter" style="width: 383px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/01/bae-taranis1.jpg"><img class="size-medium wp-image-2423 " title="bae-taranis1" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/01/bae-taranis1-300x197.jpg" alt="" width="373" height="244" /></a><p class="wp-caption-text">Yok film kesiti değil, Fransız BAE Systems şirketi tarafından üretilmiş ve hedefi vurmaya programlanmış bu araç şu anda &quot;piyasa&quot;da</p></div>
<p style="text-align: center;">
<p>Veyahut da sinek gibi böyle:</p>
<div id="attachment_2424" class="wp-caption aligncenter" style="width: 372px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/01/micro_UAV.jpg"><img class="size-medium wp-image-2424 " title="micro_UAV" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/01/micro_UAV-300x199.jpg" alt="" width="362" height="239" /></a><p class="wp-caption-text">Bu da ispiyon aracı. Taksınlar kamerayı, mikrofonu bak bakalım tüm hayatın kayıtlara geçerken ruhun duyuyor mu</p></div>
<p style="text-align: center;">
<p>karşımıza çıkabiliyorlar.</p>
<p>Avrupa Birliği dış Politikalar Sefi <a href="http://neoconopticon.wordpress.com/2009/10/06/solana-eu-maritime-surveillance-uav-programme-civil-military-cooperation-and-battlegroups-all-coing-along-nicely/">Javier Solana</a>, UAV dediğimiz bu robotların kullanım alanlarını, Avrupa silah endüstrisine katacağı değerden bahsederken söyle sıralamış: polis/paramiliter güvenlik uygulamaları, tarımsal ilaçlama, alçak yörüngeli uydular, lojistik/kurye, ticari yolcu taşımacılığı (yuuhh diyeceğim izninle, pilot yok Prenses uçakta!) ve hava fotoğrafçılığı. Bu robotlar Amerika ve Avrupa başta olmak üzere bir çok ülkede üretilip kullanılıyorlar. Misal Amerikan ordusu bu UAVleri Irak ve Afganistan&#8217;daki operasyonlarında kullandı ve halen kullanmakta (evet, pek gündemde değil ama hala Afganistan da yarım yamalak bir operasyon devam ediyor). Sonracığıma, 2006 yılında CIA, UAVleri Afganistan ve <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Drone_attacks_in_Pakistan">Pakistan</a>&#8216;daki &#8220;teror şüphelileri&#8221;ni öldürmek için kullandı. Bu operasyonlar süresince sayısız sivil bu robot uçaklar tarafından öldürüldü. Tabi bu sebepten askeri amaçlarla kullanılmalarının gerekliliği değişik ortamlarda <a href="http://news.bbc.co.uk/2/hi/8182003.stm">tartışılıyor</a>. Bu tartışmaların ve olası UAV karşıtı argümanların karşı argümanlari geliştirilmiş vaziyette, Prenses, o yüzden ciddi hukuksal yaptırımlar uygulanmadığı sürece UAV&#8217;nin savunma sistemi olarak kullanıp kullanılmamasını tartışmak çok da anlamlı gelmiyor. Uluslararası Hukuk kapsamında bu robotların savunma amaçlı kullanımı halihazırda yasal, tam olarak net dayanakları <a href="http://trueslant.com/paultullis/2010/01/09/drone-aircraft-civilian-casualties-and-the-law/">belli belirsiz</a> olsa da.</p>
<p>Avrupa&#8217;da bu tip insansız uçuş araçlarını sivil hava sahasında kullanmak şimdilik yasak. Ama Israil&#8217;de değil. Avrupalı ve Amerikalı silah üreticilerinin en yağlı müşterisi Israil ordusu tahmin edersin ki Prenses (bu arada Türk ordusu da Israil&#8217;in UAV müşterisi); sebep de &#8220;sınır koruması&#8221;. Hadi buyur, gerçeklik sapması diye girmiştik ya yazıya, buradan yak bir de. Sen git Israil, &#8220;vaad edilmiş topraklar&#8221;a yerleş, yüzyıldır yaşayan bir milleti katlet (göçe zorlamak da katletmeye dahil), bir de üstüne sınır çekip &#8220;güvenliğini korumak amaçlı Amerika&#8217;dan robot satın al. Bu robotlar takip, izleme, dinleme, hedef bulma ve hedefi vurma işlevi görüyor, hatırlatırım.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/01/israeli_UAV.jpeg"><img class="alignleft size-full wp-image-2425" title="israeli_UAV" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/01/israeli_UAV.jpeg" alt="" width="275" height="183" /></a> Hani demiştim ya UAV&#8217;lerin savunma amaçlı kullanımını yasaklamak için ortaya atılan argümanların karşı argümanları hazırda bekliyor diye. Işte en kuvvetli karşı argüman &#8220;anayurt güvenliği&#8221;. Hatırlatırım, bu mitolojide çağ terör ve bilgi çağı Prenses. Ülkelerin savunma politikaları öyle bir paranoya üzerine kurulmuş halde ki -ortada dünya savaşları benzeri toplu tüfekli, cepheli savaşlar da olmadığı için daha bir tuhaf kaçıyor tabi- insanlar da zamanla anayurt güvenliği adına sınır komşusunun (ya da kendi topraklarında var olan özerklik isteğindeki halkların) her gün kendi ülkesinden kalkan robotlar tarafından öldürülmesini doğal karşılayarak aklını fikrini koruma eğilimli.</p>
<p>Türk ordusu da UAV&#8217;leri sınır güvenliği ve anti-terorizm çerçevesinde kullanmakta. 1999 yılında Israil&#8217;le yapılan bir anlaşma üzerine TSK, 100 kadar <a href="http://www.israeli-weapons.com/weapons/aircraft/uav/harpy/HARPY.html">Harpy Ölümcül Insansız Hava Aracı</a> almış. Aynı zamanda TSK, 1990 yılından beri kendi insansız hava araçlarını üretmek amaçlı AR-GE projelerini sürdürüyormuş efenim  ve sonuç olarak geçtiğimiz yıl ilk Türk yapımı insansız hava aracı, <a href="http://www.cnnturk.com/2010/turkiye/07/16/iste.turkiyenin.ilk.insansiz.hava.araci/583665.0/index.html">ANKA</a>&#8216;yı üretmiş. Ismi de Zümrüd-ü Anka kuşunu andırıyor diye ANKA. Yani memleketimiz ordusunun askerleri playstation oynar gibi ekran karşısına oturup, göbeğini kaşıyarak Güneydoğu ve Kuzey Irak&#8217;ta sürdürdüğü kürt operasyonunu, Zümrüd-ü Anka kuşuyla devam ettirecek Prenses. Ya da yersen&#8230;</p>
<p>Hani bilgisayarda araba yarışı veya Playstation&#8217;da herhangi bir simülasyon oyunu oynarken riskleri çok önemsemezsin. Sebep, ekran karşısında olduğunun farkındasındır. Araba yarışı oynuyorsan, arabanın içinde olmadığını ve diğer arabalara çarptığında içindekilerin ölmeyeceğini bilirsin. Esasında içindekileri fark etmezsin bile. Orada değilsindir çünkü, hayatın tehlikede filan da değildir. Işte insansız hava araçlarının en büyük açmazı da bu, hedefler ve araya kaynayan sivilleri ayırt edememe. Bu sebepten Avrupa sivil hava sahasında bu araçlar yasal değil henüz.</p>
<p>Bak bizim TSK&#8217;nın ANKA&#8217;sıyla ilgili bir tanıtım videosu var, fikrin nasıl pazarlandığını daha net görebilirsin:</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="385" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/hIF3o_KJgI0?fs=1&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="385" src="http://www.youtube.com/v/hIF3o_KJgI0?fs=1&amp;hl=en_US" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>Videoyu izlediysen hemen bütçeden bahsedeyim. ANKA&#8217;nın tasarımı ve geliştirilmesi 107 milyon dolara mal olmuş. Bütçeyi detay gibi verdim ama esasında tüm bu yüksek teknolojik savunma ve silah endüstrisinin ekonomik kalkınma hedefleriyle ülke ekonomisinden sorumlu kişilerin kalkıma hedefleri arasında bir paralellik görebilirsin belki Prenses. Yerli savunma ve güvenlik (yani askeri ve sivil) endüstrisinin ithalata gerek duymadan kendi ayakları üzerinde durabilmesi ve hatta ihraç eder konuma geçmesi ülke ekonomisiyle ilgili iyi bir şey. Yani ürünlerin nerede, nasıl kullanılacağı ekonomik kalkınma kafasını pek ırgalamıyor senin anlayacağın.</p>
<p>Tabi askeri tertibatıyla övünmeyi çok seven Türk milleti olarak, &#8220;Yüzde yüz yerli insansız casus uçağı&#8221;mızla acayip övünüyoruz. Neyimiz eksik?</p>
<p>Bu gerçeklik sapması mevzusu kafamı epey meşgul ediyor bu sıralar Prenses. Gerçek, değer, zaman ve mekan gibi kavramlar giderek yıkılarak yerini olaylara bırakıyor gibi geliyor. Rahatsız mı oldun? Ben de rahatsız oldum, o yüzden kafa yormaya başladım. Sen de rahatsız olduysan biraz daha yakından bak derim, rahatsızlık yerini sıcak bir rahatlamaya bırakacak zamanla. Hakkaten!</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F01%2Fgerceklik-sapmasi.html&amp;title=Ger%C3%A7eklik%20sapmas%C4%B1&amp;bodytext=%20%20Y%C4%B1lba%C5%9F%C4%B1nda%20T%C3%BCrk%20ailelerinin%20Noel%20a%C4%9Fac%C4%B1%20s%C3%BCslemesi%2C%20Isa%27n%C4%B1n%20do%C4%9Fum%20g%C3%BCn%C3%BC%20olarak%20kutlanmas%C4%B1%20%C3%B6ng%C3%B6r%C3%BClen%20Noel%27de%20t%C3%BCm%20Avrupa%27n%C4%B1n%20bir%20hafta%20zil%20zurna%20sarho%C5%9F%20gezmesi%2C%20komplo%20teorilerinin%20ger%C3%A7ek%20olmas%C4%B1%2C%20ger%C3%A7eklerin%20komplo%20olarak%20alg%C4%B1lanma" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F01%2Fgerceklik-sapmasi.html&amp;title=Ger%C3%A7eklik%20sapmas%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F01%2Fgerceklik-sapmasi.html&amp;title=Ger%C3%A7eklik%20sapmas%C4%B1&amp;notes=%20%20Y%C4%B1lba%C5%9F%C4%B1nda%20T%C3%BCrk%20ailelerinin%20Noel%20a%C4%9Fac%C4%B1%20s%C3%BCslemesi%2C%20Isa%27n%C4%B1n%20do%C4%9Fum%20g%C3%BCn%C3%BC%20olarak%20kutlanmas%C4%B1%20%C3%B6ng%C3%B6r%C3%BClen%20Noel%27de%20t%C3%BCm%20Avrupa%27n%C4%B1n%20bir%20hafta%20zil%20zurna%20sarho%C5%9F%20gezmesi%2C%20komplo%20teorilerinin%20ger%C3%A7ek%20olmas%C4%B1%2C%20ger%C3%A7eklerin%20komplo%20olarak%20alg%C4%B1lanma" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F01%2Fgerceklik-sapmasi.html&amp;t=Ger%C3%A7eklik%20sapmas%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Ger%C3%A7eklik%20sapmas%C4%B1%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F01%2Fgerceklik-sapmasi.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F01%2Fgerceklik-sapmasi.html&amp;title=Ger%C3%A7eklik%20sapmas%C4%B1&amp;annotation=%20%20Y%C4%B1lba%C5%9F%C4%B1nda%20T%C3%BCrk%20ailelerinin%20Noel%20a%C4%9Fac%C4%B1%20s%C3%BCslemesi%2C%20Isa%27n%C4%B1n%20do%C4%9Fum%20g%C3%BCn%C3%BC%20olarak%20kutlanmas%C4%B1%20%C3%B6ng%C3%B6r%C3%BClen%20Noel%27de%20t%C3%BCm%20Avrupa%27n%C4%B1n%20bir%20hafta%20zil%20zurna%20sarho%C5%9F%20gezmesi%2C%20komplo%20teorilerinin%20ger%C3%A7ek%20olmas%C4%B1%2C%20ger%C3%A7eklerin%20komplo%20olarak%20alg%C4%B1lanma" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Ger%C3%A7eklik%20sapmas%C4%B1&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F01%2Fgerceklik-sapmasi.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Ger%C3%A7eklik%20sapmas%C4%B1&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F01%2Fgerceklik-sapmasi.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F01%2Fgerceklik-sapmasi.html&amp;title=Ger%C3%A7eklik%20sapmas%C4%B1&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F01%2Fgerceklik-sapmasi.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F01%2Fgerceklik-sapmasi.html&amp;t=Ger%C3%A7eklik%20sapmas%C4%B1&amp;s=%20%20Y%C4%B1lba%C5%9F%C4%B1nda%20T%C3%BCrk%20ailelerinin%20Noel%20a%C4%9Fac%C4%B1%20s%C3%BCslemesi%2C%20Isa%27n%C4%B1n%20do%C4%9Fum%20g%C3%BCn%C3%BC%20olarak%20kutlanmas%C4%B1%20%C3%B6ng%C3%B6r%C3%BClen%20Noel%27de%20t%C3%BCm%20Avrupa%27n%C4%B1n%20bir%20hafta%20zil%20zurna%20sarho%C5%9F%20gezmesi%2C%20komplo%20teorilerinin%20ger%C3%A7ek%20olmas%C4%B1%2C%20ger%C3%A7eklerin%20komplo%20olarak%20alg%C4%B1lanma" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=2422&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2011/01/gerceklik-sapmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Julian Assange&#8217;a Mektup</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2011/01/julian-assangea-mektup.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2011/01/julian-assangea-mektup.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Jan 2011 12:00:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Deniz</dc:creator>
				<category><![CDATA[aktivizm]]></category>
		<category><![CDATA[guncel]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[Arı]]></category>
		<category><![CDATA[CIA]]></category>
		<category><![CDATA[FBI]]></category>
		<category><![CDATA[Julian Assange]]></category>
		<category><![CDATA[OpenBSD]]></category>
		<category><![CDATA[taciz]]></category>
		<category><![CDATA[wikileaks]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=2410</guid>
		<description><![CDATA[Hey Prenses, Burada çok acayip şeyler oluyor. Burada dediğim Türkiye&#8217;de ve dünyada. Tarihte daha önce böyle birşey oldu mu bilemiyorum ama şu aralar olanlar, bildiğimiz ama bir şekilde ispat edemediğimiz, hissettiğimiz ama hissetiremediğmiz bazı şeylerin ete, kemiğe bürünmesi gibi. Olayın başrol oyuncusuna kendi bakış açıma göre bir mektup yazdım. Daha az devletin daha çok toplumla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_2414" class="wp-caption alignleft" style="width: 295px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/01/Julian-Photoshop.jpg"><img class="size-full wp-image-2414" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/01/Julian-Photoshop.jpg" alt="Julian Assange" width="285" height="299" /></a><p class="wp-caption-text">Efendi adam böyle yapmaz ama efendiliği ilk karşı taraf kaybetti. Saolasın Photoshop -)</p></div>
<p>Hey Prenses,</p>
<p>Burada çok acayip şeyler oluyor. Burada dediğim Türkiye&#8217;de ve dünyada. Tarihte daha önce böyle birşey oldu mu bilemiyorum ama şu aralar olanlar, bildiğimiz ama bir şekilde ispat edemediğimiz, hissettiğimiz ama hissetiremediğmiz bazı şeylerin ete, kemiğe bürünmesi gibi. Olayın başrol oyuncusuna kendi bakış açıma göre bir mektup yazdım. Daha az devletin daha çok toplumla varolabileceğinin kokularını aldım ilk defa hayatımda. Daha önce de almıştım ama deliliğe giden bir yol olduğunu görünce vazgeçtim. Julian Assange&#8217;a hem teşekkür, hem özür, hem de eleştri getirdiğim mektubu sana da yolluyorum. Julian Assange kim mi? <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Julian_Assange">Buradan tıklayabilir</a> ve aşağıdaki mektuba geçebilirsin.</p>
<p><span id="more-2410"></span></p>
<p>Bay Assange,</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/2010/11/julian-assange-modern-zamane-robin-hoodu.html">Modern çağın Robin Hood</a>&#8216;u gibi ortaya çıkıp bir şekilde bildiğimiz ama bir türlü ispat edemediğimiz gerçeklerin tartışmasız bir şekilde ortaya çıkmasına aracılık ettiğiniz için size teşekkür ederim. Geçmişiniz, duygusal zayıflıklarınız, aşık olduğunuz ve karşılık bulamadığınız ilişkiler ve kimi mektupları bir kısım medyanın dolaylı dayatması yüzünden okumak zorunda kaldım. Kusura bakmayın yoksa özel hayatınıza girmek gibi bir niyetim yoktu. Son zamanlarda beni heyecanlandıran Wikileaks belgeleri  yüzünden içinde Julian Assange ve Wikileaks geçen herşeyi okumaya çalıştım. Tabii ki bir çoğu konudan uzak ve alakasız yorumlar.</p>
<p>Bence Türkiye&#8217;de durum tamamen bir felaket. Ben biraz kötümserim kusura bakmayın ama tüm dünyada olduğu gibi burada çok şey konuşuluyor ama esasında kimse belgelerin içeriğini, dolayısıyla kime ne dokundurduğunu pek dile getirmek istemiyor. Sanıyorum genel olarak dünyada böyle bir durum var ama daha çok buradaki basını takip ettiğim için burası üzerine kafa yoruyorum. Sonuç olarak benim konuşmak istediğim şeyler sizin özel hayatınız ve/veya olası/olmuş art niyetleriniz değil. Özel hayatını paylaşmaya o kadar meraklı artist, manken, futbolcu v.s var ki açıkcası sizinki beni pek çekmiyor. Ayrıca ilgilensem bile ortada bir iki mektuptan ve vesikalık kadın fotoğrafından başka birşey de yok. Fotoğraflar o kadar soğuk, gündeme gelen konu ise gerçekten o kadar sıcak ki isimlerini Google&#8217;dan falan aratmadım bile. Oysa nice ünlünün bir sürü seks kasedi, fotosu v.s var. Neden sizin pantolon altıyla bu kadar ilgilendiklerini anlıyorum ve bu oyuna gelmemeye çalışıyorum. Ben magazin ihtiyacımı Hollywood ve Victoria&#8217;s Secret üzerinden karşılıyorum zaten.</p>
<p>Bu oyuna gelmemeye çalışan ve bu duruma şüpheyle yaklaşan bir o kadar daha dostum var. Oysa benim tek konuşmak istediğim ABD&#8217;nin de kabul ettiği ve belgelerin yayınlanmaya başlamasıyla resmi olarak özür dilemesiyle resmiyet kazanan bu belgelerin tartışılması. Dediğim gibi özel hayatınızda yaşadıklarınız, bir sapık ya da aziz olmanız şu aşamada beni ilgilendirmiyor.</p>
<p>Mesela ben belgelerde geçen <a href="http://www.adbusters.org/blogs/blackspot-blog/democracys-napster-moment.html">bazı başlıkların</a> muhatapları tarafından doğrulanmasını, yalanlanmasını, tartışılmasını çok istiyorum. Mesela,</p>
<p>- <a href="http://www.panna.org/media-center/press-release/beekeepers-ask-epa-remove-pesticide-linked-colony-collapse-disorder-citin">Geçen kış ABD Colarado&#8217;da kovanlarının %29&#8242;unu kaybeden arıcılar üzerine EPA (Çevre Koruma Ajansı) tarafından yazılmış gizli taslak rapora göre Bayer&#8217;in en çok satan klotinidin isimili böcek ilacı arasında bir bağlantı olması hakkında</a>,</p>
<p>- <a href="http://www.guardian.co.uk/world/2010/dec/17/cia-chief-pakistan-drone-cover">Pakistan kamuoyunda iyi bilinen bir avukatın, bir CIA istasyon şefini, sözü edilmeyen insansız hava araçlarıyla yapılan saldırılardan sorumlu tutması hakkında</a>,</p>
<p>- <a href="http://arstechnica.com/open-source/news/2010/12/fbi-accused-of-planting-backdoor-in-openbsd-ipsec-stack.ars">FBI&#8217;ın dünyanın en güvenli işletim sistemi olarak bilinen OpenBSD&#8217;nin mühendislerine sistemde açık bırakması için ödeme yapması hakkında</a>,</p>
<p>Yaşamımı borçlu olduğum arıları öldüren, kullandığım bilgisayar içine ajanların girme ihtimali ile, her an yukarıdan bombalanma riskini yaşıyor olmak fikri her düşünen insanı rahatsız etmeli. İşte bu noktada Wikileaks ekibine eleştirim bu &#8216;rahatsız olmayan&#8217; topluluğun gözüne çarpacak açıklamaların yetersiz kaldığı yönünde. Tabii ki siz kendi belirlediğiniz değerler içinde bilgilerin yayılmasına yardımcı oluyorsunuz ve bu bunları duyurmak diğer gazetecilerin işi. Ancak dünyada gazetecilik yapan gazeteci sayısı çok az, olanlar da büyük medyanın altında eziliyorlar.</p>
<p>Sonuç olarak bir kısım politikacı/gazeteci dünyanın her yerinde aynı. Hakkında çıkan &#8216;suikast çığlıkları&#8217; ile emparyalizmin varolmak için sana para akışını durdurmasını ama <a href="http://www.amazon.com/WikiLeaks-documents-foreign-conspiracies-ebook/dp/B004EEOLIU/ref=sr_1_2?ie=UTF8&amp;qid=1294064205&amp;sr=8-2">kitabını satmaya devam etmesini,</a> dünyanın titreyip bir kendisine gelmesi için kuvvetli bir adım olarak görüyor, sana ve Wikileaks&#8217;e çalışmalarında başarılar diliyorum.</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F01%2Fjulian-assangea-mektup.html&amp;title=Julian%20Assange%27a%20Mektup&amp;bodytext=%0D%0A%0D%0AHey%20Prenses%2C%0D%0A%0D%0ABurada%20%C3%A7ok%20acayip%20%C5%9Feyler%20oluyor.%20Burada%20dedi%C4%9Fim%20T%C3%BCrkiye%27de%20ve%20d%C3%BCnyada.%20Tarihte%20daha%20%C3%B6nce%20b%C3%B6yle%20bir%C5%9Fey%20oldu%20mu%20bilemiyorum%20ama%20%C5%9Fu%20aralar%20olanlar%2C%20bildi%C4%9Fimiz%20ama%20bir%20%C5%9Fekilde%20ispat%20edemedi%C4%9Fimiz%2C%20hissetti%C4%9Fimiz%20ama%20hisseti" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F01%2Fjulian-assangea-mektup.html&amp;title=Julian%20Assange%27a%20Mektup" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F01%2Fjulian-assangea-mektup.html&amp;title=Julian%20Assange%27a%20Mektup&amp;notes=%0D%0A%0D%0AHey%20Prenses%2C%0D%0A%0D%0ABurada%20%C3%A7ok%20acayip%20%C5%9Feyler%20oluyor.%20Burada%20dedi%C4%9Fim%20T%C3%BCrkiye%27de%20ve%20d%C3%BCnyada.%20Tarihte%20daha%20%C3%B6nce%20b%C3%B6yle%20bir%C5%9Fey%20oldu%20mu%20bilemiyorum%20ama%20%C5%9Fu%20aralar%20olanlar%2C%20bildi%C4%9Fimiz%20ama%20bir%20%C5%9Fekilde%20ispat%20edemedi%C4%9Fimiz%2C%20hissetti%C4%9Fimiz%20ama%20hisseti" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F01%2Fjulian-assangea-mektup.html&amp;t=Julian%20Assange%27a%20Mektup" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Julian%20Assange%27a%20Mektup%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F01%2Fjulian-assangea-mektup.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F01%2Fjulian-assangea-mektup.html&amp;title=Julian%20Assange%27a%20Mektup&amp;annotation=%0D%0A%0D%0AHey%20Prenses%2C%0D%0A%0D%0ABurada%20%C3%A7ok%20acayip%20%C5%9Feyler%20oluyor.%20Burada%20dedi%C4%9Fim%20T%C3%BCrkiye%27de%20ve%20d%C3%BCnyada.%20Tarihte%20daha%20%C3%B6nce%20b%C3%B6yle%20bir%C5%9Fey%20oldu%20mu%20bilemiyorum%20ama%20%C5%9Fu%20aralar%20olanlar%2C%20bildi%C4%9Fimiz%20ama%20bir%20%C5%9Fekilde%20ispat%20edemedi%C4%9Fimiz%2C%20hissetti%C4%9Fimiz%20ama%20hisseti" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Julian%20Assange%27a%20Mektup&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F01%2Fjulian-assangea-mektup.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Julian%20Assange%27a%20Mektup&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F01%2Fjulian-assangea-mektup.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F01%2Fjulian-assangea-mektup.html&amp;title=Julian%20Assange%27a%20Mektup&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F01%2Fjulian-assangea-mektup.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F01%2Fjulian-assangea-mektup.html&amp;t=Julian%20Assange%27a%20Mektup&amp;s=%0D%0A%0D%0AHey%20Prenses%2C%0D%0A%0D%0ABurada%20%C3%A7ok%20acayip%20%C5%9Feyler%20oluyor.%20Burada%20dedi%C4%9Fim%20T%C3%BCrkiye%27de%20ve%20d%C3%BCnyada.%20Tarihte%20daha%20%C3%B6nce%20b%C3%B6yle%20bir%C5%9Fey%20oldu%20mu%20bilemiyorum%20ama%20%C5%9Fu%20aralar%20olanlar%2C%20bildi%C4%9Fimiz%20ama%20bir%20%C5%9Fekilde%20ispat%20edemedi%C4%9Fimiz%2C%20hissetti%C4%9Fimiz%20ama%20hisseti" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=2410&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2011/01/julian-assangea-mektup.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Julian Assange: Modern Zamane Robin Hood’u</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2010/11/julian-assange-modern-zamane-robin-hoodu.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/11/julian-assange-modern-zamane-robin-hoodu.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Nov 2010 15:06:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Prensese Mektuplar</dc:creator>
				<category><![CDATA[aktivizm]]></category>
		<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[aktivist]]></category>
		<category><![CDATA[anarsi]]></category>
		<category><![CDATA[anarsist]]></category>
		<category><![CDATA[bio]]></category>
		<category><![CDATA[biografi]]></category>
		<category><![CDATA[gazetecilik]]></category>
		<category><![CDATA[hayat hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[Julian Assange]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[wikileaks. aktivizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=2244</guid>
		<description><![CDATA[Julian Assange’a başlamadan önce annesine değinmek lazım. (küfredecekmiş gibi girdim lan) gerçek ismini bilmediğimiz bu kadın, resmi eğitimin çocuklara otoriteye biat etme gibi sağlıksız bir alışkanlık kazandırdığına ve çocukların öğrenme yeteneklerini körelttiğine inanıyor. gezici tiyatro işinde olduğu için çok fazla geziyor. julian’ın tabiriyle ailesel bir lokomotif bu; henüz daha 14 yaşına gelmeden 37 kez seyahat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/11/julian-assange-470-1008.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2246" title="julian-assange-470-1008" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/11/julian-assange-470-1008.jpg" alt="" width="361" height="240" /></a>Julian Assange’a başlamadan önce annesine değinmek lazım. (küfredecekmiş gibi girdim lan) gerçek ismini bilmediğimiz bu kadın, resmi eğitimin  çocuklara otoriteye biat etme gibi sağlıksız bir alışkanlık  kazandırdığına ve çocukların öğrenme yeteneklerini körelttiğine  inanıyor. gezici tiyatro işinde olduğu için çok fazla geziyor.   julian’ın tabiriyle ailesel bir lokomotif bu; henüz daha 14 yaşına  gelmeden 37 kez seyahat etmesine neden olan. tabii bu durum, julian’ın  normal bir eğitim almasını engelliyor. alması gereken eğitimi evinde  kendi istekleri doğrultusunda alıyor. öğrenmek istediklerini çeşitli  üniversitelerdeki ilgisini çeken derslere katılarak, sorularını ise denk  geldiği hocalara sorarak öğreniyor. ama büyük çoğunlukla, kendi kendini  geliştiriyor. kariyer meraklıları için cv’sine yazabileceği bir okul  yok.  kütüphanelerde çok fazla vakit geçirdiğini söylüyor. kitaplarda  karşılaştığı kaynakları izleyerek kendini geliştirdiğini, bir sürü  kelime öğrendiğini ama bu kelimelerin okunuşlarını ancak ilerleyen  senelerde öğrenebildiğini paylaşıyor.</p>
<p>Julian’ın annesinin başka  bir adama aşık olup kocasını terk etmesiyle (evliler miydi bilmiyorum  gerçi, aşık mıydı onu da), hayatlarına heyecan geliyor. yeni elemandan  bir erkek çocuk doğuyor. zaman geçtikçe bu yeni elemanla yaşamanın  mümkün olmadığı anlaşılıyor ve julian’ın annesi, çocuğunun vekâletini  kocasına kaptırmamak için kaçıyor. bundan sonrası, iki ayrı kocaya sahip  bir kadının çocuklarının babasından kaçış hikayesi. durmak yok.</p>
<p>Julian&#8217;ın,  annesini bırakıp 16 yaşındaki kız arkadaşı ile yaşamaya başladığı  vakitlerde hackerlık en büyük tutkusu. orayı burayı hackliyor. 2 yıl  sonra polis geliyor, tutukluyor kendisini ama salıyor sonra. ne  bilsinler onlar da..  daha sonra kız arkadaşı hamile kalıyor, resmi  olmayan bir düğün sonrası bir adet erkek çocukları oluyor. koruma neden  kullanmamışlar anlamış değilim. utandılar zaar o yaşta gidip marketten  almaya filan. cahillik işte.</p>
<p>Senin benim gibi bir insan değil yani julian assange.  yaralarım benden önce de vardı, ben onları taşımak için doğmuşum diyen  bandista elemanı gibi, farklı bir hayatı yaşamak için doğan biri o (o  elemana kimbilir noldu ha).<span id="more-2244"></span></p>
<p>Meslek olarak “internet aktivisti” adı altında hacker’lık yapıyor. sağlam bir hacker. suelette dreyfus adlı bir kadın ile best-seller kitapları &#8220;underground&#8221;da  hackerlık altkültürünün altın kurallarını şöyle özetlemiş: “don’t  damage computer systems you break into (including crashing them); don’t  change the information in those systems (except for altering logs to  cover your tracks); and share information.” (Kırıp girdiğiniz bilgisayar sistemlerine zarar vermeyin (çökertmek  dahil); bu sistemlerdeki bilgileri değiştirmeyin (izlerinizi silmek için  log dosyalarını değiştirmek hariç); ve bilgiyi paylaşın).</p>
<p>İdealist kişiliğinin başlangıcı olsa gerek bunlar. daha sonra ken day adlı bir baş komiser, “başkalarını çok düşünen bir yapıya sahip. öyle  sanıyorum ki, herkesin her şeye ulaşabilmesi gerektiğine inanıyor”  diyecek ve amerikan hükümeti tarafından mundar edilecek.</p>
<p>1999  yılında, ardında 30’un üzerinde dava bırakmış bir halde karısı ile  anlaşarak ayrılıyor ve öğreniyoruz ki davaların bitmesine yakın,  julian’ın koyu kahverengi saçlarında renk kalmıyor. yani bu beyazlık,  bir zamanlar kadir inanır&#8217;ın bi dizisi vardı hani, bebesi ölünce bir  gecede beyazlıyordu kömür karası saçları. onun gibi bir durum. ilk  gördüğümde bu adamı ben kadın sandımdı, şu antalya&#8217;da &#8220;içtiği birayı  görürsün bunun&#8221; geyikleriyle anılan kadınlara benzettimdi. ama bu  saçların karizması da ayrı haa.</p>
<p>Bu tarihten sonra assange,  motorsikletle vietnam&#8217;ı geçiyor, çeşitli işlerde çalışıyor ve çocuğuna  elinden geldiğince destek olmaya çalışıyor.  en nihayetinde ise, melbourne üniversitesi&#8217;nde  fizik öğrenimine başlıyor. evreni kuşatan kanunları çözmenin (decrypt)  kendisini entelektüel olarak tahrik edip hiçbir zaman vazgeçmediği hack  merakına yararı olacağını düşünüyor. 2006 yılında bloğuna avustralya fizik enstitüsü ile ilgili nasıl çevirsem bilemediğim aşağıdaki sözleri ile boşa hayal kurduğunu anlıyoruz;</p>
<p>“with 900 career physicists, the body of which were sniveling fearful conformists of woefully, woefully inferior character.” (Burada büyük çoğunluğu son derece kederli ve içe dönük karakterler olan  gözleri yaşlı ve korku içinde 900 kariyer fizikçisi var.)</p>
<p>Fizik bölümünü bıraktıktan sonra, asıl mücadelenin sağ ve sol, inanç ve akıl arasında değil individual (birey) ile <a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/11/human-spirit.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2249" title="human-spirit" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/11/human-spirit.jpg" alt="" width="351" height="239" /></a>institution (ben  kurum deyim sen devlet anla) arasında olduğunu söylüyor. kafka,  koestler, ve solzhenitsyn’nin öğrencisi olarak, gerçek, yaratıcılık,  aşk/sevgi ve tutkunun devlet hiyerarşisi tarafından tarumar edildiğini  ve kendi tabiri ile “patronage networks”  tarafından insan ruhunun çarptırıldığını söylüyor. başa döndük sanki.  [çok pis analiz geliyor lan] annesinin başta söylemeyi unuttuğum bir  cümlesi vardı; kendisi, resmi eğitimin insan ruhunu öldürdüğünü  söylüyordu. anne, çocuk &#8220;human spirit&#8221;  olarak andıkları bu kavramı, &#8220;insan doğası&#8221; olarak anlamak isabetli  olacaktır. aralarındaki ortak nokta, devlet kurumunun insan doğasına  aykırı olduğu noktasında birleşiyor. kendisinin anarşist olduğuna dair bir bilgimiz yok ama wikileaks’in aktivistleri arasında  anarşistler olduğunu biliyoruz. hatta bu anarşistlerden biri –  jonsdottir- adlı bir parlamento üyesinin, assange’ye bir ilişki olduğunu  da ileride öne süreceğim, hatta neden assange’ye ihanet ettiği üzerine  de yorumlarım olacak, hazırlayın buna kendinizi. julian’in “bir komplo  olarak devlet/yönetim (consiperacy as govermance)”  adlı manifestosu da kendisini anarşist olarak görmemizi destekler  nitelikte bir kanıt. bu manifestosunda şöyle diyor bebişim;</p>
<p>“Bir  rejim’in sahip olduğu iletişim kanallarına müdahale edersen,  komplocular (yönetenler) arasındaki bilgi akışını azaltmış olursun; ve  bu bilgi akışı sıfıra yaklaştıkça, komplo çözülmeye başlar. “</p>
<p>Ve wikileaks’in temellerini atıyor. zira, “sızıntılar bilgi savaşının en önemli enstürmanıdır.”</p>
<p>Sene  2006, çok değil 1-2 sene sonra &#8211; işler kızışınca &#8211; paris’te bir eve  kapanıp tam 2 ay boyunca hiç dışarı çıkmayacak olan assange, melbourne  üniversitesi&#8217;ne yakın bir yerde eve kapanıp, wikileaks üzerine çalışmaya  başlıyor. tüm duvarlarını yazı tahtasına çevirdiği evinde  backpackers’lara kendisine wikileaks’ı kurmasına yardım etmesi  karşılığında kalacak yer sağlıyor. bu backpackers’lardan biri açıklıyor  sonraları “yemek yemiyor ve uyumuyordu” (anarşistliğe bir başka  kanıt)(la mal! yemek yememesi ve uyumaması değil, böyle parasız filan iş  götürmesi)(ayrıca bir başka fikrimi sunayım, kessin bu evde free sex döndü. ama saklıyor pezemenk)</p>
<p>işveç ve belçika kanunları etrafında dolaşıp ancak ve ancak tüm interneti kapatırsanız  kapanacak bir server sistemi aracılığıyla wikileaks yükleniyor. asıl  ayrımı birey ve devlet (kurum) arasında gören assange, aynı yıl  wikileaks’e çağrı olarak aşağıdaki kurban olunası metni yayımlıyor;</p>
<p>“Bizim asıl hedefimiz, çin, rusya ve orta avrupa’daki  baskıcı rejimlerdir. fakat, aynı zamanda batıda kendi hükümetlerinde ve  kuruluşlarında vuku bulan illegal ve ahlakdışı davranışlardan rahatsız  olanlara da yardımcı olmak niyetindeyiz. sosyal bir hareket olarak,  gerçeği saklama niyetinde olan bütün yönetimleri, amerikan yönetimi de dahil alaşağı etmek niyetindeyiz.”</p>
<p>Bir grup alakasız backpacker ve assange tarafından kurulan wikileaks’in bağış toplayabilmesi ise bir wikileaks aktivistinin tor network’ü  denilen, internetin global olarak aktığı bir network’te node olarak  kullanılan bir server’a sahip olması ile mümkün oluyor (anlamış gibi  yazdım ama bi bok anlamadım aslında, sen de kasma anlayacan da ne  olacak). bu arkadaş, çinli hackerların çeşitle yabancı ülkelerin hükümet  bilgilerini bu server üzerinden çaldığını görüp, bu bilgileri  kaydediyor. çinliler sağolsun, “on üç ülkeden 1 milyonun üstünde  dökümana sahiptik.” diye özetliyor assange. ve ilk haber aralık 2006’da  yayımlanıyor. doğruluğu hiçbir zaman kanıtlanamayan bu haberden çok  sızıntının kaynağı tartışılıyor. bu bilgileri toplayan çin&#8217;in ne yaptığı  ise harbiden tartışılası. ne biçim bi ülke lan bu çin.</p>
<p>Birkaç hafta sonra, assange bizleri sevindiren bir şey yapıyor. kenya’ya world social forum denilen anti-kapitalist kurultaya wikileaks’i  tanıtmak için katılıyor. birkaç ay boyunca kenya’da kalıyor. ne yaptı ne etti, bir muamma. ben free sex yaptığını düşünüyorum. aslında  geçmişinden konuşmaktan kaçınması da bu nedenle sanki lan. belki de şu  kulakları aşağı uzatıp kocaman kocaman delikler açan adamları gördü bu ne la deyip, oturdu inceledi filan onları. ne biliim.</p>
<p>Kenya&#8217;dan döndü ama nereye?<br />
Assange’ın  bir evi yok. çocukluğunu makro ölçekte yaşıyor; her hafta başka bir  ülkede. gittiği ülkelerde destekçilerinde veya arkadaşının arkadaşında  kalıyor (free sex). havaalanlarında yaşadığını söylüyor. o neredeyse,  wikileaks’te orada. Kendisi ile ilgili çok rastlayacağınız bir  görüş, etrafındaki insanların kendisine çok değer verdiği yönünde.  seyahat ederken bavul kullanmayan, defalarca uçak bileti almadan  havaalanına giden assange’ın olması gerektiği yerde yanında bir bavul  ile olmasından emin olmak istiyorlar.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/11/wikileaks-collateral-murder.jpg-JPEG-Image-402x362-pixels.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2255" title="wikileaks-collateral-murder.jpg (JPEG Image, 402x362 pixels)" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/11/wikileaks-collateral-murder.jpg-JPEG-Image-402x362-pixels.jpg" alt="" width="382" height="317" /></a>Wikileaks’in ismi, 2007 yılında bir grup amerikan askerinin, askeri bir helikopterden en az 18 masum insanı ve iki reuters muhabirini soğukkanlılık ile öldürdüğü video ile duyuluyor. assange’nin “project b”  olarak adlandırdığı projede, bu video editlenip (manipülasyon yok  kesinlikle, misyona ters), çeşitli bilgilerle zenginleştirilerek “collateral damage (murder ya da)” adı altında yayımlanıyor. amerikan savunma bakanı robert gates’in  “insanlar istediklerini yapacaklar ve bundan sorumlu tutulmayacaklar”  diyerek tehdit ettiği ve doğru olmadığı savunduğu bu videoya,  twitter’dan “yalancı, gevelemeyi kes” diye çok geçmeden cevap geliyor.  buna cevaben [@yıldo öyle deme kardiş, suç ulusalcılarda da olabilir]  gibi bişe görmüştüm ammmaa emin de değilim yalan olmasın şimdi.</p>
<p>Eyjafjallajökull’nun henüz patlamaya başladığı izlanda’da reykjavik adlı semtin grettisgata sokağında, assange’nin &#8220;eyjafjallajökull hakkında haber hazırlayan  gazetecileriz&#8221; diyerek kiraladığı evde başlıyor her şey. assange’nin  izlanda’yı seçmesinin nedeni, geçen yıllar boyunca gerek politikacıları  gerekse de aktivistleri ile irtibat halinde olup kendilerinin gizli bir  şekilde bu projede çalışmak istemelerinden kaynaklanıyor. bu durum amerika ile izlanda arasında sorun çıkarır mı bilmem ama wikileaks aktivistlerinin çoğunun  izlandalı olduğu da bir gerçek. mesela, izlanda parlamento üyesi  anarşist birgitta jonsdottir (o sondaki &#8220;tir&#8221;, &#8220;dir&#8221;&#8216;in sertleşmişi. oku bi daha.) daha sonradan  assange’yi kovdurmaya çalışacak bu kadın, project b’de önemli işler  çıkarmış bir aktivist. (bu arada şaka yaptım lan o &#8220;tir&#8221;, &#8220;dir&#8221; değil)  dahası şahsi olarak assange’ye aşık olduğunu düşünüyorum. neden böyle  düşündüğümü ileride senaristlere anlatırım ama genel kanı bu kadının  ajan olduğu yönünde. diyorlar ki, uluslararası marksist anti-amerikancı bir kuruluşun, kullandığı bir diğer piyondur assange. jonsdottir ise bu  kuruluşun ajanı. bunu nerden anlıyoruz peki. assange, amerika’ya  giderken soruyor jonsdottir “tutuklanırsan benimle irtibatı sürdürecek  misin?” benim aşk olarak yorumladığım bu olayı başkaları nerelere çekmiş aküğ. neyse devam edelim.</p>
<p>Reuters’in üç yıl boyunca varını  yoğunu ortaya koyduğu fakat sahip olamadığı bu “colleteral damage”  videosunun kaynağı olarak ise “bu durumdan memnun olmayan biri”ni işaret  ediyor assange. yayımlamadan önce askerlere göstermesi için büyük baskı  görmesine rağmen “askeriyenin bu hikayeyi halktan önce görme hakkı var  mı?” diyerek ret ediyor;</p>
<p>“Bu video modern savaş ortamının ne  olduğunu gösteriyor, ve, inanıyorum ki, insanlar bu videoyu gördükten  sonra, hava desteği altında gerçekleşen çatışmalarda ölenleri  duyduğunda, neler olduğunu çok daha iyi anlayacaktır.”</p>
<p>Ve editlenen film george orwell’in  “political language is designed to make lies sound truthful and murder  respectable, and to give the appearance of solidity to pure wind.” (Politik dil yalanların kulağa gerçek gibi gelmesini sağlamak ve cinayeti  saygınlaştırmak, ve hatta saf rüzgara katı ve cismani bir görünüm  kazandırmak üzere tasarlanmıştır) sözü  eşliğinde yayımlanıyor.</p>
<p>Takip eden davalar falan filan, burada belirtmek gerek ki assange’ye yardım eden “m” takma adlı bir kişi daha var. ama kendisinin kim olduğunu açıklayacak kadar cesareti olmadığından, “m ne la?” deyip geçiyoruz.</p>
<p>Assange, geri adım atmayan tam bir idealist (anarşistliğe bir diğer kanıt). 2008 yılında scientology tarikatı hakkında yayımladığı bilgilerden sonra, kiliseyi temsilen  gelen avukatlar bu bilgilerin silinmesini talep ediyor. assange ise  scientology hakkında daha çok bilgi yayımlayarak cevap veriyor;</p>
<p>“Wikileaks,  taciz edici yasal isteklere herhangi bir şekilde boyun eymeyecektir. bu  istekler ister scientology tarikatından gelsin ister isviçre bankalarından, ister rus kök hücre araştırma merkezlerinden, ister eski afrikan diktatörlerden, isterse de pentagondan, hiç fark etmez.”</p>
<p>Assange  ile ilgili tartışılan bir diğer konu ise, kendisinin geleneksel  gazetelerin uyduğu sınırlara uymaması. örneğin, bir askeri belgeyi  askerlerin sosyal güvenlik numarasını sansürlemeden yayımlaması, masum  insanların hayatlarını tehlikeye attığı şekilde çok eleştirildi.  assange’ın buna cevabı şöyle “bu sızıntılar masum insanların zarar  görmesine neden olabilir, fakat bu durum her bir dökümandaki en ince  detayın bile önemli olduğu gerçeğinden mühim değildir. aksi wikileaks’in  misyonuna aykırıdır.” bu sosyal güvenlik numaralarının ileride bir gün  başkalarının işine yarayabileceğini öne süren assange, ben kimim ki  hangisi önemli hangisi değil karar vereyim diyor kısaca. abi çok net  adam ya. bayılıyorum. aynı durumda bizimkilerden biri olsa &#8220;yaa şimdii  tabii kimsenin zarar görmesini istemeyiz, zaten görmez de. niye görsün?  yaradanı seviyoz&#8230;&#8221;</p>
<p>Kendisine yayımlayacağı bir bilginin, bir insanın ölümüne neden olacağını bilse yine de yayımlar mıydın diye soran new yorker muhabirine ise, “harm-minimization policy”  adını verdiği bir politika izlediğini, zarar göreceğine inandıkları  insanları önceden uyardıklarını ama ölümüne neden oldukları/olacakları  insanların olabileceğini ve bu insanların kanının wikileaks üyelerinin  ellerinde olduğu cevabını veriyor. çok net. kaçamaksız.</p>
<p>Colleteral damage videosu sonrası wikileaks birçok bağış alıyor. bu durumu assange twitter’da şöyle yorumluyor;</p>
<p>“Muhabirlik için yeni bir bağış modeli: değişim için deneyin.”</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/11/100726-julian-assange-hmed-8a.grid-6x2.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2257" title="100726-julian-assange-hmed-8a.grid-6x2" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/11/100726-julian-assange-hmed-8a.grid-6x2.jpg" alt="" width="474" height="336" /></a></p>
<p>Julian  assange, korkusuz ve çalışkan bir “hacker”. söylemlerinde  açıklamalarında her zaman net. lafı gevelemiyor. bırakın duygu sömürüsü  yapmayı, duygusuz bir insan, bir adalet heykeli gibi zuhur ediyor. doğru  yaşadığının sımsıkı bilincinde, ilerlediği yolda masum insanların da  öleceğinin farkında ve kabul ediyor, “kanları elimizdedir”.  büyük bir  insan o.</p>
<p>Henüz 38-39 yaşında, bir hayatı yok; hiç olmadı.</p>
<p>Bir kadın muhabir ile gittiği otel odasında, sen cia tarafından takip ediliyorsun diyerek aniden terk edilen bir adam o.</p>
<p>Az uyayan, devamlı tedirgin olan, rengi kalmamış saçları ve bembeyaz teni ile devamlı sehayat eden, saklanan, kaçan biri.</p>
<p>Hayatını torrente koyduğu belgelerin şifresiyle garanti altına alan bir baba.</p>
<p>Süper güçleri olmadan bir “süper gücü” titreten bizim gibi bir insan.</p>
<p>Insanlığın uzun süredir beklediği gerçekleri yayımlama cesareti gösteren, tam anlamıyla bir bilgi çağı kahramanı.</p>
<p>Tarihe eline silah almadan dünyanın en güçlü ordusuna meydan okuyarak adını yazdırmış biri.</p>
<p>Çağdaşı  olduğumuz için gerçek değerini anlayamayacağımız, bireylerin tarihi  değiştiremeyeceğini savunan materyalist tarih anlayışını tersyüz eden  bir insan o.</p>
<p>Varlığı göz kamaştırıyor.</p>
<p>İdolümsün Assange. bi de free sex yapıyorsan. taparım.</p>
<p><a href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=mechul+muhayyil">Mechul Muhayyil</a></p>
<p>ps1: assange  hakkında internette bulabileceklerinizin büyük çoğunluğu aynı kaynaktan  alınma: new yorker dergisi. ben de <a href="http://www.newyorker.com/reporting/2010/06/07/100607fa_fact_khatchadourian?currentPage=all">malum yazıdan</a> yararlandım.</p>
<p>ps2: henüz bi video izledim, bbc spikeri soruyor, &#8220;peki sizi hiçbir şey durduramaz mı?&#8221; Assange&#8217;mden gelsin;</p>
<p>&#8220;Cesaret korkunun yokluğu degildir; cesaret korkuyu anlamaktır.&#8221;</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F11%2Fjulian-assange-modern-zamane-robin-hoodu.html&amp;title=Julian%20Assange%3A%20Modern%20Zamane%20Robin%20Hood%E2%80%99u&amp;bodytext=Julian%20Assange%E2%80%99a%20ba%C5%9Flamadan%20%C3%B6nce%20annesine%20de%C4%9Finmek%20laz%C4%B1m.%20%28k%C3%BCfredecekmi%C5%9F%20gibi%20girdim%20lan%29%20ger%C3%A7ek%20ismini%20bilmedi%C4%9Fimiz%20bu%20kad%C4%B1n%2C%20resmi%20e%C4%9Fitimin%20%20%C3%A7ocuklara%20otoriteye%20biat%20etme%20gibi%20sa%C4%9Fl%C4%B1ks%C4%B1z%20bir%20al%C4%B1%C5%9Fkanl%C4%B1k%20%20kazand%C4%B1rd%C4%B1%C4%9F%C4%B1na%20ve%20%C3%A7ocu" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F11%2Fjulian-assange-modern-zamane-robin-hoodu.html&amp;title=Julian%20Assange%3A%20Modern%20Zamane%20Robin%20Hood%E2%80%99u" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F11%2Fjulian-assange-modern-zamane-robin-hoodu.html&amp;title=Julian%20Assange%3A%20Modern%20Zamane%20Robin%20Hood%E2%80%99u&amp;notes=Julian%20Assange%E2%80%99a%20ba%C5%9Flamadan%20%C3%B6nce%20annesine%20de%C4%9Finmek%20laz%C4%B1m.%20%28k%C3%BCfredecekmi%C5%9F%20gibi%20girdim%20lan%29%20ger%C3%A7ek%20ismini%20bilmedi%C4%9Fimiz%20bu%20kad%C4%B1n%2C%20resmi%20e%C4%9Fitimin%20%20%C3%A7ocuklara%20otoriteye%20biat%20etme%20gibi%20sa%C4%9Fl%C4%B1ks%C4%B1z%20bir%20al%C4%B1%C5%9Fkanl%C4%B1k%20%20kazand%C4%B1rd%C4%B1%C4%9F%C4%B1na%20ve%20%C3%A7ocu" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F11%2Fjulian-assange-modern-zamane-robin-hoodu.html&amp;t=Julian%20Assange%3A%20Modern%20Zamane%20Robin%20Hood%E2%80%99u" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Julian%20Assange%3A%20Modern%20Zamane%20Robin%20Hood%E2%80%99u%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F11%2Fjulian-assange-modern-zamane-robin-hoodu.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F11%2Fjulian-assange-modern-zamane-robin-hoodu.html&amp;title=Julian%20Assange%3A%20Modern%20Zamane%20Robin%20Hood%E2%80%99u&amp;annotation=Julian%20Assange%E2%80%99a%20ba%C5%9Flamadan%20%C3%B6nce%20annesine%20de%C4%9Finmek%20laz%C4%B1m.%20%28k%C3%BCfredecekmi%C5%9F%20gibi%20girdim%20lan%29%20ger%C3%A7ek%20ismini%20bilmedi%C4%9Fimiz%20bu%20kad%C4%B1n%2C%20resmi%20e%C4%9Fitimin%20%20%C3%A7ocuklara%20otoriteye%20biat%20etme%20gibi%20sa%C4%9Fl%C4%B1ks%C4%B1z%20bir%20al%C4%B1%C5%9Fkanl%C4%B1k%20%20kazand%C4%B1rd%C4%B1%C4%9F%C4%B1na%20ve%20%C3%A7ocu" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Julian%20Assange%3A%20Modern%20Zamane%20Robin%20Hood%E2%80%99u&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F11%2Fjulian-assange-modern-zamane-robin-hoodu.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Julian%20Assange%3A%20Modern%20Zamane%20Robin%20Hood%E2%80%99u&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F11%2Fjulian-assange-modern-zamane-robin-hoodu.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F11%2Fjulian-assange-modern-zamane-robin-hoodu.html&amp;title=Julian%20Assange%3A%20Modern%20Zamane%20Robin%20Hood%E2%80%99u&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F11%2Fjulian-assange-modern-zamane-robin-hoodu.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F11%2Fjulian-assange-modern-zamane-robin-hoodu.html&amp;t=Julian%20Assange%3A%20Modern%20Zamane%20Robin%20Hood%E2%80%99u&amp;s=Julian%20Assange%E2%80%99a%20ba%C5%9Flamadan%20%C3%B6nce%20annesine%20de%C4%9Finmek%20laz%C4%B1m.%20%28k%C3%BCfredecekmi%C5%9F%20gibi%20girdim%20lan%29%20ger%C3%A7ek%20ismini%20bilmedi%C4%9Fimiz%20bu%20kad%C4%B1n%2C%20resmi%20e%C4%9Fitimin%20%20%C3%A7ocuklara%20otoriteye%20biat%20etme%20gibi%20sa%C4%9Fl%C4%B1ks%C4%B1z%20bir%20al%C4%B1%C5%9Fkanl%C4%B1k%20%20kazand%C4%B1rd%C4%B1%C4%9F%C4%B1na%20ve%20%C3%A7ocu" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=2244&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/11/julian-assange-modern-zamane-robin-hoodu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Demokratik Müzik, Arabesk Referandum</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2010/08/demokratik-muzik-arabesk-referandum.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/08/demokratik-muzik-arabesk-referandum.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 15:00:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>NazIm</dc:creator>
				<category><![CDATA[guncel]]></category>
		<category><![CDATA[muzik]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[Popüler]]></category>
		<category><![CDATA[ali nazik]]></category>
		<category><![CDATA[arabesk]]></category>
		<category><![CDATA[değer]]></category>
		<category><![CDATA[Fazıl Say]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim tatlıses]]></category>
		<category><![CDATA[iş bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[muhsin bey]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[turgut özal]]></category>
		<category><![CDATA[yozlaşma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=1978</guid>
		<description><![CDATA[St.Louis’e dönerken Müslüm Gürses dinliyordum uçakta. Altımda serili uçsuz bucaksız Kuzey Amerika kıtası, Müslüm babanın dertli nameleri ile inledi yeminlen. Savulun lan hostes tayfası, dünya tersine dönse vazgeçmem anladın mı diyesim geldi çok feci, ama bir kültür şoku durumuna mahal vermemek için sesimi kıstım. Rakı da servis etmiyorlar bu gavur uçaklarında. Halbu ki Seattle’a giderken Fikret Kızılok nameleri eşlik etmişti de Rocky dağlarını bizim  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>St.Louis&#8217;e dönerken Müslüm Gürses dinliyordum uçakta. Altımda serili uçsuz bucaksız Kuzey Amerika kıtası, Müslüm babanın dertli nameleri ile inledi yeminlen. Savulun lan hostes tayfası, dünya tersine dönse vazgeçmem anladın mı diyesim geldi çok feci, ama bir kültür şoku durumuna mahal vermemek için sesimi kıstım. Rakı da servis etmiyorlar bu gavur uçaklarında. Halbu ki Seattle&#8217;a giderken Fikret Kızılok nameleri eşlik etmişti de Rocky dağlarını bizim Toroslara benzetip memleket hasreti depreştirmiştim. Geçen gün <a href="http://video.cnnturk.com/2010/programlar/8/26/5n1k-24-08-2010">5N1K programında Fazıl Say</a>&#8216;a denk gelince aklıma ilk bu geldi. Klasik Müziği severek sıklıkla dinlememe karşı, Müslüm babanın damardaki yeri ve zamanı başka, Bethoven&#8217;in Bach&#8217;in yeri ve zamanı başka.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/08/muhsin_beyy.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2009" title="muhsin_beyy" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/08/muhsin_beyy.jpg" alt="" width="505" height="250" /></a></p>
<p>Ama arabesk tartışması ve yozlaşma diyince aklıma gelen ikinci şey Muhsin Bey filmi oldu. Köyden kente göç etmiş Ali Nazik&#8217;in, şehir de müzisyen olup kolay yoldan para ün kadın arayışına karşılık, Muhsin Bey iyi bir müzisyen olmak için notasıyla şöfejiyle çalışmayı, emeği, hakketmeyi, değerleri savunur. Filmin tüm olayının özeti çatıdaki intihar sahnesindedir. Ölmekten başka seçeneği kalmadığını düşünen Ali Nazik, çatıdan kendini atmak ister, ama korkusuna yenik düşer. Muhsin Bey gelir yanına, ikisi de yüksekten korkuyor, ikisinin de gözleri kapalı. &#8220;Sesime gel&#8221; der Ali Nazik, ve bu çağrıya kulak verir Muhsin Bey. İkisi de birbirine sarılmış, dans eder gibi, bir iki bir iki adımları sayarak çekilirler yüksekten: &#8220;Şimdi ben geri gidiyorum, sen ileri adım atıyorsun&#8221; diye diye değerleri temsil eden Muhsin Bey, kurtulmakdan başka hiç bir şeyi umursamayan Ali Nazik&#8217;i çeker alır ölümün eşiğinden. Bir kültür geriye giderken, başka bir kültür ileriye gider. Ve işte tam da orda, Ali Nazik&#8217;in, arabeskin, göçün getirdiklerinin yükselişi başlar bir ülkenin semalarında. Muhsin Bey&#8217;in ve önün taşıdığı değerlerin, kentli insanın, dürüstlük, erdem gibi değerlerin de düşüşü&#8230;<span id="more-1978"></span></p>
<p>Hepimizin bildiği, Tanzimattan bu yana tekrarlanan bir hikaye var: Batılı fikirlerle donanmış aydınlar halkına yabancılaşmıştır. Halkını iyiliğe götürmek istese de halkın isteklerinden ve zevklerinden habersizdir. Bu argümanı öne sürenler ardına popülist sloganlar atmaktan da kaçınmazlar. Halka soralım bir! Halk bunu istiyor! Halkın sevdiği şeyleri hiçe sayamazsınız!</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/08/specialize-labor.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2011" title="specialize-labor" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/08/specialize-labor.jpg" alt="" width="269" height="250" /></a>Soralım tabi eyvallah, her şeyi halka danışalım icabında Antik Yunan&#8217;daki gibi, ama toplumda bir de iş bölümü diye bir şey var. İş bölümünün niye ortaya çıktığı da çok belli, işlerin daha etkili bir şekilde yürümesi için. Herkes her şeyi kabaca yapacağına, herkes belli bir alanda uzmanlaşın, ürettiğimiz şeyleri değiş tokuş edelim, herkes kazansın. Sonra, bu değiş tokuşun da çok etkili olmadığını anladık, hadi bunun yerine para diye bir şey koyalım ortaya, herkes malının değerini belirlesin, ona göre alıp-satalım ürettiklerimizi. Bir kaç bin yıl ileri sar bandı, al sana karmaşık ekonomik ve sosyo-politik ilişkileri ile bügün yaşadığımız dünya. Tabi, sistem karmasiklastıkca uzmanlaşma ve ona paralel olarakta uzun bir eğitim de yanında geliyor. Sonuçta, en basit iş bile belli bir eğitim gerektiriyor, yapılan iş karmaşıklaştıkça o eğitimin süresi de uzuyor. Ne biliyim bugün bir tip eğitimin 6 yıl, turizm-otelcilik eğitimin ise 2 yıl olması, eğitim zorluklarının ise karşılaştırılamaz olması yapılan işlerin karmaşıklığıyla paralel.</p>
<p>Şimdi tıbbi bir problemim olsa gider bir doktora danışırım, hizmetinin karşılığı da parasıyla veririm. Doktor da ne sebze ne meyve yetiştirmekden anlamamasına rağmen, gider benim verdiğim parayla marketten yiyecek alışverişini yapabilir. Hukuki bir problemim olduğunda gider bir avukata, ekonomik bir konuda gider bir iktisatçıya, ev yaptırırken mimara mühendise danışırım di mi? Benim mesleğim neyse onda da insanlar bana danışır, ben de onlara verdiğim hizmet sayesinde ekmeğimi kazanırım. Toplumda iş bölümü dediğin böyle bir güzellik. Herkes belli bir alanda eğitim alıp belli bir foksiyonu yerine getiriyor olmasına rağmen, bütün diğer fonksiyonlardan da faydalanır.</p>
<p>Tabi pratikte işler biraz daha karmaşık. Bir kere çalışma hayatı sıkıcı olabiliyor ve birilerinin günlük ritmin sıkıcılığından bizi kurtarması yaratıcı eserlerle duygularımızı harekete geçirmesi gerekiyor. Burada sanat dünyası devreye giriyor. Bulunduğumuz yaşam koşullarının daha iyi hale getirilmesi gerekiyor burada bilim ve teknoloji devreye giriyor. Haklılık haksızlıklardan doğan çatışmaların düzenlenmesi gerekiyor. Burada anayasa, hukuk devreye giriyor. Herkesin can ve mal güvenliğinin sağlanması gerekiyor burada polis devreye giriyor. Ülkenin olası dış saldırılarından korunması gerekiyor ki vatandaşlar huzur içinde yaşayabilsin, burada ordu devreye giriyor. Bunların her biri de başka iş bölümleri ve başka eğitim süreçlerini gerektiriyor. Bir de bütün bu ülke içi ve ülke dışı işlerin çekip çevrilmesi işi var ki orada meclis ve siyasetçiler devreye giriyor.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/08/commons.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2012" title="commons" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/08/commons.jpg" alt="" width="320" height="260" /></a>Şimdi bütün bu adamlar belli eğitimlerden geçmiş, belli işleri yapmaya vakıf olmuş insanlar. Herkes kendi işine baksa, herkes kedi işini en iyi şekilde yapsa, işler tıkır tıkır yürüycek. Boşa kalan vaktinde de başkalarının keyfini kaçırmadan ne yaparsan yap, iste alsana çillop toplum. Tabı, gerçekte işler böyle olmuyor. Özellikle çıkarlarımız konusunda o kadar ipleri başkasına kaptırma taraftarı değiliz. Bir devlet çatısı altında bir toplum içinde yaşamak kendi yakınlarımızla kabile halinde yaşamakdan daha avantajlı, ama yine de insan dediğin herşeyden çok kendisini ve yakınlarını düşünen bir mahlukat (bkz. <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/06/ortak-mulklerin-trajedyasi.html">ortak mülklerin trajedyası</a>). Normalde toplum yapısı, insanların bu fevri bencil hareketlerini, toplumun genel çıkarına ters düşeceği için kontrol altında tutma yönündedir. Politik bir gücü eline geçiren kafasına göre takılmaya başlayabilir, toplum burda devreye girip höt der. Ne biliyim, herkes kolay yoldan para kazanıp yan gelip yatmaya eğilimlidir, ama herkes kolay yoldan para kazanır yan gelir yatarsa, kısa zamanda toplumda üretim azalacağı için herkes kaybeder. O yüzden toplum kolay yoldan para kazanmayı yan gelip yatmayı kontrol altında tutar. Ürettiğin kadar tüketmelisin. Bu ürettiğin domates olur, fındık olur, apartman olur, sağlık olur, hizmet olur, para olur, müzik olur, resim olur, araştırma olur, yönetim olur vs. vs. Bu uretim tüketim kantarının ayarını kaçırdın mi, hangi ülke olursan ol batarsın, bak misal Amerika&#8217;da ki ekonomik krize.</p>
<p>Kritik olan konu bu üretilen şeylerin bir birleri ile olan ilişkisi, yani bir birlerine kıyasla değerleri. Domates yetiştirmekle ile sağlık hizmeti aynı şey değil, bir diğerinden daha değerli. Dedik ya, eskiden takas ediyorduk, ne biliyim 5 domates 1 kilo buğday ediyor, ve bunu yaparken de üretilen şeyleri yetiştirme zorlukları ve maliyetlerine bakıyorduk. Tabı, ne kadar ürettildiği ve ne kadar insanın onları tüketmek istediği de önemli. Meyve sebzede iş nisbeten kolay olsa da, biraz daha karmaşık üretimlere geldiğimizde karşılaştırmak da giderek zorlaşıyor. Şimdi bir saatlık sağlık hizmeti, kaç saatlık otel hizmetine bedel? Ne biliyim. Ya da üç saatlık polislik görevi, kaç saatlık hudut nöbetine bedel? İşler karmaşıklıp göz kararı değer tespiti yapmak zorlaştıkça başka parametreler devreye giriyor. Mesela, maliyet. Bir sağlık hizmetinin maliyeti nedir: Hastene masrafları, araştırma geliştirme masrafları, o doktorun aldığı uzun eğitimin maliyeti, bir hatanın yol açacağı masraflar vs. Buna karşılık bir otelcinin eğitim ve otel masraflarını koyuyoruz. İkinci önemli bir nokta, sağlık hizmeti vermeye hevesli ve doktor olmaya yeterli zihinsel donanıma sahip insan sayısını, sağlık hizmetine ihtiyacı olan insan sayısına (hemen hemen herkes) orani, öte yanda otelci olmaya hevesli insan saysını otel hizmetine ihtiyacı olan insan sayısına oranlıyoruz. Sonuçta, doktorluk hem çok daha yüksek maliyetli, yetiştirilmesi zor, buna rağmen hem de çok daha fazla insana hizmet ettiği için, daha düşük maliyetli, yetiştirilmesi kolay ve çok daha az insana hizmet eden otelcilikten daha değerli. Genel olarak, bir şeyin üretimi ne kadar zorsa ve buna paralel olarak topluma katkısı ne kadar büyükse, o kadar fazla toplumsal değeri oluyor.</p>
<p>Burada yapılan çok kritik bir hata toplumsal hizmet ve değer ilişkisinden çoğunluğun sevdiği değerli olur ilişkisini çıkarmak. Topluma doktorluk gibi direk bire bir hizmet sağlayanları genellikle toplum da sever, doktorları, avukatları, mühendisleri severiz hatta kızlarımızı da veririz seve seve o derece. Ama onları değerli yapan toplumdaki bireylerin onları sevmesi değildir. Yani, bireylerin bir şeye verdiği değerlerin toplami, o şeyi bir toplumsal değer yapmaz. Yemek-içmek hepimiz için çok değerlidir ama yemek-içmek bir toplumsal değer değildir çünkü toplum yapısına artı veya eksi bir şey katmaz (ha bireyler için çok önemlidir o ayrı). Toplumdaki insanlar bir hizmeti sevmese bile, o üretilen şey toplumdaki insanların genelinin hayatlarını daha iyi bir hale getiriyorsa değerlidir. Toplumsal değerin tanımı budur. Doktorları sevmeseydik de doktorluk hizmeti yine de değerli olacaktı. Avukatları değerli yapan insanların onları sevmesi değil, toplumsal hak ve hukuku sağlamaları. Sanatçıları yazarların düşünürlerin değerli yapan yapan insanların onları sevip sevmemesi değil, insanlığın ufkunu ileriye taşımaları. Kaç kişi Kant&#8217;tı Wittgenstein&#8217;i okur tanır bilir sever, onlar sevmeyince Kant&#8217;in Wittgenstein&#8217;in insanlığın düşün dünyasına kattığı değer azalır mi? İnsanlar sevdi diye Ayn Rand değerli bir filozof mu olur?</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/08/6a00d83451c1db69e200e54f08b8618833-640wi.jpg"><img class="size-full wp-image-2013 alignright" title="6a00d83451c1db69e200e54f08b8618833-640wi" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/08/6a00d83451c1db69e200e54f08b8618833-640wi.jpg" alt="" width="282" height="271" /></a>Peki, hayatımı daha iyi bir hale getiriyorsa neden sevmeyeyim? Mevcut kısa vadeli çıkarlarına ters düştüğü için ve uzun vadede hayatını daha iyi bir hale getirdiğini bulunduğun bireysel noktadan göremediğin için. Sana direk sunulan hizmetlerin değerini tartabilirsin, ama sana dolayli yoldan sunulan hizmetlerin değerini görmek o kadar kolay değil. Dedik ya, birey olarak çok daha kısa vadeli ve yakın çevremizi düşünüyoruz. Oysa, toplumsal değer dediğin, uzun vadeli ve toplumun geneline yayılan bir şey. Çok bilindik bir örnek, Atatürk cumhuriyeti kurduğunda reformları ardına ardına yaptığında kimsenin hoşuna gitmemişti, ama bu Atatürk&#8217;un bu ülkeye yaptığı hizmeti değersiz kılmaz, ki zamanla da ne kadar değerli olduğu anlaşıldı. Anlaşılmasaydı da değerli olucaktı. Bir çok toplumsal değer, insanlara direk değil dolayli yoldan uzun vadeli ve genele yayılan bir hizmet götürür, birey olarak bazen kaybetsekte, toplum olarak kazançlı çıkarız. (bkz <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/11/mahpuslarin-acmazi.html">mahpusların açmazı</a>) Bazen polis sana ceza keser, mahkemede haksız bulunursun tepen atar, mühendise mimara para kaptırırsın, ama uzun vadede bu kurum ve kişilerin olması senin hayatını daha yaşanılabilir bir hale getirir.</p>
<p>Şimdi, arabesk mevzusuna dönersek. Arabesk müzik ve getirdiği kültür ve yaşam felsefesi, toplumdaki insanların yaşamını daha iyi bir yere götürmedi ve götürmez. Bu çok açık. Köyden kente göç eden, kültür şoku yaşayan, ekonomik olarak ezilen bir kitleyi, ne şehirli yaptı ne köylü kültürünü korudu. Ortaya koyduğu yeni karma kültür, ne göç edenlerin yaşamını iyileştirdi, ne de şehirdekilerin yaşamını iyileştirdi. Bu kültür köylü kökenli olmayan insanlara da yayıldıkça toplumun genel yapısını da tehdit etmeye başladı. Arabesk insanları daha iyi bir yaşama götüren, eğitim alması, ekonomik olarak daha iyi bir yere gelmesi, toplumun ürettiği nimetlerden faydalanması, kendi kültürünü geliştirmesinin yerine, yerinde durması, ezilmişliğini kabullenmesi, fırsatçı ve laubali olması, kendi çıkarından başkasını düşünmemesini, yeri gelince hak hukuk tanımaması gibi fikirleri aşıladı. Dikkat ederseniz, arabeskin aşıladığı fikirler fevri ve bencildir, tam da toplumun genel çıkarlarına zıt fikirler. Bireyler arasında bu kadar popüler olması, bireylerin zaten buna doğuştan eğilimli olmasından kaynaklanıyor. Dedik ya, bireyler zaten kendi çıkarlarını ve yakınlarını herşeyin üstünde tutma eğilimindeler.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/08/arabesk.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2014" title="arabesk" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/08/arabesk.jpg" alt="" width="575" height="432" /></a></p>
<p>Arabesk kültürü bizi insanlar arasında iş bölümü olan bir devlette hak ve özgürlere sahip uzun vadede herkesin kabile yaşantısına göre kazançlı çıktığı vatandaş olmakdan, güçlü olanın güçsüzü ezdiği kabile topluluğuna götürür. 5000-10.000 yıl önce insanlar gayet arabesk bir dünyada yaşıyorlardı aslında, hak hukuğun olmadığı, güçlü olanın güçsüzü ezdiği, ezilenin gayet boynu bükük oturduğu, yapabilecek başka bir şeyi olmadığı için mevcut durumunu kabullendiği, kendi çıkarı için fırsat kolladığı, efkardan cigara tellendirdiği bir tarihden geliyoruz. Bak mağara insanlarına hepsi arabesk fikirlerle yaşıyorlardı. Hatta sempanzelerin ve baboonların dünyası çok daha arabesk, güçlü olan erkek baboon 2-3 dışı baboonu koluna takar haremine götürür. Diğer erkek baboonları iter kakar, itilen kakılan alt sınıf baboonlarda ise koşar, akşamları efkarlanıp ince belli bardaktan raki yudumlarlar, ne yapsın gariplerim ne kadın var ne ekmek elde, lider baboonu devirmek için bir zayıf bir anını kollarlardı falan  filan.</p>
<p>Buradan bakınca arabesk kültürün yavsaklığı ayyuka çıkıyor. Bu kültür resmen açık açık maymunların dünyasına geri dönelim diyor, hem de altında şehir yaşamının tüm nimetleri ile. Arabesk kültürü savunanların altlarında arabası, evlerinde televizyonu, marketten aldığı yicek ve içecekleri, polisi can ve mal güvenliğini sağlar, doktoru yarasına bakar, askeri ülkesini kollar, bu hizmetlerin sağlanması için insanlar uzun eğitimlerden geçer, o rakısını yudumlar, sigarasını tellendirir kendi işine geleni kullanır, işine gelmeyeni hiçe sayar. Toplumsal iş bölümünün nimetlerinden faydalınır ve hak ve özgürleri devlet tarafından korunur, ama o kendi çıkarlarına ters düşenleri yok sayma hakkını kendinde görür. Belki toplumun üst kesimlerinde ki insanlar kadar bu hizmetlerden faydalanamıyor çoğu, ama onlara isyan edicem derken oturduğun dalı kesiyorsun. Eğer gerçekten bu düzenden memnun değilsen, kabile hayatına hak hukugun olmadığı bir yaşantıya dönmek istiyorsan şehir yaşamının nimetlerini de bırak, işin düşünce doktora gitmeyi de bırak, bir sorunun olduğunda mahkemeye gitmeyi de bırak, bilim ve teknolojinin nimetlerini de bırak vs. Ama hem bunları kullanıp, hem de bunların altını kazarsan bunun adı yavsaklıktır.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/08/1986_turgut_ozal_basbakan.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2015" title="1986_turgut_ozal_basbakan," src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/08/1986_turgut_ozal_basbakan.jpg" alt="" width="618" height="410" /></a></p>
<p>Arabesk müziğe karşı olduğum anlamı çıkmasın tabi, müzikte herkes istediğini dinler. Ama insan beyninin ne kadar esnek bir yapı olduğunu, sevdiğimiz beğendiğimiz şeylerin nasıl yaşam deneyimlerimiz sonucunda şekillendiği anlatmaya sayfalar yetmez. Düşünün ki normalde beynin sol yarım küresinde olması gereken dil bölgesi, o bölgede doğuştan bir sorun olduğunda beynin sağ yarım küresine geçebiliyor. Düşünün ki beyin kanaması sonucu beynin bir yarım küresini ameliyatla aldığınızda, tek kalan diğer yarım küre alınan yarım kürenin foksiyonlarını devralabiliyor. Ki bunlar karmaşık bilişsel fonksiyonlar, öyle çikolatıyı ve muzu sevmek, bamyadan nefretmekten gibi basit ilişkilerdirmelerden bahsetmiyoruz. Yani diyorum ki arabesk müzikteki 80&#8242;lerden sonraki patlamanın, sadece müzikte zevklerle ilgili olduğunu sanıyorsanız, sade koyden kente gocle ilgili oldugunu saniyorsaniz aldanıyorsunuz. İbrahim Tatlıses&#8217;ı Turgut Özal&#8217;dan ayrı düşünemezsiniz, kültürel yozlaşmayı 12 Eylül&#8217;den ayrı düşünemezsiniz. Müzik sade boş vakitlerinizde dinlediğiniz bir şey değildir. 60&#8242;larda patlayan Rock müzik sadece müzik değildi, bir kültürel değişimdi aynı zamanda. Bu değişimlerin özgürleştirici ileriye götüren değişimler mi olduğu, yoksa bizi maymunların dünyasına kendi eğitilmemiş doğamıza götüren değişimler mi olduğu, toplumsal yaşamı, birlikte özgürce yaşamayı ne şekilde etkilediğinden belli olur. Herkes arabesk fikirleri benimserse, toplumda hak hukuk kalmaz, herkes bir birinin kuyusunu kazdığından toplumsal güven kaybolur, adam kayırmaca, torpil, rüşvet alır basını gider, herkes kolay yoldan para peşinde koştuğundan toplumsal üretim azalır, kimse uzun sancılı eğitimle uğraşmaz, araştırma sanat kültür gibi direk para getirmeyen şeylere önem verilmez vs. Ki hepimizin bildiği bunlar 80&#8242;lerden bu yana Türkiye&#8217;de olan şeyler.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/08/evren_12_eylul.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2020" title="evren_12_eylul" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/08/evren_12_eylul.jpg" alt="" width="335" height="239" /></a>Şimdi bir de anayasa referandumu furyası var. Güya 80&#8242;lerle, 12 Eylül anayasasıyla yüzleşiyoruz, güya anayasayı halkın oyuna açıp çok demokratik bir şekilde sağlıycaz bu dönüşümü. İnsanlar yeterince yazdı çizdi çok fazla detayına girmeye gerek yok, ama böyle saçma sapan bir yaklaşım daha olamaz. Sen toplum düzenini sağlaması gereken bir belgeyi, bireyleri fevri ve bencil çıkar ilişkilerinden çıkarıp demokratik bir toplumda bir vatandaş yapan bir belgeyi, o bireysel çıkarlarından ötesini göremeyen sen ben gibi insanalara oylattırıyorsun. Ben ne anlarım abi anayasadan, bana niye soruyorsun, bunca avukat, hukukçu, siyasetçi, şu bu boşuna mı okudu boşuna mı para alıyor. İnsanlara sorarsan kendi tuttuğu takım ne diyorsa ona oy atar, başka ne yapıcak. En mantıklısı hayır demek ya da ciddi bir kitleye ulaşacağını düşünüyorsan boykot etmek ki bu soruyu soran bana böyle saçma sapan sorularla gelme demek istediğini anlasın. Git bilenlere danış, git onlarla çöz bunu. Halk oyuyla demokratik bir anasaya kavuşmak mucize olur, tarihte bunun eşi benzeri yok. Olamaz da. Demokratik anayasalar bu konuda eğitim almış alanında uzmanlaşmış kişiler ile halkın oyuyla halkı temsil eden partiler arasında, tartışarak uzlaşarak yapılır (ya da bunu yapmış ülkelerden kopya çekerek). Anayasayı askerde yapsa, bir parti de yapsa, anayasa mahkemesi de yapsa, bu iki bileşen (halkı temsil eden partiler ve konunun uzmanı kurumlar) sağlanmadıkça ne demokratik bir anasaya olur, ne de anasaya demokratik bir şekilde yapılmış olur. Halka sorunca her şey demokratik oluyor sanılıyor hep, o zaman kanser tedavisini de halka soralım o da halkı ilgilendiriyor daha demokratik olur tedaviler, uzaya nasıl gidicez onu da halka soralim, memleketi nasıl koruycaz onu da halka soralım vs. Halkı ilgilendiren kararlar uzmanlaşmış bilgi gerektiriyorsa halka değil, halkı temsil eden partiler tarafindan bu konuda uzman kişilere sormali, sonrada kendi aralarında uzlaşmalı. Uzlaşamıyorsa, erken seçime gidip halkın kendi aralarında uzlaşabilecek başka partileri seçmelerine izin verilmeli.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden bu yana bir kendini kurtarma telaşında. Bu devamlı tehdit, bu devamlı başka ülkeler ve kültürler arasında ezilmişlik halinden efkarlanıyoruz, çaresiz hissediyoruz, kendimizi kurtarmak için ne olursa yaparız diyoruz, yeter ki şu durumdan bir kurtulalım, biz de rahata kavuşalım, dünyada bizi de adam yerine koysunlar. Muhsin Bey filminin final sahnesini aklıma getiriyor bu, köyünden gelen saf ve ezik Ali Nazik yüzünden hapse düşen Muhsin Bey, Ali Nazik&#8217;i çalıştığı gazinoda ziyarete gider. Ali Nazik türkü söylemeyi bırakmış, arabeskle ünlü olmuş, bağır açık, elde viski, boynunda altın kolye, üzerinde rüküş bir takım elbise özrünü yineler:</p>
<p>-agam kusura kalma kendimi kurtarmam gerekti<br />
-&#8230;kurtardın mı bari?</p>
<p>NazIm</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F08%2Fdemokratik-muzik-arabesk-referandum.html&amp;title=Demokratik%20M%C3%BCzik%2C%20Arabesk%20Referandum&amp;bodytext=St.Louis%E2%80%99e%20d%C3%B6nerken%20M%C3%BCsl%C3%BCm%20G%C3%BCrses%20dinliyordum%20u%C3%A7akta.%20Alt%C4%B1mda%20serili%20u%C3%A7suz%20bucaks%C4%B1z%20Kuzey%20Amerika%20k%C4%B1tas%C4%B1%2C%20M%C3%BCsl%C3%BCm%20baban%C4%B1n%20dertli%20nameleri%20ile%20inledi%20yeminlen.%20Savulun%20lan%20hostes%20tayfas%C4%B1%2C%20d%C3%BCnya%20tersine%20d%C3%B6nse%20vazge%C3%A7mem%20anlad%C4%B1n%20m%C4%B1%20diyesim%20geldi%20%C3%A7ok%20feci%2C%20ama%20bir%20k%C3%BClt%C3%BCr%20%C5%9Foku%20durumuna%20mahal%20vermemek%20i%C3%A7in%20sesimi%20k%C4%B1st%C4%B1m.%20Rak%C4%B1%20da%20servis%20etmiyorlar%20bu%20gavur%20u%C3%A7aklar%C4%B1nda.%20Halbu%20ki%20Seattle%E2%80%99a%20giderken%20Fikret%20K%C4%B1z%C4%B1lok%20nameleri%20e%C5%9Flik%20etmi%C5%9Fti%20de%20Rocky%20da%C4%9Flar%C4%B1n%C4%B1%20bizim%20%20%5B...%5D" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F08%2Fdemokratik-muzik-arabesk-referandum.html&amp;title=Demokratik%20M%C3%BCzik%2C%20Arabesk%20Referandum" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F08%2Fdemokratik-muzik-arabesk-referandum.html&amp;title=Demokratik%20M%C3%BCzik%2C%20Arabesk%20Referandum&amp;notes=St.Louis%E2%80%99e%20d%C3%B6nerken%20M%C3%BCsl%C3%BCm%20G%C3%BCrses%20dinliyordum%20u%C3%A7akta.%20Alt%C4%B1mda%20serili%20u%C3%A7suz%20bucaks%C4%B1z%20Kuzey%20Amerika%20k%C4%B1tas%C4%B1%2C%20M%C3%BCsl%C3%BCm%20baban%C4%B1n%20dertli%20nameleri%20ile%20inledi%20yeminlen.%20Savulun%20lan%20hostes%20tayfas%C4%B1%2C%20d%C3%BCnya%20tersine%20d%C3%B6nse%20vazge%C3%A7mem%20anlad%C4%B1n%20m%C4%B1%20diyesim%20geldi%20%C3%A7ok%20feci%2C%20ama%20bir%20k%C3%BClt%C3%BCr%20%C5%9Foku%20durumuna%20mahal%20vermemek%20i%C3%A7in%20sesimi%20k%C4%B1st%C4%B1m.%20Rak%C4%B1%20da%20servis%20etmiyorlar%20bu%20gavur%20u%C3%A7aklar%C4%B1nda.%20Halbu%20ki%20Seattle%E2%80%99a%20giderken%20Fikret%20K%C4%B1z%C4%B1lok%20nameleri%20e%C5%9Flik%20etmi%C5%9Fti%20de%20Rocky%20da%C4%9Flar%C4%B1n%C4%B1%20bizim%20%20%5B...%5D" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F08%2Fdemokratik-muzik-arabesk-referandum.html&amp;t=Demokratik%20M%C3%BCzik%2C%20Arabesk%20Referandum" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Demokratik%20M%C3%BCzik%2C%20Arabesk%20Referandum%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F08%2Fdemokratik-muzik-arabesk-referandum.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F08%2Fdemokratik-muzik-arabesk-referandum.html&amp;title=Demokratik%20M%C3%BCzik%2C%20Arabesk%20Referandum&amp;annotation=St.Louis%E2%80%99e%20d%C3%B6nerken%20M%C3%BCsl%C3%BCm%20G%C3%BCrses%20dinliyordum%20u%C3%A7akta.%20Alt%C4%B1mda%20serili%20u%C3%A7suz%20bucaks%C4%B1z%20Kuzey%20Amerika%20k%C4%B1tas%C4%B1%2C%20M%C3%BCsl%C3%BCm%20baban%C4%B1n%20dertli%20nameleri%20ile%20inledi%20yeminlen.%20Savulun%20lan%20hostes%20tayfas%C4%B1%2C%20d%C3%BCnya%20tersine%20d%C3%B6nse%20vazge%C3%A7mem%20anlad%C4%B1n%20m%C4%B1%20diyesim%20geldi%20%C3%A7ok%20feci%2C%20ama%20bir%20k%C3%BClt%C3%BCr%20%C5%9Foku%20durumuna%20mahal%20vermemek%20i%C3%A7in%20sesimi%20k%C4%B1st%C4%B1m.%20Rak%C4%B1%20da%20servis%20etmiyorlar%20bu%20gavur%20u%C3%A7aklar%C4%B1nda.%20Halbu%20ki%20Seattle%E2%80%99a%20giderken%20Fikret%20K%C4%B1z%C4%B1lok%20nameleri%20e%C5%9Flik%20etmi%C5%9Fti%20de%20Rocky%20da%C4%9Flar%C4%B1n%C4%B1%20bizim%20%20%5B...%5D" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Demokratik%20M%C3%BCzik%2C%20Arabesk%20Referandum&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F08%2Fdemokratik-muzik-arabesk-referandum.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Demokratik%20M%C3%BCzik%2C%20Arabesk%20Referandum&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F08%2Fdemokratik-muzik-arabesk-referandum.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F08%2Fdemokratik-muzik-arabesk-referandum.html&amp;title=Demokratik%20M%C3%BCzik%2C%20Arabesk%20Referandum&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F08%2Fdemokratik-muzik-arabesk-referandum.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F08%2Fdemokratik-muzik-arabesk-referandum.html&amp;t=Demokratik%20M%C3%BCzik%2C%20Arabesk%20Referandum&amp;s=St.Louis%E2%80%99e%20d%C3%B6nerken%20M%C3%BCsl%C3%BCm%20G%C3%BCrses%20dinliyordum%20u%C3%A7akta.%20Alt%C4%B1mda%20serili%20u%C3%A7suz%20bucaks%C4%B1z%20Kuzey%20Amerika%20k%C4%B1tas%C4%B1%2C%20M%C3%BCsl%C3%BCm%20baban%C4%B1n%20dertli%20nameleri%20ile%20inledi%20yeminlen.%20Savulun%20lan%20hostes%20tayfas%C4%B1%2C%20d%C3%BCnya%20tersine%20d%C3%B6nse%20vazge%C3%A7mem%20anlad%C4%B1n%20m%C4%B1%20diyesim%20geldi%20%C3%A7ok%20feci%2C%20ama%20bir%20k%C3%BClt%C3%BCr%20%C5%9Foku%20durumuna%20mahal%20vermemek%20i%C3%A7in%20sesimi%20k%C4%B1st%C4%B1m.%20Rak%C4%B1%20da%20servis%20etmiyorlar%20bu%20gavur%20u%C3%A7aklar%C4%B1nda.%20Halbu%20ki%20Seattle%E2%80%99a%20giderken%20Fikret%20K%C4%B1z%C4%B1lok%20nameleri%20e%C5%9Flik%20etmi%C5%9Fti%20de%20Rocky%20da%C4%9Flar%C4%B1n%C4%B1%20bizim%20%20%5B...%5D" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=1978&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/08/demokratik-muzik-arabesk-referandum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yerel Grup Eylemine Giriş</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2010/07/yerel-grup-eylemine-giris.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/07/yerel-grup-eylemine-giris.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Jul 2010 09:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif</dc:creator>
				<category><![CDATA[aktivizm]]></category>
		<category><![CDATA[cevre]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[cargill]]></category>
		<category><![CDATA[GDO]]></category>
		<category><![CDATA[şiddetsiz doğrudan eylem]]></category>
		<category><![CDATA[sivil itaatsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[yerel grup eylemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=1176</guid>
		<description><![CDATA[Yerel. Türk Dil Kurumu sözlüğünden kelime anlamı: 1- Yöresel. 2- Gözlem yerine veya gözlemcinin bulunduğu yere göre tanımlanan. 3- Lokal. Grup. Türk Dil Kurumu sözlüğünden kelime anlamı: 1- Ortak özellikleri olan varlıklar, nesneler bütünü. 2- Görüşleri, çıkarları bir olan kimseler bütünü, ekip. Şimdi grup kelimesinin birinci anlamını al, yerel kelimesinin ikinci anlamına yerleştir. O zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Yerel. </em>Türk Dil Kurumu sözlüğünden kelime anlamı: 1- Yöresel. 2- Gözlem yerine veya gözlemcinin bulunduğu yere göre tanımlanan. 3- Lokal.</p>
<p><em>Grup. </em>Türk Dil Kurumu sözlüğünden kelime anlamı: 1- Ortak özellikleri olan varlıklar, nesneler bütünü. 2- Görüşleri, çıkarları bir olan kimseler bütünü, ekip.</p>
<p>Şimdi grup kelimesinin birinci anlamını al, yerel kelimesinin ikinci anlamına yerleştir. O zaman şöyle diyebilir miyiz?</p>
<p><em>Yerel Grup</em>: <em>Ortak özellikleri olan varlıklar, nesneler bütününün bulunduğu yere göre tanımlanması. </em></p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/07/asaakimahalle.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1871" title="asaakimahalle" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/07/asaakimahalle-300x256.jpg" alt="" width="300" height="256" /></a>Mesela mahalle ortamında yaşamış olanlar bilir. Mahalle çocukları bir trip içindedirler adeta, kendi geyiklerini yaratırlar, takma isimler olsun, yeni oyunlar olsun, ne bileyim moda akımlarına özenme filan. Büyüklere yönelik grup halinde bir tutumları da vardır. Mahallede kendilerine iyi davranmayan bi bakkal amca varsa gidip ondan sakız çalarlar cezalandırmak olsun hesabı, sonra gidip daha iyi, tonton bakkal amcadan cips kola alırlar. İşte, Prenses, esasında bu çocuklar  planlı, programlı, işbölümlü filan yerel grup eylemleri içinde yaşarlar. Mesela biz, 8-9 yaşlarındayken, bir yılbaşı akşamı büyüklerin keyfini bozmayalım diye onların eğlendikleri mekana mesafeli bir yerde oyalandırılırken cıngar çıkartıp, bir takım uyduruktan dramalar yaratıp bir şekilde büyüklerin olduğu yere kabul edilmeyi başarmıştık. Sanırım yalan uydurmaya ortaklık etme suçundan annemden sağlam çimdik yemiştim masa altından, ama tüm mahalle çocuklarıyla birlikte büyüklerin eğlence dünyasına çocuk olarak kabul edililip, onların da ona göre davranmayı kabul etmelerini sağlamıştık. Süper organize bir eylemdi. Gruptan bir kişi tüm dramı yaratan olacaktı, hani mızmızcı çocuk rolü. O mızmızlanınca diğer çocuklar ayaklanıp onlar da mızmızlanacaklardı ve iki ikişi de iletişim kişisi olarak gidip büyüklerden birini (mümkünse en hassas, sevgi dolu anne veya babayı) yakalayıp ayaklanmayı korkunç dramatik bir felaket olmuşcasına, doğaçlama yalan yöntemini kullanarak anlatacaktı ki birilerinin dikkatini çeksin mevzu, rakı masasında gündeme otursun, kulaktan kulağa gezsin ve dayanamayan ana baba yüreği olaya müdahale etsin. Tabi bu sözcüler grubun bilinen yaramazları değil de ya çokbilmişleri ya da inekleriydi. Çünkü inekleri büyükler daha çok dinler.<span id="more-1176"></span></p>
<p>Demek istediğim, Prenses, birbirini az-çok tanıyan ilgisi, bilgisi farklı ancak görüşleri, çıkarları aynı olan kimselerin biraraya gelip ortak çıkar doğrultusunda hareket etmesi, pek çok şeyi değiştirebilir. Var olan gerçekleri iyileştirebilir. Bu gruplar çoğalıp birbirleriyle fikir ve zikir alışverişinde bulundukça da kitlelerin zararına ve fakat bir takım bireylerin menfaatine ortaya çıkan bozuklukların en azından gündeme gelmesi sağlanabilir, bir sonuca ulaşması ise bu grubun hedefleri ve buna bağlı olarak taktikleri ama en önemlisi de grubun enerjisiyle şekillenir. Sonuçta bir şeyler ortaya çıkarmak için kendi kendine organize olmuş bir grup illa ki dünyayı topyekün değiştirmeyi hedefliyor olmayabilir, hani mahalle çocukları örneğini düşünelim tekrar. Sadece birbiriyle geçinebilen ve ortak anlar, mekanlar, ilgi alanları paylaşan kişilerin kendi dünyalarını değiştirmeyi amaçlamasıyla ortaya çıkan bir şey bu. Bunu özellikle belirtiyorum Prenses, zira aktivizm (eylemsellik) denildiğinde başka başka çağrışımlar geliyor insanların aklına, çoğu zaman siyasi tarih içindeki örneklere dayanarak ve kelimenin gerçek anlamından uzakta. Esasında aktivizm, öncelikle çok basit bir bireyin, çok basit olan hayatında karşılaşmak istediği şeyleri mümkün kılacak her türlü eylemde bulunabilmesi değil midir? Yani amaç ya da hayal doğrultusunda benimsenen strateji. İçecek suyun kalmamışsa ve suyun kimde olduğunu biliyorsan, onu gidip almak için en pratik ve etkili yöntemi denemez misin? İşte bu bireysel stratejiler küçük grup içinde kendini sürdürebilmek için roller ve kişiler bulduğunda bir yere doğru gidebiliyor. Önemli olan nokta &#8220;kendi kendine organize olabilme&#8221;dediğimiz şey. Zira bu tür eylemsellik halleri, evet, bir amaç yolunda kullanılan stratejilerdir ve ancak önemli olan bu an ve bu mekanda gerçekleşen eylemselliğin durumudur. Yani amaç uğrunda başarı için kendini parçalayan bir grup eylemselliği düşünülemez. Ha düşünülür de her yol mübah kafasıyla sürdürülebilir bir grup harekete geçirilemeyeceğinden bir kerelik biraraya gelip iş çıkaran bir grup, daha ilk eylemsellik halinde dağılabilir, sırf o ana değil de epey uzaktaki esas hedefe odaklanılarak egolar şişirildiğinden.</p>
<p>Bu sebeplerden &#8220;yerel grup&#8221; hareketinden bahsetmek istedim Prenses. Daha büyük, ulusal, uluslararası vesaire hareketlenmelerde öncelikle eylemsellik kısıtlı oluyor zira bütçesi, kaynakları ve kapasitesi büyük olan gruplarda ne olup biteceğini adım adım hesaplayan bir grup kişi karar alma mekanizmasında ve sen bu kişilerden biri olmak zorunda değilsin. Grubun geneline güvenirsin, desteğini verir yapacağını yaparsın, genel amaçla aynı görüşte olabilirsin ama karar alma mekanizmasını doğrudan gözlemleyemediğin için taktiksel eylemlilik adına yaptığın işleri benimseyemeyebilirsin ve gruptaki sürekliliğin de uzun olmaz genelde bu sebepten. Bu da büyük grubun dengeleridir, ayrılanların yerini yeni ve başka tecrübe/beklentilerle gelenler alır ve grup evrilip başka bir şeye dönüşür sen içinde olsan da olmasan da. Yani büyük grup kendi kendini organize etmez/edemez. Bunda kötü, tü kaka bişiy yok Prenses, yanlış anlama sen takıl kafana göre, büyük gruplar okul gibidir. Psikolojik dengeler, insan ilişkileri, hiyerarşi mekanizmaları, tanımadığın insanlarla, yeri geldiğinde bilmediğin dillerde iş çıkarabilme ve özellikle etkili iletişim ile bir sonuca varma üzerine çok şahane deneyimler edinirsin. Ha, başta kafanda oluşturduğun hedef her neyse ona ulaşamama ihtimalin epey büyük ama öğrendiklerini daha sonra küçük bütçeli, küçük hedefli ama çabuk aktifleşebilen bir grup içinde kullanırsın ki harika da olur zannımca.</p>
<p>Küçük grup kampanya stratejileri, grup içinde etkili iletişim, konsensus ile çabuk karar alma vesaire vesaire gibi konulara dalıp bu mektubu uzuuun bir didaktik yazıya çevirmek istemiyorum, Prenses çünkü yazılmışı var diyorum. Hakikaten konuyle ilgili Türkçe bilgi ararsan hani merak edip, çok şahane insanların oluşturduğu <a href="http://www.siddetsizlik.org/">şiddetsizlik web sitesini</a> güzelce gözden geçirebilirsin. Aradığın her şey orada var! Ben bunun yerine Avrupa&#8217;dan gayet eğlenceli ve öğretici bir küçük grup blokaj eylemiyle seni başbaşa bırakmayı tercih ediyorum bu yazıda.</p>
<p>Aşağıdaki video, Belçika&#8217;nın bağımsız/yerel grup hareketlenmeleri tarihiyle meşhur, görece özgür kişilerin yaşadığı Gent şehrindeki genetiği değiştirilmiş organizmaların üretimi ve tüm dünyaya dağıtımını elinde tutan Cargill soya fabrikasının blokajı eyleminde çekildi. Bu kişiler herhangi bir organizasyona göbekten bağlı değil, aynı şehirde yaşayan ve ortak ilgileri olan kişilerden oluşmuş otonom bir gruba dahil. Videonun başında Cargill&#8217;in genetiği değiştirilmiş soya tohumuyla kalıcı can ve doğa tahribatı verdiği Latin Amerika&#8217;daki çiftçi ailelerine bu üretimin neye mal olduğu anlatılıyor. Sonrasında ise Gent şehrindeki Cargill fabrikasını bir gün boyunca &#8220;kapatan&#8221; eylemcilerin bunu anlatmak ve duruma doğrudan müdahale etmek için yaptığı yerel grup eylemi&#8230;.</p>
<p>Haydi afiyet olsun, Prenses!</p>
<div id="flashcontainer642"><object id="embed_642" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="406" height="343" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="flashvars" value="file=http://www.politube.org/flv/642.flv&amp;image=http://www.politube.org/thumb/642&amp;largecontrols=false&amp;showdigits=true&amp;callback=http://www.politube.org/flv_callback/642&amp;autostart=false" /><param name="src" value="http://www.politube.org/flvplayer.swf" /><embed id="embed_642" type="application/x-shockwave-flash" width="406" height="343" src="http://www.politube.org/flvplayer.swf" flashvars="file=http://www.politube.org/flv/642.flv&amp;image=http://www.politube.org/thumb/642&amp;largecontrols=false&amp;showdigits=true&amp;callback=http://www.politube.org/flv_callback/642&amp;autostart=false" allowfullscreen="true"></embed></object></div>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fyerel-grup-eylemine-giris.html&amp;title=Yerel%20Grup%20Eylemine%20Giri%C5%9F&amp;bodytext=Yerel.%20T%C3%BCrk%20Dil%20Kurumu%20s%C3%B6zl%C3%BC%C4%9F%C3%BCnden%20kelime%20anlam%C4%B1%3A%201-%20Y%C3%B6resel.%202-%20G%C3%B6zlem%20yerine%20veya%20g%C3%B6zlemcinin%20bulundu%C4%9Fu%20yere%20g%C3%B6re%20tan%C4%B1mlanan.%203-%20Lokal.%0D%0A%0D%0AGrup.%20T%C3%BCrk%20Dil%20Kurumu%20s%C3%B6zl%C3%BC%C4%9F%C3%BCnden%20kelime%20anlam%C4%B1%3A%201-%20Ortak%20%C3%B6zellikleri%20olan%20varl%C4%B1klar%2C%20nes" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fyerel-grup-eylemine-giris.html&amp;title=Yerel%20Grup%20Eylemine%20Giri%C5%9F" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fyerel-grup-eylemine-giris.html&amp;title=Yerel%20Grup%20Eylemine%20Giri%C5%9F&amp;notes=Yerel.%20T%C3%BCrk%20Dil%20Kurumu%20s%C3%B6zl%C3%BC%C4%9F%C3%BCnden%20kelime%20anlam%C4%B1%3A%201-%20Y%C3%B6resel.%202-%20G%C3%B6zlem%20yerine%20veya%20g%C3%B6zlemcinin%20bulundu%C4%9Fu%20yere%20g%C3%B6re%20tan%C4%B1mlanan.%203-%20Lokal.%0D%0A%0D%0AGrup.%20T%C3%BCrk%20Dil%20Kurumu%20s%C3%B6zl%C3%BC%C4%9F%C3%BCnden%20kelime%20anlam%C4%B1%3A%201-%20Ortak%20%C3%B6zellikleri%20olan%20varl%C4%B1klar%2C%20nes" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fyerel-grup-eylemine-giris.html&amp;t=Yerel%20Grup%20Eylemine%20Giri%C5%9F" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Yerel%20Grup%20Eylemine%20Giri%C5%9F%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fyerel-grup-eylemine-giris.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fyerel-grup-eylemine-giris.html&amp;title=Yerel%20Grup%20Eylemine%20Giri%C5%9F&amp;annotation=Yerel.%20T%C3%BCrk%20Dil%20Kurumu%20s%C3%B6zl%C3%BC%C4%9F%C3%BCnden%20kelime%20anlam%C4%B1%3A%201-%20Y%C3%B6resel.%202-%20G%C3%B6zlem%20yerine%20veya%20g%C3%B6zlemcinin%20bulundu%C4%9Fu%20yere%20g%C3%B6re%20tan%C4%B1mlanan.%203-%20Lokal.%0D%0A%0D%0AGrup.%20T%C3%BCrk%20Dil%20Kurumu%20s%C3%B6zl%C3%BC%C4%9F%C3%BCnden%20kelime%20anlam%C4%B1%3A%201-%20Ortak%20%C3%B6zellikleri%20olan%20varl%C4%B1klar%2C%20nes" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Yerel%20Grup%20Eylemine%20Giri%C5%9F&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fyerel-grup-eylemine-giris.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Yerel%20Grup%20Eylemine%20Giri%C5%9F&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fyerel-grup-eylemine-giris.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fyerel-grup-eylemine-giris.html&amp;title=Yerel%20Grup%20Eylemine%20Giri%C5%9F&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fyerel-grup-eylemine-giris.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fyerel-grup-eylemine-giris.html&amp;t=Yerel%20Grup%20Eylemine%20Giri%C5%9F&amp;s=Yerel.%20T%C3%BCrk%20Dil%20Kurumu%20s%C3%B6zl%C3%BC%C4%9F%C3%BCnden%20kelime%20anlam%C4%B1%3A%201-%20Y%C3%B6resel.%202-%20G%C3%B6zlem%20yerine%20veya%20g%C3%B6zlemcinin%20bulundu%C4%9Fu%20yere%20g%C3%B6re%20tan%C4%B1mlanan.%203-%20Lokal.%0D%0A%0D%0AGrup.%20T%C3%BCrk%20Dil%20Kurumu%20s%C3%B6zl%C3%BC%C4%9F%C3%BCnden%20kelime%20anlam%C4%B1%3A%201-%20Ortak%20%C3%B6zellikleri%20olan%20varl%C4%B1klar%2C%20nes" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=1176&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/07/yerel-grup-eylemine-giris.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şehitler ve Bitmeyen Şafakları</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2010/07/sehitler-ve-bitmeyen-safaklari.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/07/sehitler-ve-bitmeyen-safaklari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Jul 2010 10:50:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Deniz</dc:creator>
				<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[asker]]></category>
		<category><![CDATA[barış]]></category>
		<category><![CDATA[şafak]]></category>
		<category><![CDATA[şehit]]></category>
		<category><![CDATA[zorunlu askerlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=1672</guid>
		<description><![CDATA[Şimdiye kadar birçok arkadaşım askere gitti. Bedelli, bedelsiz, er, uzun dönem kısa dönem&#8230; Hepsi de birçok hikaye ile döndü. Kolay yapanı da var, zor yapanı da var, torpilli yapanı da. Ne olursa olsun çoğunun ortak noktalarından bir tanesi &#8216;devreleri kapamak&#8217; üzerine. Yani &#8216;inanmadığınız ama yaptığınız, tüm verilen emirlere karşı olumlu/olumsuz fark etmez uymak zorunda olduğunuz, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_1676" class="wp-caption alignleft" style="width: 417px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/07/581_Cobra_sunrise-8.jpg"><img class="size-full wp-image-1676 " src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/07/581_Cobra_sunrise-8.jpg" alt="" width="407" height="305" /></a><p class="wp-caption-text">Afganistan&#39;taki ABD askerlerinin üzerine Şafak Sökerken</p></div>
<p>Şimdiye kadar birçok arkadaşım askere gitti. Bedelli, bedelsiz, er, uzun dönem kısa dönem&#8230; Hepsi de birçok hikaye ile döndü.</p>
<p>Kolay yapanı da var, zor yapanı da var, torpilli yapanı da.</p>
<p>Ne olursa olsun çoğunun ortak noktalarından bir tanesi &#8216;devreleri kapamak&#8217; üzerine. Yani &#8216;inanmadığınız ama yaptığınız, tüm verilen emirlere karşı olumlu/olumsuz fark etmez uymak zorunda olduğunuz, herşeye karşı duygularınızı arka plana itip bir daha düşünmemek&#8217; diye açıklanan durum.</p>
<p>Dü-şün-me-me-ye zorlanmak. Ne zor değil mi? Hele bir de düşünmeyi seviyorsanız.</p>
<p>Dün halen asker olan bir arkadaşım aradı. Tam olarak bu biçimde ifade etmedi ama kendisi de böyle yapmış anlaşılan. Her ne kadar benim ne yaptığımı ve keyfimi sormak istese de her iki cümle sonrası söz kendi yaptığı mantıksız şeylerin, gerçektende ne kadar mantıksız olduğunu benle paylaşmaya çalıştı. Çünkü ben onu anlıyordum. Kendisine saçma gelen şeyler bana da saçma geliyordu ama bu durumu paylaşacağı bir kişi yoktu etrafında.<span id="more-1672"></span></p>
<p>Dün askerlik görevini yaparken beni arayan arkadaşım için endişelenmediğimi fark ettim. Ama onun sivil yaşama döndükten sonraki halini düşündüğümde endişelendim. Tam da kanın gene oluk gibi akmaya başladığı bu şiddet günlerinde.</p>
<p>Askerlik yapan ama bunun gerekliliğine inanmayan, ruhunda hissetmeyen, esasında sadece şafak sayarak bitmesini bekleyen binlerce genç var. Belki de yüzbinlerce. Buna itirazı olan var mı? Peki onbinlerce o zaman. Ama varlar. Ölüm haberleri geldiğinde &#8216;kahraman&#8217; ilan edilen ama ölmeden konuştuklarında belki mahkemelerde sürünecek, askerliği uzayacak insanlardan bahsediyoruz.</p>
<p>Siz hiç bir askerin askerlik kurumu aleyine konuştuğunu duydunuz mu? Böyle bir şey mümkün olabilir mi?</p>
<p>Güneydoğu&#8217;da komando olarak  askerlik yapmış bir arkadaşım bana özel sohbetimizde askerlik sonrası nasıl karısının gırtlağına bıçak dayadığını anlatıyordu. Nasıl korkarak ve tepkilerle uyandığından söz ediyordu. Fiziksel olarak ona birşey olmamıştı. Tüm uzuvları yerindeydi, sağlıklıydı ama aklı ve onun getireceği sonuçları kimse hesaba katmıyordu. Ölseydi &#8216;şehit&#8217; olacaktı ama sırf &#8216;hayır&#8217; diyemediği için sadece sağlıklı bir bedenle geri döndü. Ama ya akıl? Kol koptuğunda eksikliği görülür ama ya akıl gittiğinde?</p>
<p>Aklımızı kaybettikten sonra yaşamımızın ne önemi kalıyor ki? Üstelik bir de çocuğu var bu arkadaşımın. Ölü çocukları gördükten sonra bir insan çocuğuna nasıl sarılabilir ki?</p>
<p>Dünden beri kafamdan bunlar geçerken bir yandan da hayatında çatapat patlamamış arkadaşımın elindeki silahla nöbet tuttuğunu hayal ediyorum. Bir yanda onun üniformasına ateş etmek isteyip içindekini öldürmek zorunda kalacak insanoğlunu, bir yandan da o üniformaya ait olmayan ve sırf zorunluluktan o üniformayı giyen savaşçı olmayan arkadaşımı. Konu onun ölmesi ya da yaşaması değil. Konu onun ve onun gibilerin bu durumu ne kadar hak ettiği ile alakalı. Hayatında kimse ile kavgası olmayan insanların birilerini öldürmeye zorlanması.</p>
<div id="attachment_1674" class="wp-caption alignleft" style="width: 349px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/07/canakkale-sehitler-abidesi.jpg"><img class="size-full wp-image-1674 " src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/07/canakkale-sehitler-abidesi.jpg" alt="" width="339" height="420" /></a><p class="wp-caption-text">Çanakkale Şehitler Abidesi</p></div>
<p>Bir keresinde bir Lübnanlı asker, İsrail&#8217;li asker ve Türk asker kaçağının beraber geçirdiği bir zamana şahit olmuştum. Sohbet ettiler, içki içtiler ve ülkelerine geri döndüler. Bu konu ile dalga geçilmiş ama detaylara girilmemişti. Biri hariç ikisi de bu işi zorunlu olarak yapıyordu. Seçim şansları yoktu. Sonra herkes kendi yoluna gitti. Onlara bildiğim kadarıyla birşey olmadı ama anlatılanların aksine kimse bundan zarar görmedi. Düşman ülke askeriyle bir gece sohbet ettikleri için ülkelerinde &#8216;vatan hain&#8217;i olup hapse girme tehditine karşın bu insanlar sadece ilgilendikleri konulardan söz ettiler ve yöneticilerinin kabullenemeyeceği bir şey yaptılar. Güldüler. Birbirilerinin anlattıkları hikayelere güldüler. Ne kadar trajik değil mi?</p>
<p>Esasında üniforma temsiliyetini öldürmek isteyen kişi ile asker olmak zorunda kalan arkadaşım da bir araya gelseler eminim çok eğlenirler. Kimse eğlenmek varken savaşmayı seçmez. Kimse sohbet etmek varken ateş etmeyi düşünmez. Bunu düşünenler ancak başkasına yaptırır. Ve işte esas düşman orada. Birbirine ateş ettirende. Sınır denen yerde nöbet tutmak zorunda kalan arkadaşımda ya da ona ateş etmeye çalışanda değil.</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fsehitler-ve-bitmeyen-safaklari.html&amp;title=%C5%9Eehitler%20ve%20Bitmeyen%20%C5%9Eafaklar%C4%B1&amp;bodytext=%0D%0A%0D%0A%C5%9Eimdiye%20kadar%20bir%C3%A7ok%20arkada%C5%9F%C4%B1m%20askere%20gitti.%20Bedelli%2C%20bedelsiz%2C%20er%2C%20uzun%20d%C3%B6nem%20k%C4%B1sa%20d%C3%B6nem...%20Hepsi%20de%20bir%C3%A7ok%20hikaye%20ile%20d%C3%B6nd%C3%BC.%0D%0A%0D%0AKolay%20yapan%C4%B1%20da%20var%2C%20zor%20yapan%C4%B1%20da%20var%2C%20torpilli%20yapan%C4%B1%20da.%0D%0A%0D%0ANe%20olursa%20olsun%20%C3%A7o%C4%9Funun%20ortak%20noktalar" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fsehitler-ve-bitmeyen-safaklari.html&amp;title=%C5%9Eehitler%20ve%20Bitmeyen%20%C5%9Eafaklar%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fsehitler-ve-bitmeyen-safaklari.html&amp;title=%C5%9Eehitler%20ve%20Bitmeyen%20%C5%9Eafaklar%C4%B1&amp;notes=%0D%0A%0D%0A%C5%9Eimdiye%20kadar%20bir%C3%A7ok%20arkada%C5%9F%C4%B1m%20askere%20gitti.%20Bedelli%2C%20bedelsiz%2C%20er%2C%20uzun%20d%C3%B6nem%20k%C4%B1sa%20d%C3%B6nem...%20Hepsi%20de%20bir%C3%A7ok%20hikaye%20ile%20d%C3%B6nd%C3%BC.%0D%0A%0D%0AKolay%20yapan%C4%B1%20da%20var%2C%20zor%20yapan%C4%B1%20da%20var%2C%20torpilli%20yapan%C4%B1%20da.%0D%0A%0D%0ANe%20olursa%20olsun%20%C3%A7o%C4%9Funun%20ortak%20noktalar" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fsehitler-ve-bitmeyen-safaklari.html&amp;t=%C5%9Eehitler%20ve%20Bitmeyen%20%C5%9Eafaklar%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=%C5%9Eehitler%20ve%20Bitmeyen%20%C5%9Eafaklar%C4%B1%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fsehitler-ve-bitmeyen-safaklari.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fsehitler-ve-bitmeyen-safaklari.html&amp;title=%C5%9Eehitler%20ve%20Bitmeyen%20%C5%9Eafaklar%C4%B1&amp;annotation=%0D%0A%0D%0A%C5%9Eimdiye%20kadar%20bir%C3%A7ok%20arkada%C5%9F%C4%B1m%20askere%20gitti.%20Bedelli%2C%20bedelsiz%2C%20er%2C%20uzun%20d%C3%B6nem%20k%C4%B1sa%20d%C3%B6nem...%20Hepsi%20de%20bir%C3%A7ok%20hikaye%20ile%20d%C3%B6nd%C3%BC.%0D%0A%0D%0AKolay%20yapan%C4%B1%20da%20var%2C%20zor%20yapan%C4%B1%20da%20var%2C%20torpilli%20yapan%C4%B1%20da.%0D%0A%0D%0ANe%20olursa%20olsun%20%C3%A7o%C4%9Funun%20ortak%20noktalar" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=%C5%9Eehitler%20ve%20Bitmeyen%20%C5%9Eafaklar%C4%B1&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fsehitler-ve-bitmeyen-safaklari.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=%C5%9Eehitler%20ve%20Bitmeyen%20%C5%9Eafaklar%C4%B1&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fsehitler-ve-bitmeyen-safaklari.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fsehitler-ve-bitmeyen-safaklari.html&amp;title=%C5%9Eehitler%20ve%20Bitmeyen%20%C5%9Eafaklar%C4%B1&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fsehitler-ve-bitmeyen-safaklari.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fsehitler-ve-bitmeyen-safaklari.html&amp;t=%C5%9Eehitler%20ve%20Bitmeyen%20%C5%9Eafaklar%C4%B1&amp;s=%0D%0A%0D%0A%C5%9Eimdiye%20kadar%20bir%C3%A7ok%20arkada%C5%9F%C4%B1m%20askere%20gitti.%20Bedelli%2C%20bedelsiz%2C%20er%2C%20uzun%20d%C3%B6nem%20k%C4%B1sa%20d%C3%B6nem...%20Hepsi%20de%20bir%C3%A7ok%20hikaye%20ile%20d%C3%B6nd%C3%BC.%0D%0A%0D%0AKolay%20yapan%C4%B1%20da%20var%2C%20zor%20yapan%C4%B1%20da%20var%2C%20torpilli%20yapan%C4%B1%20da.%0D%0A%0D%0ANe%20olursa%20olsun%20%C3%A7o%C4%9Funun%20ortak%20noktalar" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=1672&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/07/sehitler-ve-bitmeyen-safaklari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Unabomber: Modernite ve İlkel Yaşam</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2010/05/unabomber-modernite-ve-ilkel-yasam.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/05/unabomber-modernite-ve-ilkel-yasam.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 May 2010 15:04:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Prensese Mektuplar</dc:creator>
				<category><![CDATA[aktivizm]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[Popüler]]></category>
		<category><![CDATA[anarsi]]></category>
		<category><![CDATA[ilkel yasam]]></category>
		<category><![CDATA[manifesto]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[theodore john kaczynski]]></category>
		<category><![CDATA[unabomber]]></category>
		<category><![CDATA[uygarlik]]></category>
		<category><![CDATA[vegan]]></category>
		<category><![CDATA[yesil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=1393</guid>
		<description><![CDATA[Theodore John Kaczynski, ya da popüler adıyla Unabomber. Chicago doğumlu dahi matematikci. 16 Yaşında Harvard’da lisans okumaya başladı, doktorasını Michigan Üniversitesinde Matematik alanında tamamladı ve 25 yaşında Berkeley’de assistan profosör oldu. Ama iki yıl sonra istifa edip Montana’da herkesden ve herşeyden uzakta, kendi yaptığı klübesinde elektrik veya su tesisatı dahi olmadan[...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/05/Hoody-unabomber.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1399" title="Hoody-unabomber" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/05/Hoody-unabomber-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a>Theodore John Kaczynski, ya da popüler adıyla Unabomber. Chicago doğumlu dahi matematikci. 16 Yaşında Harvard&#8217;da lisans okumaya başladı, doktorasını Michigan Üniversitesinde Matematik alanında tamamladı ve 25 yaşında Berkeley&#8217;de assistan profosör oldu. Ama iki yıl sonra istifa edip Montana&#8217;da herkesden ve herşeyden uzakta, kendi yaptığı klübesinde elektrik veya su tesisatı dahi olmadan 25 yıl tek başına topladıkları ve yetiştirdikleri ile yaşadı. Belki dünyanın ondan hiç haberi olmadan da ölüp gidebilirdi, modern yaşam eleştirisini, teknoloji karşıtlığını ve ilkel yaşamı savunusunu bütün dünyaya duyurmaya karar vermeseydi, ve bunu yapmak için 1978 yılından yakalandığı 1995 yılına kadar 16 el yapımı bombayı üniversiteler, hava yolları, teknoloji enstitüleri gibi yerlere gönderip 4 kişi öldürüp 23 kişi yaralamasaydı. Bombalamalarının fazla extrem olduğunu kendisi de kabul ediyor, ama amacına da ulaştı: Bombalamalarını durdurmak için bir şart koştu, yazdığı <a href="http://epigraf.fisek.com.tr/index.php?num=404">Endüstriyel Toplum ve Geleceği</a> adlı manifestosunu New York Times ve Washington Post gazetelerinde yayınlanması. Ve Unabomber&#8217;in 35.000 kelimelik manifestosu 19 Eylül 1995 yılında bu gazetelerde yayınlandı. Mesajını binlerce kişiye ulaştırdı ama mesajını okuyanlardan birisi de erkek kardeşiydi, fikirlerin abisinin fikirlerine olan benzerliğinden şüphelenip polise haber vermesiyle, 17 yıldır elleri boş takipte olan polisler sonunda Unabomber&#8217;ı Montana&#8217;daki klübesinde ele geçirirler.</p>
<p>Prensese Mektuplar olarak şiddetin hiç bir zaman sonuç getirmeyeceğine, sadece daha fazla şiddete neden olacağına inansak da, Ted Kaczynski&#8217;in modern toplum eleştirisi ve teknoloji karşıtlığı yine de oldukca dikkate deger. Bu sebeple Dünya özgürlük mahkumları ağı ve Veganarşi fanzin adıyla Ted ile 2003 yılında yapılan, teknoloji karşıtlığının sebeplerinin yanısıra anarşistler, yeşil anarşistler, anarko-ilkelçiler, vejetaryenlik/veganlık ve hayvan hakları mücadelesi gibi konulara da getirdiği oldukça ilginç eleştirilerle üzerine düşünülesi kafa yorulası bir mektup-ropörtajını yayınlayalım dedik :<span id="more-1393"></span></p>
<p>04.10.2003</p>
<p>sevgili vegan,</p>
<p>12 ağustos tarihli mektubuna çok geç cevap verdiğim için üzgünüm.  fakat genelde mektuplara cevap vermekle baya bi meşgulüm ve senin mektubun aceleyle cevap verilemeyecek bir mektuptu, çünkü bazı soruların uzun, karmaşık ve dikkatlice üzerinde düşünülmesi gereken cevapları gerekiyordu.</p>
<p>bu aynı nedenden dolayı, bütün sorularına cevap vermek bana aşırı derecede zamana mal olurdu. yani sorularının bazılarına -en önemli görünen ve kolaylıkla ve kısaca cevaplanabilen- cevap vereceğim.</p>
<p><strong>soru 2</strong>- nerede ve ne zaman doğdun?</p>
<p><strong>cevap 2</strong>- şikago-illinois (amerika&#8217;da) 22 mayıs 1942&#8242;de doğdum.</p>
<p><strong>soru 3</strong>- hangi okullardan mezun oldun?</p>
<p><strong>cevap 3</strong>- illinois&#8217;teki evergreen park&#8217;ta ilk okulu ve liseyi bitirdim. harvard üniversitesinden bir diploma ve michigan üniversitesinden matematik bölümünde doktorluk ve mastır diploması aldım.</p>
<p><strong>soru 4</strong>- ne işi yapıyordun?</p>
<p><strong>cevap 4</strong>- michigan üniversitesinden doktorluk diplomasını aldıktan sonra, kaliforniya üniversitesinde 2 yıllığına bir matematik profesör asistanı oldum.</p>
<p><strong>soru 5</strong>- evli miydin, çocuğun falan var mıydı?</p>
<p><strong>cevap 5</strong>- hiç evlenmedim ve çocuğum yok.</p>
<p><strong>soru 6,7,8,9</strong>- sanırım matematikçiydin ve daha önce şimdiki gibi düşüncelerin yoktu. düşüncelerinde değişikliğe yol açan ne oldu? sorunun kaynağının uygarlık olduğunu ne zaman düşünmeye başladın?<br />
uygarlığı neden reddettiğini anlatır mısın bize? ormanda yaşamaya ve eyleme geçmeye ne zaman/nasıl karar verdin?</p>
<p><strong>cevap 6,7,8,9</strong>- bu sorulara tam ve bütün olarak vereceğim cevaplar aşırı derecede uzun ve karmaşık olurdu, ama şunları söyleyeceğim:</p>
<p>modernliği ve uygarlığı reddetme sürecim 11 yaşımdayken başladı. 11 yaşımdayken içinde neandertal insanın kalıntılarından yaşamının spekülatif bir anlamaya çalışılması bulunan bir kitabı okuduktan sonra ilkel yaşam biçimine karşı ilgi duymaya başladım. sonraki yıllarda, 16 yaşında harvard üniversitesine girdiğimde, uygarlıktan kaçmayı ve bazı vahşi yerlere gitmeyi hayal ederdim. aynı dönem esnasında, endüstriyel toplumdaki insanların içinde yaşadıkları koşulları kontrol eden, büyük organizasyonların insafına kaldığı ve<br />
özgürlükten yoksun oldukları, bir makine çarkının sadece bir dişlisi konumuna getirildiklerini gittikçe artarak farkına vardıkça modern yaşamdan hoşnutsuzluğum büyüdü.</p>
<p>harvard üniversitesine girdikten sonra, bana ilkel insanlar hakkında daha çok bilgi vermiş olan ve onların <a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/05/wild-asparagus.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1403" title="wild-asparagus" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/05/wild-asparagus-199x300.jpg" alt="" width="172" height="260" /></a>kırlarda yaşamalarını sağlayan bazı bilgileri elde etmeye bir istek veren bazı antropoloji kursları aldım. örneğin, ilkel insanların yenebilir bitkiler hakkındaki bilgilerine sahip olmayı dilerdim. fakat yenebilir yabanıl bitkiler hakkında kitaplar olduğunu keşfettiğimde iki üç yıl sonrasına kadar bu bilgileri nereden elde edeceğim hakkında bir fikrim yoktu. aldığım ilk kitap euell gibbons&#8217;un the wild asparagus (yaban kuşkonmazı) oldu<br />
ve sonra kolejdeyken okuldan mezun olduğumda yazları her hafta birkaç kere şikago yakınlarındaki cook county orman korularına yenebilir bitkilere bakmaya giderdim. önceleri bütün yollardan ve patikalardan<br />
uzak ormanın içine yalnız başıma gitmek korkutucu geliyordu. fakat ormanı ve içinde yaşayan hayvanları ve bitkileri tanımaya başladığım gibi, yabancılık duygusu yok oldu ve ağaçlık arazide çok çok fazla rahatladım. ayrıca bütün yaşamımı uygarlık içinde harcamak istemediğimden ve vahşi doğada yaşamak istediğimden kesin olarak emin oldum.</p>
<p>bu arada, matematikte durumum iyiydi. matematik problemlerini çözmek eğlenceliydi, ama derin bir anlamda matematik sıkıcı ve boştu çünkü bana göre onun amacı yoktu. şayet uygulamalı matematik üzerine<br />
çalışsaydım, nefret ettiğim teknolojik toplumun gelişimine katkıda bulunurdum, böylece sadece saf matematiğe çalıştım. fakat saf matematik sadece bir oyundu. matematikçilerin neden önemsiz bir oyunda bütün yaşamlarını boşa harcamaktan mutlu olduklarını anlamadım ve hala da anlamıyorum. ben şahsen tamamen böyle bir yaşamdan memnun değildim.</p>
<p>ne istediğimi biliyordum: vahşi doğaya gitmek ve orada yaşamak. ama bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum. o günlerde hiçbir ilkelci hareket, hiçbir survivalist yoktu ve matematikte geleceği parlak bir kariyeri bırakıp orman veya dağlarda yaşamaya giden her hangi birine ahmak veya deli gözüyle bakılırdı. böyle bir şeyi neden istediğimi anlayabilecek hiçbir kişiyi tanımıyordum. bu yüzden, kalbimin derinliklerinde, uygarlıktan asla kaçamayacağım konusunda kendimi suçlu hissediyordum.</p>
<p>çünkü modern yaşamı tamamen kabul edilemez buluyordum, ve 24 yaşımda bir çeşit bunalıma girene kadar gittikçe artarak umutsuz hissediyordum: öyle berbat hissediyordum ki yaşayıp yaşamadığımı umursamıyordum. fakat bu noktaya ulaştığımda, ani bir değişim gerçekleşti: yaşayıp yaşamadığımı umursamıyorsam öyleyse yapabildiğim her hangi bir şeyin sonuçlarından korkmamam gerektiğinin farkına<br />
vardım. o yüzden ne istersem yapabilirdim. özgürdüm! bu benim yaşamımdaki en büyük dönüm noktamdı çünkü bu şimdiye dek elde ettiğim cesaretin ta kendisiydi. bu nokta kırlara sonuçlarının neler olabileceğine takmadan yakında gideceğim konusunda netleştiğim zamandı. biraz para kazanmak için kaliforniya üniversitesi&#8217;nde 2 yılımı öğretmenlik yaparak harcadım, sonra pozisyonumdan istifa ettim ve ormanda yaşayacak bir yer aramaya gittim.</p>
<p><strong>soru 9</strong>- ormanda yaşamaya ve eyleme geçmeye ne zaman/nasıl karar verdin?</p>
<p><strong>cevap 9</strong>- bu sorunun son kısmına tam bir cevap vermek çok zaman alacağından, 14 ağustos 1983&#8242;te yazdığım günlükten bir alıntı yaparak kısmi bir cevap vereceğim:</p>
<blockquote><p>6 ağustos&#8217;ta doğuya uzun ve çetin bir yürüyüşe başladım. köşegen kanyon adı verdiğim bir kanyondaki gizli kampıma gittim. bir sonraki gün boyunca orada kaldım. orada ormanın huzurunu hissettim. fakat orada birkaç kara üzüm vardı ve bununla birlikte geyikler vardı, çok küçük bir oyun vardı. bundan başka, alabalık deresinin çeşitli kollarının çıktığı çok güzel ve izole bir plato göreli uzun zaman oldu. bu yüzden 7 ağustos&#8217;ta o bölgeye yola çıkmaya karar verdim. krater dağının civarındaki yollardan biraz geçtikten sonra, zincir<br />
testerelerini duymaya başladım; sesin rooster bill deresinden geldiği anlaşılıyordu. ağaçların kesildiğini zannettim; durumdan hiç hoşlanmadım fakat platoya vardığımda böyle şeylerden kaçınabileceğimi düşündüm. oraya yolculuğumda yamaçlardan geçerken, aşağıda önceden orada olmayan yeni bir yol gördüm ve stemple deresinden karşıdan karşıya geçmek için yapıldı gözükmekteydi. bu beni birazcık rahatsız etti. yine de, platoya devam ettim. orada bulduğum şey kalbimi kırdı. plato geniş, çok iyi yapılmış yeni yollarla çaprazlama çizilmişti. plato ebediyen mahvedilmişti. onu kurtarabilecek tek şey şimdi teknolojik toplumun yıkılması olacaktı. buna tahammül edemezdim. bu plato bölgedeki en güzel ve en izole yerdi ve burada çok iyi anılarım vardı.</p>
<p>yollardan biri, birkaç yıl önce uzun bir süre kamp yaptığım ve bir çok mutlu zaman geçirdiğim güzel bir yerin 60 metre içinden geçiyordu. acı ve öfke dolu bir biçimde geri döndüm ve güney humbug deresinin yakınlarında kamp yaptım…</p></blockquote>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/05/mn-unabomber12_p_0495915970.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1401" title="mn-unabomber12_p_0495915970" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/05/mn-unabomber12_p_0495915970.jpg" alt="" width="580" height="426" /></a>sonraki gün kulübemi yapmaya başladım. rotam beni geçmişe güzel bir yere götürdü, benim en gözde tuttuğum kaynatmayı gerektirmeden güvenle su içilebilecek bir saf su pınarı olan bir yer. durdum ve pınarın ruhuna bir çeşit dua okudum. bu dua ormana yapılanlar için intikam alma yeminini içeriyordu. günlüğüm şöyle devam ediyor:</p>
<blockquote><p>…ve sonra olabildiğince hızlı bir şekilde eve geri döndüm- bir şeyler yapmam gerekiyordu!</p></blockquote>
<p>neden gitmem gerektiğinin ne olduğunu tahmin edebilirsiniz.</p>
<p><strong>soru 10,17</strong>- teknolojik bölgelere karşı eylem yapma fikrine ne neden oldu? uygarlığın yıkılması için sence ne yapılması gerekiyor?</p>
<p><strong>cevap 10,17</strong>- bu sorulara tam bir cevap vermek çok uzun zaman alırdı. ama şunları söylemek yerinde olur:</p>
<p>uygarlık problemi teknoloji problemiyle özdeştir. teknolojiden bahsettiğimde sadece araçlar ve makineler gibi fiziksel aygıtlardan söz etmiş olmadığımı öncelikle açıklamama izin verin. kimya, sivil mühendislik veya biyo-teknoloji teknikleri gibi teknikleri de dahil ediyorum. ayrıca iş yönetimi benzeri organizasyonel teknikler kadar eğitimsel psikoloji veya propaganda gibi insan tekniklerini de dahil ediyorum. elbette ki, bu teknikler, bütün teknolojik sistemin bağlı olduğu fiziksel aygıtlar – araçlar, makineler ve yapılar &#8211; olmadan ileri düzeyde var olamazlar.</p>
<p>bununla birlikte, kelimenin en geniş manasıyla sadece modern teknolojiyi değil toplumun en eski evrelerinde var olmuş olan teknikleri ve fiziksel aygıtları da kapsamaktadır. örneğin, sabanlar, hayvanlar için koşun takımları, demircilik araçları, bitki ve havyaların evcilleştirilip yetiştirilmesi ve tarım teknikleri, hayvan<br />
çiftçiliği ve metal işçiliği gibi. eski uygarlıklar, insanın üzerinde ve organizasyonel tekniklerin büyük sayılarda insanı yönetmek için kullanıldığı gibi bu teknolojilere bağlıydılar. uygarlıklar üzerinde temellendikleri teknoloji olmadan var olamazlar. aksine, teknoloji nerede varsa, uygarlık da muhtemelen yakında veya daha sonra gelişmektedir.</p>
<p>bu yüzden, uygarlık sorunu teknoloji sorunuyla eşit sayılabilir. teknolojiyi daha geriye itebilirsek, uygarlığı da daha geriye itebiliriz. eğer teknolojiyi taş devrine tamamen döndürebilirsek, ortada uygarlık kalmayacaktır.</p>
<p><strong>soru 11</strong>- şiddetin zorbalık olduğunu düşünmüyor musun?</p>
<p><strong>cevap 11</strong>- iddia edilen eylemlerime gönderme yaparak, &#8220;şiddetin zorbalık olduğunu düşünmüyor musun? diye sormuşsun. elbette ki şiddet zorbalıktır. ve ayrıca şiddet doğanın kaçınılmaz bir parçasıdır da. eğer yırtıcı hayvanlar av türlerinin üyelerini öldürmezlerse, av türleri yenebilen her şeyi tüketerek kendi çevrelerini talan edecekleri kadar çoğalırlar. çoğu türde hayvan kendi türünün üyelerine karşı bile şiddet kullanır. örneğin, şu çok iyi biliniyor ki, vahşi şempanzeler çoğu kez diğer şempanzeleri öldürür (<em>time dergisinin 19 ağustos 2002 sayısındaki 56. sayfayı incele!</em>). ayılar ve diğer baş yırtıcılar dergisi (<em>cilt 1., sayı 2, sayfa 28-29</em>, ayıların dövüştüğünü ve bir ayının yaralandığını gösteren bir resim sergiliyor ve bu gibi yaralanmaların ölümcül olabileceğinden bahsediyor. deniz kuşları arasında, her yuvada iki yumurta bulunur. yumurtadan yavru çıktıktan sonra, yavru kuşlardan biri diğerine saldırır ve onu yuvadan atar, sonunda diğeri ölür. (<em>science news cilt 163,15 şubat 2003&#8242;teki &#8220;sibling desperado&#8221; adlı makaleyi oku!</em>).</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/05/hunter_gatherer_by_Blepharopsis.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1405" title="hunter_gatherer_by_Blepharopsis" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/05/hunter_gatherer_by_Blepharopsis-1024x682.jpg" alt="" width="577" height="384" /></a></p>
<p>vahşi doğadaki insanlar en saldırgan türlerden birini teşkil ediyor. avcı-toplayıcı insanların kültürlerinin iyi bir genel incelenmesi little, brown and company, (<em>boston ve toronto, 1971</em>) tarafından yayınlanan carleton s. coon&#8217;un yazdığı avcı insanlar kitabıdır ve bu kitapta insanlar tarafından diğer insanlara karşı şiddet uygulayan avcı-toplayıcı toplumlardaki sayısız örnekleri bulacaksınız. profesör coon şunu açığa çıkarıyor ki (<em>sayfa xix. 3,4,9,10</em>), avcı toplayıcı insanları takdir ediyor ve uygar olanlardan daha şanslı saymaktadır. fakat o dürüst bir insan ve modern insanın hoşuna gitmeyen şiddet gibi ilkel yaşamın bu yönlerini sansürlemiyor.</p>
<p>bu yüzden, şu açık ki, şiddetin önemli bir miktarı insan yaşamının doğal bir parçasıdır. şiddette kendi başında bir yanlışlık yok. belirli her hangi bir durumda, şiddetin iyi veya kötü olup olmadığı onu nasıl ve hangi amaçla kullanıldığına bağlıdır.</p>
<p>modern insanlar neden şiddete tek başına bir kötülük olarak bakıyorlar ki o zaman? bunu sadece tek bir nedenden yapıyorlar: propaganda tarafından beyinleri yıkanıyor. modern toplum insanları şiddet tarafından korkmayı öğretmek için propagandanın çeşitli biçimlerini kullanmaktadır çünkü tekno-endüstriyel sistemin ürkek, uysal ve kendi otoritesini kabul ettirdiği popülasyonlara ihtiyacı vardır, sorun çıkarmayacak veya sistemin düzenli işleyişini aksatmayacak bir popülasyon. güç esas olarak fiziksel kuvvete dayanmaktadır. insanlara şiddetin yanlış olduğunu öğreterek (tabii sistem kendisi şiddeti polis veya ordu yoluyla kullandığından hariç olarak), sistem fiziksel güç üzerindeki kendi tekelini devam ettirmektedir ve bu yüzden bütün gücü kendi ellerinde tutar.</p>
<p>insanların şiddetin yanlış olduğu inançlarını açıklamak için uyduracakları her hangi bir felsefi veya ahlaki rasyonalizasyon, insanların bu inaçların gerçek nedeninin sistemin propagandasını habersiz bir biçimde yuttuklarını gösterir.</p>
<p><strong>soru 12,13,14,15</strong>- anarşistler, yeşil anarşistler, anarko-ilkelciler,vejetaryenlik/veganlık ve hayvan ürünlerinin kullanımı ve hayvan yenmesi hakkında ne düşünüyorsun? onlara katılıyor musun? hayvan/dünya özgürlüğü konusundaki fikrin ne? earh first!, earth/animal liberation front gibi örgütlere nasıl bakıyorsun?</p>
<p><strong>cevap 12,13,14,15</strong>- burada sözünü ettiğin bütün gruplar tek bir hareketin parçalarıdırlar. (buna ga &#8220;yeşil anarşist&#8221; hareket diyelim). elbette ki, bu insanların uygarlık ve teknolojiye karşı oldukları boyutu doğrudur. fakat, bu hareketin gelişimindeki biçiminden dolayı aslında tekno-endüstriyel sistemi korumaya yardımcı<br />
olabilir ve devrime bir engel olarak hizmet ederler. bunu açıklayacağım:</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/05/200px-Greenanarchist2.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1407" title="200px-Greenanarchist2" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/05/200px-Greenanarchist2.jpg" alt="" width="200" height="284" /></a>isyanı doğrudan yok etmek veya bastırmak zordur. isyan güç tarafından bastırıldığında, sık sık otoritelerin kontrol etmek için zor buldukları bazı yeni biçimlerde sonradan yeniden patlak verirler. örneğin, 1878&#8242;de alman reichstag hareketin ezilmesinin ve hareketin katılımcılarını dağıtmasının, şaşırtmasının ve cesaretlerini kırmasının bir sonucu olarak sosyal demokratik harekete karşı sert ve baskıcı kanunları yasalaştırdı. ama sadece kısa bir süreliğine. hareket kendisini sonunda yeniden bir araya getirdi, daha enerjik hale geldi ve kendi fikirlerini yaymanın yeni yollarını buldu, böylelikle 1884&#8242;te daha öncesinden daha da güçlü hale geldi. <em>g.a. zimmermann, das neunzehnte jahrhundert : geschichtlicher und kulturhistorischer rückblick, druck und verlag von geo. brumder, milwaukee, 1902, sayfa 23.</em></p>
<p>bu yüzden, insan meselelerinin kurnaz izlemcileri bir toplumun güçlü sınıflarının kendilerini isyana karşı sadece sınırlı bir boyuta kadar doğrudan baskı ve güç kullanarak ve isyanın yönünü değiştirmek için<br />
temel olarak manipulasyona bel bağlayarak daha etkili savunabileceklerini bilmektedirler. kullanılan en etkili yöntemlerden biri, isyankar itici güçlerin sisteme zarar verdiği yollarda ifade edildiği kanalları sağlamaktır. örneğin, sovyetler birliği&#8217;nde hicivsel bir dergi olan krokodil&#8217;in şikayetler için bir yol açmak ve sovyet sistemine her hangi ciddi bir biçimde isyan etmemek veya kimsenin sistemin meşruluğunu sorgulamamasına öncülük edecek bir yolda otoritelerin içselleştirilmesi için tasarlanmıştı.</p>
<p>fakat batı&#8217;nın &#8220;demokratik&#8221; sistemi, sovyetler birliğinde bulunmuş olandan daha etkili ve sofistike olan isyanın yönünü değiştirmek için mekanizmaları yavaş yavaş geliştirmektedir. şu hakikaten olağanüstü bir gerçektir ki, modern batı toplumlarındaki insanlar isyan ettiklerini tasarladıklarına karşı sistemin değerlerinin lehine<br />
ayaklanmaktadırlar. irksal ve dinsel eşitlik, kadınlar ve homoseksüeller için eşitlik, hayvanlara insancıl muamele lehine sol &#8220;isyanlar&#8221; falan filan. fakat bunlar amerikan kitle medyasının bize her gün sürekli öğrettiği değerlerdir. solcuların tamamıyla medya propagandasıyla öyle beyinleri yıkanmış ki, tekno-endüstriyel sistemin kendi değerleri olan bu değerler açısından sadece &#8220;isyan edebilirler&#8221;. bu bakımdan sistem, kendisine zararlı olan kanallarında solun isyankar itici güçlerinin yönlerini başarılı bir şekilde<br />
değiştirmiştir.</p>
<p>teknolojiye ve uygarlığa karşı isyan gerçek bir isyandır, varolan sistemin değerleri üzerine gerçek bir saldırıdır. fakat yeşil anarşistler, anarko-primitivistler, falan filan (ga hareketi) uygarlığa karşı isyanlarının büyük boyutlarda etkisiz hale getirilmesine neden olan soldan aşırı derecede etkilenmiş olmalarının altında kalmıştırlar. uygarlığın değerlerine karşı isyan edecek yerde, kendilerine bir çok uygarlaşmış değer edindiler ve bu uygarlaşmış değerleri kapsayan ilkel toplumların imgesel bir resmini inşa ettiler. onlar avcı-toplayıcıların günde sadece iki veya üç saat (haftada 14-21 saate tekabül eder) çalışmış olduklarını, cinsiyet eşitliği olduğunu, hayvan haklarına saygı gösterdiklerini ve kendi çevrelerine zarar vermemeye özen gösterdiklerini falan filan iddia etmektedirler. ama bunların hepsi bir efsanedir. bunların uygarlıktan<br />
nispeten etkilenmekten kurtulmuş oldukları zamandaki avcı-toplayıcı toplumları kişisel olarak gözlemleyen insanlar tarafından yazılmış bir çok raporu okursanız, göreceksiniz ki:</p>
<p><strong>(i)</strong> bütün bu toplumlar hayvan ve hayvan yiyeceklerini yemektedirler; hiçbiri vegan değildi.<br />
<strong>(ii)</strong> bu toplumların çoğu, hayvanlara karşı acımasızdılar.<br />
<strong>(iii)</strong> bu toplumların çoğunluğu cinsiyet eşitliğine sahip değildi.<br />
<strong>(iv)</strong> günde iki veya üç saat veya hafta da 14-21 saat çalışma tahmini &#8220;çalışmanın&#8221; yanıltıcı bir tanımlanmasına dayanmaktadır. tamamen göçebe avcı-toplayıcılar için en gerçekçi minimum tahmini, galiba haftada yaklaşık kırk saattir ve bazıları bundan daha fazla çalışmaktaydı.<br />
<strong>(v)</strong> bu toplumların çoğu barışçıl değillerdi.<br />
<strong>(vi)</strong> rekabet çoğunda veya belki de bu toplumların tamamında vardı. bazılarında rekabet sert biçimler alabiliyordu.<br />
<strong>(vii) </strong>bu toplumlar kendi çevrelerine zarar vermemeye özen göstermek boyutunda fazlasıyla değişmektedirler. bazıları mükemmel doğal kaynakları koruma yanlıları olabilirler, ama diğerleri aşırı avlanma, ateşin pervasızca kullanımı veya başka biçimler yoluyla kendi çevrelerine zarar vermişlerdir.</p>
<p>bir önceki ifadelerin desteklenmesinde sayısız sağlam bilgi kaynağından bahsedebilirdim, fakat eğer öyle yapsaydım, bu mektup manasız bir biçimde uzun olurdu. daha uygun durumlar için tam belgelemeyi erteleyeceğim. burada birkaç örnekten bahsedeceğim.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/05/Deforestation-in-DRC-009.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1409" title="Deforestation-in-DRC-009" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/05/Deforestation-in-DRC-009.jpg" alt="" width="584" height="361" /></a></p>
<p><strong>hayvanlara yapılan zulüm</strong>. mbuti pigmeleri: &#8220;çocuk hayvanın midesinin et kısmında hayvanı yerde kıpırdamaz hale getirerek onu mızrakla tek vuruşla avladı. fakat hayvan hala yeterince canlıydı ve kurtulmak için mücadele ediyordu… maipe hayvanın boynuna başka bir mızrak vuruşu yaptı, ama hayvan hala kıvranıyor ve mücadele ediyordu. hayvanın kalbini deşecek olan üçüncü mızrak vuruşu gelmeden hayvan direnmeyi bıraktı.</p>
<p>&#8220;…pigmeler ölen hayvanı işaret eden ve gülen heyecanlı bir grupta yer almaktadırlar….&#8221;</p>
<p>&#8220;diğer zamanlarda ölüm ne kadar yavaş gelirse etin daha yumuşak olacağıyla açıklayan ve hala canlı olan kuşların tüylerini yakan pigmeler görmüştüm. ve kendileri gibi değerli olan av köpekleri, doğumlarından ölümlerine kadar acımasız bir biçimde tekmelenmekteydiler.&#8221; colin turnbull, orman insanları, simon and<br />
schuster, 1962, sayfa 101. eskimolar: gontran de poncins&#8217;le birlikte yaşamış olan eskimolar köpeklerini vahşi bir biçimde dövüyorlar ve tekmeliyorlardı. <em>gontran de poncins, kablona, tüme-life boks, alexandria, virginia, 1980, sayfa 29,30,49,189,196,198,199,212,216.</em></p>
<p>siriono: siriono bazen hayvanları canlı olarak tutsak ederdi ve onları kampa geri götürürlerdi, ama onlara yiyecek hiçbir şey vermezlerdi, ve çocuklar hayvanlara yakında ölecek bir biçimde çok kabaca davranırlardı. <em>allan r. holmberg, nomads of the long bow: the siriono of eastern bolivia, the natural history pres, garden city, new york, 1969, sayfa 69-70,208.</em> (siriono, yılın belirli zamanlarında kısıtlı bir boyutta mahsül ektiklerinden bu yana, saf avcı-toplayıcı değillerdir, fakat çoğunlukla avcılık ve toplayıcılıkla yaşarlardı. <em>holmberg, sayfa 51, 63, 67, 76-77, 82-83, 265.</em>)</p>
<p><strong><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/05/picture.aspx_.jpeg"><img class="alignright size-medium wp-image-1412" title="picture.aspx" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/05/picture.aspx_-216x300.jpg" alt="" width="216" height="300" /></a>cinsiyet eşitliğinin yokluğu.</strong> mbuti pigmeleri. turnbull mbuti&#8217;lerin arasında, &#8220;bir kadın bir erkekten sosyal olarak aşağı değildi&#8221; (<em>colin turnbull, wayward servants, the natural history pres, garden city, new york, 1965, sayfa 270</em>), ve bu yüzden &#8220;kadına karşı ayrımcılık yapılmamakta&#8221; (<em>turnbull, forest people, sayfa 154)</em> diyor. fakat aynı kitaplarından turnbull, mbuti&#8217;nin bugünkü cinsiyet eşitliği kavramına sahip olmadığını gösteren bir takım gerçekleri de belirtmektedir. &#8221; belirli bir orandaki erkeklerin karılarını dövmelerine iyi olarak bakılmakta ve karıların kocalarına karşı saldırıya geçmesi beklenmektedir.&#8221; <em>wayward servants, sayfa 287.</em> &#8220;o karısından çok memnun olduğunu ve karısını dövemenin gerekli olduğunu düşünmediğini söylemektedir.&#8221; <em>orman insanları, sayfa 205</em>. erkek dişisini yere atar ve sille tokat döver <em>wayward servants, sayfa 211</em>. koca karısını döver <em>wayward servants, sayfa 192</em>. mbutiler amerikalıların &#8220;tarihe tecavüz&#8221; olarak adlandırdıklarını uygulamaktadırlar wayward servants, sayfa 137. turnbull kendi karılarına emirler veren erkeklerin iki durumundan bahsetmektedir <em>wayward servants, sayfa 288-289; orman insanları sayfa 265</em>. turnbull&#8217;un karılarına emir veren erkeklerden bahseden kitabında hiçbir durum göremedim.</p>
<p>siriono: siriono karılarını dövmezdi. <em>holmberg, sayfa128</em>. fakat: &#8220;bir kadın erkeğinin hizmetindeydi.&#8221; <em>holmberg sayfa 125</em>. &#8220;dağınık aile genelde en yaşlı aktif erkek tarafından yönetilirdi&#8221;. sayfa 129. &#8220;kadınlar…erkekler tarafından yönetilirlerdi.&#8221; <em>sayfa 147</em>. &#8220;cinsel teklifler genelde erkekler tarafından yapılırdı…eğer bir erkek ormanda bir kadınla yalnız kalırsa…onu yere kaba bir şekilde yatırır ve her hangi bir söz söylemeden kadından ödülünü alırdı.&#8221; <em>sayfa 163</em>. aileler kesinlikle erkek çocuklara sahip olmayı tercih<br />
ederlerdi. <em>sayfa 202. ayrıca sayfa 148.156.168-169,210,224&#8242;e de bakın.</em></p>
<p>avustralyalı aborjinler: &#8221; avustralya&#8217;da en kuzeyde ve batıda…fark edilebilir bir güç 30-50 arası yaş gruplarının olgun, tamamıyla üyeliğe adapte olmuş ve genellikle çok karılı erkeklerin ellerinde bulunmaktadır ve kadınlar ve daha genç erkekler üzerindeki kontrol onlar arasında paylaşılmaktadıydı.&#8221; <em>carleton s. coon, avlanan insanlar (önceden bahsetmiştim), sayfa 255.</em> bazı avustralyalı kabileler arasında, genç kadınlar temel olarak erkekler için çalışmaları gerektiği için yaşlı erkeklerle evlenmeye zorlanmaktaydılar. reddeden kadınlar razı olana dek dövülürdü. <em>aldo massola, the aborigines of south-eastern australia: as they were, the griffin pres, adelaide, avustralya, 1971</em>. tam sayfa numarasını bilmiyorum ama 70. ve 80. sayfalar arasında bulabilirsin.</p>
<p><strong>çalışmak için harcanan zaman</strong>. bunun iyi bir genel tartışması elizabeth cashdan tarafından yapılmıştır. &#8220;avcı ve toplayıcılar: gruplarda ekonomik davranış&#8221;, <em>stuart plattner&#8217;da (editör) economic anthropology, stanford university pres, 1989, sayfa 21-48</em>. cashdan, belirli bir grup kung bushmen&#8217;in haftada 40 saatten biraz fazla çalıştıklarını keşfeden richard lee&#8217;nin bir çalışmasını tartışmaktadır. ve cashdan, lee&#8217;nin çalışmasının kung&#8217;ların en az derecede çalıştıklarında ve yılın diğer zamanlarında daha çok çalışmış olabileceğini anladığı kanıtının bulunduğunu 24-25. sayfalada işaret etmektedir. cashdan yine lee&#8217;nin çalışmasının çocukların bakımında harcanan zamanı belirtmediğini 26. sayfada işaret eder. ve 24-25. sayfalarda cashdan lee ile birlikte çalışmış olan bushmen&#8217;lerden daha fazla saat çalışmış olan diğer avcı-toplayıcılardan bahseder. haftada kırk saat tamamıyla göçebe avcı-toplayıcıların belki de tahminen minimum çalışma süreleridir. <em>gontran de poncins, kablona (önceden bahsedildi), sayfa 111</em>, onun birlikte yaşadığı eskimolar günde 15 saat çalışıyorlardı. o belki de onların her gün 15 saat çalıştığını söylemek istemiyordu, fakat kitabından şu açık ki, onun eskimoları ağır çalışmaktaydı. av yapmak için tuzaklar kullanan mbuti pigmeleri arasında, &#8220;hem erkeklerin hem de kadınların içinde zaman ve kazandıklarında yerine getirdikleri tuzak kurma neredeyse tüm gün süren bir uğraşıydı…&#8221; <em>turnbull, orman insanları, sayfa 131.</em> siriono arasında erkekler ortalama olarak her diğer günde avlanmaktaydı. <em> holmberg, sayfa 75-76</em>. çalışmaya tan vaktinde başlarlar ve genellikle kampa öğlen 4 ve 6 arasında dönerlerdi. <em>holmberg, sayfa 100-101.</em> bu avlanmayı ortalama en az 11 saat yapar, ve haftada üç ve bir yarım günde, bu ortalama olarak haftada en az 38 saatlik avlanma süresine denk gelir. erkekler avlanmadıkları günlerde önemli bir oranda bir çalışma da yaptıklarından beri (<em>sayfa 76, 100</em>), haftalık çalışmaları, yıl üzerinden ortalaması alındığında, 40 saatten çok daha fazladır. aslında, holmberg siriono&#8217;nun yalnız bu aktivitelerde bir hafta yaklaşık 56 saat anlamına gelen avda veya toplamada (<em>sayfa 222</em>) uyanıklık zamanlarının yaklaşık yarısını harcadıklarını tahmin etmiştir. diğer çalışmalarda katıldığında, çalışma haftası 60 saatin üzerinde olmuş olurdu. siriono kadını &#8220;eşinden daha az dinlenmekten hoşlanmakta&#8221; ve &#8220;çocuklarını olgunluğa getirme yükümlülüğü dinlenmek için biraz zaman bırakıyordu.&#8221; <em>holmberg, sayfa 224. </em>siriono&#8217;nun ne kadar ağır çalışmak zorunda olduğunu gösteren diğer bilgiler için<em>, 87, 107, 157, 213, 220, 223, 246, 248-249, 254, 268. sayfalara bakın.</em></p>
<p><em><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/05/Boesmans.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1414" title="Boesmans" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/05/Boesmans.jpg" alt="" width="577" height="432" /></a></em><strong>şiddet. </strong>daha önce de bahsettiğim gibi, şiddetin sayısız örneği coon&#8217;un avcı insanlar kitabında bulunabilir. gontran de poncins&#8217;e göre, <em>kablona, sayfa 116-120,125,162-165,237-238,244</em>, cinayetler geçmişte genelde bıçakla yapılırdı- onun eskimoları arasında oldukça yaygındı. mbuti pigmeleri, turnbull onlar arasında hiçbir cinayet olyından bahsetmediğine göre, belki de bildiğim en az şiddet kullanan ilkel topluluklardı (çocuk öldürmelerinden ayrı olarak; <em>wayward servant, sayfa 130</em>). bununla birlikte, the forest people and wayward<br />
servants kitabı boyunca turnbull, yumruk ve sopalarla yapılan bir çok dövme ve kavga olayından söz etmektedir. <em> paul schebesta, die bambuti-pygmaen vom ituri, cilt i, institut royal colonial belge, brüksel,<br />
1938, sayfa 81-84</em>&#8216;te 19. yüzyılın ilk yarısında mbuti&#8217;lerin ormanda yaşamış olan köylü afrikalılara karşı ölümcül bir savaş açtıklarının kanıtını göstermiştir. (çocuk öldürmeleri için, schebesta, sayfa 138&#8242;e bakın.)</p>
<p><strong>rekabet.</strong> avcı ve toplayıcı toplumlarda rekabetin varlığı bazılarında meydana gelen kavgalar ile gösterilmektedir. mesela <em>coon&#8217;un, avcı insanlar kitabının 238,252,257-258. sayfalarına bakın</em>. eğer fiziksel<br />
bir dövüş bir çeşit rekabet değilse, hiçbir şeydir.</p>
<p>dövüşler eşler için rekabetten meydana gelmiş olabilir. örneğin, <em>turnbull, wayward servants, sayfa 206</em>&#8216;da, bir erkek için kavga eden iki kadından birinin üç dişini kaybetmesinden bahseder. <em>coon, sayfa 260</em>&#8216;da, avustralya aborjin erkeklerinin kadınlar için dövüştüklerinden söz eder. yemek için rekabet de kavgaya neden<br />
olurdu. &#8220;bu (et) paylaşımının herhangi bir tartışma veya keskinlik olmadan yapıldığı anlamına gelmez. tam tersine kavgalar sık sık av sonrası kampa dönerken uzun ve gürültülü bir şekilde yapılırdı…&#8221; turnbull wayward servants, <em>sayfa 158. coon</em>, bazı eskimolar arasında balina eti paylaşı için &#8220;çok gürültülü tartışmalardan&#8221; söz eder. <em>avcı insanlar, sayfa 125</em>.</p>
<p>* *<br />
*</p>
<p>ilkel insanların rekabetçi olmadığı, vejetaryen doğal kaynakları koruma yanlıları oldukları, cinsiyet eşitliğine sahip oldukları, hayvan haklarına saygı gösterdikleri ve yaşamak için çalışmak zorunda olmadıklarının ne kadar saçma bir imge olduğunu gösteren somut gerçeklerden bahsetmeye devam edebilirdim. ama bu mektup çok fazla uzadı, verdiğim bütün örnekler yeterli olacaktır.</p>
<p>avcı-toplayıcı yaşam biçiminin modern yaşamdan daha iyi olmadığını ima etmeye çalışmıyorum. tam tersine, mukayese edilemeyeceğine inanıyorum. avcı-toplayıcılar üzerinde çalışmış olan birçok belki de çoğu gözlemci onlara saygılarını, takdirlerini ifade etmiştir veya onlara gıpta ile bakmıştır. mesela, <em>cashdan, sayfa 21</em>&#8216;de, avcı-toplayıcı yaşam tarzını &#8220;yüksek derecede başarılı&#8221; bulduğundan söz etmektedir. <em>coon sayfa xix.</em>&#8216;da avcı-toplayıcıların &#8220;tam ve memnun edici yaşamlarından&#8221; bahsetmiştir. <em>turnbull, orman insanları, sayfa 26</em>&#8216;da şöyle der: (mbutiler) yaşamlarını berbat eden o kadar zorluk, problem ve trajedilere rağmen sevinç ve mutluluk dolu ve dertten yoksun insanlardır.&#8221; <em>schebesta, sayfa 73</em>&#8216;te şöyle yazar: &#8220;ne çok tehlike var, ama tarih öncesi çağlara ait ormanlardaki sayısız yolculukları ve av gezileri ne eğlenceli deneyimler! bizim şiirsel olmayan mekanik çağımızın, orman insanlarının mistik-sihirli düşünme biçimlerine derin bir şekilde dokunabilecek ve onların davranışlarına şekil verebilecek bir işareti yoktur.&#8221; ve <em>sayfa 205</em>&#8216;te: &#8221; pigmeler,<br />
bizden önce fiziksel organizmalarının bozulmadan ve doğaya uygun olarak kendilerine özel yaşayan insanlar gibi insan ırkının en doğal insanlarından biri olarak durmaktadırlar. ilkesel özellikleri arasında görülmedik bir şekilde sağlam doğallık ve canlılık, ve emsalsiz bir neşelilik ve dertten uzaklık vardır. onlar, doğanın kanunlarına uygun olarak yaşamlarını geçiren insanlardırlar&#8221;.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/05/pg-24-new-guinea_233364s.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1416" title="pg-24-new-guinea_233364s" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/05/pg-24-new-guinea_233364s.jpg" alt="" width="586" height="400" /></a></p>
<p>ama açıktır ki, ilkel yaşamın uygar yaşamdan neden daha iyi olduğunun nedeni ne cinsiyet eşitliğidir, ne hayvanlara gösterilen merhamettir, ne rekabetin olmayışıdır veya şiddetsizliktir. bu değerler modern uygarlığın saf değerleridirler. bu değerleri avcı-toplayıcı toplumlar üzerinde tasarlayarak, ga hareketi gerçeklikte asla var olmamış olan ilkel bir ütopya mitini yaratmıştır.</p>
<p>o yüzden, ga hareketi uygarlık ve modernliği reddettiğini iddia ettiği halde, modern toplumun en önemli değerlerinin bazılarına esir kalmıştır. bu nedenden dolayı, ga hareketi etkili bir devrimci hareket olamaz.</p>
<p>ilk olarak, ga hareketinin enerjisinin bir parçası, ırkçılık, cinsiyetçilik, hayvan hakları, homoseksüel hakları falan filanlar gibi sahte devrimci sorunlar lehine gerçek devrimci hedeflerden genel olarak modern teknolojiyi ve uygarlığı yok etmek için sapmaktadır.</p>
<p>ikinci olarak, bu sahte devrimci sorunlara teslim olduğundan dolayı, ga hareketi çok fazla solcuyu modern uygarlıktan kurtulmakla ilgilenmeyen, daha çok ırkçılık, cinsiyetçilik gibi solcu sorunlarla uğraşan cezp etmektedir. bu da hareketin enerjisini teknoloji ve uygarlık sorunundan uzaklaşmasına neden olmaktadır.</p>
<p>üçüncü olarak, kadınların, hayvanların, homoseksüellerin haklarını koruma amacı uygarlığı yok etme amacıyla birbirlerine zıttır, çünkü ilkel toplumlarda kadınların ve homoseksüellerin çoğu zaman eşitliği<br />
olmamıştır, ve böyle toplumlar genelde hayvanlara zalimce davranırlardı. eğer birinin hedefi bu grupların haklarını savunmaksa, o zaman en iyi politikası modern uygarlıkla uzlaşmaktır.</p>
<p>dördüncü olarak, ga hareketinin modern uygarlığın saf değerlerinin çoğunu saf bir ilkel ütopya miti olarak benimsemesi, tekno-endüstriyel sistemden kurtulmak için etkili, gerçekçi eylem yapmak yerine ütopyacı fantezilerine çekilmeye daha eğimli pratik olmayan, saf, hayalci ve uyuşuk insanları çok fazla cezp etmektedir.</p>
<p>aslında, ga hareketinin hıristiyanlıkla aynı rotaya kayabileceği gibi bir mezar tehlikesi de vardır. başlangıçta, isa&#8217;nın liderliği altında, hıristiyanlık sadece dinsel bir hareket değildi ayrıca sosyal bir devrim hareketiydi. tamamıyla dinsel bir hareket olarak hıristiyanlık başarılı oldu, fakat devrimci bir hareket olarak tamamıyla başarısızlığa uğradı. kendi zamanının sosyal eşitsizliklerini düzeltmek için hiçbir şey yapmadı, ve hıristiyanlar<br />
imparator konstantin&#8217;le anlaşma fırsatı bulur bulmaz, roma imparatorluğunun güç-yapısının bir parçası olup bütün değerlerini sattılar.</p>
<p>ga hareketi ve eski hıristiyanlığın psikolojisi arasında rahatsızlık veren bir benzerlik ortaya çıkmaktadır. iki hareket arasındaki paralellikler göze çarpmaktadır: ilkel ütopya= eden&#8217;in bahçesi; uygarlığın gelişimi= ilk günah, bilgi ağacından elmanın yenmesi; devrim= cezalandırma günü; ilkel ütopyaya geri dönüş=tanrının<br />
krallığına varış. veganizm belki de hıristiyanlığın (paskalya sırasında oruç tutmak) ve diğer dinlerin beslenme kısıtlamaları gibi aynı psikolojik rolü oynamaktadır. ağaç kesme makinelerinin falan bloke edilmesinde kendi vücutlarını kullanan eylemciler tarafından alınan riskler, kendi inançları için ölen eski hıristiyanların<br />
şehitliğiyle karşılaştırılabilir (hıristiyanların şehitliği bugünkü eylemcilerin taktiklerinden daha fazla cesaretlilik istiyor o ayrı). ga hareketi hıristiyanlıkla aynı yolda gitmeye devam ederse, devrimci bir hareket olarak tamamen bir başarısızlık olacaktır.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/05/Ted-dac3bc.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1418" title="Ted-dac3bc" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/05/Ted-dac3bc-204x300.jpg" alt="" width="204" height="300" /></a>ga hareketi belki sadece işe yaramaz olmayacaktır, aynı zamanda da işe yaramaz olandan daha kötü olacaktır, çünkü bu hareket etkili bir devrimci hareketin gelişiminde bir engel olabilecektir. teknolojiye ve uygarlığa karşı muhalefet ga hareketinin programlarının önemli bir parçası olduğundan beri, teknolojik uygarlığın dünyaya neler yaptığı hakkında endişeli olan genç insan bu hareketin içine sürüklenmektedirler. elbette ki sadece bu genç insanlar solcu, saf, hayalci, beceriksiz tipler değildirler; bazılarının gerçek devrimciler olmaya potansiyelleri vardır. ama ga hareketi içinde solcular ve diğer işe yaramaz insanlar içinde boğulmaktadırlar, böylece etkisiz hale getirilmekte ve yozlaşmakta ve onların devrimci potansiyelleri boşa harcanmaktadır. bu anlamda, ga hareketi potansiyel devrimcilerin yok edicisi olarak tanımlanabilir.</p>
<p>kendisini ga hareketinden ve onun saf uygar değerlerinden katı bir şekilde ayıracak yeni bir devrimci hareket gereklidir. cinsiyet eşitliğinin, hayvanlara merhamet göstermenin, homoseksüellere tolerans göstermenin yanlış olduğunu ima etmiyorum. fakat bu değerlerin teknolojik uygarlığı yok etme çabasıyla hiçbir ilgisi yoktur. bunlar devrimci değerler değildirler. etkili bir devrimci hareket, bunların yerine beceri, kendi kendine disiplin, dürüstlük, fiziksel ve zihinsel dayanma gücü, dışsal etkenlere ve sınırlamalara tolerans göstermeme, fiziksel acıya tahammül etme kapasitesi ve hepsinin üstünde yüreklilik gibi ilkel toplumların katı değerlerini<br />
benimsemelidir.</p>
<p>saygılarımla,<br />
ted kaczynski</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F05%2Funabomber-modernite-ve-ilkel-yasam.html&amp;title=Unabomber%3A%20Modernite%20ve%20%C4%B0lkel%20Ya%C5%9Fam&amp;bodytext=Theodore%20John%20Kaczynski%2C%20ya%20da%20pop%C3%BCler%20ad%C4%B1yla%20Unabomber.%20Chicago%20do%C4%9Fumlu%20dahi%20matematikci.%2016%20Ya%C5%9F%C4%B1nda%20Harvard%E2%80%99da%20lisans%20okumaya%20ba%C5%9Flad%C4%B1%2C%20doktoras%C4%B1n%C4%B1%20Michigan%20%C3%9Cniversitesinde%20Matematik%20alan%C4%B1nda%20tamamlad%C4%B1%20ve%2025%20ya%C5%9F%C4%B1nda%20Berkeley%E2%80%99de%20assistan%20profos%C3%B6r%20oldu.%20Ama%20iki%20y%C4%B1l%20sonra%20istifa%20edip%20Montana%E2%80%99da%20herkesden%20ve%20her%C5%9Feyden%20uzakta%2C%20kendi%20yapt%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20kl%C3%BCbesinde%20elektrik%20veya%20su%20tesisat%C4%B1%20dahi%20olmadan%5B...%5D" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F05%2Funabomber-modernite-ve-ilkel-yasam.html&amp;title=Unabomber%3A%20Modernite%20ve%20%C4%B0lkel%20Ya%C5%9Fam" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F05%2Funabomber-modernite-ve-ilkel-yasam.html&amp;title=Unabomber%3A%20Modernite%20ve%20%C4%B0lkel%20Ya%C5%9Fam&amp;notes=Theodore%20John%20Kaczynski%2C%20ya%20da%20pop%C3%BCler%20ad%C4%B1yla%20Unabomber.%20Chicago%20do%C4%9Fumlu%20dahi%20matematikci.%2016%20Ya%C5%9F%C4%B1nda%20Harvard%E2%80%99da%20lisans%20okumaya%20ba%C5%9Flad%C4%B1%2C%20doktoras%C4%B1n%C4%B1%20Michigan%20%C3%9Cniversitesinde%20Matematik%20alan%C4%B1nda%20tamamlad%C4%B1%20ve%2025%20ya%C5%9F%C4%B1nda%20Berkeley%E2%80%99de%20assistan%20profos%C3%B6r%20oldu.%20Ama%20iki%20y%C4%B1l%20sonra%20istifa%20edip%20Montana%E2%80%99da%20herkesden%20ve%20her%C5%9Feyden%20uzakta%2C%20kendi%20yapt%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20kl%C3%BCbesinde%20elektrik%20veya%20su%20tesisat%C4%B1%20dahi%20olmadan%5B...%5D" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F05%2Funabomber-modernite-ve-ilkel-yasam.html&amp;t=Unabomber%3A%20Modernite%20ve%20%C4%B0lkel%20Ya%C5%9Fam" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Unabomber%3A%20Modernite%20ve%20%C4%B0lkel%20Ya%C5%9Fam%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F05%2Funabomber-modernite-ve-ilkel-yasam.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F05%2Funabomber-modernite-ve-ilkel-yasam.html&amp;title=Unabomber%3A%20Modernite%20ve%20%C4%B0lkel%20Ya%C5%9Fam&amp;annotation=Theodore%20John%20Kaczynski%2C%20ya%20da%20pop%C3%BCler%20ad%C4%B1yla%20Unabomber.%20Chicago%20do%C4%9Fumlu%20dahi%20matematikci.%2016%20Ya%C5%9F%C4%B1nda%20Harvard%E2%80%99da%20lisans%20okumaya%20ba%C5%9Flad%C4%B1%2C%20doktoras%C4%B1n%C4%B1%20Michigan%20%C3%9Cniversitesinde%20Matematik%20alan%C4%B1nda%20tamamlad%C4%B1%20ve%2025%20ya%C5%9F%C4%B1nda%20Berkeley%E2%80%99de%20assistan%20profos%C3%B6r%20oldu.%20Ama%20iki%20y%C4%B1l%20sonra%20istifa%20edip%20Montana%E2%80%99da%20herkesden%20ve%20her%C5%9Feyden%20uzakta%2C%20kendi%20yapt%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20kl%C3%BCbesinde%20elektrik%20veya%20su%20tesisat%C4%B1%20dahi%20olmadan%5B...%5D" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Unabomber%3A%20Modernite%20ve%20%C4%B0lkel%20Ya%C5%9Fam&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F05%2Funabomber-modernite-ve-ilkel-yasam.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Unabomber%3A%20Modernite%20ve%20%C4%B0lkel%20Ya%C5%9Fam&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F05%2Funabomber-modernite-ve-ilkel-yasam.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F05%2Funabomber-modernite-ve-ilkel-yasam.html&amp;title=Unabomber%3A%20Modernite%20ve%20%C4%B0lkel%20Ya%C5%9Fam&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F05%2Funabomber-modernite-ve-ilkel-yasam.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F05%2Funabomber-modernite-ve-ilkel-yasam.html&amp;t=Unabomber%3A%20Modernite%20ve%20%C4%B0lkel%20Ya%C5%9Fam&amp;s=Theodore%20John%20Kaczynski%2C%20ya%20da%20pop%C3%BCler%20ad%C4%B1yla%20Unabomber.%20Chicago%20do%C4%9Fumlu%20dahi%20matematikci.%2016%20Ya%C5%9F%C4%B1nda%20Harvard%E2%80%99da%20lisans%20okumaya%20ba%C5%9Flad%C4%B1%2C%20doktoras%C4%B1n%C4%B1%20Michigan%20%C3%9Cniversitesinde%20Matematik%20alan%C4%B1nda%20tamamlad%C4%B1%20ve%2025%20ya%C5%9F%C4%B1nda%20Berkeley%E2%80%99de%20assistan%20profos%C3%B6r%20oldu.%20Ama%20iki%20y%C4%B1l%20sonra%20istifa%20edip%20Montana%E2%80%99da%20herkesden%20ve%20her%C5%9Feyden%20uzakta%2C%20kendi%20yapt%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20kl%C3%BCbesinde%20elektrik%20veya%20su%20tesisat%C4%B1%20dahi%20olmadan%5B...%5D" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=1393&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/05/unabomber-modernite-ve-ilkel-yasam.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bahar temizliği</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/bahar-temizligi.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/bahar-temizligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Mar 2010 15:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tuna</dc:creator>
				<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[egitimli orta sinif]]></category>
		<category><![CDATA[elitist]]></category>
		<category><![CDATA[otorite]]></category>
		<category><![CDATA[ozgurluk]]></category>
		<category><![CDATA[vicdani ret]]></category>
		<category><![CDATA[zorunlu askerlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=1059</guid>
		<description><![CDATA[Ben bir karar verdim. Askere gidiyorum. Orta sınıfa mensup, ailesinden milliyetçi dogmalarla büyümemiş her türk insanı gibi ben de askerliğe hayatımın üzerine devletin koyduğu bir ipotek gözüyle bakıyorum. Gürültülü patırtılı uğurlama törenleriyle askere uğurlanan bir kitle var bu ülkede. Ama diğer yandan sessiz sedasız &#8220;şalteri kapatıp&#8221; giderek askerliğini yapan ve bu dönemi bir daha hatırlamamak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/War.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-888" title="War" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/War-230x300.jpg" alt="" width="230" height="300" /></a>Ben bir karar verdim. Askere gidiyorum. Orta sınıfa mensup, ailesinden milliyetçi dogmalarla büyümemiş her türk insanı gibi ben de askerliğe hayatımın üzerine devletin koyduğu bir ipotek gözüyle bakıyorum. Gürültülü patırtılı uğurlama törenleriyle askere uğurlanan bir kitle var bu ülkede. Ama diğer yandan sessiz sedasız &#8220;şalteri kapatıp&#8221; giderek askerliğini yapan ve bu dönemi bir daha hatırlamamak üzere zihninin yüksek raflarına kaldıran bir grup insan da var. <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/olmadi-bir-daha-cagiralim-bakalim.html">Deniz&#8217;in yazısında</a> anlattığı ruh haline uzun yıllardır ben de girip çıkıyorum. İdari boşluklar bulalım, yurtdışına çıkalım, gay taklidi yapalım da askerliği erteleyelim konulu konuşmalar sanırım hepinizin etrafında bol miktarda dönüyordur. Hatta geçen gün psikiyatri kitabından bir hastalığı çalışan bir tiyatrocunun psikiyatristleri dize getirip çürük raporu aldığı geyiklerini bile duydum.</p>
<p>Deniz&#8217;in sonuçlarına katlanmak pahasına askere gitmeme kararını saygıyla karşılıyorum. Deniz itaat etmeyi, öldürmeyi ve öldürmenin eğitimini almayı kendi vicdanına aykırı bulduğu için gitmiyor benim anladığım kadarıyla. Bu çok ciddi bireysel bir duruş. İnsan kendine olan saygısını korumak için bu tür zor kararlar vermek zorunda kalıyor. Çok saygı duyuyorum. Benim bu konuda kafamda kurduğum gerçeklik ise biraz farklı. Yaklaşık 5 yıldır yasal yollarla askere gitmemeyi başardım. Kaçak durumuna düştükten sonra seyahat özgürlüğü, yurtdışına çıkış, işe girme ve daha birçok konuda ciddi yaptırımlar sözkonusu biliyorsunuz. Bir şekilde bütün bu idari yaptırımların dışında bir hayat kurmak da tabii ki mümkün. Şimdi bu noktadan sonra şöyle bir soruyorum kendime: askere gitmeden geçirdiğim her bir gün, hayatıma dair hür irademle verdiğim kararların ne kadarını askerlik gerçeğini gözönünde bulundurarak alıyorum? Yola çıkarken, eve dönerken, bir işe başlarken, ülkeye dönerken, hayatıma dair yeni bir düzen kurarken. Tahakküm altına girmeyeceğim, otoriteye boyun eğmeyeceğim derken hayatımın tamamı benim kendi zihnim ve askerlikten kaçınma korkusuyla kurduğum bir &#8220;sivil ölüme&#8221; dönüşüyor.<span id="more-1059"></span> Ve bu ruh halinin, uzun vadede askerlikten kaçınan kişi tarafından içselleştirilmesi; kaçınılan otorite ve tahakkümün, gündelik hayatta verilen her karara yayılmasına neden oluyor kanımca. Ben bu demokles kılıcının gölgesinde yaşamak istemediğim için askere gitmeye karar verdim. Hayatım üzerinde sadece 6 ay yasal söz hakkına sahip bir otoritenin gücünü onlarca yıla uzatmaktan hiç hoşlanmadım. Hangi ülkede yaşayacağıma kimsenin karar vermesine izin vermek istemediğim için. Sivil haklarımın kısıtlanmasını kabullenmediğim için.</p>
<p>Bu çelişkiler yumağında gerçekten kim haklı gibi bir soru yok aslında. Deniz de ben de, hayatımızda hür irademiz ile aslen tercih etmeyeceğimiz bir durum ile başetmeye çalışıyoruz. O yüzden yukarıda yazdıklarım, otoritenin; bu ağır yaptırımları, bir yurttaş olarak bana uygulamasının haklı açıklaması asla olamaz. Deniz kırk katır diyor ben kırk satır diyorum bu durumda. Avrupa insan hakları mahkemesinin ağzından söylemek gerekirse, &#8220;Başvurucunun hemen hemen “sivil ölüm” olarak tabir edilebilecek gizli bir yaşamı sürmeye zorlanması ve başvurucunun bunu kabul etmek zorunda kalmış olması, demokratik bir toplumdaki cezalandırma rejimine aykırıdır.&#8221; Askere gitmeyi reddeden Osman Murat Ülke&#8217;nin yaşamaya zorlandığı hayat yüzünden Türkiye Cumhuriyeti 11bin avro tazminat ödemeye mahkum edilmiş. Çağdaş demokrasilerin birçoğunda askerliğe alternatif sivil hizmet, anayasal bir hak olarak bireyin vicdani hürriyetini garanti altına alıyor. AİHM de kararın devamında Türkiye&#8217;yi bu tür bir yapılanmaya gitmesi konusunda uyarıyor.</p>
<p>Bu mesele Türkiye&#8217;de sadece milliyetçi bir tabu mu acaba? Ya da ordunun gerçekten bu kadar çok personele ihtiyacı var mı? Hepimiz düşman saldırısına her an hazır mı olmalıyız bu ülkede yaşayan erkekler olarak? Ben bu konularda uzman değilim. Dünyadaki en kalabalık ordular listesinde bir yeri var mı açıp bakmak lazım. Benim anladığım kadarıyla askerlik kurumu bütün bu soruların cevabından bağımsız olarak &#8220;resmi ideoloji&#8221;nin halka empoze edilmesi ve birleştirici ulusal devlet yapısının gücü ve otoritesinin, çoğu zaman travmatik ama bir o kadar didaktik ve babacan bir şekilde birey üzerinde pekiştirilmesi amacını taşıyor. Zora koşarak, akılsızca itaat etmeye zorlayarak genç zihinlerde devletin gücünü pekiştirmek oldukça pratik bir yönetimsel yaklaşım bana kalırsa. Devlet ve kurumları binalardan oluşmuyor. Devletin; varlığını ve gerçekliğini ve gücünü, çeşitli şekillerde (ideolojik, lojik, eğitimsel, milliyetçi vs.) her bireyin kafasında kurması gerekiyor. Bu anlamda diyebiliriz ki zorunlu askerlik  -resmi ideolojinin anladığı anlamda- devletin varlığını ve sürekliliğini garanti altına alan bir kurum. Tabi resmi ideoloji bu tespiti yaparken hür iradeye sahip özgür bireylerin, her zaman devletin ya da vatandaşlarının zararına hareket edeceği önkabulüyle hareket ediyor. Ama dediğim gibi birbirine benzeyen, tektipleştirilen, inançları, sevinçleri ve doğruları tek bir elden üretilen bir ülke dolusu insanın, devlet tarafından çok daha kolay yönetilebilir olması teknokratik elitlerin çok da işine geliyor. Ben olsam benim de işime gelirdi. İşte o yüzden devlet aygıtı yapısı ve varoluşundaki felsefi nedenlerden bahsetmeden, o devletin uygulamaları ve ideolojisi konusunda konuşmak biraz zorlaşıyor. o yüzden çok da uzatmayayım lafı bu bağlamda.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/Rumen-Dragostinov-1Bulgaria.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-884" title="Rumen-Dragostinov-1Bulgaria" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/Rumen-Dragostinov-1Bulgaria-208x300.jpg" alt="" width="208" height="300" /></a>Şimdi yine perspektifi değiştirip başka bir yerden bakalım bir de. Ben bu devletin eğitim olanaklarından faydalanarak eleştirel düşünmeyi öğrendim. Düşünsel olarak kendimi geliştirip, düşüncelerimi anlaşılabilir bir sıralamada yazıya dökebilecek olgunluğa ulaştım. Ne düşünüyor olduğumdan bağımsız olarak, klişeler, sloganlar, dogmalar ya da şiddet gibi ilkel araçlara başvurmadan kendimi ifade edebileceğim şekilde zihinsel anlamda donanıma sahip oldum. Galiba bu durumda ben bir birey oluyorum. Ve bu yüzden daha fazla özgürlük daha fazla adalet, daha iyi bir yönetim talep edebiliyorum. Kendim için neyin iyi olduğu konusunda herkesten bağımsız bir bakış açım var. Talep ettiğim özgürlükleri elde edebilmek için iki yolum var. Demokratik araçları kullanarak bu özgürlüklerimi devletten talep edebilirim. Bunu yapabilmek için de çoğunluğun benim gibi düşünmesi gerekiyor demokratik bir güç odağı yaratabilmem için. Bu konuda eğitimi bir araç olarak benimseyip uzun vadede hür iradeli bireylerin sayısını arttırmaya çalışabilirim. Ya da çok daha kolayı, proganda ve daha bir sürü manipülasyon ve kampanya tekniğini kullanarak insanların fikirlerini değiştirmelerini sağlayabilirim. Her iki şekilde de, amacım ne kadar ulu olursa olsun, yukarıdaki yaklaşımım beni de halka üstten bakan zorba elitist konumuna sokuyor. Ben sanırım insanların hakettikleri gibi yönetildiklerine inanıyorum. Varolan özgürlük alanlarını bile kullanmayan büyük bir kitlenin yaşadığı bir ülkede insanların daha fazla özgürlük talep etmesini bekliyorum. Prematüre düşünce bebeğiyim ben. Eğitimli orta sınıfın genç bir üyesi olarak azınlıkta olduğumu ilk defa bütün açıklığıyla görüyorum. Benim ve içinde yaşayıp Türkiye sandığım balonun aslında çok daha büyük bir yer olduğunu görüyorum galiba yavaştan. Benim sınıfsal ayrıcalıklarımı,  herkesin sahip olduğu ortak ekonomik, sosyal ve kültürel zemin olarak görme yanılgısındayım hala. Benim sorunlarımın onları ilgilendirmediğini görüyorum. Çünkü çoğu çok daha yaşamsal önceliğin peşinde kıyasıya bir varoluş mücadelesi veriyor. Ötekileri anlamaya çalışamam çünkü bu benim sahip olduğum orta sınıf ayrıcalıklarından feragat etmem anlamına gelir. Daha adaletli bir sınıfsal düzen için daha azıyla yetinemem. Ülkeyi değiştirmek benim yararıma değil ki. Ayrıcalıklarımla oluşturduğum azınlık- altkültür balonumda mutlu mutlu yaşar giderim.</p>
<p>Sonra benim orta sınıf değerlerimi gözettiğini düşündüğüm devlet, alır beni bu alt sınıf üyeleriyle aynı muameleye tabi tutar. Tuvalete tersten sıçanlarla, okuma yazma bilmeyenlerle, köyünün ötesinde bir dünyayla tanışıklığı olmayan insanlarla aynı kaba koyar. Bana onlar gibi muamele eder. Onlarla yaşamaya zorlar.Yer temizlettirir, angaryaya koşar işçi gibi çalıştırır. Bu süre içinde de bütün özgürlük ve ayrıcalıklarımı elimden alır. Askerlik yapan birçok insanın hissettiği aşağılanma duygusu biraz bundan kaynaklanıyor galiba. Ordunun eşitçiliğine vurgu yaparak Türkiye&#8217;deki kökleşmiş orta sınıf ahlakı ve bilinçaltının eleştirisi yapılabilir mi ki acep?</p>
<p>Bu soru gibi daha yüzlerce soruyla, sanırım ben önümüzdeki altı ayımı sosyolojik bir araştırma gezisindeymişçesine geçireceğim. Asla bağlantıda olmadığım ve olamayacağım bir kitleye &#8220;türkiye gerçeğine&#8221; bakacağım (bu türkiye gerçeği de ne büyük klişedir ey prenses). Nasıl bir ülkede nasıl insanlarla yaşadığımı anlamaya çalışacağım. İnsan ırkının otoriteyle ilişkisini izleyeceğim. Grup sosyolojisi çalışacağım. Kendi kişisel yolculuğuma dair de listemde birkaç şey var. Kendi kişisel tercihlerim, sevdiklerim, alışkanlıklarım ve hayatımda önem verdiğim herşeyden uzakta 6 ay geçirmek zorundayım. Kendi hayatıma böylesine uzak bir mesafeden bakabilmek sanırım 10 yıllık öğrenme, biriktirme ve dönüşme sürecimde nereye geldiğimi, kim olduğumu görebilmek için bana bir şans verecek. Neyin gerçekten benim için önemli olduğunu anlamak için belki bir şansım olabilir. O yüzden hayatımın baharında bahar temizliği yapmaya gidiyormuşum hissiyatındayım bir şekilde. Tabi gidince ne olur bilare göreceğiz.</p>
<p>Bu arada da kimsenin değil kendi hayatının savunucusu olan, bunun için de kendi hayatını baştan sona bir eylem haline getiren vicdani redcilere saygı duyacağım.</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fbahar-temizligi.html&amp;title=Bahar%20temizli%C4%9Fi&amp;bodytext=Ben%20bir%20karar%20verdim.%20Askere%20gidiyorum.%20Orta%20s%C4%B1n%C4%B1fa%20mensup%2C%20ailesinden%20milliyet%C3%A7i%20dogmalarla%20b%C3%BCy%C3%BCmemi%C5%9F%20her%20t%C3%BCrk%20insan%C4%B1%20gibi%20ben%20de%20askerli%C4%9Fe%20hayat%C4%B1m%C4%B1n%20%C3%BCzerine%20devletin%20koydu%C4%9Fu%20bir%20ipotek%20g%C3%B6z%C3%BCyle%20bak%C4%B1yorum.%20G%C3%BCr%C3%BClt%C3%BCl%C3%BC%20pat%C4%B1rt%C4%B1l%C4%B1%20u" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fbahar-temizligi.html&amp;title=Bahar%20temizli%C4%9Fi" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fbahar-temizligi.html&amp;title=Bahar%20temizli%C4%9Fi&amp;notes=Ben%20bir%20karar%20verdim.%20Askere%20gidiyorum.%20Orta%20s%C4%B1n%C4%B1fa%20mensup%2C%20ailesinden%20milliyet%C3%A7i%20dogmalarla%20b%C3%BCy%C3%BCmemi%C5%9F%20her%20t%C3%BCrk%20insan%C4%B1%20gibi%20ben%20de%20askerli%C4%9Fe%20hayat%C4%B1m%C4%B1n%20%C3%BCzerine%20devletin%20koydu%C4%9Fu%20bir%20ipotek%20g%C3%B6z%C3%BCyle%20bak%C4%B1yorum.%20G%C3%BCr%C3%BClt%C3%BCl%C3%BC%20pat%C4%B1rt%C4%B1l%C4%B1%20u" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fbahar-temizligi.html&amp;t=Bahar%20temizli%C4%9Fi" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Bahar%20temizli%C4%9Fi%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fbahar-temizligi.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fbahar-temizligi.html&amp;title=Bahar%20temizli%C4%9Fi&amp;annotation=Ben%20bir%20karar%20verdim.%20Askere%20gidiyorum.%20Orta%20s%C4%B1n%C4%B1fa%20mensup%2C%20ailesinden%20milliyet%C3%A7i%20dogmalarla%20b%C3%BCy%C3%BCmemi%C5%9F%20her%20t%C3%BCrk%20insan%C4%B1%20gibi%20ben%20de%20askerli%C4%9Fe%20hayat%C4%B1m%C4%B1n%20%C3%BCzerine%20devletin%20koydu%C4%9Fu%20bir%20ipotek%20g%C3%B6z%C3%BCyle%20bak%C4%B1yorum.%20G%C3%BCr%C3%BClt%C3%BCl%C3%BC%20pat%C4%B1rt%C4%B1l%C4%B1%20u" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Bahar%20temizli%C4%9Fi&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fbahar-temizligi.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Bahar%20temizli%C4%9Fi&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fbahar-temizligi.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fbahar-temizligi.html&amp;title=Bahar%20temizli%C4%9Fi&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fbahar-temizligi.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fbahar-temizligi.html&amp;t=Bahar%20temizli%C4%9Fi&amp;s=Ben%20bir%20karar%20verdim.%20Askere%20gidiyorum.%20Orta%20s%C4%B1n%C4%B1fa%20mensup%2C%20ailesinden%20milliyet%C3%A7i%20dogmalarla%20b%C3%BCy%C3%BCmemi%C5%9F%20her%20t%C3%BCrk%20insan%C4%B1%20gibi%20ben%20de%20askerli%C4%9Fe%20hayat%C4%B1m%C4%B1n%20%C3%BCzerine%20devletin%20koydu%C4%9Fu%20bir%20ipotek%20g%C3%B6z%C3%BCyle%20bak%C4%B1yorum.%20G%C3%BCr%C3%BClt%C3%BCl%C3%BC%20pat%C4%B1rt%C4%B1l%C4%B1%20u" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=1059&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/bahar-temizligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Olmadı bir daha çağıralım bakalım&#8230;</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/olmadi-bir-daha-cagiralim-bakalim.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/olmadi-bir-daha-cagiralim-bakalim.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Mar 2010 10:57:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Deniz</dc:creator>
				<category><![CDATA[aktivizm]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[anti-militarist]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik]]></category>
		<category><![CDATA[birey]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[savas karsiti]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[vicdani ret]]></category>
		<category><![CDATA[zorunlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=1022</guid>
		<description><![CDATA[Artık ne yapacabileceğim konusunda en ufak bir fikrim bile yok. Belki bu yazının sonuna doğru bir formül bulabilirim. Bir yolum vardı gidiyordum, bozuldu&#8230; Tam bu bozukluğun esasında hayatıma renk ve heyecan kattığını gördüm ve kabullendim, şimdi kendimi eskisinden daha bozuk bir yolda bulmuş durumdayım. Durumumda olan belki yüzbinlerce insan var şu Anadolu dediğim topraklarda. Hepsinin de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Artık ne yapacabileceğim konusunda en ufak bir fikrim bile yok. Belki bu yazının sonuna doğru bir formül bulabilirim.</p>
<p>Bir yolum vardı gidiyordum, bozuldu&#8230; Tam bu bozukluğun esasında hayatıma renk ve heyecan kattığını gördüm ve kabullendim, şimdi kendimi eskisinden daha bozuk bir yolda bulmuş durumdayım.</p>
<p>Durumumda olan belki yüzbinlerce insan var şu Anadolu dediğim topraklarda. Hepsinin de durumu benden daha iyi veya kötü olabilir ama herkesin derdi üç aşağı beş yukarı aynı. Buna ek olarak benim durumumdan çok daha kötü durumda yaşayan insancıklar ve onların acıları var. Herhangi bir gazeteyi alıp okumak yeterli. Aile içi cinayetler, yurtlarda tecavüze uğrayan bebeler, kirlenen topraklar ve o topraklarda yaşamak zorunda kalan insanlar. Anlatacağım durumum belki bunların içinde en masum olanı ama herkesin derdi kendine. Bu da benim derdim. Herkes nasıl kendi yaptığından sorumlu oluyorsa ben de kendi yaptıklarımdan sorumlu oluyorum. Evet efendim gelelim derdime;</p>
<p><a rel="http://icmihrak.blogspot.com/2010/03/principles-of-population-zoology.html" href="http://icmihrak.blogspot.com/2010/03/principles-of-population-zoology.html" target="_blank"><img class="alignleft" title="luzumsuzaoldur copy" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/luzumsuzaoldur-copy-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a>1994 yılında bir nedenle yurtdışına gitme ihtimalim belirdiğinde ilk işim askerlik şubesine gidip durumumu öğrenmek olmuştu. Öğrenciydim ve öğrenci olmamın tek nedeni askerlik idi. Kanunlardan tam olarak emin değildim ve sınırda hoş olmayan bir sürpriz ile karşılaşmak istemiyordum. Şubedeki kadın görevli bana &#8216;yoklama kaçağı&#8217; olduğumu ve gidip komutan bilmem kim ile görüşmemi söyledi. Çok heyecanlandığımı hatırlıyorum. 21 yaşımda iken askere gitme fikrinin ne olduğu konusunda çok az bir fikrim vardı. Yelken sporu ile uğraşıyordum, çevre hareketine ucundan bulaşmıştım, deliler gibi bisiklete binip uzun yol yapma hayalleri kuruyordum ve hepsinden önemlisi &#8216;askerliğin&#8217; neden gerekli olduğunu bir türlü anlamamıştım. Bir de yurtdışına çıkmak istediğimde sorun oluyordu. Şimdi diyeceksiniz ki &#8216;salak mısın? hiç mi Milli Güvenlik dersi almadın? Hiç mi gazete okumuyorsun? Anan, baban arkadaşların falan filan hiç mi anlatmadılar sana?&#8217; Tabii ki teknik olarak bunun farkındaydım ama kendi üzerime hiç yakıştıramamıştım. Kot pantolon giyince kendini rahat hisseden bir insana zorla kumaş pantolon giydirmek gibi. Herkesin gözü üzerimde olur sanırdım aile ziyaretlerine gittiğimizde. Oysa şimdi olsa önemli olmaz ama o zaman önemliymiş. Bir de rakçılık da var kanda. Neyse askerlik şubesinde kalbimin gümbür gümbür attığını, elimdeki dosyayı orada rastgele bir yere bıraktığımı, zaten içerisi kalabalık gibi gözüken komutanın odasının önünden geçip oradan çıktığımı hatırlıyorum. Sanki çok önemli bir durum varmış gibi kapıdaki askere selam verdiğimi de hatırlıyorum. Aman kaçtığım anlaşılmasın haliyle&#8230; Şimdi düşünüyorum da ne komikmiş yaptığım..<span id="more-1022"></span></p>
<p>Bu durumu uzun yıllar düşündüm. Uzun yıllar orada beni tutsalardı ne yapardım diye düşündüm. Herhalde kıvırtacaktım. Lafı oradan buradan getirip bir yerlere götürüp eveleyip geveleyecektim. Ama bu duygu içimde kaldı durdu. Takip eden yıllarda hep kendimi belli bir dengede tutmaya çalıştım, bu duyguyla beraber.</p>
<p>Gel zaman git zaman aradan tam 14 yıl geçmiş. <a href="http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=5&amp;ArsivAnaID=46395">Bir gazete haberini</a> görene kadar herşey kısmen yolunda gidiyordu. Bu zaman boyunca hiçbirşeyden kaçmadım. Kimlik kontrollerine girdim çıktım, katıldığım etkinliklerde defalarca göz altına alınıp yargılandım. Ailemden, eve giden polislerin olduğunu duymuştum ama açıkcası o kadar, askerlik kurumu ile ilgilenmiyordum. Bir yandan eve gelip beni soruyorlardı, bir yandan da gözaltına alındığımda kayıtlarımda aranıyor gözükmüyordum. Bunun nasıl olabildiği konusunda en ufak bir fikrim bile yok. Merakım var ama açıkcası bu benim işime geldiği için kurcalamakda istemedim.</p>
<p>Sonuçta beni evde bulamayanlarla yaşananları ailem bana anlattığında sadece dinliyordum olanları. Ne yapabilirdim ki?  O dönemlerde evden ayrı yaşadığım için istemediğim şeyleri duymamak daha kolay oluyordu. Benim tanıyan sevgili ailem de hiç üstüme gelmedi bu konularda. Nasıl gelsinler ki? Zamanında okula bile dayak yiyerek gitmiş ve sürekli baskıdan kaçan bir yapım olduğunu bilen ve bununla yıllarca yaşamak zorunda kalan bir aile ne yapabilir ki? Hele bir de evlat olunca.. Tabii ki hiçbirşey. Ya evlatlıktan red edecekler ya da durumu böyle idare edeceklerdi. Aklıma gelmişken  umarım onların kafasını şimdiye kadar pek ağrıtmamışımdır.</p>
<p>Madem kaçmıyorum, neden mi ikametgahımı değiştirmedim? Neden başkalarına bu kadar yük oldum? Çok basit. Ben ne vatanımı, ne ailemi, ne dinimi ne de başka bir şeyi seçtim. Üzerime giydiğim kıyafetler dahil herşey benim için dışarıdan bir dayatma. Ancak kimseye bir hesap vermek zorunda hissetmedim kendimi. Hesap isteyen çok oldu ama galiba ben vermemeyi başardım. Kendim hariç kimseyle bir alacağım vereceğim yok. Neden bir başkası veya devlet benim oturduğum yeri bilsin ki? Neden onu kendime çekeyim ki? Ne yediğimi, içtiğimi arkadaşlarımı, düşüncelerimi onunla paylaşayım ki?</p>
<p><strong> &#8216;O&#8217; kim bir kere? </strong></p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/askeribolgetabela-copy.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1034" title="askeribolgetabela copy" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/askeribolgetabela-copy-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a>Nereden çıkmış nasıl olmuş? Bir de üzerine kendilerine borçlanmışım haberim yok. Haberim var ama sanki her haber verene gitmekle mükellefim. Eğer vatan borcuysa zaten 5 yıl zorunlu ilkokul okuyup bir de üstüne 6 yıldan fazla orta ve lise eğitimi aldım. Hepsi acı içinde geçirdiğim yıllardı ve mezuniyetim bile o zaman çıkan bir yasa sayesinde olmuştu. Eğer ortada bir borç varsa ben zaten aklımın şekilleneceği ilk yıllarımı devlet babaya kayıtsız şartsız vererek yapmışım. Eğer benim nasıl bir vatan evladı olduğumu görmek istiyorsa devlet, açsın arşivlerini ve karnelerime baksın. Kaldığım sınıfların, aldığım cezaların listesini bi incelesin. Eğer onda yoksa arşivimden çıkarıp gösterebilirim esasında beni nasıl yetiştiremediklerini.</p>
<p>Ayrıca o yaşta seçme şansım yoktu, tabii ki herkes böyle yapıyordu, neden bana başka türlü  davranılsın ki? Ama çok acımasızca değil mi? Daha yemek yemek, giyinmek gibi en temel ihtiyaçların dahil birilerine bağımlı ol, sonra bir kurum çıksın ve &#8216;ben seni yetiştiririm&#8217; desin. Çok sinsice. En savunmasız ve en her şeye atlayabileceğiniz zamanlar. Biz de elimiz mahkum kabul ediyoruz. Bir sürü dayatma. Marşlar, antlar, sıra olmalar, bacak bacak üstüne atmamalar, sınıfta arkadaşınla bir rahat sohbet edememeler.. Çişe gideceğin zaman bile belli. Daha o yaştan vermişler tornaya biçimlendiriyorlar.</p>
<p>Şimdi bakınca nasıl da açık seçik gözüküyor o yıllar. O zamanlar tabii farkına varmıyor insan.<br />
Peki neden ben bu dayatmaları  kabul etmek zorundayım ki? Neden birey olamıyorum? Neden kendim için varolamıyorum? Neden anatomi öğrenmiyorum da anlamadığım duaları öğrenmek zorunda kalıyorum? Neden gökteki yıldızları öğrenmiyorum da sonradan kültürümüzle alakası olmayan dilleri öğrenmek zorunda kalıyorum? Nedenler böyle uzar gider. Benim doğrularım var hayatta ve &#8216;bu neden?&#8217; diye soracağım onlarca soru oldu hayatımda. Nedenleri yıllar geçtikce anladım ama bunları NEDEN KABUL ETMEK ZORUNDA KALDIĞIMI gerçekten anlamıyorum.</p>
<p>Kesinlikle başka birşey için varolmayı kabul etmiyorum. Canım yandığında bunun acısını ben çekiyorum. Sıkıldığımda oflayan ben oluyorum. Depresyona girersem hayaller ile ben başa çıkmak zorundayım. Tam tersi mutlu olduğumda ben gülüyorum, kızları görünce ben tahrik oluyorum. Keyif de benim, acı da benim. Peki neden bana ait olan ve benim ölümümle yok olacak bu duygular üzerinden başkalarına çıkar sağlayayım? Neden varlığını bile sorgulayamadığım bir yapıya hizmet edeyim? Neden sevincim karnemdeki numaralar ve bunu takip ederek alacağım çok haneli maaşlar olsun?</p>
<p><strong>Neden başka bir sistem seçmek ya da denemek şansım olmasın ki? </strong></p>
<p>Hizmet edenlerin ve böyle yaşayanların ne günahı mı var? Tabii ki hiçbir günahı yok. Herkes kendinden sorumlu. Herkes hesabı esasında kendine veriyor. Kimi farkında ve kabullenmiş, kimi farkında değil. Açıkcası kendimi haklı gördüğüm konularda sadece kendimi haklı görüyorum. Herkesin gerçeği kendine. Kimseyi kendi bulduğum doğrular üzerinden yargılamak ve sınıflandırmak istemiyorum.</p>
<p>Nerede kalmıştık&#8230; 14 yıl sonrasında artık yoklama kaçaklarının aranmayacağını öğrendim. Mahkeme kararı gerekiyormuş. Kafamdaki tüm dengeler değişti. Ben burada yaşamaya ve zamanı geldiğinde karşıma çıkacak bu askerlik konusu ile yüzleşmek üzere yaşamımı zaten bir rutine oturtmuştum. Sonra bir gün adalet bakanı beni ve benim gibi olan yüzbinlerce kişiyi serbest bıraktı.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/earth-day-earth-in-hands.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1036" title="earth-day-earth-in-hands" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/earth-day-earth-in-hands-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a>Gezmeyi seven, değişik kültürleri ve insanları tanımayı seven hep yolculuğun, gitmenin iyi geldiği BEN sonunda bu coğrafyadan başka coğrafyalara gidebilecektim. 36 yaşımda ilk kez kuzey avrupa&#8217;ya gitme şansını elde ettim. Şans mı? İşte burası tartışılır. Şans diyelim şimdilik. Ne pasaport polisini geçtiğimde ne de uçaktan baktığımda &#8216;sınır&#8217;larda kırmızı çizgiler görmedim. Ülkelerin üzerinde isimler de yazmıyordu. Yıllarca baktığım haritalar bile yalanmış esasında. Arkadaşlar, sınırlarda ciddi ciddi silahlı arkadaşlar var. Herşeyin şaka olmadığını ve Hollanda&#8217;nın gerçek olduğunu, yanında Belçika diye bir ülke olduğunu plakaların ve dillerin nasıl değiştiğini gözlerimle gördüm. Nasıl mı? Adalet bakanının yayınladığı genelge ile. O zamandan beri yol planları yapıyorum. Profesyonel mesleğimin deniz üzerinde olması yolculuk planlarımı daha bir anlamlı kılıyor ve çocukluğumdan beri hayalini kurduğum dünyanın en yüksekteki gölüne gitmekten, güney okyanuslarında charter yapan firmalarda çalışmaya kadar bir sürü proje kuruyordum kafamda. Bir yandan da ne kadar şanslı olduğumu düşünüyorum, yıllarca hapis yatan, ya da 80 sonrası kaçmak zorunda olan arkadaşlarım gibi daha paranoyak bir hayat yaşamadığımı. Biraz esaret ile beraber artık dünya benimdi. Hem hapis yatmadım hem de şimdiye kadar yurtdışına çıkmak haricinde ne istediysem yaptım. Şans mı? Olsun sonuçta yapmıştım.</p>
<p>Şimdi ne mi oldu? Dün yani 26 Mart günü artık sistemin eski haline döndüğünü <a href="http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=5&amp;ArsivAnaID=56740">gördüm</a>. Uzun lafın kısası her an aranmaya başlayabilirim. Sadece ben mi? Yüzbinlerce kişi. Her an kendimi yüzbinlerce arkadaşımla askerlik şubesinde bulabilirim. Şu anda 14 yılda oluşan ve sonrasında kaybettiğim reflekslerimi tekrar kazanmaya çalışacağım. Kesinlikle daha önce de yaptığım gibi herhangi bir şeyden kaçmayacağım ama gidip kucaklarına da oturmayacağım. Neden gideyim ki? 37 yıldır barış içinde geçirdiğim, kimseye tokat bile atmadığım huzurlu bir hayatım varken neden şimdi gidip birilerinin nasıl gırtlaklanacağını öğreneyim ki? Kendimi ve vatanımı savunmak için mi? Kendim ve vatan mı?</p>
<p>Hadi canımmm ben devlet olmasa da var olabilirim ama ben olmadan &#8216;O&#8217; var olabilir mi acaba?</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Folmadi-bir-daha-cagiralim-bakalim.html&amp;title=Olmad%C4%B1%20bir%20daha%20%C3%A7a%C4%9F%C4%B1ral%C4%B1m%20bakal%C4%B1m...%20&amp;bodytext=Art%C4%B1k%20ne%20yapacabilece%C4%9Fim%20konusunda%20en%20ufak%20bir%20fikrim%20bile%20yok.%20Belki%20bu%20yaz%C4%B1n%C4%B1n%20sonuna%20do%C4%9Fru%20bir%20form%C3%BCl%20bulabilirim.%0D%0A%0D%0ABir%20yolum%20vard%C4%B1%C2%A0gidiyordum%2C%20bozuldu...%20Tam%20bu%20bozuklu%C4%9Fun%20esas%C4%B1nda%20hayat%C4%B1ma%20renk%20ve%20heyecan%20katt%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%C4%B1%20g%C3%B6rd%C3%BCm%20ve%20k" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Folmadi-bir-daha-cagiralim-bakalim.html&amp;title=Olmad%C4%B1%20bir%20daha%20%C3%A7a%C4%9F%C4%B1ral%C4%B1m%20bakal%C4%B1m...%20" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Folmadi-bir-daha-cagiralim-bakalim.html&amp;title=Olmad%C4%B1%20bir%20daha%20%C3%A7a%C4%9F%C4%B1ral%C4%B1m%20bakal%C4%B1m...%20&amp;notes=Art%C4%B1k%20ne%20yapacabilece%C4%9Fim%20konusunda%20en%20ufak%20bir%20fikrim%20bile%20yok.%20Belki%20bu%20yaz%C4%B1n%C4%B1n%20sonuna%20do%C4%9Fru%20bir%20form%C3%BCl%20bulabilirim.%0D%0A%0D%0ABir%20yolum%20vard%C4%B1%C2%A0gidiyordum%2C%20bozuldu...%20Tam%20bu%20bozuklu%C4%9Fun%20esas%C4%B1nda%20hayat%C4%B1ma%20renk%20ve%20heyecan%20katt%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%C4%B1%20g%C3%B6rd%C3%BCm%20ve%20k" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Folmadi-bir-daha-cagiralim-bakalim.html&amp;t=Olmad%C4%B1%20bir%20daha%20%C3%A7a%C4%9F%C4%B1ral%C4%B1m%20bakal%C4%B1m...%20" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Olmad%C4%B1%20bir%20daha%20%C3%A7a%C4%9F%C4%B1ral%C4%B1m%20bakal%C4%B1m...%20%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Folmadi-bir-daha-cagiralim-bakalim.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Folmadi-bir-daha-cagiralim-bakalim.html&amp;title=Olmad%C4%B1%20bir%20daha%20%C3%A7a%C4%9F%C4%B1ral%C4%B1m%20bakal%C4%B1m...%20&amp;annotation=Art%C4%B1k%20ne%20yapacabilece%C4%9Fim%20konusunda%20en%20ufak%20bir%20fikrim%20bile%20yok.%20Belki%20bu%20yaz%C4%B1n%C4%B1n%20sonuna%20do%C4%9Fru%20bir%20form%C3%BCl%20bulabilirim.%0D%0A%0D%0ABir%20yolum%20vard%C4%B1%C2%A0gidiyordum%2C%20bozuldu...%20Tam%20bu%20bozuklu%C4%9Fun%20esas%C4%B1nda%20hayat%C4%B1ma%20renk%20ve%20heyecan%20katt%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%C4%B1%20g%C3%B6rd%C3%BCm%20ve%20k" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Olmad%C4%B1%20bir%20daha%20%C3%A7a%C4%9F%C4%B1ral%C4%B1m%20bakal%C4%B1m...%20&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Folmadi-bir-daha-cagiralim-bakalim.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Olmad%C4%B1%20bir%20daha%20%C3%A7a%C4%9F%C4%B1ral%C4%B1m%20bakal%C4%B1m...%20&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Folmadi-bir-daha-cagiralim-bakalim.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Folmadi-bir-daha-cagiralim-bakalim.html&amp;title=Olmad%C4%B1%20bir%20daha%20%C3%A7a%C4%9F%C4%B1ral%C4%B1m%20bakal%C4%B1m...%20&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Folmadi-bir-daha-cagiralim-bakalim.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Folmadi-bir-daha-cagiralim-bakalim.html&amp;t=Olmad%C4%B1%20bir%20daha%20%C3%A7a%C4%9F%C4%B1ral%C4%B1m%20bakal%C4%B1m...%20&amp;s=Art%C4%B1k%20ne%20yapacabilece%C4%9Fim%20konusunda%20en%20ufak%20bir%20fikrim%20bile%20yok.%20Belki%20bu%20yaz%C4%B1n%C4%B1n%20sonuna%20do%C4%9Fru%20bir%20form%C3%BCl%20bulabilirim.%0D%0A%0D%0ABir%20yolum%20vard%C4%B1%C2%A0gidiyordum%2C%20bozuldu...%20Tam%20bu%20bozuklu%C4%9Fun%20esas%C4%B1nda%20hayat%C4%B1ma%20renk%20ve%20heyecan%20katt%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%C4%B1%20g%C3%B6rd%C3%BCm%20ve%20k" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=1022&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/olmadi-bir-daha-cagiralim-bakalim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kara Ayı Fırını</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/kara-ayi-firini.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/kara-ayi-firini.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Mar 2010 03:50:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>NazIm</dc:creator>
				<category><![CDATA[aktivizm]]></category>
		<category><![CDATA[kamerika guncesi]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[anarsi]]></category>
		<category><![CDATA[anarsist]]></category>
		<category><![CDATA[black bear]]></category>
		<category><![CDATA[ekmek]]></category>
		<category><![CDATA[firin]]></category>
		<category><![CDATA[kara ayi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=995</guid>
		<description><![CDATA[Yaşadığım ekolojik köyün ekmekleri Black Bear (Kara Ayı) adlı çalışanların sahibi olduğu ve işlettiği bir fırından geldiğini söylemiştim, ne zamandır bu fırınla ilgili yazıcam diyordum kısmet bugüneymis. Geçen cuma günü fotoğraf makinemi kapıp bu fırını ziyarete gittim, hem biraz fotoğraf çekeyim hem de bu fırın nasıl çalışır, ne üretir, ne yapar ne eder bir öğreneyim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Yaşadığım ekolojik köyün ekmekleri Black Bear (Kara Ayı) adlı çalışanların sahibi olduğu ve işlettiği bir fırından geldiğini <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/08/sehrin-kalbinde-ekolojik-bir-yasam.html">söylemiştim</a>, ne zamandır bu fırınla ilgili yazıcam diyordum kısmet bugüneymis. Geçen cuma günü fotoğraf makinemi kapıp bu fırını ziyarete gittim, hem biraz fotoğraf çekeyim hem de bu fırın nasıl çalışır, ne üretir, ne yapar ne eder bir öğreneyim diye. Şimdi bu abiler kendilerini anarşist diye tanımlıyor, ve anarşist diyince biliyorum insanın aklına kaos kargaşa gibi kelimeler geliyor ama ben gayette tıkır tıkır düzenli çalışan bir fırın gördüm. Anarşistlerin düzenle iliskisini Elif&#8217;e paslayip, ben bu kendini anarşist olarak tanımlayan fırının düzeninden bahsedicem.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/DSC_4598-4.jpg"><img class="aligncenter" title="DSC_4598-4" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/DSC_4598-4-1024x687.jpg" alt="" width="561" height="374" /></a></p>
<p>Efenim, fırınımız Güney St.Louis&#8217;de, belki de St.Louis&#8217;ın en alternatif en renkli caddesi olan Cheeroke caddesinde yer alıyor. Bu Cheeroke caddesi başlı başına bir yazı konusu, onu bir başka bahara bırakıp fırının içine girdiğinizde rengarenk sıcak bir ortam ekmek kokuları ile sizi karşılıyor. Black Bear temel olarak ekmek ve çeşitli kurabiyeler üreten bir fırın olmasının yani sıra, aynı zamanda mini kütüphanesi ve keyifli mekanı ile bir kafe hizmeti de görüyor. Bilgisayarını kapıp kahvenin içerek ders çalışmak, leziz yemekleri ve pizzaları ile karnını doyurmak, ortalıktaki dergiler ve kitapları okuyarak pazar tembelliği yapmak için bire bir. <span id="more-995"></span></p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/DSC_4610-7.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-999" title="DSC_4610-7" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/DSC_4610-7-1024x687.jpg" alt="" width="561" height="375" /></a><br />
Tezgahın arka tarafına geçtiğinizde ise hummalı bir çalışmanın içinde buluyorsunuz kendinizi. Bir yanda değişik karışımlarda hamurlar yoğrulurken öte yanda masada hamurlardan gramajına göre parçalar kesilip, Black Bear çalışanları tarafından değişik ekmek ve bagel şekli verilip tepsilere diziliyor, oradan 1887 yılında yapılmış olan devasa bi fırında pişiriliyor. Fırından çıkan sıcak ekmekler soğumaları için bekletildikten sonra dilimlenip poşetlere yerleştiriliyor. Dükkanda satılacaklar raflardaki yerini alırken, lokantalara veya değişik pazarlara sipariş olanlar kasalardaki yerini alıp şehrin dört bir tarafına dağıtılıyor.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/DSC_4816-32.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1001" title="DSC_4816-32" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/DSC_4816-32-1024x687.jpg" alt="" width="565" height="378" /></a></p>
<p>Black Bear tarihi Lickhalter fırınından aldıkları tariflerle &#8220;Lickhalter&#8221; ekmekleri ve diğer bir çok modern karışımlı ekmek üretiyor. Lickhater fırını 1915 yılında açılmış, çavdar ekmekleri meşhurmuş. 1950ler ve 60larde St.Louis&#8217;ın en büyük fırınıymış hatta. 1970lerde Lickhalter ailesi fırını devretmiş ardına bir de yangınla fırın tarihin sayfalarına gömülmüş. Ta ki 1998&#8242;e Lickhalter&#8217;in meşhur ekmek tarifleri, Black Bear adıyla tekrar gün ışığına çıkana dek. 2004 yılında benim ziyaret ettiğim Cherooke caddesindeki, eskiden Vandora tiyatrosu olarak bilinen ve 1998&#8242;den beri boş duran mekanı satın alıyorlar. Vandora tiyatrosunu sürdürülebilir tasarım prensipleri ve yeşil bir mimarı ile restore ediyorlar. Kabaca, olabildiğince yerel iş gücü<br />
ve yerel malzemeyle, büyük ölçüde kendin yap usulüyle, enerji kayıplarını en aza indirecek, mevcut malzemeleri tekrar kullanıma kazandıracak, mümkün mertebe ikinci el malzemelerle (bütün fırın malzemeleri ikinci el misal, iç dekorasyonun çoğu da ikinci el) yapmışlar, mevcut alanın maksimum kullanan ve insanların keyifle takılabileceği geniş tavanlı ferah mekanlar yaratmışlar. Tuvaletlerde insanlar şiir yazması için tebeşir tahtaları bile var!</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/DSC_4783-29.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1003" title="DSC_4783-29" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/DSC_4783-29-1024x687.jpg" alt="" width="582" height="389" /></a></p>
<p>2006 yılında yeni mekanlarına taşındıktan sonra fırın dışı aktivitelere de hız vermişler. Mekanlarını kültürel, politik veya bilimum yaratıcı aktivetelere açmışlar. Müzik, film gösterimi, performanslar beri gelsin. Bir çok farklı politik grup burada sunumlar veya toplantılar gerçekleştirebiliyor. Fırının arkasına yaptıkları bahçede yemeklerinde kullanmak üzere sebze, meyve ve gönülleri zenginlestirmek için çiçek yetiştiriyorlar.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/DSC_4831-34.jpg"></a><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/DSC_4671-18.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1017" title="DSC_4671-18" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/DSC_4671-18-1024x687.jpg" alt="" width="585" height="390" /></a><br />
Ekmeklerinden, yemeklerinden pek bahsetmiycem prenses ki canın çekmesin. Fırında fotoğraf çekerken o nefis kokuların arasında neler çektiğimi bir ben bilirim <img src='http://www.prensesemektuplar.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Ama şu kadarını söyleyeyim, hayatımda yediğim en leziz ekmekler bu fırından, hastasiyim. Hiç bir katkı maddesi kullanılmadan, tamamen doğal, yerel, organik ürünlerden yaptıkları ekmekler gerçekten müthiş. Öyle ki şu an St.Louis&#8217;deki en lüks restoranların büyük çoğunluğu ekmeklerini Black Bear&#8217;den alıyor. St.Louis&#8217;de burayı bilmeyen yok yani.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/DSC_4603-6.jpg"></a><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/DSC_4629-1.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1010" title="DSC_4629-1" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/DSC_4629-1-1024x687.jpg" alt="" width="583" height="389" /></a></p>
<p>Tabi insan her başarılı girişimin arkasında değirmenin suyunun nasıl döndüğünü merak ediyor. Black Bear&#8217;de işler çok ilginç bir şekilde dönüyor. Birincisi burada bir hiyararşi yok, kimse kimseye ne yapmasını söylemiyor, bütün işin gidişatını denetleyen birisi de yok. Bütün kararlar konsensusla alınıyor, hafta bir çarşamba günleri toplanıp gündemlerindeki konuları tartışıyorlar. Ama karar alma, katılım esasına dayali. Ne kadar ekmek o kadar köfte yani. Daha çok emek koyanın daha çok söz hakkı var. Herkes saat başına aynı ücreti alıyor. İster 15 yıldır Black Bear&#8217;de çalış ve en karmaşık işleri yapıyor ol, ister üç günlük bulaşıkçı ol aynı ücretle çalışıyorsun. Şu anda çalışanlardan 6-7 kişi hayatlarını sadece Black Bear&#8217;den kazanıyor. Çok bir şey kazanmıyorlar, ama yaşamlarını devam ettirebiliyorlar. Onun dışında bir grupda yarı zamanlı çalışan var. Hemen hemen herkes her işi yapıyor, ama işleri öğrenmesi biraz zaman aldığından bazı işler belli bir birikim<br />
gerektiyor. Yani uzmanlaşma var, özellikle fırıncı ve her gün eldeki siparişlere göre ne kadar ekmek yapılacağını hesaplama gibi işler daha deneyimli çalışanlar tarafından yapılıyor. Ama altı ay-bir yıl kadar Black Bear&#8217;de çalıştığın zaman her işi yapabilir hale geliyorsun. Yani uzman sınıf yok. Bunun en somut örneği, şu an kurucu üyelerden hiçbiri Black Bear&#8217;de çalışmıyor artık. Ama onların yerine başka insanlar gelip onların yaptıkları işi yapıyorlar, yani insanlar değişse de aynı sistem devam edebiliyor çünkü bilgi aktarılıyor.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/DSC_4603-6.jpg"><img title="DSC_4603-6" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/DSC_4603-6-1024x687.jpg" alt="" width="585" height="391" /></a></p>
<p>Hiyerarşinin, bir kontrol mekanizmasının olmaması sorun yaratmıyor mu, tabi ki yaratıyor bazen. Tartışma toplantılardan, email listelerinden hiç eksik olmaz diyip gülüyorlar bunu sorduğumda. Tartışmalar, fikir ayrılıkları yaşantılarının doğal bir bileşeni. Tartışmaların verimliliklerini azaltığı da oluyor. Arada kızıp çekip gidenler de oluyor. Oluyor ama, bu da sürecin bir parçası diyorlar. Bazen fikirlerini kabul ettirmeyi, bazen başkalarının fikirlerini kabul etmeyi, bazen de ortada kalan konularda herkesin kafasına göre takılmasını kabul ediyorsun bir süre sonra diyorlar. Sonuçta ekmekler raflardaki yerini aldıkları sürece çözülemeyecek bir sorun yok.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/DSC_4603-6.jpg"><br />
</a></p>
<p>Black Bear leziz ekmekleri ile olduğu kadar, ekmek kadar temel bir şeyi insan gibi üretmesiyle  de kalbimde taht kurdu. İnsan isteyince ve biraz prensipli olunca prenses, başka bir dünya mümkün be!</p>
<p>NazIm</p>
<p>ps: Black Bear hakkında daha fazla bilgi için <a href="http://www.blackbearbakery.org/">websayfalarına</a> bakabilirsiniz. Burada çektiğim diğer fotoğraflar için ise sizi <a href="http://picasaweb.google.com/nazimkeven/BlackBearBakery#">şuraya</a> alalım</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fkara-ayi-firini.html&amp;title=Kara%20Ay%C4%B1%20F%C4%B1r%C4%B1n%C4%B1%20&amp;bodytext=Ya%C5%9Fad%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%20ekolojik%20k%C3%B6y%C3%BCn%20ekmekleri%20Black%20Bear%20%28Kara%20Ay%C4%B1%29%20adl%C4%B1%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fanlar%C4%B1n%20sahibi%20oldu%C4%9Fu%20ve%20i%C5%9Fletti%C4%9Fi%20bir%20f%C4%B1r%C4%B1ndan%20geldi%C4%9Fini%20s%C3%B6ylemi%C5%9Ftim%2C%20ne%20zamand%C4%B1r%20bu%20f%C4%B1r%C4%B1nla%20ilgili%20yaz%C4%B1cam%20diyordum%20k%C4%B1smet%20bug%C3%BCneymis.%20Ge%C3%A7en%20cuma%20g%C3%BCn%C3%BC%20f" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fkara-ayi-firini.html&amp;title=Kara%20Ay%C4%B1%20F%C4%B1r%C4%B1n%C4%B1%20" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fkara-ayi-firini.html&amp;title=Kara%20Ay%C4%B1%20F%C4%B1r%C4%B1n%C4%B1%20&amp;notes=Ya%C5%9Fad%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%20ekolojik%20k%C3%B6y%C3%BCn%20ekmekleri%20Black%20Bear%20%28Kara%20Ay%C4%B1%29%20adl%C4%B1%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fanlar%C4%B1n%20sahibi%20oldu%C4%9Fu%20ve%20i%C5%9Fletti%C4%9Fi%20bir%20f%C4%B1r%C4%B1ndan%20geldi%C4%9Fini%20s%C3%B6ylemi%C5%9Ftim%2C%20ne%20zamand%C4%B1r%20bu%20f%C4%B1r%C4%B1nla%20ilgili%20yaz%C4%B1cam%20diyordum%20k%C4%B1smet%20bug%C3%BCneymis.%20Ge%C3%A7en%20cuma%20g%C3%BCn%C3%BC%20f" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fkara-ayi-firini.html&amp;t=Kara%20Ay%C4%B1%20F%C4%B1r%C4%B1n%C4%B1%20" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Kara%20Ay%C4%B1%20F%C4%B1r%C4%B1n%C4%B1%20%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fkara-ayi-firini.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fkara-ayi-firini.html&amp;title=Kara%20Ay%C4%B1%20F%C4%B1r%C4%B1n%C4%B1%20&amp;annotation=Ya%C5%9Fad%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%20ekolojik%20k%C3%B6y%C3%BCn%20ekmekleri%20Black%20Bear%20%28Kara%20Ay%C4%B1%29%20adl%C4%B1%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fanlar%C4%B1n%20sahibi%20oldu%C4%9Fu%20ve%20i%C5%9Fletti%C4%9Fi%20bir%20f%C4%B1r%C4%B1ndan%20geldi%C4%9Fini%20s%C3%B6ylemi%C5%9Ftim%2C%20ne%20zamand%C4%B1r%20bu%20f%C4%B1r%C4%B1nla%20ilgili%20yaz%C4%B1cam%20diyordum%20k%C4%B1smet%20bug%C3%BCneymis.%20Ge%C3%A7en%20cuma%20g%C3%BCn%C3%BC%20f" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Kara%20Ay%C4%B1%20F%C4%B1r%C4%B1n%C4%B1%20&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fkara-ayi-firini.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Kara%20Ay%C4%B1%20F%C4%B1r%C4%B1n%C4%B1%20&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fkara-ayi-firini.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fkara-ayi-firini.html&amp;title=Kara%20Ay%C4%B1%20F%C4%B1r%C4%B1n%C4%B1%20&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fkara-ayi-firini.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fkara-ayi-firini.html&amp;t=Kara%20Ay%C4%B1%20F%C4%B1r%C4%B1n%C4%B1%20&amp;s=Ya%C5%9Fad%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%20ekolojik%20k%C3%B6y%C3%BCn%20ekmekleri%20Black%20Bear%20%28Kara%20Ay%C4%B1%29%20adl%C4%B1%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fanlar%C4%B1n%20sahibi%20oldu%C4%9Fu%20ve%20i%C5%9Fletti%C4%9Fi%20bir%20f%C4%B1r%C4%B1ndan%20geldi%C4%9Fini%20s%C3%B6ylemi%C5%9Ftim%2C%20ne%20zamand%C4%B1r%20bu%20f%C4%B1r%C4%B1nla%20ilgili%20yaz%C4%B1cam%20diyordum%20k%C4%B1smet%20bug%C3%BCneymis.%20Ge%C3%A7en%20cuma%20g%C3%BCn%C3%BC%20f" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=995&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/kara-ayi-firini.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kürt Kızı</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/kurt-kizi.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/kurt-kizi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Mar 2010 14:58:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tuna</dc:creator>
				<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[Popüler]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[dersim]]></category>
		<category><![CDATA[kurt]]></category>
		<category><![CDATA[turk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=893</guid>
		<description><![CDATA[Yine memleket semalarında çıldır geldi bana. Devleti bir yandan, ordusu bir yandan, islamcısı kemalisti başka bir yandan dumurdan dumura koşturuyor beni. Eşcinsel düşmanı bir bakan, kürt düşmanı başka bir bakan şeklinde uzayan bir listede herkesin herkese düşman edildiği, ayrıştırıldığı ve yalnız bırakıldığı bir paradigmanın bayraktarlığına soyunmuş herkes. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yine memleket semalarında çıldır geldi bana. Devleti bir yandan, ordusu bir yandan, islamcısı kemalisti başka bir yandan dumurdan dumura koşturuyor beni. Eşcinsel düşmanı bir bakan, kürt düşmanı başka bir bakan şeklinde uzayan bir listede herkesin herkese düşman edildiği, ayrıştırıldığı ve yalnız bırakıldığı bir paradigmanın bayraktarlığına soyunmuş herkes. Piyasa ekonomisinin ve paranın tek geçerli akçe olduğu ortamda, kürdün de eşcinselin de islamcının da solcunun da parası olanı makbul. Hak istiyorsan, hoşgörü istiyorsan sen de çalış özgürlüğünü, hakkını, adaletini, saygını satın al. Siyasetçiler için ise durum tam tersi. Siyaset sermayelerini, herkese bol keseden kapış kapış satabilecekleri toplumsal önyargıları kaşıyarak kat be kat arttırabileceklerini çok iyi anlamışlar anlaşılan. O yüzden gündem denen saçmalık tam da bu karşılıklı kaşıma ve kaşınma reflekslerinden oluşuyor. Bu safsatanın çok üstünde ise asıl güç savaşı sessiz sedasız geleceğimizi şekillendiredursun.</p>
<p>Ben bugün kendi kişisel deneyimimden yola çıkarak birazcık kürt meselesinden bahsetmek istiyorum. Ülkedeki kürt siyasetini anladığımdan değil, anlamadığım birçok nokta olduğundan aslında. Ben de dahil herkes klişelerin arkasına saklanıp konuştuğundan. Neyse hikayemiz şöyle başlıyor. Geçen ay 90 yaşındaki anneannemi ziyaret ettim. Kendisi hem asker kızı hem de asker karısı olarak hayatındaki erkeklerin ve genç cumhuriyetin sessiz ve sabırlı tanığı olmuş hep. Yeni düzenlediği bir fotoğraf albümünü gösterirken 1938 Elazığ yazan bir fotoğrafta kim kimdir diye anlatıyordu. Bu kim diye fotoğrafta işaret ettiğim 12 yaşlarında bir kızı sorduğumda isim vermeden o &#8220;kürt kızı&#8221;, bi süre bizimle kaldı besleme olarak, sonra da kocaya kaçtı dedi sakince. Biraz daha sorunca anladım ki Dersim isyanı sırasında öksüz kalan veya ailelerinden koparılan kız çocukları asker ailelerine dağıtılmış. Tabi o bu işe hayır işlediği gözüyle bakıyordu. O dönemde jandarma olarak görev yapan kocası ve babasının uygulamalarından pek bahsetmezken, &#8220;isyan ettiler, Atatürk de cezalandırılmalarını emretti, cezalandırıldılar&#8221; şeklinde özetledi. Atatürk&#8217;ün yanlış bir şey yapma ihtimali bile birçoğumuz gibi onun da kafasının ucundan geçmemiş anlaşılan. 90 yaşında bir cumhuriyet kadınından başka türlüsünü beklemek de gerçekten haksızlık olur.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/dersim381.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-914" title="dersim38" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/dersim381.jpg" alt="" width="586" height="428" /></a></p>
<div>
<p>Bu hikaye anlatılmaya bile gerek olmayan küçük bir anekdot olarak kalacaktı ki 2 hafta önce <a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;Date=27.2.2010&amp;ArticleID=98267">Yıldırım Türker&#8217;in Radikal&#8217;deki yazısını </a>gördüm. <span id="more-893"></span>Yaklaşık 3 yıllık bir araştırma sonucu hazırlanan bir belgeselden bahsediyordu. Birileri kalkmış, sayıları hiç de az olmayan dersim operasyonu mağduru bu &#8220;kürt kızları&#8221;nın belgeselini çekmiş. Bir çoğu çeşitli nedenlerle konuşmak istemese de belgeselde hikayelerini anlatan neneler neler yaşadıklarını anlatmışlar.</p>
<p>Belgeselin adı, &#8216;İki Tutam Saç&#8212;Dersim&#8217;in Kayıp Kızları.&#8217;  Dersim Katliamında ailelerinden koparılıp rütbeli subaylara evlatlık verilmiş küçük kız çocuklarının hikâyesini anlatıyor. Huriye ve Fatma&#8217;nın ağzından. Bir de de kayıp olan iki ablasının birer tutam saçını önüne koyup katliamdan kurtulmayı başarmış anasından dinlediklerini anlatan Şemsi Karakoç&#8217;un. Anası katliamdan önce kızlarının kahküllerinden birer tutam kesip göğsünde saklamış. Çeşme başında askerlere yakalanınca, kızlarını merhamet eder öldürmezler diye bırakıp kaçmış. O iki tutam saçı koklamakla geçmiş ömrü. Vasiyet etmiş, ölünce mezarıma koyun diye. Hayatta kalan küçük kızı kıyamamış, saklamış. Biri sarı biri kara iki tutam saç, 70 yıldır kayıp kızlardan aileye yegâne yadigâr.</p>
<p>Belgeselci Nezahat Gündoğan, bir söyleşide diyor ki: &#8220;Köken olarak Dersimliyim. Hep 1938 ve sonrasına dair trajik hikâyeleri dinleyerek büyüdüm. Yaşadığımız ülkede insanların yazılmayan tarihlerine karşı bir duyarlılığım var. Dersim tarihi üzerine bir çalışma yapıyorum yaklaşık üç senedir. Ancak benim filmimde esas üzerinde durduğum bu tarihsel süreci başlı başına ortaya koymak değil, bir arka planı anlatmak. Üzerinde asıl durduğum konu 1938&#8242;de katledilenler, sürgüne gönderilenlerin yaşadıkları dramlar dışında bir de o dönem çocukların yaşadığı dramlar. O dönem aileleri öldürülen ya da ailelerinden zorla alınan çocuklar. Özellikle de kız çocukları. Bunları anlatmak istiyorum.&#8221;</p>
<div><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="420" height="339" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/xcg8qh" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="339" src="http://www.dailymotion.com/swf/xcg8qh" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object><br />
<strong><a href="http://www.dailymotion.com/swf/xcg8qh">Dersim&#8217;in Kayıp Kızları &#8211; İki Tutam Saç Belgeseli</a></strong><br />
<em>by <a href="http://www.dailymotion.com/DersimNews">DersimNews</a></em></div>
<p>Belgesel, İnönü&#8217;nün 1925 tarihli Şark Islahat Planı&#8217;ndaki sözleriyle açılıyor: &#8220;Vazifemiz, Türk vatanı içinde bulunanları mutlaka Türk yapmaktır. Türklüğe ve Türkçülüğe muhalefet edecek unsurları kesip atacağız. Vatana hizmet edeceklerde arayacağımız nitelikler her şeyden evvel o adamın Türk ve Türkçü olmasıdır.&#8221; Bu sözleri 1931&#8242;de Fevzi Çakmak&#8217;ın, 1936&#8242;da Mustafa Kemal&#8217;in Dersim&#8217;i &#8216;korkunç çıban&#8217; olarak adlandıran sözleri takip ediyor.</p>
<p>Burada benim asıl vurgulamak istediğim mesele kürt siyaseti yada kürdün türkün haklılığından çok ötede. Biz bu topraklarda yaşayan insanlar olarak nasıl bir tarihsel ideolojik bilinçaltı ile yaşadığımızı anlamadığımız sürece bu etnik ayrışma süreci devam edecek gibi geliyor bana. Ötekine &#8220;nankör kürt&#8221; deyip işin içinden çıkan bünyelerin, bir halka reva görülen muameleyi görmeden bilmeden anlamadan bu söyleminden vazgeçmeyeceğini görebilmek bence asıl mesele. Hatırlarsanız 12 Eylül döneminde Diyarbakır Askeri Cezaevinde yaşanan insanlığa sığmayan fiziksel ve psikolojik işkence metodları geçtiğimiz yıllarda tanıklarının ağzından hazırlanan bir raporla gündeme gelmişti.</p>
<p>Terörist hareket diye yargılayıp paketlediğimiz meselelerin arkasındaki insani dramı ve zulmü anlamadan, bugün insanların neden hala dağda olduğunu kendimize akılcı bir şekilde asla ifade edemeyeceğiz.</p>
<p>Dersim İsyanına dair, Nokta Dergisinden alıntı <a href="http://www.bianet.org/biamag/toplum/118252-dersimde-1937-1938de-ne-oldu">bianet haberinde</a> de isyan sırasında yapılan Bakanlar Kurulu&#8217;nun gizli bir kararında şöyle deniyordu: &#8220;Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar veremeyecek hale getirmek, köyleri kamilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür.&#8221;</p>
<p>Yine aynı haberde mülkiye müfettişi Hamdi Bey&#8217;in bölgeye ilişkin raporunun bölgeyi nasıl şekillendirdiğini anlıyoruz: &#8220;Dersim, Cumhuriyet hükümeti için bir çıbandır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliye yapmak ve elim ihtimalleri önlemek, memleket selameti bakımından mutlaka lazımdır&#8230;Okul açmak, yol yapmak, refah sebeplerini sağlayacak fabrikalar kurmak, kendilerini meşgul etmeye yarayan çeşitli sanayi işleri sağlamak, özet olarak yurt sahibi yapmak veya uygarlaştırmak suretiyle ıslaha çalışmak hayalden başka bir şey değildir.&#8221;</p>
<p>Demem o ki; akılcı bir zihin, &#8220;öteki&#8221;ni anlamak için klişelere takılmadan, bugünün sosyopolitik yapısı ve çatışmalarını tarihsel bir nedensellikle açıklayabilmelidir. Ben kendi adıma resmi tarihin perdesini birazcık aralayarak bu anlama ve öğrenme çabası içine yeni yeni girmeye başladım. Darısı sizlerin başına. &#8220;İki tutam saçın peşinde&#8230;Dersimin Kayıp Kızları&#8221; belgeseli 3 mart&#8217;ta CRR&#8217;de yapılan prömiyerden sonra istanbul film festivali başta olmak üzere çeşitli festivallerde gösterime girecek imiş. Bilgilerinize.</p>
</div>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fkurt-kizi.html&amp;title=K%C3%BCrt%20K%C4%B1z%C4%B1&amp;bodytext=Yine%20memleket%20semalar%C4%B1nda%20%C3%A7%C4%B1ld%C4%B1r%20geldi%20bana.%20Devleti%20bir%20yandan%2C%20ordusu%20bir%20yandan%2C%20islamc%C4%B1s%C4%B1%20kemalisti%20ba%C5%9Fka%20bir%20yandan%20dumurdan%20dumura%20ko%C5%9Fturuyor%20beni.%20E%C5%9Fcinsel%20d%C3%BC%C5%9Fman%C4%B1%20bir%20bakan%2C%20k%C3%BCrt%20d%C3%BC%C5%9Fman%C4%B1%20ba%C5%9Fka%20bir%20bakan%20%C5%9Feklinde%20uzayan%20bir%20listede%20herkesin%20herkese%20d%C3%BC%C5%9Fman%20edildi%C4%9Fi%2C%20ayr%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1r%C4%B1ld%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20ve%20yaln%C4%B1z%20b%C4%B1rak%C4%B1ld%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20bir%20paradigman%C4%B1n%20bayraktarl%C4%B1%C4%9F%C4%B1na%20soyunmu%C5%9F%20herkes.%20%5B...%5D" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fkurt-kizi.html&amp;title=K%C3%BCrt%20K%C4%B1z%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fkurt-kizi.html&amp;title=K%C3%BCrt%20K%C4%B1z%C4%B1&amp;notes=Yine%20memleket%20semalar%C4%B1nda%20%C3%A7%C4%B1ld%C4%B1r%20geldi%20bana.%20Devleti%20bir%20yandan%2C%20ordusu%20bir%20yandan%2C%20islamc%C4%B1s%C4%B1%20kemalisti%20ba%C5%9Fka%20bir%20yandan%20dumurdan%20dumura%20ko%C5%9Fturuyor%20beni.%20E%C5%9Fcinsel%20d%C3%BC%C5%9Fman%C4%B1%20bir%20bakan%2C%20k%C3%BCrt%20d%C3%BC%C5%9Fman%C4%B1%20ba%C5%9Fka%20bir%20bakan%20%C5%9Feklinde%20uzayan%20bir%20listede%20herkesin%20herkese%20d%C3%BC%C5%9Fman%20edildi%C4%9Fi%2C%20ayr%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1r%C4%B1ld%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20ve%20yaln%C4%B1z%20b%C4%B1rak%C4%B1ld%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20bir%20paradigman%C4%B1n%20bayraktarl%C4%B1%C4%9F%C4%B1na%20soyunmu%C5%9F%20herkes.%20%5B...%5D" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fkurt-kizi.html&amp;t=K%C3%BCrt%20K%C4%B1z%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=K%C3%BCrt%20K%C4%B1z%C4%B1%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fkurt-kizi.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fkurt-kizi.html&amp;title=K%C3%BCrt%20K%C4%B1z%C4%B1&amp;annotation=Yine%20memleket%20semalar%C4%B1nda%20%C3%A7%C4%B1ld%C4%B1r%20geldi%20bana.%20Devleti%20bir%20yandan%2C%20ordusu%20bir%20yandan%2C%20islamc%C4%B1s%C4%B1%20kemalisti%20ba%C5%9Fka%20bir%20yandan%20dumurdan%20dumura%20ko%C5%9Fturuyor%20beni.%20E%C5%9Fcinsel%20d%C3%BC%C5%9Fman%C4%B1%20bir%20bakan%2C%20k%C3%BCrt%20d%C3%BC%C5%9Fman%C4%B1%20ba%C5%9Fka%20bir%20bakan%20%C5%9Feklinde%20uzayan%20bir%20listede%20herkesin%20herkese%20d%C3%BC%C5%9Fman%20edildi%C4%9Fi%2C%20ayr%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1r%C4%B1ld%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20ve%20yaln%C4%B1z%20b%C4%B1rak%C4%B1ld%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20bir%20paradigman%C4%B1n%20bayraktarl%C4%B1%C4%9F%C4%B1na%20soyunmu%C5%9F%20herkes.%20%5B...%5D" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=K%C3%BCrt%20K%C4%B1z%C4%B1&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fkurt-kizi.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=K%C3%BCrt%20K%C4%B1z%C4%B1&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fkurt-kizi.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fkurt-kizi.html&amp;title=K%C3%BCrt%20K%C4%B1z%C4%B1&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fkurt-kizi.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fkurt-kizi.html&amp;t=K%C3%BCrt%20K%C4%B1z%C4%B1&amp;s=Yine%20memleket%20semalar%C4%B1nda%20%C3%A7%C4%B1ld%C4%B1r%20geldi%20bana.%20Devleti%20bir%20yandan%2C%20ordusu%20bir%20yandan%2C%20islamc%C4%B1s%C4%B1%20kemalisti%20ba%C5%9Fka%20bir%20yandan%20dumurdan%20dumura%20ko%C5%9Fturuyor%20beni.%20E%C5%9Fcinsel%20d%C3%BC%C5%9Fman%C4%B1%20bir%20bakan%2C%20k%C3%BCrt%20d%C3%BC%C5%9Fman%C4%B1%20ba%C5%9Fka%20bir%20bakan%20%C5%9Feklinde%20uzayan%20bir%20listede%20herkesin%20herkese%20d%C3%BC%C5%9Fman%20edildi%C4%9Fi%2C%20ayr%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1r%C4%B1ld%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20ve%20yaln%C4%B1z%20b%C4%B1rak%C4%B1ld%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20bir%20paradigman%C4%B1n%20bayraktarl%C4%B1%C4%9F%C4%B1na%20soyunmu%C5%9F%20herkes.%20%5B...%5D" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=893&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/kurt-kizi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gökkuşakları ve Cinsellik</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/gokkusaklari-ve-cinsellik.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/gokkusaklari-ve-cinsellik.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2010 10:33:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Caglar</dc:creator>
				<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[escinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[gay]]></category>
		<category><![CDATA[homofobi]]></category>
		<category><![CDATA[homoseksuel]]></category>
		<category><![CDATA[lezbiyen]]></category>
		<category><![CDATA[Selma Aliye Kavaf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=839</guid>
		<description><![CDATA[Sevgili Prenses, Pek öyle gündeme dair yazılar, yorumlar yapmıyorum biliyosun fakat şimdi bahsedeceğim konuda kendimi tutamadım açıkçası. Aklıma iğneleme, hakaret -işin aslı küfür dolu milyon tane cümle gelmesine rağmen kendimi tutmaya çalışarak sevgili aileden sorumlu bakan Selma Aliye Kavaf&#8217;ın son günlerde yaptığı homofobik açıklamayı seninle paylaşmak isterim. Kendileri gazeteciliğin, basının yüzkarası Hürriyet Gazetesi’ne verdiği demeçte: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Prenses,</p>
<p>Pek öyle gündeme dair yazılar, yorumlar yapmıyorum biliyosun fakat şimdi bahsedeceğim konuda kendimi tutamadım açıkçası.</p>
<p>Aklıma iğneleme, hakaret -işin aslı küfür dolu milyon tane cümle gelmesine rağmen kendimi tutmaya çalışarak sevgili aileden sorumlu bakan Selma Aliye Kavaf&#8217;ın son günlerde yaptığı homofobik açıklamayı seninle paylaşmak isterim.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-840" title="1" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/1-201x300.jpg" alt="" width="201" height="300" /></a>Kendileri gazeteciliğin, basının yüzkarası Hürriyet Gazetesi’ne verdiği demeçte: &#8220;Ben eşcinselliğin biyolojik bir bozukluk, bir hastalık olduğuna inanıyorum. Tedavi edilmesi gereken bir şey bence. Dolayısıyla eşcinsel evliliklere de olumlu bakmıyorum. Bakanlığımızda onlarla ilgili bir çalışma yok. Zaten bize iletilmiş bir talep de yok. Türkiye&#8217;de eşcinseller yok demiyoruz, bu vaka var&#8221; buyurmuşlar..</p>
<p>Bu muhteşem açıklamayla kendisinin nasıl ayrımcı bir bakış açışına sahip olduğunu gözümüze sokmaktan çekinmeyen bakan, belki de millet olarak hala ne kadar atgözlüklü olduğumuzun da canlı ispatı. Cinsel eğilimleri/seçimleri sebebiyle hedef gösterdiği insanların hayatlarına ne hakla müdahale etmeye kalktığını sormak ise muhtemelen bizim eşşekliğimiz..</p>
<p>Kendisine öncelikle eşcinselliğin ne olduğunu açıklamak gerekir belki de.. Burada wikipedia&#8217;dan yardım alıyoruz hemen:</p>
<p>&#8220;Eşcinsellik, kişinin cinsel, duygusal ilgi ve isteğinin (cinsel yöneliminin) kendisiyle aynı cinsten kişilere dönük olmasıdır. Sadece kendi cinsine yönelenlere homoseksüel, hem karşı cinsine, hem kendi cinsine yönelenlere de biseksüel denir.&#8221; Buraya kadar anlaşılması kolay değil mi sevgili prenses? Devam edelim..</p>
<p>&#8220;Amerikan Psikiyatri Kurumu, 1973 yılında eşcinselliği, &#8220;Akıl Hastalıkları Teşhis ve İstatistikleri Klavuzu&#8221;ndan çıkarmıştır. 1 Ocak 1993 tarihinde dünya sağlık örgütü (WHO) eşcinselliği &#8220;Uluslararası Hastalıklar Sınıflandırması&#8221;ndan çıkarmıştır. ICD-10 maddesi &#8220;cinsel yönelim, tek başına, bir rahatsızlık/hastalık olarak kabul edilemez&#8221; şeklindedir.&#8221; Sanırım bakanın takıldığı yer burası. Eşcinsellik genetik bir bozukluk mudur, çocukluktan kalan bir travma mıdır ya da bir tercih midir?<span id="more-839"></span></p>
<p>Millet olarak onun bunun yatak odasına girmeye çok meraklı olduğumuz su götürmez bir gerçek. Fakat biz halk olarak bunu bir adım ileri de taşıyoruz. İzlemek için girdiğimiz yabancının yatak odasındakinin kim olacağına, ölçülerine, yaşına hatta cinsiyetine de karışma hakkını kendimizde görüyoruz. Big Brother bizi sokaklarda mobesesiyle izlerken, parmak kamerasıyla gömlek cebimize çoktan girmiş de haberimiz yok belki..</p>
<p>Biz hiçbir zaman bilim toplumu olmayı beceremedik. Evinde televizyondan başka bir hiç araçtan haber almayan insanlarla, cebine internet girince onu sadece facebook ve mail kontrol etmek için kullanan hatta interneti kullanmanın, araştırma yapmanın suç olduğunu düşünen yöneticilerle bu ülke nereye kadar gider bilemiyorum. Türk Medeni Kanunun&#8217;a göre eşcinselliği &#8220;kusur&#8221; olarak ilan etmişiz bile çoktandır. Eşcinsellik evliyseniz boşanma sebebi ve tüm haklarınızı kaybedeceğiniz bir kusur.</p>
<p>Sözü buraya kadar getirmişken Türkiye&#8217;de tüm zorluklara rağmen faaliyet gösteren birkaç kurumun ve <a href="http://bianet.org/bianet/bianet/120513-bakan-kavafa-bildiriciye-ve-hurriyet-editorlerine-ayrimcilikla-mucadele-dersleri">biahaber merkezinden tolga korkut</a>&#8216;un bu konuda söylediklerine link vermeden geçmek istemiyorum.</p>
<p>Tolga Korkut:</p>
<p>&#8220;Eşcinsellik bir yönelim. Kavaf&#8217;ın sözleriyse açık ayrımcılık. Sarışınların ya da mavi gözlülerin veya boyu 1,80&#8242;den uzun olanların hasta olduğunu söylemekten farkı yok. Ama Kavaf bu sözlerinin nelere yol açtığının farkında değil.</p>
<p>1. Her şeyden önce eşcinsell<a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/getoverit.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-844" title="getoverit" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/getoverit-212x300.jpg" alt="" width="154" height="220" /></a>iğin tedavi edilebilir olduğunu söylemek, toplumun eşcinselllerin diğerlerine göre daha az korunma hakkı olduğunu, kendilerine ayrımcılık yapılabileceğini ima ediyor.<br />
2. Eşcinsellerin ayrımcılığa karşı hak mücadelesini gerekçesizleştirmeyi, haksız çıkarmayı amaçlıyor. Valiliklerin ayrımcılıkla mücadele eden LGBTT örgütlerine karşı &#8220;genel ahlaka aykırılık&#8221; iddiasıyla açtığı davaları anımsayın.<br />
3. Eşcinsellere yönelik damgalamayı, ayrımcılığı güçlendiriyor. İnsanca bir yaşam sürebileceklerine, buna hakları olduğuna dair gerçeği gizliyor. Tersini doğru kabul ediyor. Sistematik şiddeti meşrulaştırıyor. Bunun nereye kadar varabileceğini somut bir örnekle anımsatalım: Kasım 2008&#8242;den beri Ankara ve İstanbul&#8217;da sekiz transseksüel kadın öldürüldü.&#8221;</p>
<p>Lamdaistanbul:<a href="http://www.lambdaistanbul.org/php/main.php?menuID=5&amp;altMenuID=5&amp;icerikID=8639"> http://www.lambdaistanbul.org/php/main.php?menuID=5&amp;altMenuID=5&amp;icerikID=8639</a><br />
Türkiye Psikiyatri Derneği: <a href="http://www.psikiyatri.org.tr/PressPopUp.aspx?Id=39">http://www.psikiyatri.org.tr/PressPopUp.aspx?Id=39</a><br />
Pembe Hayat: <a href="http://www.pembehayat.org/?q=node/220">http://www.pembehayat.org/?q=node/220</a></p>
<p>Bir tarafından baktığımızda belki eşcinsellikle ilgili tartışmaları gündeme getireceği için bakanın iyi birşey yaptığını düşünebiliriz. Ülkemizde cinsellik bile halen bir tabuyken herkesin gözü önünde olan kişiler tarafından eşcinsellerin ötekileştirilmelerinin neresi iyi diyebilirsiniz. Eğer sağlıklı kollardan bu konu gündeme getirilir ve tartışılmaya cesaret edilirse kimbilir belki de aklında bunun hakkında cevaplandırılmaya yönelik soru işareti olan birileri daha kazanılmış olur. Biz de çaktırmadan emeklemeye başlarız böylece&#8230;</p>
<p>Bir de sana bu konunun birebir muhatapları tarafından yapılmış güzel bir video izletmek isterim prenses. Buyur bakalım.</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="390" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/03PnU27cWDs?fs=1&amp;hl=en_US&amp;rel=0" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="390" src="http://www.youtube.com/v/03PnU27cWDs?fs=1&amp;hl=en_US&amp;rel=0" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fgokkusaklari-ve-cinsellik.html&amp;title=G%C3%B6kku%C5%9Faklar%C4%B1%20ve%20Cinsellik&amp;bodytext=Sevgili%20Prenses%2C%0D%0A%0D%0APek%20%C3%B6yle%20g%C3%BCndeme%20dair%20yaz%C4%B1lar%2C%20yorumlar%20yapm%C4%B1yorum%20biliyosun%20fakat%20%C5%9Fimdi%20bahsedece%C4%9Fim%20konuda%20kendimi%20tutamad%C4%B1m%20a%C3%A7%C4%B1k%C3%A7as%C4%B1.%0D%0A%0D%0AAkl%C4%B1ma%20i%C4%9Fneleme%2C%20hakaret%20-i%C5%9Fin%20asl%C4%B1%20k%C3%BCf%C3%BCr%20dolu%20milyon%20tane%20c%C3%BCmle%20gelmesine%20ra%C4%9Fmen%20kendi" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fgokkusaklari-ve-cinsellik.html&amp;title=G%C3%B6kku%C5%9Faklar%C4%B1%20ve%20Cinsellik" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fgokkusaklari-ve-cinsellik.html&amp;title=G%C3%B6kku%C5%9Faklar%C4%B1%20ve%20Cinsellik&amp;notes=Sevgili%20Prenses%2C%0D%0A%0D%0APek%20%C3%B6yle%20g%C3%BCndeme%20dair%20yaz%C4%B1lar%2C%20yorumlar%20yapm%C4%B1yorum%20biliyosun%20fakat%20%C5%9Fimdi%20bahsedece%C4%9Fim%20konuda%20kendimi%20tutamad%C4%B1m%20a%C3%A7%C4%B1k%C3%A7as%C4%B1.%0D%0A%0D%0AAkl%C4%B1ma%20i%C4%9Fneleme%2C%20hakaret%20-i%C5%9Fin%20asl%C4%B1%20k%C3%BCf%C3%BCr%20dolu%20milyon%20tane%20c%C3%BCmle%20gelmesine%20ra%C4%9Fmen%20kendi" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fgokkusaklari-ve-cinsellik.html&amp;t=G%C3%B6kku%C5%9Faklar%C4%B1%20ve%20Cinsellik" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=G%C3%B6kku%C5%9Faklar%C4%B1%20ve%20Cinsellik%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fgokkusaklari-ve-cinsellik.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fgokkusaklari-ve-cinsellik.html&amp;title=G%C3%B6kku%C5%9Faklar%C4%B1%20ve%20Cinsellik&amp;annotation=Sevgili%20Prenses%2C%0D%0A%0D%0APek%20%C3%B6yle%20g%C3%BCndeme%20dair%20yaz%C4%B1lar%2C%20yorumlar%20yapm%C4%B1yorum%20biliyosun%20fakat%20%C5%9Fimdi%20bahsedece%C4%9Fim%20konuda%20kendimi%20tutamad%C4%B1m%20a%C3%A7%C4%B1k%C3%A7as%C4%B1.%0D%0A%0D%0AAkl%C4%B1ma%20i%C4%9Fneleme%2C%20hakaret%20-i%C5%9Fin%20asl%C4%B1%20k%C3%BCf%C3%BCr%20dolu%20milyon%20tane%20c%C3%BCmle%20gelmesine%20ra%C4%9Fmen%20kendi" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=G%C3%B6kku%C5%9Faklar%C4%B1%20ve%20Cinsellik&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fgokkusaklari-ve-cinsellik.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=G%C3%B6kku%C5%9Faklar%C4%B1%20ve%20Cinsellik&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fgokkusaklari-ve-cinsellik.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fgokkusaklari-ve-cinsellik.html&amp;title=G%C3%B6kku%C5%9Faklar%C4%B1%20ve%20Cinsellik&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fgokkusaklari-ve-cinsellik.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F03%2Fgokkusaklari-ve-cinsellik.html&amp;t=G%C3%B6kku%C5%9Faklar%C4%B1%20ve%20Cinsellik&amp;s=Sevgili%20Prenses%2C%0D%0A%0D%0APek%20%C3%B6yle%20g%C3%BCndeme%20dair%20yaz%C4%B1lar%2C%20yorumlar%20yapm%C4%B1yorum%20biliyosun%20fakat%20%C5%9Fimdi%20bahsedece%C4%9Fim%20konuda%20kendimi%20tutamad%C4%B1m%20a%C3%A7%C4%B1k%C3%A7as%C4%B1.%0D%0A%0D%0AAkl%C4%B1ma%20i%C4%9Fneleme%2C%20hakaret%20-i%C5%9Fin%20asl%C4%B1%20k%C3%BCf%C3%BCr%20dolu%20milyon%20tane%20c%C3%BCmle%20gelmesine%20ra%C4%9Fmen%20kendi" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=839&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/gokkusaklari-ve-cinsellik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TEKEL İşçileri ve Direniş</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/tekel-iscileri-ve-direnis.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/tekel-iscileri-ve-direnis.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Feb 2010 19:27:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[aktivizm]]></category>
		<category><![CDATA[guncel]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[direnis]]></category>
		<category><![CDATA[Evren Özesen]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[tekel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=691</guid>
		<description><![CDATA[Bu seferki konuk fotoğrafçım Evren Özesen, konu ise TEKEL İşçileri ve Direniş. TEKEL işçilerinin, bu yazının kaleme alındığı tarih itibarı ile 61. gününü doldurmakta olan eylemlerine ışık tutmaya çalışmak, bu hadiseyi görmezden gelmeyip daha geniş bir kitleye ulaştırmaya çalışmak temel bir sorumluluk gibi. Bununla beraber Evren Özesen&#8217;in fotoğrafları eşliğinde bu konuyu ele almaya karar verdiğimde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu seferki <a href="http://meren.org/blog/category/konuk-fotografci/">konuk fotoğrafçı</a>m Evren Özesen, konu ise TEKEL İşçileri ve Direniş. TEKEL işçilerinin, bu yazının kaleme alındığı tarih itibarı ile 61. gününü doldurmakta olan eylemlerine ışık tutmaya çalışmak, bu hadiseyi görmezden gelmeyip daha geniş bir kitleye ulaştırmaya çalışmak temel bir sorumluluk gibi.</p>
<p>Bununla beraber Evren Özesen&#8217;in fotoğrafları eşliğinde bu konuyu ele almaya karar verdiğimde bu fotoğrafların altını hak ettikleri şekilde dolduramayacağımın farkında idim (Türkiye&#8217;deki eğitim anlayışının kendisine emanet edilen gençlere attığı kazıkların en sağlamlarından birisi olduğuna inandığım <em>Fenci-Sosyalci</em> ayrımı yüzünden, iş toplumsal mevzulara geldiğinde dut yemiş bülbüle dönen tek <em>Fenci</em>&#8216;nin ben olmadığımı da biliyorum (yetiştirdiği nesillerin analitik düşünme araçları ile donatılacak olan kısmını, sosyal problemlerden hiç anlamayacak şekilde eğitmeyi seçen bir ülkenin buna karar verirken olsa olsa başlama çizgisinin hemen gerisinde iki ayakkabısını da bağcıkları ile sıkıca birbirine bağlamaya karar veren bir maratoncu kadar ileri görüşlü olduğunu düşünüyorum)).</p>
<p>Bu konunun ve bu konuya dair fotoğrafların benim vizyonsuzluğuma kurban gitmesine müsaade etmemek, bu mevzuyu sizlere medyada çıkan ve duymaktan artık sıkıldığınız basmakalıp haberlerden ve birbirinin aynısı köşe yazılarından edinilmiş fikirler ile iletmemek adına fikrine ve duruşuna güvendiğim kişi ve topluluklardan bu konuya dair özgün yorumlarını benimle paylaşmalarını rica etmeye karar verdim. Yazı boyunca sizlere Özesen&#8217;in objektifinden TEKEL işçileri ile beraber işte bu görüşler ve düşünceler eşlik edecek.</p>
<p>Dolayısıyla, birbirinden farklı perspektiflere yer verip <em>benim gibiler</em> için küçük bir kaynak oluşturmak da bu yazının amaçları arasında sayılabilir.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgEMKuPHI/AAAAAAAAH-U/I52gJR5jT0k/s576/01.jpg" alt="" /><br />
<em>© Evren Özesen</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Ankara&#8217;lı bir fotoğrafçı olan Evren Özesen TEKEL işçilerinin direnişini 33. gününden beri belgeliyor ve fotoğraflarını <a href="http://tekeldirenisi.blogspot.com/">http://tekeldirenisi.blogspot.com/</a> adresindeki günlüğünde yayınlıyor. Sadece fotoğraf çekmekle kalmayıp olan bitenin iç yüzünü yazılarıyla da aktarmaya çalışarak &#8220;<em>belgelemek</em>&#8221; fiilinin içini iyice doldurmuş bence. <span id="more-691"></span>Şimdiye kadar yaptığı en kapsamlı belgesel fotoğraf çalışması TEKEL direnişi günlüğü olmuş, fakat profesyonel fotoğrafçılık kariyerinin bir parçası olmasını istediği belgesel fotoğrafçılığı hayatının sonuna kadar sürdürmek gibi bir niyeti var. Evren Özesen, gönderdiği e-posta içerisinde bu çalışma ile ilgili şöyle demiş:</p>
<blockquote><p>Yaklaşık bir aydır işim olmadığı zamanlarda orada zaman geçiriyorum. Birçok Ankaralı&#8217;nın Anadolu&#8217;nun her yerinden gelmiş bu insanlarla çok ciddi dostluklar kurduğunu, birçok konuda fikir alışverişinde bulunduğunu gözlemledim. Bu gözlem orada bulunmayan birçok insana sıradan gelebilir ama hiç de öyle değil. Direnişin sürdüğü bölge gündüz ve gece geç saatlere kadar işlek olan bir bölge. Resmi dairelerden, mağazalardan, lokantalardan, birahane ve barlardan çıkan insanlar günün ve gecenin her saati bu yolu kullanıyor. Duraklayıp sohbet edenler, çeşitli yardımlarla gelenler, sarhoş naraları atanlar&#8230; Hepsi bir şekilde bu insanlarla orada iletişime geçiyor. Aradan kimi güçlerin çekilip salt insanların, iklimin ve sokağın sözünün geçtiği bir yerde her şeyin gerçekten sorunsuz devam edebildiğini görmek insanı gerçekten umutlandırıyor. &#8220;<em>Esnaf rahatsız oluyor, halk tedirgin</em>&#8221; gibi kimi ara bozucu lafların orada nasıl ters yüz edildiğini görmekten de ayrıca haz duyuyorum.</p></blockquote>
<p>Özesen&#8217;e tekrar döneceğim. Fakat onun da e-postasında dile getirdiği gibi işçi sınıfının başlattığı bu harekete dair söylenecek çok şey var.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgEMxSXWI/AAAAAAAAH-Y/KawvlooQsv8/s576/02.jpg" alt="" /><br />
<em>© Evren Özesen</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a href="http://loker.radiobrecht.org/">Koray Löker</a> bu konuda söyleyecekleri olanlardan ilki. Medya ve Görsel Araştırmalar üzerine yüksek lisans yapmış Bilkent Üniversitesi mezunu bir tiyatro yönetmeni olan Koray, aynı zamanda Irak Dünya Mahkemesi&#8217;nde medya koordinatörlüğü, Uluslararası Af Örgütü&#8217;ne gönüllü bilişim danışmanlığı yapmış olan bir aktivist de. Görüşlerine başvurduğum, kendisinden olan bitenin bir çerçevesini çizmesini istediğim ilk kişi idi. Bana aşağıdaki mektubu yazmış:</p>
<blockquote><p>TEKEL işçilerinin Ankara günlerini izlemek&#8230;</p>
<p>Televizyonu sahtekarca, gazeteleri birbirinin kopyası olarak gören, bildik haber kaynaklarına küsen, İnternet&#8217;te dolaşırken gördüklerinden sonuçlar çıkaran, alternatif haber kaynaklarına kulak vermeye eğilimli bir arkadaş grubunun ortasında yaşarken bazen gündem kayar. Memleketi yerinden oynattığına inanılan olaylara tanık olunur ve sokakta hiçbir yansımasıyla karşılaşılmaz. Kimi zaman da memleket yerinden oynar (Ajdar yeni bir şarkı söylemiştir, Hülya Avşar bacağını kırmıştır, ordu darbe yapacak iddialarına bir yenisi eklenmiştir) ve ne kulağınız ne ruhunuz duyar. Gündem nedir, kimin gündemi memleketin gündemidir? İletişim kuramından, sosyolojiye bir çok alanda önemli bir soru bu herhalde. Gündelik yaşamda ise çoğunlukla kayıp gidiyor dikkatten.</p>
<p>2010 yılının başları bu sorunun herkes için yanıtlarını birbirine benzeten bir olaya denk geldi. Türkiye&#8217;nin birçok şehrinde TEKEL&#8217;e bağlı işletmelerde, atölyelerde çalışan işçiler, özelleştirme sonucunda maruz bırakıldıkları şartlara isyan ederek Ankara&#8217;da toplandılar.</p>
<p>Önce kitlesel bir basın açıklamasına polisin sert müdahalesi düştü haberlerin arasına. Basın açıklamasının yapıldığı parkın havuzlarına atılan, düşen, kaçmak zorunda kalan işçiler. Sert kışın dondurucu soğuğunda sırılsıklam olmuş, biber gazı ve coplarla kovalanırken haklarını aramaya çalışıyorlardı.</p>
<p>Türkiye bu görüntülere yabancı değildi. Bir basın açıklaması ya da gösteride sert tepkilerle karşılaşan insanlardı muhalif olanlar. Hatta bu durum zaman zaman sadece polis müdahalesi gibi yasal olduğu iddia edilen formlarda değil, vatandaşın linç girişimlerinde, linç aktörlerinin para aldığı ortaya çıkan durumlarda bile sahneleniyordu.</p>
<p>Değişik olanın, bıçak kemiğe dayanınca, aslanın ağzına kafasını sokmak zorunda kalan işçiler olduğu anlaşıldı kısa sürede. İşçiler ne o parkı ne de mücadeleyi terk etmediler. Gün oldu, kendilerine sahip çıkmayan sendikalarının binalarını bastılar. Mitinglerde kürsüye çıkıp &#8220;<em>mücadele bizim, biz konuşacağız</em>&#8221; dediler. Gün oldu, sendika başkanlarıyla birlikte sabahladılar. Ama ne kavgalarını, ne umutlarını başkalarına devretmediler. Nöbetleşe, Türkiye&#8217;nin her yanından gelip Ankara&#8217;daki sendika binasının önünde uzun soluklu bir oturma eylemine başladılar. Naif, basit bir inatçılıktı onların tavrı. Sorun çözülene kadar evlerine dönmeyecek, sorunun onlar için ne kadar yaşamsal bir öneme sahip olduğunu göstereceklerdi.</p>
<p>Böyle de oldu. Yıllardır gerçek gücün emekten doğacağını tekrar eden solcular heyecanlandı, hükumet muhalifleri, işçileri sahiplenerek iktidara karşı bir koz olarak kullanmayı denedi, sendikalar eski parlak günlerinin hasretini direniş çadırlarında andı ama sokaktaki insan, halk, baş rolde hep TEKEL işçisini gördü. Belki de bu fark önemliydi.</p>
<p>Gerçi bu fark uzun zamandır ilk kez ortaya çıkıyor değil. Geçtiğimiz yıllarda benzeri şekillerde nice işçi direnişine sahne oldu Türkiye. Tek başına direnen bir kadının iş yerini dize getirişini izledik Desa&#8217;da. Paşabahçe benzerlerini yaşadı. Doğru adreslere bakanlar, birkaç yıldır artan bir ivmeyle memleket gündemini kuşatan mikro direnişleri görüyordu zaten. Belki de bu kez gerçekten farklı olan, hem eylemin kendiliğindenliği hem de içerdiği yoğun ironiydi.</p>
<p>Tokat&#8217;ta bir park&#8230; Üç dört kadın, ellerinden sıkıca tuttukları çocuklarını neredeyse sürükleyerek bir araya geliyorlar. Sonra başkaları ekleniyor onlara, sonra kalabalık gruplar. Kendi kendine bir miting havası doğuyor bir anda. Oysa basit bir buluşma bu. Yakınları Ankara&#8217;da direnişte olanlar, onları nasıl destekleyeceklerini konuşmak üzere sokakta buluşuyor. Ankara&#8217;da direnenlerin kimi zaman kocaları, kimi zamansa karıları oluyor buluşanlar&#8230; Kadın ve erkek birlikte, kardeşçe, eşit şekilde direnirken yeni deneyimler de kazanılıyor. Birçok kentte tekrar ediyor manzara. Serdar Kayaoğlu, &#8220;<em>Sakarya caddesi Ankara&#8217;nın midesi gibidir, işçiler bu kez Ankara&#8217;nın midesine oturdu</em>&#8221; diyordu bir söyleşide. <em>Ankara&#8217;nın midesine oturanlar</em> direnişi, özel bir kampanyaya gerek duymadan ülke çapında yaymış oluyorlar.</p>
<p>Ülkenin bir çok ayrı cenahında aynı konuyu konuşan insanlar, haber ağlarına ve medyaya gerçek anlamda alternatif bir haberleşme ağı haline geldiler. Üstelik ne İnternet ne de gelişen yeni medya teknolojileri yaptı bunu. Öyle Twitter üzerinden yaşanan bir başka devrim falan değil, bayağı eski usül, telefondan gurbetteki eşin sesini, koyvermemeye zorlanan gözyaşlarının eşliğinde duymak vardı işin içinde. Ne Twitter ne de Facebook bu hale getirdi bu direnişi. Direnenlerin gerçekten de kaybedecekleri bir şeyleri kalmamış olması ve bu hale gelene kadar hep güvendiklerinden yedikleri kazıklar nedeniyle kararlı ve şüpheci tavırları onları farklı kıldı.</p>
<p>Havuza atılmış, soğuk ve titreyen bir işçi, polislere &#8220;<em>siz benim oğlumun adını biliyor musunuz?</em>&#8221; diye bağırıyor. Kendince önemli birinin babasına vurduğunu sanan polis, gamsız. Görevini yapmanın ve egemen ideolojinin bekçiliğinin pervasızlığı var. &#8220;<em>Ne fark eder, oğlunun kim olduğu, kim olursa olsun!</em>&#8221; diye yanıtlıyor. Polis, işçinin &#8220;<em>iki yaşındaki oğlumun adını Tayyip koydum ben. Bu hükumet benim oyumla geldi iktidara</em>&#8221; yanıtına ne tepki verdi, göremedik. Görüntü dondu kaldı babanın suratında&#8230;</p>
<p>PKK tarafından yönlendirilmekle de suçlandılar, sendikaların hesaplarına alet edilmekle de&#8230; İş güvencesi, sosyal haklar ve bugüne kadar sundukları emeklerinin karşılığını almak isteyen işçiler, hükumet tarafından yılda on ay çalışabilecekleri, iki ay ücretsiz kalacakları, emeklilik birikimlerinin gasp edildiği bir sözleşmeye razı edilemeyince hemen düşmanlaştırıldılar. Ama oyuna gelmediler.</p>
<p>Memleketin etnik çatışmalarla bölünmek için çaba sarf edildiği, ırkçılığın tırmandığı günlerde her etnik kökenden insanın emekle ortaklaştığını görmek insanın içini ferahlatıyor. Giresun, Denizli ve Batman&#8217;dan işçiler, Kürt, Türk, Laz demeden bir arada haklarını arayabiliyor. Onlarla birlikte üşüyen, bekleyen, mücadelelerine omuz verenlerle tanıştıkça değişiyor işçiler. Oğlunun adını Tayyip koyan işçi tam nerededir bilinmez, ama toplumun ortalama eğilimlerini taşıyan bir çok insan yaşadıklarını yaşamışlarla, paylaşım üzerinden tanıştıkça başka insanlar oluyor. &#8220;<em>Bundan böyle travesti diye kimsenin aşağılanmasına izin vermeyeceğim</em>&#8221; diyor bir işçi. Kendisi de uzun yıllar böyle direnişler vermiş, hala veren işçi arkadaşlarıyla dayanışan, uzun yıllardır sendikalı bir cam işçisi alanda şunları söylüyor bir arkadaşıma: &#8220;<em>En azından bir solcu linç edildiğinde ya müdahale edecekler veya lince katılmayacaklar</em>&#8220;. Oysa bu insanlar 1 Mayıs&#8217;a katılanları dövmenin fena bir fikir olmadığını düşündüklerini anlatmaktan da çok çekinmiyorlar. Tabii geçmişte kalmış. Şimdi bu sene 1 Mayıs için randevulaşırken hatırlanıyor bu detay.</p>
<p>Ankara&#8217;da TEKEL direnişini izlemek, memleketin dönüşümündeki bir çok kırılma noktasını bir tiyatro oyunu gibi, bir küçük sahne içinde belirli bir zaman dilimine sıkıştırılmış olarak izlemeyi düşündürüyor. Hayat bir oyun, bizler de oyuncuyuz diye düşünerek. Bu perdenin mutlu sonla bitmesini umarak.</p></blockquote>
<p style="text-align: center;">***</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgEfEyWTI/AAAAAAAAH-c/TQq4oe6425Y/s576/03.jpg" alt="" /><br />
<em>© Evren Özesen</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu arada duydunuz mu bilmiyorum, fakat <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Noam_Chomsky">Noam Chomsky</a> de TEKEL işçilerinin direnişine dair bir açıklama yapmış ve şöyle <a href="http://yesilgazete.org/2010/02/11/noam-chomskyden-tekel-direnisine-mesaj/">demiş</a>:</p>
<blockquote><p>Dünya&#8217;nın birçok yerinde çalışan insanların haklarına yapılan sert müdahalelerin yaşandığı bu zamanda, TEKEL işçileri ve ailelerinin temel hakları için verdikleri bu mücadele ve cesareti görmek hayranlık verici.</p></blockquote>
<p>İşçilerin başlattıkları bu hareketin yankı getirdiğini görmek çok güzel. Bununla beraber başbakan dün yaptığı bir açıklamada yine önümüzdeki günlerde &#8220;<em>işçilere müdahale edeceklerini, çadırları kaldıracaklarını</em>&#8221; söylemiş. Ankaralı bu duruma ne der kestirmesi kolay değil. Başbakan bu gün yaptığı bir başka açıklamada da fok balıkları için ayağa kalkan insanlığın, Gazze&#8217;de öldürülen çocukları görmediğinden yakınarak &#8220;<em>Ey insanlık, neredesin</em>?&#8221; <a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25057304/">demiş</a>. İnsanlığın nerede olduğunu tespit etmek benim haddime değil, fakat işçilerin yanında olmadığı da aşikar sanki.</p>
<p>İnsanlığın tanımı, nerede olduğu, nerede olmadığı, kimin haklı, kimin haksız olduğu. Ankara soğuk, işçiler çadırlarda bekleşiyor. Siyaset dediğimiz geniş bir ova, politikacılar çelişki ve ironilerine binmiş at koşturuyorlar.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgErZvl0I/AAAAAAAAH-k/za5rf22PWe0/s576/05.jpg" alt="" /><br />
<em>© Evren Özesen</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Devlet ve otorite kavramı ile alıp vermediği en çok olan anarşist hareketin içinden gelen <a href="http://icmihrak.blogspot.com/">iç-mihrak</a>&#8216;ın duruşunun da çok önemli ve aydınlatıcı olacağını tahmin ettiğim için kendilerinin fikrini sordum. Gönderdikleri mektup Türkiye&#8217;deki liberal anlayış, sendikalar, Sol ve hükumet perspektifinden işçilerin eyleminin nasıl göründüğünü tartışıyor:</p>
<blockquote><p>Önce Türkiye&#8217;deki anlamı bağlamında &#8216;liberal&#8217; siyasetin yüzeysel bakış açısından, olayların gündelik görünümlerinden, &#8216;neden&#8217;e doğru yapılan aceleci sıçramadan söz edelim. Bu düşünce tarzına göre, TEKEL özelleştirildikten sonra, TEKEL depolarında yapılacak bir iş kalmamıştır. Buralarda çalışan işçiler fiilen çalışmamaktadırlar ve neoliberal bir bakış açısıyla, çalışmayan kişilerin istihdam edilmesi doğru değildir. Devlet aklı, bu işçilere iki seçenek sunacak kadar yüce gönüllüdür; hatta cömertlikle <em>malul</em>dür: kıdem tazminatınızı alın ve hayatınızın kalanında kendinizi özel sektörün şefkatli kucağına bırakın veya devlete ait başka işletmelerde sözleşmeli olarak (yani kamu sektöründe geleneksel olarak alışkın olunan iş garantisinden yoksun olarak) çalışmaya devam ederek bir işe yaradığınızı hem bize hem de kendinize kanıtlayın&#8230; Elbette işçilerin direnişi bu bakışla tamamıyla amaçsız, haddini aşmış bir eylem, bir nankörlük olarak görülür.</p>
<p>Sendikal mantık açısından bakıldığında, sendika denen ve devlete göbek bağıyla (formel hukuki bağlarla ve yöneticilerinin enformel çıkar bağlarıyla) bağlı olan bu <em>temsili</em> işçi örgütleri, kendilerini çoktan kaptırmış oldukları ekonomist rehavet çerçevesinde, kendilerini bu direnişi, en azından <em>spektaküler</em> tarafıyla desteklemek zorunda hissediyorlar. Hatta işi, bir genel grev örgütlemeye çabalama görüntüsü yaratmaya kadar götürüyorlar. Ancak farklı konfederasyonların devlet örgütü nezdindeki farklı çıkarları nedeniyle, bu genel grev elbette örgütlenemedi. Bu sayede bu &#8216;sarı&#8217; sendikalar da kendilerini devletle girişilecek ve büyük ihtimalle mağlubiyetle, yönetsel altüst olmayla neticelenecek bir unvan müsabakasından kurtulmuş buldular. Sendikalarda çalışan nice sendika emekçisine söylenecek bir şey yok, onların samimiyetleri elbette sorgulanmaz ancak böyle bir yönetsel organizasyonda nasıl sendikacılık yapılabileceği usanmadan tartışılmalıdır. Bu sendikaların öngörülemez biçimde, direnen işçileri yüzüstü bırakacak çeşit çeşit uzlaşmalara girmeleri mümkündür, hatta kendi mantıkları içinde neredeyse zorunludur.</p>
<p>Türkiye solundan bahsetmeyi çok isterdik. Ancak böyle bir mefhumun bile, en azından kitlesel bir <em>parti</em> olarak, varlığı son derece şüphelidir. Küçük sektler halinde örgütlenmiş Türkiye solu dışında, özellikle sosyal demokrat hareketin liderliğine talip olduğunu tasavvur eden CHP bile, bu direnişe mevcut hükumeti zora sokma, askeri bir müdahale ile yıkılması başarılamayan hükumeti, ülkedeki huzur olduğunu düşündükleri şeyi bozarak ortadan kaldırma imkanı olarak bakıyor. İşçilerin direnişi, kemalist tahakkümü yeniden inşa etmenin bir aracı olarak kullanılmaya çalışılıyor. Oysa bu &#8216;kurucu&#8217; parti, sadece bu kuruculuk sıfatından gelen saiklerle bile, işçi hareketi ile kanlı bıçaklı olmak, en azından pasif agresif metotlarla işçi hareketinin çevresinden dolanmak zorundadır. Kemalizm kesinlikle siyasal bir rakibe tahammül edebilecek bir düşünce değildir çünkü; hele bu rakip popüler bir emek muhalefetinden köken alıyorsa&#8230;</p>
<p>Hükumetin bakış açısı ise ülkedeki liberal siyaset çerçevesine kısmen otursa da, bundan daha fazlasını içeriyor. Kendisine direnen bu odaktan rahatsızlığı had safhaya çıkmış olan hükumet, işi bu direniş hareketinin dış odaklarca, hatta adlı adınca PKK tarafından provoke ediliyor olduğunu söylemeye kadar vardırıyor. Direnen işçilere sunulan seçenekleri kendi cömertlikleri olarak, bir bahşetme eylemi olarak görüyorlar; oysa siyasal mücadeleleri vicdan açısından değerlendirmek yer yer faydalı da olsa, oldukça tehlikelidir. Kemalist odaklar tarafından (sivil ve askeri) kuşatılmış hisseden hükumet, elbette bu direnişi de bir karalama, hal etme projesinin bir parçası olarak görüyor.</p>
<p>Pekala, direnen işçiler tüm bu kapışmanın neresinde duruyorlar? İslami-neoliberal bir hükumet tarafından karmakarışık (yerel/evrensel/vicdani/siyasal vs.) nedenlerle itilmiş, kurucu ideoloji tarafından bir kurtuluş söylencesini hayata geçirmek için kullanılmış, sendika konfederasyonları tarafından kandırılmış, (her iki kanattan) basın tarafından bir ajitasyon aracına indirgenmiş durumdalar. Siyah bantları ile halen direniyorlar. Belki de devletin sağladığı iş güvencesi için direnmeleri bazı <em>pürist</em> anarşistler tarafından ihanet olarak değerlendirilecektir fakat her türlü bakış açısından, halen direniyor olmaları bile saygı ve destekle karşılanmalıdır. iç-mihrak, direnen TEKEL işçilerine naçizane destek verebilmek için kendisinden istenen her şeyi yapmaya hazırdır. Yeter ki (umalım ki)<em> işçilerin iradesi </em>gerçekleşebilsin&#8230;</p></blockquote>
<p style="text-align: center;">***</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgKlBUlXI/AAAAAAAAH-o/-X6XrwpE2LY/s576/06.jpg" alt="" /><br />
<em>© Evren Özesen</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Aşağıdaki fotoğraf ne kadar güçlü bir fotoğraf. Belgesel fotoğrafın neden &#8220;geçerken çekilerek&#8221; yapılamayacağını gösteriyor bana. Televizyonda konuşan milletvekilinin ne dediğini duymak mümkün olmasa da kendisini izleyen yüzlerden ne demediğini okumak neredeyse mümkün.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgK0kOQRI/AAAAAAAAH-s/BhxkIcbB-d8/s576/07.jpg" alt="" /><br />
<em>© Evren Özesen</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>TEKEL işçilerinin direnişi üzerine bir mektup da <a href="http://burakavci.blogspot.com/">Burak Avcı</a>&#8216;dan, kendisi sosyal medyada &#8220;<em>siz de görüşlerinizi gönderin</em>&#8221; çağrıma kulak veren bir öğrenci:</p>
<blockquote><p>Son yıllarda Türkiye gündemini işgal eden konuların başında laiklik geliyor. Bu tartışma, &#8220;<em>yapay</em>&#8221; bir sorun değildir; tarihsel ve siyasal anlamda önemli bir arka plana sahiptir, fakat ülkemizin laiklik sorunundan daha önemli sorunları olmasına rağmen, siyasetçilerin mevcut ülke şartlarını &#8220;<em>halı altına süpürme</em>&#8221; taktiğine uygun olarak uzun yıllardır gündemin üst sıralarındaki yerini korumaktadır. Bu durum, Rıza Türmen&#8217;in &#8220;<em>Türkiye&#8217;de partilerin politikalarını seçmenler yönlendirmiyor; partiler seçmenlerin politik görüşlerini yönlendiriyor</em>&#8221; tezine pararel olarak toplumsal zeminde karşılık bulmakta; insanların &#8220;<em>laiklik</em>&#8221; üzerinden kendilerini konumlandırmalarına neden olmaktadır. İş güvencesi olmadan, açlık sınırının çok altında bir maaşla &#8220;<em>merdiven altı</em>&#8221; bir işletmede çalışan türbanlı bir kızın, ekonomik anlamda çözüm vaad eden bir siyasi oluşuma destek vermesi beklenirken, başına taktığı türbanla kendini politik arenada tanımlaması ve siyasi bağlamdaki tartışma türban üstünden yapıldığı için kendini muhafazakar partilere yakın görmesi Türmen&#8217;in tezinin en somut örneğidir. TEKEL işçilerinin direnişi bu bağlamda çok önemlidir.  İşçiler sosyoekonomik düzlemdeki sorunları dile getirmekte ve bu sorunlar ülke gündeminde hak ettiği yeri almaktadır. TEKEL işçilerinin eylemi, politik gündemi yönlendiren dinamiklerin siyasetçilerin tekelinden çıkıp toplumsal bir zemine oturmasın bir işaretidir. TEKEL işçilerinin emek-sermaye çelişkisine dikkat çekerek yürüttükleri bu eylem, bireylerin kendilerine siyasetçiler tarafından dayatılan siyasi konumlandırmalara karşı çıktıklarının güzel bir örneğidir. Bir anlamda halkın ülke gündemine yaptığı bir balans ayarıdır. &#8220;<em>Merdiven altı</em>&#8221; işletmede çalışan o türbanlı kızın insanca bir yaşam için, hakkını aramak için sokağa çıkmasıdır. Bu direnişten, toplumun sosyal demokrat politikalara ne kadar muhtaç olduğunu görerek, &#8220;<em>sol bitti sağa kayıyoruz</em>&#8221; diyen (sosyal demokrat) partilerin önemli dersler çıkarması gerekiyor. Umudumuz, TEKEL işçileriyle başlayan &#8220;<em>tekel kırma</em>&#8221; girişiminin toplumun tüm katmanlarına yayılarak ülkemizi &#8220;<em>halk tekelinde bir demokrasiye</em>&#8221; kavuşturması.</p></blockquote>
<p style="text-align: center;">***</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgK9qGcRI/AAAAAAAAH-w/KjbE7fw03Kk/s576/08.jpg" alt="" /><br />
<em>© Evren Özesen</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="right"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgLFYMGkI/AAAAAAAAH-0/a3gFUMbj96U/s400/09.jpg" alt="" /><br />
<em>© Evren</em></td>
<td align="left"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgLLvA8SI/AAAAAAAAH-4/ZTYUKI8GYmE/s400/10.jpg" alt="" /><br />
<em>Özesen</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kapısını çaldığım gruplardan bir diğeri de bilim, sanat, kültür ve aktivizm insanlarını bünyesinde barındıran <a href="http://www.prensesemektuplar.com/">Prensese Mektuplar</a> ekibi. Prensese Mektuplar&#8217;ın mektubu şöyle:</p>
<blockquote><p>Sevgili Prenses,</p>
<p>TEKEL direnişini neden desteklemek lazım sence?</p>
<p>Herkes kendi görüşüne yakın bir destek noktası bulacaktır muhakkak. Mesela kimisi devrimin proletaryanın harekete geçmesiyle geleceğine inandığı için destekleyecektir. Kimisi &#8220;yaşasın otonom grupların kendi hakları için mücadelesi&#8221; diyecek, kimisi sırf iktidar partisi yıpranıyor diye desteklerken, kimisi ekmek derdinde olduğundan ve sıranın kendisine de geleceğini bildiğinden destekliyor olacaktır. Kimisi devletçi olduğundan, özelleştirmeye karşı olduğundan, kimisi işçilerin haklarının yenmesini kaldıramadığından destekliyor olacaktır&#8230;</p>
<p>Karşı çıkanlar da olabilir elbet, kimisi &#8220;<em>4/C&#8217;ye bile eyvallah diyecek milyonlarca işsiz var</em>&#8221; derken, kimisi AKP sempatisi yüzünden &#8220;<em>direnmesinler</em>&#8221; isteyebilir. Kimisi &#8220;<em>bizim vergimizi TEKEL işçilerine kaptırmayın</em>&#8221; derken, kimisi sermayedar olduğu için, o paranın kendi cebinden çıkacağını bildiği için huysuzlanabilir&#8230;</p>
<p>Ama Prenses, TEKEL direnişi sırf böyle bir farklı görüş spekturumu yarattığı için ve uzun zamandır ilk kez işsizlik, ekmek, yaşam güvencesi, özelleştirme, haklar, haksızlıklar gibi seni, beni, bu ülkenin vatandaşların bire bir etkileyen çok önemli ve tartışılması gereken konuları kamuoyunda tartışmaya açtığı için bile desteklenmeye değerdir. En azından, yıllardır Ergenekondu, baş örtüsüydü, İslamdı, laiklikti, kesik baş cinayetiydi,  domuz gribi dehşetiydi, Fenerbahçeydi, Galatasaraydı derken oluşturulan suni gündem bu direnişle delindiği için desteklenmelidir.</p>
<p>Bu direnişin sonunun nereye bağlanacağını bu gün itibarı ile görmek zor olabilir. Fakat hayatımızı etkileyen somut konuları somut bir şekilde tartışmazsak, masallarla, suni tartışmalarla, yarışma programlarıyla, pembe dizilerle uyumaya devam eder, haklarımıza sahip çıkmazsak, ne olmaz onu biliyoruz: Cacık olmaz. Evet, haklarımıza sahip çıkmazsak, bizden cacık bile olmaz!</p></blockquote>
<p style="text-align: center;">***</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgQC1MtzI/AAAAAAAAH_E/WL7UNnrgMFw/s576/13.jpg" alt="" /><br />
<em>© Evren Özesen</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgP-s1u8I/AAAAAAAAH-8/glpp2JNgRw8/s576/11.jpg" alt="" /><br />
<em>© Evren Özesen</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bitirirken fotoğrafları ile bize ne olup bittiğini aktaran Evren Özesen&#8217;e bir daha dönmek istiyorum. Fotoğrafa olan ilgisi Ankara Üniversitesi&#8217;nde Arkeoloji okuduğu yıllarda başlamış. 2006 yılından beri de profesyonel anlamda fotoğrafçılık yapıyor, reklam, tanıtım fotoğrafları çekiyormuş. Özel gün fotoğrafçılığı da yaptığını, diğerleri ile kıyaslayınca bunu yapmaktan daha çok keyif aldığını belirtmiş. Sebebi de gerçek insanlarla, gerçek mekanlarda, gerçek ışık koşullarında, mükemmeliyet kaygısı olmadan fotoğraf çekmenin ona daha anlamlı geliyor olmasıymış. Bu seçkideki fotoğraflara bakınca söylediği daha çok anlam ifade ediyor.</p>
<p>Küçük bir teknik bilgi: Burada yer alan ve günlüğünde yayınladığı fotoğraflarının tümünü full-frame olmayan fotoğraf makinesine takılı 24mm&#8217;lik bir lens ile, flaş kullanmadan çekmiş. Gönderdiği e-postada değindiği ayrıntılardan birisi de sabit odak uzaklıklı lens kullanmanın fotoğraflarda bir bütünlük ve dil ortaklığı oluşturmak açısından kendisine ne kadar yardımcı olduğu.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgP9qEtRI/AAAAAAAAH_A/nGJOkC4mXAE/s576/12.jpg" alt="" /><br />
<em>© Evren Özesen</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu yazının yayınlandığı tarih itibarı ile gelecekte ne olacağı belirsiz. Fakat dilerim TEKEL işçileri sahneyi sessizce terk edip gitmezler ve haklarını arayan insanların kararlılığı ve adanmışlığı başkentten başlayarak Türkiye&#8217;nin her yanına yayılır.</p>
<blockquote><p><em>Not: Bu günlük girdisi <a href="http://meren.org/blog/">Meren&#8217;in Fotoğraf Günlüğü</a> ile eş zamanlı olarak yayınlamaktadır.</em></p></blockquote>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F02%2Ftekel-iscileri-ve-direnis.html&amp;title=TEKEL%20%C4%B0%C5%9F%C3%A7ileri%20ve%20Direni%C5%9F&amp;bodytext=Bu%20seferki%20konuk%20foto%C4%9Fraf%C3%A7%C4%B1m%20Evren%20%C3%96zesen%2C%20konu%20ise%20TEKEL%20%C4%B0%C5%9F%C3%A7ileri%20ve%20Direni%C5%9F.%20TEKEL%20i%C5%9F%C3%A7ilerinin%2C%20bu%20yaz%C4%B1n%C4%B1n%20kaleme%20al%C4%B1nd%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20tarih%20itibar%C4%B1%20ile%2061.%20g%C3%BCn%C3%BCn%C3%BC%20doldurmakta%20olan%20eylemlerine%20%C4%B1%C5%9F%C4%B1k%20tutmaya%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fmak%2C%20bu%20hadiseyi%20g%C3%B6rme" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F02%2Ftekel-iscileri-ve-direnis.html&amp;title=TEKEL%20%C4%B0%C5%9F%C3%A7ileri%20ve%20Direni%C5%9F" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F02%2Ftekel-iscileri-ve-direnis.html&amp;title=TEKEL%20%C4%B0%C5%9F%C3%A7ileri%20ve%20Direni%C5%9F&amp;notes=Bu%20seferki%20konuk%20foto%C4%9Fraf%C3%A7%C4%B1m%20Evren%20%C3%96zesen%2C%20konu%20ise%20TEKEL%20%C4%B0%C5%9F%C3%A7ileri%20ve%20Direni%C5%9F.%20TEKEL%20i%C5%9F%C3%A7ilerinin%2C%20bu%20yaz%C4%B1n%C4%B1n%20kaleme%20al%C4%B1nd%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20tarih%20itibar%C4%B1%20ile%2061.%20g%C3%BCn%C3%BCn%C3%BC%20doldurmakta%20olan%20eylemlerine%20%C4%B1%C5%9F%C4%B1k%20tutmaya%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fmak%2C%20bu%20hadiseyi%20g%C3%B6rme" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F02%2Ftekel-iscileri-ve-direnis.html&amp;t=TEKEL%20%C4%B0%C5%9F%C3%A7ileri%20ve%20Direni%C5%9F" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=TEKEL%20%C4%B0%C5%9F%C3%A7ileri%20ve%20Direni%C5%9F%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F02%2Ftekel-iscileri-ve-direnis.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F02%2Ftekel-iscileri-ve-direnis.html&amp;title=TEKEL%20%C4%B0%C5%9F%C3%A7ileri%20ve%20Direni%C5%9F&amp;annotation=Bu%20seferki%20konuk%20foto%C4%9Fraf%C3%A7%C4%B1m%20Evren%20%C3%96zesen%2C%20konu%20ise%20TEKEL%20%C4%B0%C5%9F%C3%A7ileri%20ve%20Direni%C5%9F.%20TEKEL%20i%C5%9F%C3%A7ilerinin%2C%20bu%20yaz%C4%B1n%C4%B1n%20kaleme%20al%C4%B1nd%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20tarih%20itibar%C4%B1%20ile%2061.%20g%C3%BCn%C3%BCn%C3%BC%20doldurmakta%20olan%20eylemlerine%20%C4%B1%C5%9F%C4%B1k%20tutmaya%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fmak%2C%20bu%20hadiseyi%20g%C3%B6rme" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=TEKEL%20%C4%B0%C5%9F%C3%A7ileri%20ve%20Direni%C5%9F&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F02%2Ftekel-iscileri-ve-direnis.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=TEKEL%20%C4%B0%C5%9F%C3%A7ileri%20ve%20Direni%C5%9F&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F02%2Ftekel-iscileri-ve-direnis.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F02%2Ftekel-iscileri-ve-direnis.html&amp;title=TEKEL%20%C4%B0%C5%9F%C3%A7ileri%20ve%20Direni%C5%9F&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F02%2Ftekel-iscileri-ve-direnis.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F02%2Ftekel-iscileri-ve-direnis.html&amp;t=TEKEL%20%C4%B0%C5%9F%C3%A7ileri%20ve%20Direni%C5%9F&amp;s=Bu%20seferki%20konuk%20foto%C4%9Fraf%C3%A7%C4%B1m%20Evren%20%C3%96zesen%2C%20konu%20ise%20TEKEL%20%C4%B0%C5%9F%C3%A7ileri%20ve%20Direni%C5%9F.%20TEKEL%20i%C5%9F%C3%A7ilerinin%2C%20bu%20yaz%C4%B1n%C4%B1n%20kaleme%20al%C4%B1nd%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20tarih%20itibar%C4%B1%20ile%2061.%20g%C3%BCn%C3%BCn%C3%BC%20doldurmakta%20olan%20eylemlerine%20%C4%B1%C5%9F%C4%B1k%20tutmaya%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fmak%2C%20bu%20hadiseyi%20g%C3%B6rme" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=691&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/tekel-iscileri-ve-direnis.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

