<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Prensese Mektuplar &#187; dogu</title>
	<atom:link href="http://www.prensesemektuplar.com/category/dogu/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.prensesemektuplar.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 22:46:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Hint Sinemasında Bir Türk Mağdur</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2012/02/hint-sinemasinda-bir-turk-magdur.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2012/02/hint-sinemasinda-bir-turk-magdur.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 22:22:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tuna</dc:creator>
				<category><![CDATA[dogu]]></category>
		<category><![CDATA[eglenceli]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[bollywood]]></category>
		<category><![CDATA[gazoz kapağı]]></category>
		<category><![CDATA[hint sineması]]></category>
		<category><![CDATA[interaktif izleyici]]></category>
		<category><![CDATA[yazlık sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=5486</guid>
		<description><![CDATA[Babaannemin evinin bahçesinde bitişikteki yazlık sinemaya açılan bir kapı vardı. Sinemacı Cemal amcanın dedemle dostluklarından dolayı o kapıyı iptal etmek sözkonusu bile olmamıştı. Yazın her haftasonu sinemaya beleş girişin yanı sıra; o sıralar pek revaçta olan gazoz kapağı biriktirmek konusundaki rekabette bizim mahallenin ön sıralarında olmamı sağlardı bu ayrıcalık. O günleri gazoz ve çekirdek kokusuyla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Babaannemin evinin bahçesinde bitişikteki yazlık sinemaya açılan bir kapı vardı. Sinemacı Cemal amcanın dedemle dostluklarından dolayı o kapıyı iptal etmek sözkonusu bile olmamıştı. Yazın her haftasonu sinemaya beleş girişin yanı sıra; o sıralar pek revaçta olan gazoz kapağı biriktirmek konusundaki rekabette bizim mahallenin ön sıralarında olmamı sağlardı bu ayrıcalık. O günleri gazoz ve çekirdek kokusuyla hatırlıyorum. Yüzlerce kilo çekirdeği çıtlatan kalabalık, yer yer alkışlarla yer yer yuhalamalarla, bağrış çığrış ile aktif bir seyirci kitlesinin eğlenceliğiydi. Renkli televizyonun iyice yaygınlaştığı o günleri takiben Cemal Amca sinemayı düğün salonuna çevirmek zorunda kaldı haliyle. O sinemaları ucundan da olsa gören son kuşağa ait olmaktan gurur duymanın yanında Yıldız Savaşları&#8217;nı ilk izlediğim yeri asla unutmayacağımı biliyorum.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2012/02/1-1.jpg"><img class="aligncenter  wp-image-5490" title="1-1" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2012/02/1-1-1024x768.jpg" alt="" width="526" height="393" /></a></p>
<p>Bütün bu tozlu anıları bana hatırlatan dün Hajipur&#8217;da gittiğim sinemaydı. Bildiğiniz gibi Hindistan&#8217;ın en yoksul bölgelerinden birinde ikamet ediyorum. Bir tatil gününde yapılabilecek en ilginç şeyin sinemaya gitmek olduğunda karar kılan arkadaşlarım bak bu bildiğin gibi değil diyerek beni evden çıkarmayı başardılar. Filmin hintçe olduğunu yarı yolda söyleseler de hint filmlerinin konusunu anlamak için hintçe bilmeye pek gerek yokmuş aslen onu öğrendim. Yanımdan yine de hintli arkadaşımı eksik etmedim. Açıkhava sineması olmasa da kitlelerin filmleri hala heyecanla izlediği, sinemanın bölünmüş küçük odacıklardan ibaret olmadığı, köhne de olsa gururlu bir sinema salonu ile karşılaştım.</p>
<p>Bolywood filmleri başlı başına bir fenomen ama ben filmden çok sinema salonunu izledim. Sinema salonu resmen bir panayır yeriydi. Alkışlayanlar, ıslık çalanlar, müzikal sahnelerde kalkıp göbek atanlarla birlikte kaotik bir eğlencenin ortasına düştüğümü farketmekte hiç geçikmedim. Hikayeyi ne kadar dışarılıklı bir gözle anlattığıma da bu noktada dikkatinizi çekmek isterim. Zira fısıltıya bile toleransımızın olmadığı, nerede ne hissedeceğimize film psikologlarının karar verdiği modern zamanların görsel ama bireysel tapınma törenlerine alışalı çok oldu. Cık cıklamaya başlamadan önce, prensesin zihni açık Indiana Jones kılıklı muhabiri olarak yeni kültürleri yargılamadan antropolog edasıyla inceleme misyonumu hatırladım. İçinde bulunduğum durumun çocukluk deneyimlerime ne kadar yakın olduğuna uyanmam da bu vesileyle oldu. Paralellik kurup “empati yaptım”.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2012/02/4-2.jpg"><img class="aligncenter  wp-image-5491" title="4-2" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2012/02/4-2-1024x768.jpg" alt="" width="540" height="405" /></a></p>
<p>Yani tabi empati de bi yere kadar. Hindistan&#8217;da herşeyin biraz abartılı olduğunu bilmek için buralara gelmek gerekmiyor herhalde. Yanımdaki eleman daha ne kadar filmin gürültüsünü bastırmaya çalışarak telefonda konuşabilir diye düşünmek ekrana odaklanmayı pek kolaylaştırmadı. Arkamdaki elemanın beşinci tükürüğünde, artık kesin üstüme tükürmüştür diye rahatlayıp tekrar filme geri döndüm. Bütün salon filmi bırakıp kötü adama laf yetiştiren sinirli bir amcaya kahkahalarla gülmeye başlayınca anladım ki film buradaki kitlesel eğlencenin sadece bir bölümünü oluşturuyor. İnsanlar etrafındaki yüzlerce kişiyi yok saymadan aktif bir katılımcı olarak birlikte eğleniyorlar. Yine de geçen bayram kutlamalarında Tom Cruise&#8217;a benzetilerek ilgi odağı olmaktan kaçamayan bu beyaz kulunuz, karanlığın nimetlerinden faydalanarak kimsenin ona bakmamasının keyfini de sürdü tabi.</p>
<p>Şimdilerde dansçı tiyatrocu tayfasının dillerine doladıkları interektif gösteri anlayışını, seyirciyi işin içine katma çabalarını düşünüyorum. Oturma gruplarını şöyle işin içine katalım, böyle atraksiyon yapalım hede hödösüyle, televizyonların karşısında eğlencenin pasif öğeleri olmaya alıştırılmış, uyuşturulmuş kitleleri uyandırmaya çalışsınlar. Entelköy Efeköy&#8217;e Karşı filminin galasına giden bir arkadaşım, galaya davetli egeli köylülerin müzikli sahnelerde nasıl kalkıp göbek attığını anlatıp, biz de kös kös oturduk diye hayıflanmıştı. Biz o treni kaçırmışız anlaşılan. Bunun adına batılılaşmak mı diyorsunuz ne diyorsunuz bilmiyorum ama ben o batılılaşan yanımı çok sıkıcı buluyorum.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2012/02/6-3.jpg"><img class="aligncenter  wp-image-5492" title="6-3" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2012/02/6-3-1024x768.jpg" alt="" width="566" height="422" /></a></p>
<p>Gelelim Bollywood filmlerine. Hintli arkadaşlar, hiçkimse dans edip şarkı söylemediği için Hollywood filmlerini oldukça sıkıcı bulduklarını ifade ettiler. Bence çok haklılar. Hint filmleri çok ciddi görsel şölenler olmalarının yanı sıra her filmde drama, aksiyon, gerilim, şiddet, aşk ve komediyi içeren standart bir modeli takip ediyorlar. Bütün bu unsurları barındırmayan filmler de zaten satmıyor. O yüzden ne tür bir film bu demek biraz anlamsız kaçıyor. Hint geleneksel tiyatrosunun oturduğu binlerce yıllık oyunculuk mirasının izlerini de oyuncularda görmek mümkün. Hindistan bol mimikli bir ülke olsa da oyuncuların herhangi bir duyguyu ifade etmek için onlarca farkli mimik ve yüz kasını ustalıkla kullandığını gözlemek mümkün. Yani bizim dizi oyuncularını figüran diye bile koymazlar bu filmlere.</p>
<p>Fimlerdeki temalar tamamen hint popüler kültürü ve yeni yükselen değerlerin izlerini taşısa da ulusal sinema denen şey demek böyle bişeymiş diye düşündüm şöyle bi durup. Bir milyarlık bir nüfusa hizmet verdikleri düşününce hasılat ve film endüstrisinin hacmi konusunda pek bir sıkıntı çekmedikleri aşikar. Teknik bir gözle filmlere bakınca sanat yönetiminden görsel efektlere, görüntü yönetmenliğinden oyunculuğa kadar oldukça iyi iş çıkardıklarını söyleyebilirim. Temaların ve hikayenin klasik ve kitsch olması bence diğer unsurları gözardı etmek için yeterli değil.</p>
<p><object width="640" height="360" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/z0KPQstwMQw?version=3&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed width="640" height="360" type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.youtube.com/v/z0KPQstwMQw?version=3&amp;hl=en_US" allowFullScreen="true" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" /></object></p>
<p>Velhasıl kelam altı üstü ikibuçuk saatimi sinemada geçirip film hintçe olduğu için bütün bunları düşünmeye zamanım oldu. Kafanızı şişirmem de ondandır. Dua edin kriket maçına gitmeyeyim. Bütün prenseslerimi münasip yerlerinden öpüyorum.</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2012%2F02%2Fhint-sinemasinda-bir-turk-magdur.html&amp;title=Hint%20Sinemas%C4%B1nda%20Bir%20T%C3%BCrk%20Ma%C4%9Fdur&amp;bodytext=Babaannemin%20evinin%20bah%C3%A7esinde%20biti%C5%9Fikteki%20yazl%C4%B1k%20sinemaya%20a%C3%A7%C4%B1lan%20bir%20kap%C4%B1%20vard%C4%B1.%20Sinemac%C4%B1%20Cemal%20amcan%C4%B1n%20dedemle%20dostluklar%C4%B1ndan%20dolay%C4%B1%20o%20kap%C4%B1y%C4%B1%20iptal%20etmek%20s%C3%B6zkonusu%20bile%20olmam%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1.%20Yaz%C4%B1n%20her%20haftasonu%20sinemaya%20bele%C5%9F%20giri%C5%9Fin%20yan%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2012%2F02%2Fhint-sinemasinda-bir-turk-magdur.html&amp;title=Hint%20Sinemas%C4%B1nda%20Bir%20T%C3%BCrk%20Ma%C4%9Fdur" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2012%2F02%2Fhint-sinemasinda-bir-turk-magdur.html&amp;title=Hint%20Sinemas%C4%B1nda%20Bir%20T%C3%BCrk%20Ma%C4%9Fdur&amp;notes=Babaannemin%20evinin%20bah%C3%A7esinde%20biti%C5%9Fikteki%20yazl%C4%B1k%20sinemaya%20a%C3%A7%C4%B1lan%20bir%20kap%C4%B1%20vard%C4%B1.%20Sinemac%C4%B1%20Cemal%20amcan%C4%B1n%20dedemle%20dostluklar%C4%B1ndan%20dolay%C4%B1%20o%20kap%C4%B1y%C4%B1%20iptal%20etmek%20s%C3%B6zkonusu%20bile%20olmam%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1.%20Yaz%C4%B1n%20her%20haftasonu%20sinemaya%20bele%C5%9F%20giri%C5%9Fin%20yan%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2012%2F02%2Fhint-sinemasinda-bir-turk-magdur.html&amp;t=Hint%20Sinemas%C4%B1nda%20Bir%20T%C3%BCrk%20Ma%C4%9Fdur" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Hint%20Sinemas%C4%B1nda%20Bir%20T%C3%BCrk%20Ma%C4%9Fdur%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2012%2F02%2Fhint-sinemasinda-bir-turk-magdur.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2012%2F02%2Fhint-sinemasinda-bir-turk-magdur.html&amp;title=Hint%20Sinemas%C4%B1nda%20Bir%20T%C3%BCrk%20Ma%C4%9Fdur&amp;annotation=Babaannemin%20evinin%20bah%C3%A7esinde%20biti%C5%9Fikteki%20yazl%C4%B1k%20sinemaya%20a%C3%A7%C4%B1lan%20bir%20kap%C4%B1%20vard%C4%B1.%20Sinemac%C4%B1%20Cemal%20amcan%C4%B1n%20dedemle%20dostluklar%C4%B1ndan%20dolay%C4%B1%20o%20kap%C4%B1y%C4%B1%20iptal%20etmek%20s%C3%B6zkonusu%20bile%20olmam%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1.%20Yaz%C4%B1n%20her%20haftasonu%20sinemaya%20bele%C5%9F%20giri%C5%9Fin%20yan%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Hint%20Sinemas%C4%B1nda%20Bir%20T%C3%BCrk%20Ma%C4%9Fdur&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2012%2F02%2Fhint-sinemasinda-bir-turk-magdur.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Hint%20Sinemas%C4%B1nda%20Bir%20T%C3%BCrk%20Ma%C4%9Fdur&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2012%2F02%2Fhint-sinemasinda-bir-turk-magdur.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2012%2F02%2Fhint-sinemasinda-bir-turk-magdur.html&amp;title=Hint%20Sinemas%C4%B1nda%20Bir%20T%C3%BCrk%20Ma%C4%9Fdur&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2012%2F02%2Fhint-sinemasinda-bir-turk-magdur.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2012%2F02%2Fhint-sinemasinda-bir-turk-magdur.html&amp;t=Hint%20Sinemas%C4%B1nda%20Bir%20T%C3%BCrk%20Ma%C4%9Fdur&amp;s=Babaannemin%20evinin%20bah%C3%A7esinde%20biti%C5%9Fikteki%20yazl%C4%B1k%20sinemaya%20a%C3%A7%C4%B1lan%20bir%20kap%C4%B1%20vard%C4%B1.%20Sinemac%C4%B1%20Cemal%20amcan%C4%B1n%20dedemle%20dostluklar%C4%B1ndan%20dolay%C4%B1%20o%20kap%C4%B1y%C4%B1%20iptal%20etmek%20s%C3%B6zkonusu%20bile%20olmam%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1.%20Yaz%C4%B1n%20her%20haftasonu%20sinemaya%20bele%C5%9F%20giri%C5%9Fin%20yan%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=5486&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2012/02/hint-sinemasinda-bir-turk-magdur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Saraswati Bayramı</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2012/01/saraswati-bayrami.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2012/01/saraswati-bayrami.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jan 2012 18:57:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tuna</dc:creator>
				<category><![CDATA[dogu]]></category>
		<category><![CDATA[eglenceli]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Bihar]]></category>
		<category><![CDATA[hajipur]]></category>
		<category><![CDATA[hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[hint bayramları]]></category>
		<category><![CDATA[hint mitolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[puja]]></category>
		<category><![CDATA[sarasvati]]></category>
		<category><![CDATA[saraswati]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=5462</guid>
		<description><![CDATA[(ya da Hintlinin hoparlör ile imtihanı) Sevgili Prenses Karlı İstanbul&#8217;dan Güneşli Hint diyarına göçümün birinci haftasındayım. Bihar eyaletinin Hajipur şehrinde gürültüden kafamı yastıkların altına gömerek geçirdiğim gecelerin ardından ne oluyor lan dışarıda konulu araştırmamın sonuçlarını seninle de paylaşmak isterim. Meğersem ben Saraswati Bayramı denen çılgın kutlamanın kurbanıymışım. Allah jeneratör ve hoparlörü yaratırken bu ölümcül kombinasyonun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size: medium;">(ya da Hintlinin hoparlör ile imtihanı)</span></strong></p>
<p>Sevgili Prenses<br />
Karlı İstanbul&#8217;dan Güneşli Hint diyarına göçümün birinci haftasındayım. Bihar eyaletinin Hajipur şehrinde gürültüden kafamı yastıkların altına gömerek geçirdiğim gecelerin ardından ne oluyor lan dışarıda konulu araştırmamın sonuçlarını seninle de paylaşmak isterim. Meğersem ben Saraswati Bayramı denen çılgın kutlamanın kurbanıymışım. Allah jeneratör ve hoparlörü yaratırken bu ölümcül kombinasyonun bir gün hintli halk kitlelerinin eline geçeceğini hiç hesap edememiş bana kalırsa. Burası 110 milyonluk nüfusa sahip fakir bir eyalet olsa da, hint halkı aç kalmış susuz kalmış gidip devasa hoparlörler edinmiş. Hatta bazıları bunları sekizli onlu kombinasyonlar haline getirmiş evinin önünde dini tekno partisi vermekteymiş. Bilgelik, Sanat ve Müziğin tanrıçası Saraswati&#8217;ye ithaf edilmiş bu bayramın öncelikli olarak müzik kısmını dikkate alan halk güruhları, &#8220;dans etmeyeni dövüyorlar&#8221; şiarıyla kendinden geçmiş.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2012/01/1-2.jpg"><img class="aligncenter  wp-image-5467" title="1-2" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2012/01/1-2-1024x934.jpg" alt="" width="517" height="471" /></a></p>
<p>Hintlilerin tekerleği de keşfettiğini unutacak kadar saf olan kulunuz, şu anda 15 hoparlör, bir jeneratör ve iki el arabasını takip eden bir güruhun kapının önünden geçişini şaşkınlıkla izliyor. Popüler şarkıların hint mantralarıyla uyarlanmış, dijitalize edilmiş versiyonları dört bir yandan uykusuz beynime hücum ediyor. Dün gece gerçekleştirdiğim; bir sokağı içeren sosyolojik örnekleme çalışmasında; en az 5 hoparlör, 1 tanrıça heykeli, yiyecek ikramı ve en az 50 çocuktan oluşan bayram paketinin tek bir sokakta 10 kere tekrarlandığını gördüm. Gerisini siz hesap edin.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2012/01/10-1.jpg"><img class="aligncenter  wp-image-5475" title="10-1" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2012/01/10-1-1024x663.jpg" alt="" width="586" height="379" /></a></p>
<p>Hindistan&#8217;ın turist görmemiş fakir bir bölgesinde yaşamaya başladığımdan kerri, rock star denen şahsiyetlerin kalabalıklardan ve ilgiden nasıl bunalabileceğini meşhur olmadan keşfetme şansına da nail oldum. Bayramdan bayrama içki içen ve bu yüzden içince sapıtan hint gençliği, dans bayramını benim gibi dans etmeyen yabancıları motive etmek için kullanıyor. Tuna dans etmeye çalışıp yine kendini rezil etti diyenleri duyuyorum orada. Sevgili arkadaşlarım! Sonunda benim gibi dans eden, abuk subuk el kol hareketleri ve koordinasyonsuz zıplamaların normal karşılandığı bir memlekete vardım. Ben dans ederken dalga geçen gözleriniz sizin olsun. Beni burada bağrına basan bir kitle var. Burada dans kardeşlerimleyim. Yine de aralarından sıyrılmak biraz zor. Allahaşkına gel bi tur da benimle dans et ısrarları bizim köy düğünlerini aratmayan cinsten.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2012/01/15-3.jpg"><img class="aligncenter  wp-image-5472" title="15-3" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2012/01/15-3-1024x680.jpg" alt="" width="574" height="380" /></a></p>
<p>Günün anlam ve önemine binaen bugün sana senin kadar büyüleyici bir tanrıça olan Saraswati&#8217;den bahsetmek isterim prenses. Tanrı Brahma&#8217;nın karısı Saraswati. Hem tanrısal hem de dünyevi bilgelik en önemli özelliği. Sanat ve dans gibi başka bir çok özelliği olsa da Saraswati teyzenin, Saraswati Bayramı bir nevi okuma bayramı olarak kutlanıyor Hindistanda. Okumuş insanlara krallardan daha fazla hürmet eden hint toplumu çocuklarına ilk kelimeleri okumayı bugün öğretiyormuş. Çocuklar kitapları defterleri toplayıp tanrıça heykeline sunuyorlar bugün. Çelişkili bir şekilde kitap okumak yasakmış bugün. Tanrıça Saraswati, kendisine sunulan kitaplar üzerinden kutsuyormuş “öğrenen”leri.</p>
<p>Brahma&#8217;nın karısı desek de hinduizm alimleri ve mitolojik araştırmacılar arasında Saraswati&#8217;nin kimin kızı ve kimin karısı olduğuna dair çeşit çeşit spekülasyon var.Bu güzel ablanın Brahma&#8217;nın ağzından çıktığına dair söylentiler de mevcut. Antik metinlerde Saraswati&#8217;nin aslen himalayalarda doğan bir nehir olduğuna dair bir konsensüs mevcut. Nehrin izleri uydudan sürülebilse de yatak değiştirip kuruduğu anlaşılıyor. Bir süre nehir tanrısı olarak takılan Saraswati dilberi daha sonra vedik metinlerde belirirken nehir vurgusu ortadan kalkmış gibi gözüküyor.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2012/01/9-1.jpg"><img class="aligncenter  wp-image-5477" title="9-1" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2012/01/9-1-1024x777.jpg" alt="" width="572" height="433" /></a></p>
<p>Suya ne kadar hasret ve muhtaçsak bilgiye ve bilgeliğe de o kadar muhtacız şiarıyla bu tarihsel geçişi okumak olası. Antik hint dinadamı-entellektüellerin halkı eğitmek için dini tarihsel bir manipülasyon yaratmış olması muhtemel. Ben en çok bu benzetmeyi sevdim. Ey bilgi! Gel ak üstüme bir nehir gibi. Batayım içine , doldur içimi demeye getiriyorlar ki bilgiye obsesif derecede tapan ben kulunuz dışarıda hintlilerle kudurmak yerine yine oturdu sizi bilgilendirmeye çalışıyor.</p>
<p>Hindistanın bu yanında kutlanan en büyük bayrama denk geldim gelir gelmez. Önümüzdeki 6 ay Hajipur&#8217;daki prenses bürosundan prensese yazdığım mektuplarla belirli günler ve haftalar ile hindistana has abukluklarla bünyeleri şaşırtmaya çalışacağım. Bu süre içinde Hindistan&#8217;ın uzaylılar tarafından istila edildiğini, hintlilerin aslında uzaylı olduğunu, çok pis olduklarını, her yerde salgın hastalık olduğunu iddia eden arkadaşlarımı çatlatırcasına sosyokültürel gerçekliklerin tepetaklak olduğu bir ortamda da mutlu mutlu yaşanabileceğini ispata çalışacağım. Bunu niye diyorum: Dün aldığım bir mesajda bir haber linki vardı. Kalküta&#8217;da zatüre teşhisiyle hastaneye kaldırılan bir hasta, penisini farenin yemesi sonucu kan kaybından ölmüş. İstisnai örneklerle yormayın beni arkadaşlar. Seviyorum hepinizi.</p>
<p><object width="480" height="360" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/va1Xv0-ybaA?version=3&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed width="480" height="360" type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.youtube.com/v/va1Xv0-ybaA?version=3&amp;hl=en_US" allowFullScreen="true" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" /></object></p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2012%2F01%2Fsaraswati-bayrami.html&amp;title=Saraswati%20Bayram%C4%B1&amp;bodytext=%28ya%20da%20Hintlinin%20hoparl%C3%B6r%20ile%20imtihan%C4%B1%29%0D%0A%0D%0ASevgili%20Prenses%0D%0AKarl%C4%B1%20%C4%B0stanbul%27dan%20G%C3%BCne%C5%9Fli%20Hint%20diyar%C4%B1na%20g%C3%B6%C3%A7%C3%BCm%C3%BCn%20birinci%20haftas%C4%B1nday%C4%B1m.%20Bihar%20eyaletinin%20Hajipur%20%C5%9Fehrinde%20g%C3%BCr%C3%BClt%C3%BCden%20kafam%C4%B1%20yast%C4%B1klar%C4%B1n%20alt%C4%B1na%20g%C3%B6merek%20ge%C3%A7irdi%C4%9Fim%20gece" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2012%2F01%2Fsaraswati-bayrami.html&amp;title=Saraswati%20Bayram%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2012%2F01%2Fsaraswati-bayrami.html&amp;title=Saraswati%20Bayram%C4%B1&amp;notes=%28ya%20da%20Hintlinin%20hoparl%C3%B6r%20ile%20imtihan%C4%B1%29%0D%0A%0D%0ASevgili%20Prenses%0D%0AKarl%C4%B1%20%C4%B0stanbul%27dan%20G%C3%BCne%C5%9Fli%20Hint%20diyar%C4%B1na%20g%C3%B6%C3%A7%C3%BCm%C3%BCn%20birinci%20haftas%C4%B1nday%C4%B1m.%20Bihar%20eyaletinin%20Hajipur%20%C5%9Fehrinde%20g%C3%BCr%C3%BClt%C3%BCden%20kafam%C4%B1%20yast%C4%B1klar%C4%B1n%20alt%C4%B1na%20g%C3%B6merek%20ge%C3%A7irdi%C4%9Fim%20gece" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2012%2F01%2Fsaraswati-bayrami.html&amp;t=Saraswati%20Bayram%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Saraswati%20Bayram%C4%B1%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2012%2F01%2Fsaraswati-bayrami.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2012%2F01%2Fsaraswati-bayrami.html&amp;title=Saraswati%20Bayram%C4%B1&amp;annotation=%28ya%20da%20Hintlinin%20hoparl%C3%B6r%20ile%20imtihan%C4%B1%29%0D%0A%0D%0ASevgili%20Prenses%0D%0AKarl%C4%B1%20%C4%B0stanbul%27dan%20G%C3%BCne%C5%9Fli%20Hint%20diyar%C4%B1na%20g%C3%B6%C3%A7%C3%BCm%C3%BCn%20birinci%20haftas%C4%B1nday%C4%B1m.%20Bihar%20eyaletinin%20Hajipur%20%C5%9Fehrinde%20g%C3%BCr%C3%BClt%C3%BCden%20kafam%C4%B1%20yast%C4%B1klar%C4%B1n%20alt%C4%B1na%20g%C3%B6merek%20ge%C3%A7irdi%C4%9Fim%20gece" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Saraswati%20Bayram%C4%B1&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2012%2F01%2Fsaraswati-bayrami.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Saraswati%20Bayram%C4%B1&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2012%2F01%2Fsaraswati-bayrami.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2012%2F01%2Fsaraswati-bayrami.html&amp;title=Saraswati%20Bayram%C4%B1&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2012%2F01%2Fsaraswati-bayrami.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2012%2F01%2Fsaraswati-bayrami.html&amp;t=Saraswati%20Bayram%C4%B1&amp;s=%28ya%20da%20Hintlinin%20hoparl%C3%B6r%20ile%20imtihan%C4%B1%29%0D%0A%0D%0ASevgili%20Prenses%0D%0AKarl%C4%B1%20%C4%B0stanbul%27dan%20G%C3%BCne%C5%9Fli%20Hint%20diyar%C4%B1na%20g%C3%B6%C3%A7%C3%BCm%C3%BCn%20birinci%20haftas%C4%B1nday%C4%B1m.%20Bihar%20eyaletinin%20Hajipur%20%C5%9Fehrinde%20g%C3%BCr%C3%BClt%C3%BCden%20kafam%C4%B1%20yast%C4%B1klar%C4%B1n%20alt%C4%B1na%20g%C3%B6merek%20ge%C3%A7irdi%C4%9Fim%20gece" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=5462&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2012/01/saraswati-bayrami.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Delilerin Rönesansı: Japonya</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2011/08/delilerin-ronesansi-japonya.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2011/08/delilerin-ronesansi-japonya.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Aug 2011 08:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burcu</dc:creator>
				<category><![CDATA[dogu]]></category>
		<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[sokak]]></category>
		<category><![CDATA[Akihabara]]></category>
		<category><![CDATA[altkültür]]></category>
		<category><![CDATA[Bosozoku]]></category>
		<category><![CDATA[burler cafe]]></category>
		<category><![CDATA[GanGuro]]></category>
		<category><![CDATA[Gyaru gal]]></category>
		<category><![CDATA[Hikikomori]]></category>
		<category><![CDATA[japonya]]></category>
		<category><![CDATA[Kigurimi]]></category>
		<category><![CDATA[Kogal]]></category>
		<category><![CDATA[maid cafe]]></category>
		<category><![CDATA[Net cafe refugees]]></category>
		<category><![CDATA[netto kafue nanmin]]></category>
		<category><![CDATA[Otaku]]></category>
		<category><![CDATA[speed tribes]]></category>
		<category><![CDATA[Sukeban]]></category>
		<category><![CDATA[tokyo]]></category>
		<category><![CDATA[Yamanba]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=5086</guid>
		<description><![CDATA[Memoirs of a geek-sha: And I&#8217;m still alive! &#8212;-varan 2&#8212;- Hiç hız kaybetmeden konuya geçen yazıda kaldığımız yerden devam ediyoruz. Nerde kalmıştık? Hmm evet biz burda bu şekilde takılırken Japon yaşıtlarımız nerelerde, ne şekillerde takılıyor? Gyaru gal’lar: Kogal &#8211; GanGuro &#8211; Yamanba Kogallara “seksi liseli kızlar” diyebiliriz. Ama kogallar sadece bir moda akımını değil bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Memoirs of a geek-sha: And I&#8217;m still alive! &#8212;-varan 2&#8212;-</strong><br />
Hiç hız kaybetmeden konuya <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2011/04/modern-tokyonun-moda-savascilari.html">geçen yazıda</a> kaldığımız yerden devam ediyoruz. Nerde kalmıştık? Hmm evet biz burda bu şekilde takılırken Japon yaşıtlarımız nerelerde, ne şekillerde takılıyor?</p>
<p><strong>Gyaru gal’lar: Kogal &#8211; GanGuro &#8211; Yamanba</strong></p>
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<p><div id="attachment_5088" class="wp-caption aligncenter" style="width: 158px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/1.jpg"><img class="size-full wp-image-5088" title="1" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/1.jpg" alt="" width="148" height="320" /></a><p class="wp-caption-text">Klasik Kogal</p></div></td>
<td>
<p><div id="attachment_5089" class="wp-caption aligncenter" style="width: 224px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/2.jpg"><img class="size-full wp-image-5089" title="2" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/2.jpg" alt="" width="214" height="316" /></a><p class="wp-caption-text">Serbest kıyafetli Kogal</p></div></td>
<td>
<p><div id="attachment_5090" class="wp-caption aligncenter" style="width: 236px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/3.jpg"><img class="size-full wp-image-5090" title="3" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/3.jpg" alt="" width="226" height="312" /></a><p class="wp-caption-text">İyice zıvanadan çıkmış Kogal</p></div></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kogallara “seksi liseli kızlar” diyebiliriz. Ama kogallar sadece bir moda akımını değil bir yaşam tarzını da simgeleştirdiği için geleneksel takılan Japonya&#8217;nın en nefret ettiği gruplardan biridir. Kogal kızlarının okul etekleri haddinden kısadır ve dizüstü çorapları aşağıya kaymasın diye onları bacaklarına yapıştıranlar vardır. Bu kızlar marka kıyafetleri, Burberry atkıları ve solaryumu severler. Zengin ailelerinden gelen parayla savurgan bir yaşam sürmekle suçlanan kogallar medyada sığ ve materyalist gençlik olarak etiketlenmiştir. Kogallar babaerkil Japonya&#8217;nın geleneksel kadın normlarına isyan ederek “preppy style” benzeri bir moda anlayışının öncüleri olarak sokaklarda kırıtırlar.. Hatta fahişelikle ve eskort kız olmakla suçlanmışlardır. Lise çağındaki bazı kogallar harçlığını babası yaşında adamlara eskortluk ederek kazanır. Telefon kulübelerinde bu kızların korsan reklamlarını bulabilirsiniz. Gossip Girl dizisindeki çıtırlara benzeyen bu kızlar Japonluklarından vazgeçmeyip en uçlara giderek ganguroyu yarattılar.</p>
<p><strong>Ganguro &#8211; Yamanba</strong></p>
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<p><div id="attachment_5094" class="wp-caption aligncenter" style="width: 213px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/4.jpg"><img class="size-full wp-image-5094" title="4" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/4.jpg" alt="" width="203" height="271" /></a><p class="wp-caption-text">GO GANGURO!</p></div></td>
<td>
<p><div id="attachment_5095" class="wp-caption aligncenter" style="width: 274px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/5.jpg"><img class="size-medium wp-image-5095" title="5" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/5-300x300.jpg" alt="" width="264" height="264" /></a><p class="wp-caption-text">ganguro güruhu</p></div></td>
<td>
<p><div id="attachment_5096" class="wp-caption aligncenter" style="width: 217px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/6.jpg"><img class="size-medium wp-image-5096" title="6" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/6-207x300.jpg" alt="" width="207" height="300" /></a><p class="wp-caption-text">yamanba</p></div></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>“Siyah surat” veya “Pandalar” olarakta bilinen bu kızlar benim görünce en tırstığım gruplardan biri. Harajuku&#8217;dan çok Shibuya&#8217;da takılmayı seviyorlar. İnanılmaz koyu renkte solaryum ve çok koyu kahverengi fondötenli ağır makyajın en önemli özelliği beyaz göz ve dudak makyajı. Neresi mi önemli? Valla bilemiyorum. Onlar uzun uzun anlattı ama ben akan beynimi klavyeden toplayıp kulağımdan geri sokmaya çalıştığım için anlayamadım. Söylendiğine göre halk bu kızları çok</p>
<div id="attachment_5098" class="wp-caption alignleft" style="width: 210px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/7.jpg"><img class="size-medium wp-image-5098 " title="7" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/7-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a><p class="wp-caption-text">center guy</p></div>
<p>ezmiş, aşşağılamış suratlarını siyaha boyamaları ise tamamen “politically incorrect” ve aşağılayıcı bulunmuş. Japonya&#8217;nın en ofansif gruplarından biri. (Nazi cosplayerlardan sonra tabii.) Hepsinin sanki suratında tüp patlamış gibi&#8230; Webcam üzerinden ilk karşılaşmamızda Ring filmindeki kızın negatifiyle konuştuğumu sandım resmen. Bu fırtına şimdilerde duruluyor ve solaryum salonları yavaş yavaş kapanıyor ama gangurolar yerlerinde duramadıkları için kalkıp yamanba&#8217;yı çıkardılar ve çıtayı artık nereye bilemiyorum ama çok garip bir yerlere yükselttiler. Yamanbalar solaryum yerine sadece yüzlerine koyu fondöten tercih ettikleri için diğer iki gruptan ayrılır. Yamanba ismi eski Japon efsanelerinde sıkça tasvir edilen çirkin ve korkunç bir dağ cadısından gelmektedir.</p>
<p>Bu kızların toplamına “gyaru” denir. İngilizcedeki “Gal” kelimesinin mutasyona uğramış hali. Gyarular baskıcı toplumun son nadide meyvelerindendir. “Bu kızlar suratlarını siyaha boyuyor. Zencilere çok ayıp oluyor.” Ne yapsın kızlar? Hip-hop seviyorlar ve o müziği yapanlara benzemek istiyorlar, bu kadar basit. Kostüm oyunlarına nasıl hasta bir millet oldukları gangurolardan belli. Bling Bling ve bol pantolon ablaları kesmiyor. Duyarlı hümanist fikirler Harajuku gençliğinin kapısında atomlarına ayrılmakta. Ben kızları çözene kadar neredeyse webcamimi yiyecektim. Boşuna vakit kaybetmeyin diye söylüyorum. Bu koyu renkli mutantların erkeklerine “center guy” (Sentāgai) deniyor. Bu oğlanların asıl başka bir olayı var ki&#8230; Onu bir sonraki yazıya saklıyorum. Hentai ve japon pornosu yazısına anlarsınız yaa&#8230;</p>
<p><strong>Sukeban</strong></p>
<div id="attachment_5101" class="wp-caption aligncenter" style="width: 442px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/8.jpg"><img class="size-full wp-image-5101" title="8" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/8.jpg" alt="" width="432" height="499" /></a><p class="wp-caption-text">Tam o sırada Japonya&#39;da...</p></div>
<p>Sukeban gençliği de yukarıdakiler gibi ortak bir moda anlayışından çok bir yaşam şeklini sembolize ediyor. Sukebanlar lise çağında okul kızlarından oluşan sokak çeteleri. Anime senaryosu sallamıyorum gerçeklerden bahsediyorum. Devlet okullarının geleneksel denizci kıyafetine benzeyen okul formaları ve permalı rengarenk saç modelleriyle sukebanlar, Japonya&#8217;nın en yanıltıcı gruplarından biri. Sonuçta lise formalı ve tiz sesli ufak tefek bir kaç japon kızcağız ne kadar korkunç olabilir ki? 1980’li yıllarda Tokyo polisi tarafından dağıtılan uyarı broşürlerini okuyunca olayın boyutu daha net anlaşılabilir. Bu gençler her türlü kural ve yasadan nefret ederek büyümekte. Hal ve tavırlar böyle erkek gibi bir garip&#8230; Dolayısıyla cici kızlar klasik huzurlu YinYang Tokyo&#8217;sunu 50 yıldır birbirine katıyorlar. 60’lardan beri varolan sukeban kelime olarak “bayan çete lideri” demek. Bunların erkek karşılığı “bancholar”. Bir gün yakuzaya girmeyi ümit eden delikanlılar. Sadece kızlardan oluşan sukeban çeteleri bıçak ve jilet taşıyorlar. Farklı gruplar arasında çıkan kavgalar son derece kanlı olabiliyor. Gruba karşı işlenen küçük bir hatadan bir kaç sigara yanığıyla kurtulurken büyük gafların sonu toplu linçlere kadar gidiyor. Kısaca bu kızlarımız da Japonya&#8217;daki pek çok diğer şey gibi&#8230; Görünüşte inanılmaz sevimli daha sonra kafa karıştırıcı ve nihayetinde belki de ölümcül. Fotoğrafa bakıp öyle ufak oğlanları dövdüklerini sanmayın. Ben komik diye koydum o resmi. Yedikleri çoğu herzenin görsel kanıtlarına nette ulaşmak neredeyse imkansız.</p>
<p>“Kanto Delinquent Women” olarak bilinen bu çetelerin en büyüğünün 20.000 üyesi olduğunu belirtmeme izin verin. Şimdi arkanıza yaslanın ve Kill Bill&#8217;in finalindeki okul formalı topuzlu kız gibi 20.000 sevimli Japon çıtırın ne kadar tehlikeli olabileceğini şöyle bir hayal edin. Haklarında daha fazla şey merak ediyorsanız Sukeban Deka filmini seyredebilirsiniz. (Yeni olanı değil eski orijinal Sukeban Deka&#8217;ya ulaşmanızı tavsiye ederim. Kendisi Battle Royale filmine ilham vermiştir. ) Bu hatunları yakından tanıyınca Battle Royale filmine daha farklı bakmaya başladım. Hakikaten adamlar bunlarla bir türlü baş edemiyor.. Yakında Battle Royale gerçek olabilir.</p>
<p><strong>Bosozoku – Speed tribes</strong></p>
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/9.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-5106" title="9" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/9-300x210.jpg" alt="" width="343" height="241" /></a></td>
<td> <a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/10.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-5107" title="10" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/10-300x210.jpg" alt="" width="326" height="228" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>“Sessiz, sakin ağırbaşlı Japonya&#8217;dan motosiklet çetesi çıkar mı?” demeyin. Bosozokular yukarıdaki sukebanların hardcore motosikletli versiyonları&#8230; Çoğu okul çağında çetelere katılıyor. Bosozokuların yıllara direnen oldukça ilginç bir tarzı var. Üzerlerine giydikleri tulumlar 2. dünya savaşındaki kamikaze pilotlarının giydikleri tulumların orijinal kopyaları. Yüzlerini hava kirliği maskeleriyle veya bandanalarla örtüyorlar. Niçün? Çünkü yedikleri haltlar yüzler ve kimlikler açıkkken yapılacak şeyler değil. Kız ve erkekler genelde ayrı gruplarda takılıyorlar. Tulumlarına el yapımı nakışlar ve logolar işlemeye bayılıyorlar. Aynı zamanda bilet gişelerinde ve polis ikazlarında asla durmuyorlar. Trafikte kalabalık gruplar halinde tehlikeli oyunlara kalkışan bosozokuların en psikopatları da büyüyüp abi olunca yakuzalara katılabiliyor. Ceplerinde patlamaya hazır özel yapım molotof kokteylleri taşımayı seven bosozoku kızları provokasyona hiç gelemiyor. En ufak harekette üzerinizden geçiveriyor.</p>
<p><object width="640" height="390" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/cbFEPS8PPic?version=3&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed width="640" height="390" type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.youtube.com/v/cbFEPS8PPic?version=3&amp;hl=en_US" allowFullScreen="true" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" /></object></p>
<p>Bosozoku kızlarını tanımak isterseniz yukarıdaki Kamikaze Girls filmini tavsiye ederim. Karakterlerden biri Lolita diğeri Bosozoku. Anime havasında süper eğlenceli bir film. “Bosozokuların nesli tükendi.” diyenlere aldanmayın küçük gruplar halinde Tokyo&#8217;da bile varlıklarını sürdürüyorlar ama eski ihtişamlarını kaybettiler. Okuduğunuz neredeyse her mangada en az bir bosozoku karakter vardır. İçki içer, küfür eder, millete sataşır, adamın alnının ortasına demir çubuk sokar ama aslında son derece yumuşak kalplidir! Nasıl bir ikilem ben de çözemedim. Siz de uğraşmayın. “Biz süper iyiyiz.” dediler ben hemen kabullendim.</p>
<p><strong>Kigurimi</strong></p>
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<p><div id="attachment_5120" class="wp-caption aligncenter" style="width: 291px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/14.jpg"><img class="size-medium wp-image-5120" title="14" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/14-300x277.jpg" alt="" width="281" height="259" /></a><p class="wp-caption-text">UNHOLY ALLIANCE: Kigurimi-Ganguro kardeşliği!</p></div></td>
<td>
<p><div id="attachment_5121" class="wp-caption aligncenter" style="width: 208px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/15.jpg"><img class="size-medium wp-image-5121" title="15" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/15-225x300.jpg" alt="" width="198" height="263" /></a><p class="wp-caption-text">Kigurimi sevgililer</p></div></td>
<td>
<p><div id="attachment_5122" class="wp-caption aligncenter" style="width: 186px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/16.jpg"><img class="size-medium wp-image-5122" title="16" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/16-200x300.jpg" alt="" width="176" height="264" /></a><p class="wp-caption-text">Tek bir Kigurimi herkesi azdırmaya yeter.</p></div></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Hastasıyım kigurimilerin! Burdan aççık ve seççik itiraf ediyorum. Kigurimi modası gayet basit. Herhangi bir pofuduk hayvan kostümünü üzerinize geçirmeniz yeterli. Bu grup rahatlarına oldukça düşkün. Öyle lolitalar gibi korselere, topuklu çizmelere dayanamıyorlar. Üzerlerine o çuval gibi peluşları geçirip sokağa fırlıyorlar. Kostümlerinin bol ve rahat olması gerektiğinde hızlı hareket edebilmelerini sağlıyor. Çünkü kigurimiler her ne kadar sevimli pandalar gibi gözükseler de Harajuku&#8217;nun en muzur kitlesi. Hatta onlara kısaca şiddet yerine şok faktörünü kullanan teröristler diyebiliriz. Köprüdeki tüm grupların organizasyonunu bunlar yapıyor. Eğer youtube&#8217;da Japonya&#8217;nın şaka şovlarıyla ilgili bir şeyler yakaladıysanız şaka olayını ne kadar abarttıklarını görebilirsiniz. Onlara göre şaka mağduru kişinin sonradan psikolojik tedaviye ihtiyacı olmuyorsa o şaka başarılı olmamış demektir.</p>
<p><object width="480" height="390" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/74DCfV5fYr0?version=3&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed width="480" height="390" type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.youtube.com/v/74DCfV5fYr0?version=3&amp;hl=en_US" allowFullScreen="true" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" /></object></p>
<p>İşte kigurimiler bu ekolün takipçileri olarak hayatı lolitalara, kogallara falan zehir ederek eğleniyor. Sayılarının azalmasına rağmen hala daha Tokyo&#8217;nun en tırsılan gruplarından biri olan bosozokulara bile baş kaldırıp orta parmak gösterebilen tek grup bu pikaçular ve nedense yedikleri onca herzeye rağmen her seferinde yırtıyorlar. Aslında bana oranın gençliğini tamamen yanlış değerlendirdiğimi ve olayın çılgın moda akımlarından çok sosyolojik bir fenomen olduğunu gösterenler onlar oldu. Bu yazı için kogallardan, lolitalara pek çok gruptan hatun ve abiyle konuşmama rağmen gerçekten arkadaş olduğum ve beraber gülüp eğlendiğim tek grup kigurimiler. Aslında bu yazıdizisi için en çok onlara teşekkür etmem lazım. “Sanal ortamda arkadaşlık mı olurmuş canım.” şeklindeki salakça önyargımı onlar yıktı sonuçta.</p>
<p>Bunlardan en önemlisi: Hikaru. Beni elimden tutup sadece japonca konuşulan ve “gaijinlerin” alınmadığı forumlara sokan ve bu karışık kültürün labirentlerinde kaybolmaktan kurtaran kardeş budur. O olmasa işin içine bir türlü giremeyip derinden kaynayan bu sosyolojik fenomenden bihaber öylesine bir kılık-kıyafet yazısı yazmış olacaktım. Hikaru bizimkinin takma adı. Harajuku Köprüsü&#8217;nde herkes takma isim kullanıyor. Chat odalarındaki isminiz gerçek isminiz oluyor. İlk tanışmamızda kendisi bir net cafedeydi. Daha sonra ne zaman ve saat kaçta konuşsak çocuk hep net cafede. Bir gün dayanamayıp sordum “Sen hiç evine gitmiyor musun?” şeklinde. Cevap kısa sürede geldi: Hayır efendim gitmiyormuş. 16 yaşında evi terketmiş. “E peki naapıyorsun?” diye sorunca büyük harfle tek bir cevap geldi: “YAŞIYORUM!”</p>
<p>Son birkaç aydır konuştuğum istisnasız her Tokyoludan “klasik japon yaşam tarzı” konulu uzun monologlar dinlemeye alıştığımdan bu cevap beni bir nanosaniyeliğine dumura uğrattı. Bilmeyenlere kısaca anlatayım. Japonya&#8217;da her şey kurallara göre çalışır. Hayata başladığınız saniyeden itibaren tüm geleceğiniz planlanmış durumda ve kimse buna karşı çıkamıyor. Toplumun ve ailenizin sizden beklediği şey: okulu bitir- üniversiteye git- bir şirkette çalış- evlen- çoluk çocuğa karış- emekli ol- öl. Dünyanın her yerinde aileler çocuklarından az çok aynı şeyleri bekliyor ama burada olay farklı çünkü son yıllara kadar herkes kaderini kabullenmiş durumdaydı. Hayallerinizde müzik yapmak, sanatla uğraşmak olabilir belki hobi olarak bunlara devam edebilirdiniz ama ne olursa olsun sonunda sizi bekleyen genelde sıkıcı bir ofiste karıncalar gibi ömrünüzün sonuna kadar çalışmak ve babanızın dedenizin yolundan gitmek. Bu yüzden harajuku gençliğine kolej zamanı biraz sapıtan gençlik diyebiliriz. Gerçek anlamda özgür olabildikleri tek zaman dilimi bu 4 sene. Ondan sonra tekrardan toplumun ve ailelerinin onlardan beklediği dar kıstasa sığmak zorundalar. Çılgın kıyafetlerini çıkartıp takım elbiseleri giyerek ciddi ve her anı planlanmış bir kafeste yaşamak&#8230; “Salarymen” denilen bu grup japon gençliğin korkulu rüyası. Salarymenlerin çoğu ağır alkoliktir. Aslında Japonya&#8217;nın tamamının alkolle başı belada.</p>
<p>Belgesellerde falan görmüşsünüzdür: Sürü gibi binlerce takım elbiseli döpiyesli ve boş bakan insanın iş çıkışında robotlar gibi metroya doluşup gittiği o malum Japonya. Japonya&#8217;da intihar oranının oldukça yüksek olduğu bilinen bir gerçek. Üstelik bu sekizyüz yıldır böyle. Ya toplumun senden istediği gibi yaşayacaksın, ya da kılıcı karnına sokup&#8230; Toplumun bu düzenini protesto etmek isteyen samuraylar da aynı şekilde kılıcı karnına sokuverdiği için olay bir türlü gelişemiyor. Yemek yapmakta kullandıkları o küçük mangal kömürlerini yakarak intihar etmek Japon gençliğinin bir dönemki favori aktiviteleri arasında.</p>
<p>İşte Hikaru ve daha binlerce genç bu düzene isyan ederek kendi yollarını çizmek ve hayallerinin peşinden gitmek istediklerinde inanılmaz zorluklarla mücadele etmek zorunda kalıyorlar. Aileleri onlardan her türlü desteği anında çekiyor, toplumdan dışlanıyorlar. “Freeter” diye bağırıyormuş herkes bunlara. Yaşayacak bir ev tutamıyor, kendilerini idame ettirecek herhangi bir iş bulmakta zorlanıyorlar. Peki Hikaru, arkadaşları ve daha binlercesi nerede yaşıyor?</p>
<p><strong>Net cafe refugees (netto kafue nanmin): Siber dünyanın mülteci teröristleri</strong></p>
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<p><div id="attachment_5124" class="wp-caption aligncenter" style="width: 310px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/17.jpg"><img class="size-medium wp-image-5124" title="17" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/17-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a><p class="wp-caption-text">Burası otel falan değil.Herhangi bir İnternet cafe!</p></div></td>
<td> <a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/1204490231.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-5125" title="1204490231" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/1204490231-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Yaklaşık 3 hafta her dakika sohbet ettikten sonra bendeniz nihayet Hikaru&#8217;nun yaşam tarzında bir gariplik olduğunu anladım. “Bir insan internet cafe&#8217;de ne kadar süre takılabilir ulu Manitu?” diye düşünüyordum ama açıkça sormaya tırsıyordum. Öyle kafamdan “Acaba anarşist avrupa punkları gibi işgal evlerinde falan mı yaşıyorlar?” diye kendimce yazıyordum. Sonra bir gün webcam&#8217;den bana Miyavi&#8217;nin meşhur Aho Matsuri dansını öğretirken net kafenin ortasında kalkıp “Bekle sıram geldi. Duş alıp geleceğim.” dedi. Ben “Nasıl? Nerede? Nasıl bir kafe burası? Duş mu var?” diye dumur olunca “Wirelesscam&#8217;i arkadaşıma veriyorum kafenin içini ve benim bölmemi sana gezdirsin.” dedi. Çocuğun teki webcami ordan oraya sürükleyip benle ısrarla japonca konuşurken bunların yaşam alanlarına göz atma şansım oldu. Öncelikle cubicle motifli bölmeler neredeyse tamamen kapalı. TOTAL PRIVACY! Tamamen size özel bu bölmede aklınıza gelen her şeyi yapabilirsiniz. Yemek yiyebilirsiniz. Arkada duşlar var, isminize kayıtlı anahtarlı bir dolapta tüm kıyafetlerinizi ve özel eşyalarınızı saklayabilirsiniz. Temiz iç çamaşırı bile satıyor internet cafe! Yani inanılması güç ama gerçek: Bu insanlar internet cafe&#8217;de yaşıyor! Sadece Tokyo&#8217;da 5000&#8242;den fazla “cyber-homeless” var.</p>
<p>Otel parası, ev kirası gibi şeyler ödemiyor ve çok az bir parayla yaşamlarını idame ettiriyorlar. Tüm bu çekilen çile kendilerinden beklenen o hayatı yaşamamak için. İnternet cafe mültecileri sosyal normların hiç birini kabul etmeden Tokyo&#8217;nun göbeğinde göçebe ve tamamen çingenelere benzeyen bir yaşam tarzı sürüyorlar. Diledikleri gibi sanatla müzikle uğraşıyor ve her gün yeni şeyler yaratıyorlar. Aielelere göre onlar birer parazit ve Japonya&#8217;nın yüz karası fakat aslında mülteciler orada bir rönesans yaratmanın eşiğindeler.</p>
<p><object width="640" height="390" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/9KOEgbDZzsg?version=3&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed width="640" height="390" type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.youtube.com/v/9KOEgbDZzsg?version=3&amp;hl=en_US" allowFullScreen="true" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" /></object></p>
<p>Hikaru&#8217;nun ailesinin hiçbir üyesi onunla görüşmüyor. Annesi ve kızkardeşi sokakta onu gördüklerinde kafalarını çeviriyorlarmış. Babası zaten en baştan “İstesen de geri dönemezsin.” demiş. 16 yaşından beri internet cafelerde kendi gibi binlerce mülteciyle yaşıyor. Ekonomik refah seviyesinin oldukça yüksek olduğu böyle bir ülkede gerçekten Hikaru&#8217;nun söylediği gibi yaşlı nüfus genç nüfusa kıyıyor. Sonuçta ben de pek çok diğer “gaijin” gibi yanılmıştım. Harajuku gençliği sadece bir tüketim ve moda olayının çok ötesinde. Onlar Japonya&#8217;nın kökleşmiş geleneklerini bu kadar sarsabilen ilk nesil.</p>
<p><strong>Hikikomori</strong></p>
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<p><div id="attachment_5126" class="wp-caption aligncenter" style="width: 310px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/18.jpeg"><img class="size-medium wp-image-5126" title="18" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/18-300x226.jpg" alt="" width="300" height="226" /></a><p class="wp-caption-text">Hikimori&#39;nin eline samuray kılıcı verilir mi?!?</p></div></td>
<td>
<p><div id="attachment_5127" class="wp-caption aligncenter" style="width: 310px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/19.Ryokei-Namiki.jpg"><img class="size-medium wp-image-5127" title="19.Ryokei Namiki" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/19.Ryokei-Namiki-300x214.jpg" alt="" width="300" height="214" /></a><p class="wp-caption-text">Halen tedavisi devam eden Ryokei Namiki. Son anda kurtarılanlardan sadece bir tanesi</p></div></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bunların varlığını da yine aynı arkadaştan öğrendim çünkü kendisi bir ex-hikikomori. Hikikomoriler benzer şekilde yine okul-iş-evlilik dayatmasından bezen bir kitle. Buyrun Wikipedia&#8217;nın hikikomori tanımına: “Japon kökenli bir sözcük olan Hikikomori 21. yüzyılda artık bir çeşit hastalık kabul edilmektedir. Japonca&#8217;da sözcük anlamı &#8216;Elini ayağını çekmek&#8217; olan bu sözcük yaşamdan elini ayağını çekip zamanlarının çoğunu (temel ihtiyaçlar dışındaki tüm zamanını) bilgisayar başında geçirenleri ifade etmektedir. Japon psikiyatr Tamaki Saitō ‘nun dünya tıp literatürüne kazandırdığı “hikikomori hastalığı”nın tek müsebbibi bilgisayar değil. 90′lı yıllardan beri Japonya’da kendini ailesiyle yaşadığı evin bir bölümüne kapatıp sosyal yaşamı tamamen reddeden ergen ve gençleri tanımlamak için kullanılıyor.”</p>
<p>Bazı aileler “Bir gün odasından çıkacak.” diye bunları besleyip bakıyor ama tedavi edilmediğinde hikikomorilerin çoğu hayatına son veriyor. Aslında Amerika ve Avrupada&#8217;da pek çok hikikomori var. (Shut-ins) Ama hikikomoriler tamamen sosyal hayatı reddettikleri için daha hardcore bir grup. Ölümcül bir hastalık olması da durumun ciddiyetini gösteriyor.</p>
<p>Hikaru Harajuku Köprüsü ve kigurimiler sayesinde kendi yaratığı bu hapisaneden çıkmayı başaran şanslı azınlıktan biri. Söylediğine göre köprü ve o garip kitle ona yeni bir yaşam şansı vermiş. “Yoksa çoktan odamda kendimi asmıştım“ dedi bana aleni bir şekilde. Var ya resmen yordu bu Japon serisi beni. Habire çenem klavyeye düşüyor. Kendi elimle nasıl bir bela açtım başıma diye düşünmüyor değilim.</p>
<p><strong>Akihabara Çocukları: Otakular</strong></p>
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<p><div id="attachment_5129" class="wp-caption aligncenter" style="width: 282px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/20.jpg"><img class="size-medium wp-image-5129" title="20" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/20-300x199.jpg" alt="" width="272" height="180" /></a><p class="wp-caption-text">Otaku protestosundan manzaralar.</p></div></td>
<td><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/22.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-5130" title="22" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/22-300x215.jpg" alt="" width="257" height="183" /></a></td>
<td> <a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/23.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-5131" title="23" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/23-219x300.jpg" alt="" width="141" height="193" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu beylerle konuşabilmek için utanarak itiraf ediyorum ama erkek taklidi yapmak zorunda kaldım. Çünkü sanal ortamda bile hatun görünce bunların sesi soluğu kesiliyor. U S and A gençliğinin “geek” ya da “nerd” karakterleri otakutunun tam karşılığı sayılmaz. Klasik sosyal durumlarda tutuk ama teknolojik konularda bilgili anime hastası bu gençlere “geek” denemez, hele inek hiç denemez çünkü çoğu okulla alakasını erkenden kesiyor. Onlara obsesif gençlik diyebiliriz. Extreme bir otakuyu karşıdan gelirken derhal farkedersiniz. Stilsizliğe dayalı muhteşem bir stilleri ve hep çok rahat ayakkabıları vardır. Çünkü günün yarısını Akihabara&#8217;da ucuz elektronik eşya, anime figürü ve manga kovalayarak geçirirler. Günün geri kalanındaysa habire kendilerini kovalayıp tartaklayarak ellerindeki paraları çalan bancholardan kaçmakla meşgullerdir. Rahat ayakkabılar bir otaku&#8217;nun en önemli silahıdır. Otakular 2007&#8242;den beri her yıl mekanları Akihabara&#8217;da protesto yürüyüşü düzenliyorlar. Japon halkı genelde sokaklara çok zor dökülür o yüzden bu protestolar medyada oldukça dikkat çekti. Otakulara gösterilen şiddeti kınayan bu gösteriler her yıl büyümekte.</p>
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<p><div id="attachment_5134" class="wp-caption aligncenter" style="width: 347px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/24.jpg"><img class="size-medium wp-image-5134" title="24" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/24-300x207.jpg" alt="" width="337" height="232" /></a><p class="wp-caption-text">maid-cafe reklamı</p></div></td>
<td>
<p><div id="attachment_5135" class="wp-caption aligncenter" style="width: 210px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/25.jpg"><img class="size-medium wp-image-5135" title="25" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/25-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a><p class="wp-caption-text">Swallowtails Cafe&#39;nin meşhur butler&#39;larından:Ryutaro</p></div></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Akihabara Tokyo&#8217;daki her türlü elektronik malzemenin ve manga dükkanlarının Mekke&#8217;si. Burada sadece otakulara hizmet veren maid cafeler var. Fransız hizmetçileri gibi giyinmiş bu kızlar utangaç otakulara “Master” diye hitap edip, içeceklerini koyuyor, beraber bilgisayar oyunları oynayıp, omletlerine ketçaptan kalp çiziyorlar. Hepsi bu. Seksüel hiçbir şey yok. Üstelik çoğu o kadar tiz bir çocuk sesiyle konuşuyor ki&#8230; Sanki 9 yaşında gibi kızlar. Garip bir durum. Japon kızları otakulara çok kötü davranıyor devamlı tersliyorlar, o yüzden bu maid cafeler çoğunun karşı cinsten biriyle konuşabildikleri tek yer. Bu cafelerde seksüel bir şey olsa otakular anında kalpten gider. Hastalık derecesinde utangaçlar. Hepsi yürüyen bir sosyal-anksiyete vakası. Bayan otakularımız içinde <a href="http://www.youtube.com/watch?v=OZ3tzyuyiLw&amp;feature=related">Butler cafe</a>&#8216;ler mevcut. Buralar harbiden sürreal yerler. Masadaki her kıza girişte bir butler ve zil veriliyor. Bu butler karakteri genelde genç, yakışıklı, anime saçlı bir japon abi. Kız zili çaldığı anda koşup “Ne istersiniz prenses?” diye müşteriye hitap ediyorlar. TEK DİZİNİN ÜSTÜNDE! Yemeğinize üflüyor, çevrenizde dört dönüyor, hatta sizi masaya kucaklarında taşıyorlar. Bunların müşterileri genelde prenses lolitalar. Dekorasyon tamamen uçuk bir Fransız Rokoko. Şimdi bir de Shibuya&#8217;da sadece yabancı butlerların çalıştığı bir cafe açıldı ve inanılmaz popüler. Tüm kadro amerikan, ingiliz falan. Otaku kızlar hasta bunlara. Cafenin <a href="http://www.butlerscafe.com/">websitesi</a> ayrıca bir şaheser. Özellikle beyler lütfen sağ alttaki wanted ilanını okusunlar. Yabancılar bu cafelerde inanılmaz para kazanıyormuş benden söylemesi. Bahşişler hariç ayda 8000 dolar desem&#8230;</p>
<p><object width="640" height="390" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/AR5lfZ_pNig?version=3&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed width="640" height="390" type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.youtube.com/v/AR5lfZ_pNig?version=3&amp;hl=en_US" allowFullScreen="true" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" /></object></p>
<p>Otakuları ve Akihabara ortamını merak edenlere “Akihabara@Deep”(trailerı <a href="http://www.youtube.com/watch?v=uUyiGVZQ8nM&amp;feature=related">burada</a>) ve “Densha Otoko”(trailerı <a href="http://www.youtube.com/watch?v=cWHzonnxfWg&amp;feature=related">şurada</a>) dizilerini tavsiye ederim. Son yıllarda tartışmasız beni en çok güldüren iki dizidir. Üstelik dizi takip edebilen bir bünyeye sahip değilim.</p>
<p>Gelecek dersimizde bu zat-ı muhteremler ne çeşit müzikler dinleyip, ne seyrediyorlar da böyle deliriyorlar onu öğreneceğiz. Çok eğlendim çok. Taa Seatle&#8217;da yaşayan saf kan AMERICAN arkadaşımı bana ajanlık yapsın diye Dir en Grey konserine gönderdim. Çocuk bir hafta konuşamadı. Daha kimlere neler yaptım? Ne badireler atlattım? Taa Tokyo&#8217;dan İstanbul&#8217;a gelip evimi yakmakla tehdit eden manyak visual kei fanlarından nasıl kurtuldum? Çok eğlenceli bol sazlı sözlü bir yazı olacak takılın buralarda. TRT&#8217;den sevgilerle&#8230;</p>
<p><strong>Sneak Preview:</strong> Gelecek yazıda nelere maruz kalacağınıza dair bir ön uyarı&#8230; Japonya&#8217;dan çıkan en süper yaratık: MiYAVi. Aşağıda Gazette grubu Peace &amp; Smile Carnival&#8217;deki nefis canlı performansları.</p>
<p><object width="640" height="390" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/hF0ExjFAWUY?version=3&amp;hl=en_US" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed width="640" height="390" type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.youtube.com/v/hF0ExjFAWUY?version=3&amp;hl=en_US" allowFullScreen="true" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" /></object></p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Fdelilerin-ronesansi-japonya.html&amp;title=Delilerin%20R%C3%B6nesans%C4%B1%3A%20Japonya%20&amp;bodytext=Memoirs%20of%20a%20geek-sha%3A%20And%20I%27m%20still%20alive%21%20----varan%202----%0D%0AHi%C3%A7%20h%C4%B1z%20kaybetmeden%20konuya%20ge%C3%A7en%20yaz%C4%B1da%20kald%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%C4%B1z%20yerden%20devam%20ediyoruz.%20Nerde%20kalm%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1k%3F%20Hmm%20evet%20biz%20burda%20bu%20%C5%9Fekilde%20tak%C4%B1l%C4%B1rken%20Japon%20ya%C5%9F%C4%B1tlar%C4%B1m%C4%B1z%20nerelerde%2C%20ne%20%C5%9Fekil" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Fdelilerin-ronesansi-japonya.html&amp;title=Delilerin%20R%C3%B6nesans%C4%B1%3A%20Japonya%20" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Fdelilerin-ronesansi-japonya.html&amp;title=Delilerin%20R%C3%B6nesans%C4%B1%3A%20Japonya%20&amp;notes=Memoirs%20of%20a%20geek-sha%3A%20And%20I%27m%20still%20alive%21%20----varan%202----%0D%0AHi%C3%A7%20h%C4%B1z%20kaybetmeden%20konuya%20ge%C3%A7en%20yaz%C4%B1da%20kald%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%C4%B1z%20yerden%20devam%20ediyoruz.%20Nerde%20kalm%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1k%3F%20Hmm%20evet%20biz%20burda%20bu%20%C5%9Fekilde%20tak%C4%B1l%C4%B1rken%20Japon%20ya%C5%9F%C4%B1tlar%C4%B1m%C4%B1z%20nerelerde%2C%20ne%20%C5%9Fekil" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Fdelilerin-ronesansi-japonya.html&amp;t=Delilerin%20R%C3%B6nesans%C4%B1%3A%20Japonya%20" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Delilerin%20R%C3%B6nesans%C4%B1%3A%20Japonya%20%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Fdelilerin-ronesansi-japonya.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Fdelilerin-ronesansi-japonya.html&amp;title=Delilerin%20R%C3%B6nesans%C4%B1%3A%20Japonya%20&amp;annotation=Memoirs%20of%20a%20geek-sha%3A%20And%20I%27m%20still%20alive%21%20----varan%202----%0D%0AHi%C3%A7%20h%C4%B1z%20kaybetmeden%20konuya%20ge%C3%A7en%20yaz%C4%B1da%20kald%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%C4%B1z%20yerden%20devam%20ediyoruz.%20Nerde%20kalm%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1k%3F%20Hmm%20evet%20biz%20burda%20bu%20%C5%9Fekilde%20tak%C4%B1l%C4%B1rken%20Japon%20ya%C5%9F%C4%B1tlar%C4%B1m%C4%B1z%20nerelerde%2C%20ne%20%C5%9Fekil" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Delilerin%20R%C3%B6nesans%C4%B1%3A%20Japonya%20&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Fdelilerin-ronesansi-japonya.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Delilerin%20R%C3%B6nesans%C4%B1%3A%20Japonya%20&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Fdelilerin-ronesansi-japonya.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Fdelilerin-ronesansi-japonya.html&amp;title=Delilerin%20R%C3%B6nesans%C4%B1%3A%20Japonya%20&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Fdelilerin-ronesansi-japonya.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F08%2Fdelilerin-ronesansi-japonya.html&amp;t=Delilerin%20R%C3%B6nesans%C4%B1%3A%20Japonya%20&amp;s=Memoirs%20of%20a%20geek-sha%3A%20And%20I%27m%20still%20alive%21%20----varan%202----%0D%0AHi%C3%A7%20h%C4%B1z%20kaybetmeden%20konuya%20ge%C3%A7en%20yaz%C4%B1da%20kald%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%C4%B1z%20yerden%20devam%20ediyoruz.%20Nerde%20kalm%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1k%3F%20Hmm%20evet%20biz%20burda%20bu%20%C5%9Fekilde%20tak%C4%B1l%C4%B1rken%20Japon%20ya%C5%9F%C4%B1tlar%C4%B1m%C4%B1z%20nerelerde%2C%20ne%20%C5%9Fekil" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=5086&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2011/08/delilerin-ronesansi-japonya.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayallerin Gücü Adına!</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2011/07/hayallerin-gucu-adina.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2011/07/hayallerin-gucu-adina.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jul 2011 07:04:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ou-san</dc:creator>
				<category><![CDATA[dogu]]></category>
		<category><![CDATA[Hayal Gücü]]></category>
		<category><![CDATA[mental imagery]]></category>
		<category><![CDATA[spor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=4947</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Secret&#8221; adıyla bir film türemişti bir aralar. Hatırlar mısın prenses? Kitabı da vardı hatta. Sır manasında yani. Bize hayatın sırrını açıklıyordu. Evet işte o hiç birşeyi yokken, bir anda holding sahibi olan, bir haftada istediği arabaya kavuşan, dilediği çanta kendine hediye edilen muhteşem insanların sırrını açıklıyoruz. Artık sizde istediğiniz ata, kata, yata sahip olabilir, para [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Secret&#8221; adıyla bir film türemişti bir aralar. Hatırlar mısın prenses? Kitabı da vardı hatta. Sır manasında yani. Bize hayatın sırrını açıklıyordu. Evet işte o hiç birşeyi yokken, bir anda holding sahibi olan, bir haftada istediği arabaya kavuşan, dilediği çanta kendine hediye edilen muhteşem insanların sırrını açıklıyoruz. Artık sizde istediğiniz ata, kata, yata sahip olabilir, para içinde yüzebilir, istediğiniz güzeli tavlayabilirsiniz. Bunun için sadece bu sırrı uygulamanız yeterli.</p>
<p>Bilmiyorum izledin mi? Ben sadece ilk 15 dakikasına tahammül edebilmiştim. Gerisini tahmin etmek zor değildi. Az evvel yazdıklarım gibi uzayan bir liste ve başarılarına hayran insanlar topluluğu. Özetle o ulvi, hayatınızı değiştirecek sır şudur; bir şeyi gerçekten istersen olur. Evet bu kadar. Mesela kadın çok pahalı olan bir çanta istiyor. Her gün dükkanın önünden geçerken, çantaya bakıp onun kendinin olduğunu hayal ediyor ve kocası çantayı ona alıyor. İnanılmaz! Sonra adamın biri daha büyük(!) bir ev istiyor. İstediği saray yavrusunun resimlerini duvarına asıyor. Bir yıl sonra gidip evi alıyor. Gerçekten istiyor çünkü. Mucize gerçekleşiyor. Örnekler böyle gidiyor, ev, araba, çanta, para, iş, holding, kariyer falan filan.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/images.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-4961" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/images.jpg" alt="" width="281" height="180" /></a>Şimdi yiğidi öldür hakkını yeme demişler. Tüm bu teranelerin altında bir takım bilgi parçacıkları yok değil. Yalnız sorun şu ki tamamen yanlış anlaşılmışlar. Bir güzel aydınlanma ve kişisel gelişim sektörü malzemesi haline gelmişler. Sen o kadar uzak doğu öğretisinin içinde bunu anla; daha büyük ev istersen olur. Afferin çocuğum. Hatırladıkça kızıyorum sanırım. Neyse, benim derdim; o bilgi parçacıklarına bakmak bir miktar aslında.</p>
<p>Einstein&#8217;ın bir bildiği varmış ki &#8220;Hayalgücü bilmekten önemlidir&#8221; demiş. Hayalperest olmak her zaman önemlidir, iyidir, hoştur Prenses. Hayal kurmayı ihmal etmemek gerekir. Üstelik bunların her an gerçekleşme ihtimali de yok değildir. Eğer bir hayali yeterli süre boyunca kurgularsan, hayalin konusunda uzmanlaşırsın. Her detayını düşünebilir, gözünün önünde görebilir ve hatta tadını çıkarabilir olursun. Bu noktada kendini içinde kaybetmez de, aynı zamanda gerçekliğinin de farkında olabilirsen, artık yaptığın şey hayal kurmaktan, zihinde imgeleme çalışması yapmaya dönüşmüştür. Birinin isminin bilimselmiş gibi görünmesinin dışında ne farkı var sor tabii.</p>
<p>Öncelikle beynin sınırsız kapasitesinden bir dem vurmak gerekli. Bu konuda hemfikirizdir sanırım. Sonsuz sayıda görüntüyü, toplayabildiği gibi daha fazlasını yaratabilir de. Bu görüntülerin gerçeklik kısmıyla da pek ilgilenmez üstelik. Morpheus&#8217;un anlattığı gibi dış dünyayı sadece 5 duyumuzla algılarız. Duyular dışardan gelen sinyalleri, titreşimleri beyne iletir, beyin de bunları yorumlar. Lakin deneylerle görülmüş ki bir şeyi görmenle, onu hayal etmen arasında beyin açısından bir fark yok. Yani aşık bir adam sevgilisinin fotoğrafına baktığında ya da onu hayal ettiğinde beyin aynı tepkileri veriyor ve ışıldayan yerler aynı oluyor. Diğer taraftan bedenle zihin arasında da entresan bir ilişki var. Biz her ne kadar zihnin bedeni kontrol ettiğini düşünmeye eğilimli olsak da bunun tersi de geçerli. Evet bedensel faaliyetleri beyin yönetiyor ama bedenden gelen sinyaller de beynin şekillenmesini sağlıyor. Yani güçlü egosu sebebiyle omuzları kasılı yürüyen ya da güvensizlik ve korku sebebiyle omuzlar düşmüş, kamburu çıkmış, zor nefes alan insanlar tanımışsındır mutlaka. Bazen böyle sıkıntılı bir durumda, sorunu çözmeye çabalamadan önce, omurganın duruşunu düzeltip omuzları ve boynu gevşetip rahat nefes alınabilir bir pozisyon aldığında, zihin çok daha kolay ve akıcı çalışmaya başlar. Bu her iki yönde çalışan bir mekanızmadır. Başka bir değişle iki ayrı şeyden sözetmiyoruz aslında. Beynin kafatasının içindedir fakat zihin nerededir? Nereye odaklıysan oradadır. O yüzden beden ve zihin bir bütündür, kulağına tersten uzanmayı bırakırsan eğer.. O yüzden meditasyonda hareketsiz duran adamın zihinsel dinginliği bulması ya da zorlu yoga duruşlarının zihinsel dengeye dönüşmesinde garipsenecek birşey yok.</p>
<p>Böyle bir mekanizma sürekli çalışma halindeyken, hayal kurmak da öyle sıradan basit bir eğlence olmamalı sanki. Fakat yine de sonuç için yeterli değil. İmgelemeye geçiş için detaylara ihtiyaç var. Görüntü zihninde oluşurken, tüm duyularında yarattığı titreşimleri algılayacak kadar odaklanman, detaylandırman gerekli. Şöyle ki;</p>
<p>Ben imgeleme çalışmasını ve bunu akrobatların, sporcuların ya <a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/dwayne-vs-ousan-1.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-4960" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/07/dwayne-vs-ousan-1-300x198.jpg" alt="" width="300" height="198" /></a>da zorlu fiziksel denemelere girişecek (ki bu yapılacak işin zihin açısından da aynı derece de zorlu olduğunu ifade eder) bir çok insanın bu yöntemi kullandığını öğrendiğimde aikido hayatımın başlarındaydım. İlk siyah kemer sınavıma yaklaşık 1 sene zamanım vardı. O süre boyunca sürekli antreman yapmanın yanı sıra en kötü 2-3 günde bir oturur ve buna zaman ayırırdım. Önce sınavda benden istenilecek tekniklerin listesini ezberledim. Sonra ilk sıradan başlayıp, her tekniği, karşıma bir rakip koyarak yaptım. Tamamını aklımda yapmam 45 dakika kadar sürüyordu. Bir teknikte yanlış yaptığımı düşündüğüm zaman durmuyor, geriye bakmıyordum. Hep sonrakine geçerek devam ettim. Terden ellerimin ıslandığını, sıcaktan darlandığımı, su istediğimi, dizlerimin titrediğini ve herşeye rağmen ayakta durduğumu kurguluyordum. Hatta bazen düştüğümü ama aynı hızla kalktığımı ve devam ettiğimi bile senaryoma ekliyordum. Bu 45 dakikalık hayal kurma seansı bittiğinde çoğu zaman gerçekten terlemiş oluyordum. Ve sınav günü geldi çattı. İzleyen iki sensei&#8217;nin karşısına çıktığımda dizlerim tam düşündüğüm gibi titriyordu. Sınav bir saat kadar sürdü. Bir ara oksijen beynime gitmeyi bırakmış olacak ki hatırlamıyorum bir kısmını. Daha sonra videoda, son 10 dakika içinde 2 kez düştüğümü ve aynı hızla kalkıp devam ettiğimi izledim. Böylece başarıyla tamamlanan bir sınavın ardından, tekniği deneyimlemiş ve onaylamış oldum. Aslında az yukarıdaki fotoğrafa bir alıcı gözüyle bakarsan herşey ortada. Öncelikle tanıştırayım, arkada sandalyelerde David Sensei ve Ayhan Sensei(kendisi benim hocam olur) oturuyor ve karşımda duran zenci abi de Dwayne Sensei. Evet, dizleri kırık duruyor olmasına rağmen birazcık iri. Bir adama bak, bir bana. İşte bu fotonun çekildiği an tam da benin gözümü karartıp kılıcın üstüne yürüdüğüm andı. Yapılacak tek bir şey kalmıştı; Hayallerin gücü adınaaa! Güüüüüç bende artııııık!</p>
<p>Şimdi şöyle bir düşününce akla şu soru gelebiliyor. Acaba düşeceğimi kurgulamamış olsaydım ne olurdu? Ben düşüp kalkacağımı kurguladığım için düşmüş olabilir miyim? Evet olabilirim. Çünkü bu işin olumsuzluk gibi bir tuzağı da var. Eldeki örneklerden bir tanesinde, topu kum havuzuna atmamaya odaklanan bir golfçünün topunun ısrarla o havuza gitmesi var. Aslında topu havuza atmamayı kurgularken, olumsuza odaklandığı için zihinde sürekli topun havuzda görüntüsü oluşuyor. Bu da durumu tersine çeviriyor. Yapılması gereken ise başarılı bir vuruştan sonra topun deliğe girişini izlemek olabilir mesela. Keza bununla ilgili diğer örnek epey ilginç. 90&#8242;lı yıllarda ortalama bir golf oyuncusu olan James Nesmeth, Vietnam&#8217;da görev sırasında hapse atılmış. (ne işi vardı kimbilir orada?) 7 yıl boyunca hücrede tek başına yaşamış ve bu sırada aklını koruyabilmek için hergün 18 delikli bir sahada hayal etmiş kendini. Ağaçların ve rüzgarın sesi, çimenin yumuşaklığı, sopanın sertliği, hissi, topun süzülüşü, hepsini tek tek kurgulamış. Her vuruş için itinayla sopa seçmiş boş elleriyle. Serbest kaldığında hemen koşmuş sahaya ve önceki averajından 20 vuruşluk daha iyi bir sonuç elde etmiş. Öyle yazıyor prenses, hiç oynamadım bilmiyorum bunun ne kadar iyi bir şey olduğunu. Ama 7 yıl boyunca eline sopa almadığına göre epey iyi olsa gerek.</p>
<p>İşte böyle detaylandırarak çalıştırdığın zaman zihni, imgelediğin şeyi gerçekten başarılı yaptığında vereceği tepkileri veriyor ve öğreniyor zihin. Kasları kullanmanla, kullandığını hayal etmen arasında pek bir fark olmuyor yani. Daha sonra işi fiziksel hale getirdiğinde, zihin hali hazırda o tepkileri bildiği için gerçekleştirmen kolaylaşıyor. Ama görünen o ki, bu da aynen hergün antremana gitmek gibi üzerinde düşünülmesi geliştirilmesi gereken bir beceri. Yoksa oturduğun yerden, daha büyüğünü isteyip evrene gönderdin diye olmuyor o işler. Evrenin işi gücü yok mu senin evinden, arabandan başka? Bak kızdım yine.</p>
<p>Neyse prenses, gördüğün gibi ben pek işin nöronunda biliminde beyin bilmem nesinde değilim. Buda kardeşimizin dediğini hatırlatarak saray ahalisine selam ederim.</p>
<p>Her neye inanıyorsan<br />
Sadece bilge adam söyledi diye inanma<br />
Eskiden beri hep böyle söylenmiş diye inanma<br />
Başkaları inanıyor diye inanma<br />
Kendin gözlemle, kendin tecrübe et<br />
Ondan sonra inan.</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F07%2Fhayallerin-gucu-adina.html&amp;title=Hayallerin%20G%C3%BCc%C3%BC%20Ad%C4%B1na%21&amp;bodytext=%22Secret%22%20ad%C4%B1yla%20bir%20film%20t%C3%BCremi%C5%9Fti%20bir%20aralar.%20Hat%C4%B1rlar%20m%C4%B1s%C4%B1n%20prenses%3F%20Kitab%C4%B1%20da%20vard%C4%B1%20hatta.%20S%C4%B1r%20manas%C4%B1nda%20yani.%20Bize%20hayat%C4%B1n%20s%C4%B1rr%C4%B1n%C4%B1%20a%C3%A7%C4%B1kl%C4%B1yordu.%20Evet%20i%C5%9Fte%20o%20hi%C3%A7%20bir%C5%9Feyi%20yokken%2C%20bir%20anda%20holding%20sahibi%20olan%2C%20bir%20haftada%20istedi%C4%9F" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F07%2Fhayallerin-gucu-adina.html&amp;title=Hayallerin%20G%C3%BCc%C3%BC%20Ad%C4%B1na%21" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F07%2Fhayallerin-gucu-adina.html&amp;title=Hayallerin%20G%C3%BCc%C3%BC%20Ad%C4%B1na%21&amp;notes=%22Secret%22%20ad%C4%B1yla%20bir%20film%20t%C3%BCremi%C5%9Fti%20bir%20aralar.%20Hat%C4%B1rlar%20m%C4%B1s%C4%B1n%20prenses%3F%20Kitab%C4%B1%20da%20vard%C4%B1%20hatta.%20S%C4%B1r%20manas%C4%B1nda%20yani.%20Bize%20hayat%C4%B1n%20s%C4%B1rr%C4%B1n%C4%B1%20a%C3%A7%C4%B1kl%C4%B1yordu.%20Evet%20i%C5%9Fte%20o%20hi%C3%A7%20bir%C5%9Feyi%20yokken%2C%20bir%20anda%20holding%20sahibi%20olan%2C%20bir%20haftada%20istedi%C4%9F" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F07%2Fhayallerin-gucu-adina.html&amp;t=Hayallerin%20G%C3%BCc%C3%BC%20Ad%C4%B1na%21" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Hayallerin%20G%C3%BCc%C3%BC%20Ad%C4%B1na%21%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F07%2Fhayallerin-gucu-adina.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F07%2Fhayallerin-gucu-adina.html&amp;title=Hayallerin%20G%C3%BCc%C3%BC%20Ad%C4%B1na%21&amp;annotation=%22Secret%22%20ad%C4%B1yla%20bir%20film%20t%C3%BCremi%C5%9Fti%20bir%20aralar.%20Hat%C4%B1rlar%20m%C4%B1s%C4%B1n%20prenses%3F%20Kitab%C4%B1%20da%20vard%C4%B1%20hatta.%20S%C4%B1r%20manas%C4%B1nda%20yani.%20Bize%20hayat%C4%B1n%20s%C4%B1rr%C4%B1n%C4%B1%20a%C3%A7%C4%B1kl%C4%B1yordu.%20Evet%20i%C5%9Fte%20o%20hi%C3%A7%20bir%C5%9Feyi%20yokken%2C%20bir%20anda%20holding%20sahibi%20olan%2C%20bir%20haftada%20istedi%C4%9F" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Hayallerin%20G%C3%BCc%C3%BC%20Ad%C4%B1na%21&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F07%2Fhayallerin-gucu-adina.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Hayallerin%20G%C3%BCc%C3%BC%20Ad%C4%B1na%21&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F07%2Fhayallerin-gucu-adina.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F07%2Fhayallerin-gucu-adina.html&amp;title=Hayallerin%20G%C3%BCc%C3%BC%20Ad%C4%B1na%21&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F07%2Fhayallerin-gucu-adina.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F07%2Fhayallerin-gucu-adina.html&amp;t=Hayallerin%20G%C3%BCc%C3%BC%20Ad%C4%B1na%21&amp;s=%22Secret%22%20ad%C4%B1yla%20bir%20film%20t%C3%BCremi%C5%9Fti%20bir%20aralar.%20Hat%C4%B1rlar%20m%C4%B1s%C4%B1n%20prenses%3F%20Kitab%C4%B1%20da%20vard%C4%B1%20hatta.%20S%C4%B1r%20manas%C4%B1nda%20yani.%20Bize%20hayat%C4%B1n%20s%C4%B1rr%C4%B1n%C4%B1%20a%C3%A7%C4%B1kl%C4%B1yordu.%20Evet%20i%C5%9Fte%20o%20hi%C3%A7%20bir%C5%9Feyi%20yokken%2C%20bir%20anda%20holding%20sahibi%20olan%2C%20bir%20haftada%20istedi%C4%9F" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=4947&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2011/07/hayallerin-gucu-adina.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Modern Tokyo’nun Moda Savaşçıları</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2011/04/modern-tokyonun-moda-savascilari.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2011/04/modern-tokyonun-moda-savascilari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Apr 2011 03:20:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burcu</dc:creator>
				<category><![CDATA[dogu]]></category>
		<category><![CDATA[eglenceli]]></category>
		<category><![CDATA[Featured]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Popüler]]></category>
		<category><![CDATA[altkültür]]></category>
		<category><![CDATA[Cosplay]]></category>
		<category><![CDATA[Decora]]></category>
		<category><![CDATA[frp]]></category>
		<category><![CDATA[fruits]]></category>
		<category><![CDATA[japonya]]></category>
		<category><![CDATA[Kawai]]></category>
		<category><![CDATA[kostüm]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[lolita]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=4077</guid>
		<description><![CDATA[Baştan söyleyeyim, bu bir kaç parçaya bölünecek uzun bir yazı dizisi olacak. (Evet biliyorum ben bu sitenin Fidel Castro'suyum.) Bu uzun yazma meselesiyle ilgili hep bir takım güzellemeler duydum. Kısaca yazarlara tembihlenen şu: “İnternet kullanıcısının odaklanma süresi çok kısa olduğundan yazıları kısa ve öz tutmalıyız.” Yoksa.. yoksa.. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Baştan söyleyeyim, bu bir kaç parçaya bölünecek uzun bir yazı dizisi olacak. (Evet biliyorum ben bu sitenin Fidel Castro&#8217;suyum.) Bu uzun yazma meselesiyle ilgili hep bir takım güzellemeler duydum. Kısaca yazarlara tembihlenen şu: “İnternet kullanıcısının odaklanma süresi çok kısa olduğundan yazıları kısa ve öz tutmalıyız.” Yoksa.. yoksa.. kuş uçar, yaprak konar. Hepimiz onca koşturmacanın içinde kısa mesajlarla ve Facebook duvarlarıyla iletişmeye alıştığımız için 2 sayfalık bir yazı bize dünyanın en gereksiz şeyi gibi geliyor. İletişim aletleri çoğaldıkça söyleyecek şeyler azalıyor mu ne? Zamanımız yok işte! Ama hezimetlere rağmen yılmadım. (Yenecem seni İstanbul!) Özellikle Japon gençliğinin altkültürü gibi geniş ve eğlenceli bir konu da olduğu sürece yazı uzun olabilir. Niye? Çünkü Prensese Mektuplar anayasasında “Nayır uzun olmaz. Uzun olması teklif dahi edilemez.” diye bir madde yok. Ama kalkıp dört sayfa taxidermy&#8217;nin inceliklerinden bahsedersen insanların yazıyı ayıla bayıla okumasını beklememelisin. O yüzden anlayışlı davranıp bazen bayabileceğimi itiraf ediyorum. Douglas Adams değiliz sonuçta. Arada sıkılanlar bahçeye çıkıp oynayabilir, Facebook&#8217;a bakıp birilerini dürtebilir ya da friendfeed&#8217;deki arkadaşlarının yemini suyunu verebilir.</p></blockquote>
<div id="attachment_4079" class="wp-caption alignleft" style="width: 424px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/wtf-japan.jpg"><img class="size-full wp-image-4079 " src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/wtf-japan.jpg" alt="" width="414" height="335" /></a><p class="wp-caption-text">Biraz açık fikirli olun canım. Bu kadar ethnocentric olmayın.</p></div>
<p><strong>Tam olarak neredeydi bu ada?</strong><br />
Benim için Japonlar çoğu zaman bir muamma. Ben baştan pes ettim zaten. Bunların iki tane yarışma programını seyredince anladım ki olay başka. Yemeklerini, filmlerini, spritüel inanışlarını çözmeye çalışan nice Batı&#8217;lı arkadaş genelde kısa sürede beyin erimesi riskiyle telef olur. (Beynin kulaktan akma hali japon animelerinin sevdiği bir temadır.) Çünkü Japonya denilen bu garip denklemde pek çok bilinmeyen içiçe geçmiştir. Her zaman anlamasam da seviyorum herifleri.</p>
<p>2010 nisan ayı civarında CNN&#8217;in sitesinde hentai oyunu “Rape Lay” ile ilgili olarak bangır bangır bir haber yayımlandı. Rape Lay pornografik bir oyun ve baş karakterlerinden biri çocuk yaşta. Oyunun temasını isminden tahmin etmişsinizdir. Habere yağan yorumlar neredeyse bir milyona yaklaşırken CNN sayfası hiç olmadığı kadar tıklandı. Genelde herkesin yorumu benzerdi. “Bu kahrolasıca Japonlar nasıl böyle bir şeyi rahatça piyasaya sürebilirler? Daha doğrusu böyle korkunç bir endüstri nasıl varolabilir? Ne oldu bu adamlara?” Sınırsız internet semalarında bugün isteyen herkes kolaylıkla bu oyuna ulaşabilir. Forum bir anda Japon düşmanlığı mesajlarıyla dolup taşınca bu sefer bir de olayla hiç ilgilenmeyen Japonları savunmaya çalışan başka bir grup peydah oldu. Bu tartışmanın diğer tarafında kültürlü ve dünyayı gezip görmüş diğer arkadaşlar vardı. Bu zat- ı muhteremler Goa’yı görmüş, Kamboçya&#8217;da konaklamış ve İran&#8217;ın dağlarını katetmiş olduklarından farklı kültürlerle içiçe yaşamanın ve normalliğin nasıl göreceli bir kavram olduğunu kafalarında çözmüş aşkın insanlardır. Doğal olarak bu darbeyinli yorumlara köpürdüler.</p>
<p>Benim bi kısım arkadaşlar bu gruba girdiğinden “İki boyutlu küçük kafalarıyla kendi burunlarının ucu dışında hiç bir şeyi göremeyen dar görüşlü budalalar! Sadece sizden farklı oldukları için ilk fırsatta sapkın, manyak yaftasını yapıştır gitsin.” şeklinde karşı atağa geçip kültürlerin kaynaşmasına ve dünya barışına kendilerince küçükte olsa bir katkıda bulundular. Bu arada iki tarafında aklına &#8220;Bu oyunu yapan tek bir firma. Niye biz -Japon halkı- şeklinde komple bir milleti kapsayan tartışma içerisindeyiz?&#8221; demedi. Sanki Japonya&#8217;da herkes Rape Lay oynuyor. Benim pozisyonum ise her zamanki gibi imrenilecek bir pozisyon değildi. Görüşlerim genelde popüler olmamıştır. Bence her iki taraf da haklıydı. Çünkü evet Japonlara kısaca deli diyebiliriz. Ama onlara asıl bu sebepten hasta olmak lazım. Özellikle benim bu yazı ve diğer ilgi alanlarım için iletişime geçtiğim çoğu Japon genci bildiğin manyak. Manyak olarak da gayet mutlular. Ailelerinin daha da manyak olduğunu düşünüyorlar ve aileleri de onların manyak olduğunu düşünüyor.</p>
<div id="attachment_4082" class="wp-caption alignright" style="width: 318px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/1E1J71.jpg"><img class="size-medium wp-image-4082 " src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/1E1J71-300x271.jpg" alt="" width="308" height="272" /></a><p class="wp-caption-text">eööö... ee... şey..ohaaa... WTF Japan yaa hakkaten WTF dedirttiniz bana!</p></div>
<p>Şimdi sen kalkıp &#8220;Ben dünyayı görmüş sevgi dolu bir ruhum.&#8221; deyip ortalara atlarsan kendini bir takım platformlarda 9 yaşında çocuklara tecavüz edilen bir video oyununu savunuyormuş gibi gözükürken bulabilirsin. Ben duymadığım bilmediğim hentai filmlerini hep bu delilerden öğrendim. Kami&#8217;nin tavsiyesiyle Kite denen bir şey seyredip ağır kabuslara gark oldum. Kısacası her ortamda &#8220;Cool olmalıyım!&#8221; diye kasmayın. Dumura uğramak bünyeye iyi gelen bir şeydir. Çünkü biliyorum liberal beyinlere garip gelecek ama gerçek anlamda ırkçılıktan kurtulmanın tek yolu ilk başta kısa bir ırkçılık girdabından geçiyor. Fransızlar, Hintliler hepsi manyak, hepsi deli, sadece sizin manyaklıklarınızdan daha farklı bir manyaklıkta büyümüşler. Kurban bayramında ziyarete gelen ecnebi bir arkadaşım Topkapı&#8217;da otobüse binmeye çalışırken efsanevi &#8220;Topkapı Silent Hill” minibüs şöförlerinin kıstasında kaldığında canını zor kurtarmıştı. Etraf da Hostel filmi gibi bağırsak ve döşe bulanmış durumda tabii.(Yaşasın bayram!) Sonuçta İstanbulluların Mad Max tarzı bir hayat yaşayan bir grup manyak olduğuna kanaat getirmişti. Bu yazı için yaklaşık 3 haftadır konuştuğum 30 Japon&#8217;un 30&#8242;u ayrı deli. Adamlarla sadece nezaket seviyesinde kalırsan o mesafe öyle kalıyor. Bir türlü içlerine girip almak istediğin bilgileri alamıyorsun. Çok kibarlar o ayrı. Neyse sonra uçtu kibarlık pencereden. Ne zaman ki onlar bana önce &#8220;Gaijin&#8221; sonra &#8220;Barbar Türk&#8221; diye saldırdı ondan sonra arkadaşlığımız rayına oturdu. Onların bana gönderdiği &#8220;Ermeni katliamı fotoları&#8221; ve benim onlara forward edip durduğum sayısız &#8220;rape of Nanking&#8221; makalesi ve &#8220;The Cove&#8221; belgeseli trailerından sonra gayet güzel anlaştık. Yoksa nezaket, kibarlık öyle gidecekti. Ser verip sır vermiyorlardı. Karşılıklı girdiğimiz kültür şoku dumuru ve atışma sayesinde Dir en Grey grubunu, ipod&#8217;umda loopa aldığım miyavi&#8217;yi keşfettim. Eğer sonradan açıldığımız o muhabbetler olmasaydı bu seride ne sukebanlar olacaktı ne de &#8220;hız kabileleri&#8221;. Tanıdık bir şey bile oralarda yakından baktığınızda “hass&#8230;hasss” demenize yol açabilir.</p>
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<p><div id="attachment_4083" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/a288_j2.jpg"><img class="size-medium wp-image-4083" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/a288_j2-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" /></a><p class="wp-caption-text">Diet su...bilmiyoruz ki hiç birimiz.. bilemiyoruz</p></div></td>
<td>
<p><div id="attachment_4084" class="wp-caption alignright" style="width: 310px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/a288_j9.jpg"><img class="size-medium wp-image-4084 " src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/a288_j9-300x295.jpg" alt="" width="300" height="295" /></a><p class="wp-caption-text">Bilmem anlatabiliyor muyum? Seviyorum..seviyor musuun?</p></div></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu adamlar, millet bellerine bomba koyup kendilerini patlatmayı akıl etmeden ya da ateşe vermeden çok önce harakiri ve seppukuyu hatmetmiş, uçakları doldurup gökdelenlerle çarpıştırmak, daha moda olmadan kamikazelerle milleti titretmiş ve tentacle porn’u, Godzilla&#8217;yı, Takashi Miike’yi  çıkarmış adamlar. O yüzden bunalımları sosyolojik faktörleri bir kenara bırakalım. &#8220;Hiroşima&#8217;dan sonra böyle oldular, milletçe travma geçirdiler. İntihar oranı giderek yükseliyor. Efendim uyuşturucu kullanımı tavan yapmış. Avrupa&#8217;nın hayatında görmediği kokteyller ve kimyasallar burda liseli Japon gençlerinin elinde oyuncak vs vs&#8230;&#8221; Geçelim bunları. Her ne olduysa veya içtilerse ortaya çıkan karışım bazen nefis şeylere gebe oldu. Ben hep kendi çarpık kafamda merak ediyordum, animeler ne kadar gerçeği yansıtıyor? Harbiden çoğu animeseverin kafasında hayal ettiği gibi &#8220;PostApocalyptic bir Bladerunner Tokyo&#8217;su&#8221; var mı? Motosikletli, kılıçlı samuraylar ve öldüren demir yoyolu çılgın okul kızları Shibuya&#8217;da cirit atıyor mu? Az sonra!</p>
<p><strong>Cosplay nasıl bir şey?</strong><br />
Tokyo&#8217;nun Harajuku istasyonu moda dünyasının Mekke&#8217;si olmadan çok önce gotik lolitalar ve kogallar daha sokakları doldurmamışken cosplay bu oluşumun ilk sinyallerini veren fenomendi. Cosplay kısaca kostüm oyunu olarak değerlendirilebilir. Frp’yle haşır neşir olanlar bilirler. Live oyunlarda kostümler, asalar, kılıçlar sık karşılaşılan şeylerdi. Karakteri öldüğünde ağlayan, oyuna yürekten bağlı gençler de tabii. Yaratacağınız cosplay karakteri için sınırsız seçenek vardır. Anime ve manga kahramanlarının yanı sıra her türlü fantastik mecrayı kötü emellerinize alet edebilirsiniz. Pikaçhu bile olabilirsiniz.<strong> </strong></p>
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/5.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-4287" title="5" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/5.jpg" alt="" width="208" height="277" /></a></td>
<td><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/6.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-4288" title="6" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/6.jpg" alt="" width="400" height="267" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong> </strong>&#8220;Türkiye&#8217;de bu işler tutmaz.&#8221; derseniz yanılıyorsunuz çünkü tam olarak cosplay sayılmasa da bizim gençlik bu ortamlarda adını duyuracak işlere imza atmıştır. Aşağıdaki video tamamen türk FRP’cilerinin eseridir. Dragonlance yani Ejderha Mızrağı fantastik edebiyat serisinin saygı duyulan bir parçasıdır. Bizimkiler bir gün “Ulan filmi çekecek paramız yok bari trailer çekelim.” deyip ateş çemberine atlamışlar. Şimdi bu traileri seyredip gülebilirsiniz. Biz de her seyrettiğimizde gülüyoruz. Aksanlar, kostümler, oyunculuk; hiçbirine sinematik şaheser diyemeyiz bu bir gerçek. Fakat projenin arkasında gerçekten bu işe inanılmaz vaktini ve emeğini vermiş bir grup insan var. Azıcık maddi destekle yapılan bu projeden Yüzüklerin Efendisi kalitesinde bir şey bekleyen diğerlerine ise söyleyecek sözüm yok.</p>
<p><object width="640" height="390" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/IUcKPR64Kvk?fs=1&amp;hl=en_US&amp;hd=1" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed width="640" height="390" type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.youtube.com/v/IUcKPR64Kvk?fs=1&amp;hl=en_US&amp;hd=1" allowFullScreen="true" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" /></object></p>
<p>Çoğunluk Cosplay olayının çıkış yerini uzakdoğu zannediyor aslında bu tam anlamıyla doğru değil. Şimdilerde dev organizasyonlara dönüşen ComicCon gibi sci-fi fuarlarından çok önce tüm çizgiroman dünyası yıllık olarak Worldcon’da biraraya geliyordu. Worldcon 1939’yılından beri devam eden büyük bir bilim kurgu fuarı. (Evet doğru okudunuz 1939. Şimdiye kadar sadece 1942 ve 45 yılları arasında düzenlenmedi. Tahmin edersiniz&#8230; 2. Dünya savaşı desem&#8230;) 1984 yılında fuara davet edilen Japon manga çizerleri ve prodüktörler Amerika&#8217;da 5 gün boyunca çizgiroman fanlarının gayet ciddi bir şekilde kostümlerle sokaklarda fink atmasından çok etkilenince geri dönüp ortamları Japon gençliğine bildirdiler. Her ne kadar Cosplay&#8217;i Japonlar yaratmasa da onu alıp bambaşka yerlere taşıyanlar onlar oldu. Bendeniz de amatör bir otaku olarak çoğu zaman onların yaptığı işleri hasetle seyrediyorum. (Otaku: Kelime anlamı olarak fan gibi bir şey. Cosplay&#8217;i, animeleri hastalık derecesinde sevenlere takılan isim. Bir çeşit psikolojik manyaklık) Dünyanın geri kalan cosplayerları onların yanında sakil ve acemi duruyor. İnternette hala daha pek çok sitede &#8220;Amerikalılar cosplay yapmasın!&#8221; şeklinde foto bombardımanları var, buradan bir örneği göstereyim.</p>
<table style="width: 482px;" border="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<p><div id="attachment_4097" class="wp-caption alignleft" style="width: 232px"><img class="size-medium wp-image-4097" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/OGcloud-248x300.jpg" alt="" width="222" height="268" /><p class="wp-caption-text">Final Fantasy serisinden Cloud</p></div></td>
<td>
<p><div id="attachment_4099" class="wp-caption alignleft" style="width: 215px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/amCloud.jpg"><img class="size-medium wp-image-4099" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/amCloud-224x300.jpg" alt="" width="205" height="274" /></a><p class="wp-caption-text">U S and A olmamış. Otur</p></div></td>
<td>
<p><div id="attachment_4098" class="wp-caption alignleft" style="width: 194px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/8.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-4292" title="8" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/8.jpg" alt="" width="184" height="278" /></a><p class="wp-caption-text">Japon arkadaş yapmış. Güzel olmuş...</p></div></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Benim konuştuğum saf kan Japon cosplayerların çoğuda Amerikan kardeşlerine dudak bükmekte.<br />
Tabii american &#8220;geek&#8221;leri bu haberler yüzünden isyan edip, yırtındılar. &#8220;Burada da çok başarılı cosplayerlar var. Ama siz en kötüleri seçip koyuyorsunuz. Japonların ölesiye fotoşopladığı bu cosplayerlar gerçeği yansıtmıyor!&#8221; Yıllar içerisinde USA topraklarında cosplay gelişmiş olabilir (ki çok başarılı cosplayerlar var. Geçen seneki Bayonetta&#8217;lar neydi öyle?) Ama Japon hatunlar ve herifler her seferinde basıyor. Dergilerde gördüğümüz mankenler de fotoşoplu sonuçta. Japon cosplayerlara firmalar büyük maddi destek sağlıyormuş da&#8230;. O para onlarda olsaymış da falan filan. Buradaki niyetim cosplayercıların naif kalbini kırmak değil ama bizzat konuştuğum bazı Tokyo cosplay canavarlarının bu işe nasıl bir emek verdiklerini kendilerinden dinledim. (Saatlerce&#8230; ölesiye&#8230; başka bir şey konuşmuyor deliler.) Adamlar sadece kostümle falan haftalarca uğraşmıyor, canlandıracağı karakterin yüz mimiklerine kadar her şeyi yalayıp yutuyor. Poz verme anı geldiğinde herif yüzünü ve vücudunu öyle bir ayarlıyor ki bir anda Alucard, Yuki, Bleach artık Allah ne verdiyse oluveriyor. Sadece &#8220;Parayı bas. Kostümü giy.&#8221; felsefesi yok yani. (Ne felsefesi var peki? demeyin. 3 haftadır anlatıyorlar bir halt anlamıyorum ki. Cosplayercılar başka dilden konuşuyor, başka gezegenden geliyorlar sanırım.) Konuştuğum çocuklardan biri Light denen karakteri oynaya oynaya Light olmuştu tamamen. Death notu&#8217;na yazacaktı neredeyse beni. Tırstım kaçtım (ki övünmek gibi olmasın manyaktan kolay tırsmam). Londra cosplay fuarında yıllar önce ben de Japonlarla yarışacak durumda değildim. O yüzden diğerlerinin hasetlerini, hırslarını biraz anlıyorum. &#8220;Bizde niye böyle durmuyor kardeşim!&#8221; isyanını ben de yaşadım. Amerikan gençliği bunu eğlenmek için yapıyor, diğer grup Naruto evreninde yaşıyor, fark bu kısaca. Her şeyi en ekstrem uca götürmeden rahat edemiyorlar bunlar. Kavgalar ne kadar uzarsa uzasın görüp görebileceğimiz en büyük şiddet plastik Jedi kılıçlarıyla birbirlerini kovalayan çocuklar olacaktır. Cosplayci şiddet uygulamaz. Bazen canlandırdığı karakterler kana susamış canavarlar olabilir o ayrı. <strong> </strong></p>
<div id="attachment_4119" class="wp-caption alignleft" style="width: 215px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/64717-1846686wg.jpg"><img class="size-full wp-image-4119" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/64717-1846686wg.jpg" alt="" width="205" height="308" /></a><p class="wp-caption-text">Merhaba.Tanışalım mı?</p></div>
<p>Cosplay sınırsız özgürlüğü beraberinde getiriyor. İstediğiniz karaktere bürünebiliyorsunuz cinsiyet gibi şeyler cosplay dünyasında çok önemsiz ayrıntılar. Örneğin: Bu arkadaş hakkında size kısaca bilgi vereyim. Evangelion serisinin cosplayini yapıyor, 18 yaşın üzerinde ve erkek. Kızların erkek karakterlere bürünmesi, erkeklerin Sailor Moon olması gayet normal sayılıyor. Kadın kılığına girenler gay değiller, gayet heteroseksüel hatta oraya kız bulmaya gelmiş, hormonları burunlarından akan abaza arkadaşlar. &#8220;Fırfırlı tütü ve bağcıklı gotik korse giyerek nasıl karı tavlanır ula!&#8221; diyenlere tek sözüm cosplay kızlarını tanımıyorsunuz olacaktır. Cosplayin bir alt kolu olan Crossplay&#8217;in bildiğimiz anlamda herhangi bir cinsel amacı yok. Kızların erkek karakterlere bürünmesi çok daha sık karşılaşılaşılan bir durum, hatta bayıldığımız çoğu erkek karakteri canlandıran cosplayercılar bayan. Bunların arasında benim bayıldığım biri varsa o da Yuegene. Resimlerini ilk gördüğümde ve erkek olduğunu duyduğumda ağzımın suyu akmıştı. Sonra bir baktım meğer hatunmuş. İki hafta sonra nette baktım birileri &#8220;Yok o erkek.&#8221; diyor. Beni yine aldı bir şüphe. Nihayetinde gerçeği öğrendik. Kendisi süper kafa bir hatun ve benim gibi bir cosplay cahiline bile sabırla neyin ne olduğunu anlatmaktan yorulmuyor. Bazı beğendiğim cosplayercıları buraya eklemek istiyorum (Aslında 50 tane eklemek isterdim ama büdütörler beni öldürecek cesedim Japonya&#8217;da kıyıya vuracak.)</p>
<table style="width: 212px;" border="0">
<tbody>
<tr>
<td><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/54ce6adf7df8bd7d5cd123cbfb251ac071523334-700.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-4131" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/54ce6adf7df8bd7d5cd123cbfb251ac071523334-700-203x300.jpg" alt="" width="203" height="300" /></a></td>
<td>
<p><div id="attachment_4124" class="wp-caption alignright" style="width: 210px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/cosplay___luki_vocaloid.jpg"><img class="size-medium wp-image-4124" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/cosplay___luki_vocaloid-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a><p class="wp-caption-text">Yuegene seksi hanım hallerindeyken. Luki vocaloid&#39;i emüle etmekte kendileri:)</p></div></td>
<td>
<p><div id="attachment_4126" class="wp-caption alignright" style="width: 209px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/Candy_by_yuegene.jpg"><img class="size-medium wp-image-4126" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/Candy_by_yuegene-199x300.jpg" alt="" width="199" height="300" /></a><p class="wp-caption-text">Burada Death Note live action filminden L karakterini canlandırıyor. Erkek kılığında ama L zaten pek maskülen sayılmaz.</p></div></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&nbsp;</p>
<table style="width: 667px;" border="0" cellspacing="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<p><div id="attachment_4132" class="wp-caption alignnone" style="width: 209px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/ulquiorrafrombleach.jpg"><img class="size-medium wp-image-4132" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/ulquiorrafrombleach-199x300.jpg" alt="" width="199" height="300" /></a><p class="wp-caption-text">Görebileceğiniz en şahane Bleach cosplay&#39;i. Sanırım Ulquiorra kılığına girmiş.</p></div></td>
<td>
<p><div id="attachment_4135" class="wp-caption alignnone" style="width: 210px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/wşll-of-the-abyss-from-pandorasheart.jpg"><img class="size-medium wp-image-4135" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/wşll-of-the-abyss-from-pandorasheart-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a><p class="wp-caption-text">Pandora&#39;s Heart -Will of the Abyss</p></div></td>
<td>
<p><div id="attachment_4144" class="wp-caption alignnone" style="width: 235px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/previwcosplaybelethoflineage2_by_yukigodbless-d2yf2kb.jpg"><img class="size-medium wp-image-4144" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/previwcosplaybelethoflineage2_by_yukigodbless-d2yf2kb-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a><p class="wp-caption-text">Beleth of Lineage</p></div></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Cosplay etkinliğinde insanlarla tanışmak çok kolay. Sevdiğiniz karakterlere &#8220;glomp&#8221; yapıyorsunuz. Buna kısaca “gerilip gerilip insanın üstüne atlama eylemi” diyebiliriz. Kızları çimlerde sürüklüyorlar, oğlanları aynı anda 9 kız kovalıyor falan. Youtube&#8217;da arayın, seyredin, çok komikler. Adamlar geek ve sosyalfobik olduklarından böyle bir iletişim yolu keşfetmişler. Gençlerin böyle toplanması İspanya&#8217;da ve İtalya&#8217;da ve diğer uzakdoğu ülkelerinde de çok popüler. Deviant semalarından duyduğuma göre Londra&#8217;da Cosplay piknikleri bile yapılıyormuş.</p>
<p>Japonya&#8217;daki felaket cosplay dünyasınıda sarstı doğal olarak. Kimsenin kostümle ilgilenecek hali kalmadı. Yine de oraların en ünlü anime ve manga çizerleri en sevilen anime karakterlerini çizdikleri özel manga sayıları hazırladılar. Bu seriler sayesinde oldukça sıkı bir para toplamışlar. Bu yazı bittiğinde deprem henüz yeni olmuştu. Böyle bir felaketin ardından &#8220;Aaa pikaçu, kawai!&#8221; şeklinde neşeli bir yazı ayıp kaçacak diye çok endişeliydim ama onlar bana gönderdikleri maillerde en berbat zamanda bile süper bir espri anlayışına sahip olduklarını gösterdiler. Öyleyse onlardan size direkt mesaj: Pray For Japan (Even if you are an atheist. Pray to a Miyazaki bathouse spirit. That would be hip.) <strong> </strong></p>
<p><strong>Harajuku&#8217;dan sokak manzaraları: Fruits,Kawai ve Decora Kızları</strong></p>
<p>Harajuku&#8217;nun tüm dünyaya yayılmasında FRUITS dergisinin büyük katkısı vardır. Fruits gençliği olarak bilinen bu sokak modası savaşçıları aslında “decora” olarak bilinen bir moda akımının öncüleriydiler. Magazinin şöhreti decorayı aşınca millet bu şaheser güzelliğindeki delilere kısaca fruit gençliği demeye başladı. <strong> </strong></p>
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/14.jpeg"><img class="aligncenter size-full wp-image-4301" title="14" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/14.jpeg" alt="" width="235" height="329" /></a></td>
<td><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/15.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-4302" title="15" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/15.jpg" alt="" width="228" height="342" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Decoracıların işgal ettiği herhangi bir mekanda sıkılmanız imkansız. Pokemonlar, oyuncak ayılar, abartılı akseuarlar, para para dansı, rengarenk saçlar. Kızların üstüne sanki anime film ya da Hello Kitty mağazası patlamış gibi. Çantasına çatal saplayan da var kafasına akvaryum takan da&#8230; Bu stili kawai tarzıyla karıştırmak çok kolay. Kawai olarak bilinen kızların özelliği çocuk gibi giyinmeleri. (Çocuğun içine Aysel Gürel&#8217;in ruhunun kaçtığını farzedin.) Çizgi film karakterlerinin olduğu tişörtler ve elbiselerin yanısıra az makyaj ve çocuk saç modellerini tercih eden hatunlar decoranın az parıltılı versiyonları sayılırlar. Yani Kawai kızları İggy Pop’sa decoracılar Dawid Bowie’dir. Decora’da çocuk kıyafetlerinin yanısıra yüzlere yapıştırılan stickerlar veya parlak taşlar dikkat çeker. Çok katmanlı pofuduk kıyafetler, abartılı sayıda kolye ve küpeleriyle decora kızları moda dünyasına bomba gibi düştüler. İlk bakışta benzer gözükseler de hepsi nev-i şahsına münhasır punk, rock, geleneksel geyşa tarzı, ne ararsan. Decora gençliği Harajuku&#8217;nun en canayakın grubu. Ellerinde “Free Hugs” yazılı pankartlarla bekleşip isteyenlere bedavadan sarılıyorlar. Bir gün yolunuz oralara düşüpte “Şu gençlerle muhabbet kurayım. Aralarına katılayım.” arzusuna düşerseniz ortama en güçlü giriş biletiniz decora kızlarından geçmekte. Guro lolitalara falan yanaşmak cesaret istiyor çünkü.</p>
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/16.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-4304" title="16" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/16.jpg" alt="" width="367" height="367" /></a></td>
<td><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/17.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-4305" title="17" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/17.jpg" alt="" width="243" height="365" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Lolitalar</strong><br />
En sevdiğim gruplardan biri olan Lolitalar yaklaşık 20’den fazla alt kolu olan popüler bir akım. Bu grupların her birinin sıkı kuralları var. Her şey mükemmel olmadan sokağa çıkarsanız bu son hatanız olabilir. O yüzden loliler kurallara sıkı sıkıya bağlı ve kapalı küçük gruplardan oluşuyor. Lolitaların tanrıçası hayranlarının sevgiyle taktığı isimle kısaca(!) Mana-Sama olarak biliniyor. Mana müzik endüstrisinin yarattığı en garip şaheser. Visual kei akımını başlatan gruplardan Malice Mizer&#8217;ın kurucusu olmakla kalmayıp tüm lolilerin taptığı “Moi-même-Moitié” tasarım evinin başında. Kısaca Mana ne derse Lolita ordusu onu giyip, onu soluyor. Kendisi her daim lolita kıyafetleriyle ortalıkta dolanır. Elegant Gothik Aristocrat akımını tek başına bu hanımefendi başlatmıştır. Diğer grup üyeleri de aynı şekilde takılırlar. Fakat Malice Mizer grubunun tüm üyeleri erkek. Ama kılıklar&#8230; işte&#8230; ne diyeyim bu şekilde.</p>
<p><em>Black(Kuro) lolita:</em> Tüm kıyafetlerinde sadece siyah rengi kullanıyorlar. Soğuk ve suratsız takılmayı seviyorlar. Başları yerde garip bir yürüyüş şekilleri var. İnternette chatleşirken bile tek kelimeyle cevap verip bazen adamı zıvanadan çıkarıyorlar.</p>
<p><em>Princess(Himeru) lolitalar: </em>Ağırlıklı olarak pembe ve pastel rengi kostümlerle salınırlar. Fazla neşeli ve aşırı romantikler. İki günde mail hesabınızı lolcat ve bento yemek kutusu resimleriyle tıkabasa doldurabilirler. Black lolitaları sevmiyorlar. White Lolitalara &#8220;Siyah olanların sıkıcı fotonegatifleri.&#8221; diyorlar. Toplu halde çığlık attıklarında desibel dinlemiyorlar. Bu grup şemsiyesiz sokağa çıkmaktan hiç hazzetmiyor.</p>
<p><em>Gore lolitalar:</em> Oyuncak kutularından kabuslarımıza dalan kafası gözü paralanmış kırık bebeklerden ilham alıyor ve ring’teki kızı aratmayacak kıyafetlerle öğlen vakti Tokyo halkını dumurlara uğratmayı seviyorlar. Bu lolitaların çoğu manyaklık derecesinde Visual kei müzik gruplarına hastalar. Visual kei gruplarının neredeyse tüm erkek elemanları gore lolitalara benzediği için iyi anlaşıyorlar. Çok daha büyük bir grup olan Gotik Lolitalar bu grubu kanatlarının altına aldıktan sonra Gore kızları çoğalmaya başladı.</p>
<p><em>White (Shiro) Ethereal Lolita:</em> Beyaz lolitalar siyah kız kardeşlerinin antitezi olarak sadece beyaz ve tonlarını tercih ediyorlar. Çoğu zaman siyah ve beyaz loliler 2&#8242;li gruplar halinde bir arada gezerek kontrast yaratmayı seviyor. Bunlar lolitaların en ağırbaşlı ve olgun olanları ama hayalet gibi sessizce sokaklarda süzülmeyi seviyorlar ve webcam&#8217;den chat yapmaya çalıştığınızda fısıltılarını duymaya çalışırken kulaklarınız akıveriyor.</p>
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<p><div id="attachment_4307" class="wp-caption aligncenter" style="width: 245px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/18.jpg"><img class="size-full wp-image-4307" title="18" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/18.jpg" alt="" width="235" height="304" /></a><p class="wp-caption-text">Himeru lolita</p></div></td>
<td>
<p><div id="attachment_4308" class="wp-caption aligncenter" style="width: 217px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/19.jpg"><img class="size-full wp-image-4308" title="19" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/19.jpg" alt="" width="207" height="311" /></a><p class="wp-caption-text">Gore Lolita</p></div></td>
<td>
<p><div id="attachment_4309" class="wp-caption aligncenter" style="width: 237px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/20.jpg"><img class="size-large wp-image-4309" title="20" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/20-731x1024.jpg" alt="" width="227" height="318" /></a><p class="wp-caption-text">Mana- sama Black Lolita takılırken</p></div></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Ōji Lolitalar ise bu şık bayanların erkek karşılığı. Kralice Viktorya döneminden kalan pantalonları, dönemin baston ve şapkalarını taşıyan bu beyler kendilerine “dandies” diyorlar. (zaten lolita deseler şaşardım.) Lolitalar bu işi oldukça ciddiye alıyor. Kostümsüz evden dışarı adım atmıyorlar. Asla bir sabahta kalkıp &#8220;Bir kot bi tişört giyeyim.&#8221; gibi bir şey yok. Yedi gün yirmidört saat bir lolita her zaman lolita. Evin içinde bile dönemin ev kıyafetlerini giyiyorlar. Yani öğlen saatinde mc donalds&#8217;ta zaman makinesinden kopup gelmiş bu prensesleri hamburger yerken görebilirsiniz. Tim Burton kız yurdu öğrencileri misali sokaklarda salınırlar. Bu kılıkların hepsi bir moda anlayışının parçası. Hiç bir cinsellik içermiyor. Gidip lolitaları ellemek falan yok yani. Ancak öyle uzaktan bakılıyorlar. Zaten öyle göğüs dekoltesi falan da yok. Viktorya çağının ahlak anlayışını günümüzde yaşayan, biraz hayalperest, hafif uçuk, Rokoko dönemine ait her şeyi ezberlemiş bir garip kitle işte. Sevdim lolitaları, aralarında zehir gibi zeki olanları var.</p>
<table border="0">
<tbody>
<tr>
<td>
<p><div id="attachment_4312" class="wp-caption aligncenter" style="width: 236px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/21.jpg"><img class="size-full wp-image-4312" title="21" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/21.jpg" alt="" width="226" height="331" /></a><p class="wp-caption-text">Mana- sama</p></div></td>
<td>
<p><div id="attachment_4313" class="wp-caption alignnone" style="width: 418px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/22.jpg"><img class="size-full wp-image-4313" title="22" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/04/22.jpg" alt="" width="408" height="317" /></a><p class="wp-caption-text">Blue Lolita</p></div></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Tokyo sokaklarında maceralarımız motosiklet çeteleri ile <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2011/08/delilerin-ronesansi-japonya.html">devam ediyor</a>&#8230;</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F04%2Fmodern-tokyonun-moda-savascilari.html&amp;title=Modern%20Tokyo%E2%80%99nun%20Moda%20Sava%C5%9F%C3%A7%C4%B1lar%C4%B1&amp;bodytext=Ba%C5%9Ftan%20s%C3%B6yleyeyim%2C%20bu%20bir%20ka%C3%A7%20par%C3%A7aya%20b%C3%B6l%C3%BCnecek%20uzun%20bir%20yaz%C4%B1%20dizisi%20olacak.%20%28Evet%20biliyorum%20ben%20bu%20sitenin%20Fidel%20Castro%27suyum.%29%20Bu%20uzun%20yazma%20meselesiyle%20ilgili%20hep%20bir%20tak%C4%B1m%20g%C3%BCzellemeler%20duydum.%20K%C4%B1saca%20yazarlara%20tembihlenen%20%C5%9Fu%3A%20%E2%80%9C%C4%B0nternet%20kullan%C4%B1c%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1n%20odaklanma%20s%C3%BCresi%20%C3%A7ok%20k%C4%B1sa%20oldu%C4%9Fundan%20yaz%C4%B1lar%C4%B1%20k%C4%B1sa%20ve%20%C3%B6z%20tutmal%C4%B1y%C4%B1z.%E2%80%9D%20Yoksa..%20yoksa..%20" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F04%2Fmodern-tokyonun-moda-savascilari.html&amp;title=Modern%20Tokyo%E2%80%99nun%20Moda%20Sava%C5%9F%C3%A7%C4%B1lar%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F04%2Fmodern-tokyonun-moda-savascilari.html&amp;title=Modern%20Tokyo%E2%80%99nun%20Moda%20Sava%C5%9F%C3%A7%C4%B1lar%C4%B1&amp;notes=Ba%C5%9Ftan%20s%C3%B6yleyeyim%2C%20bu%20bir%20ka%C3%A7%20par%C3%A7aya%20b%C3%B6l%C3%BCnecek%20uzun%20bir%20yaz%C4%B1%20dizisi%20olacak.%20%28Evet%20biliyorum%20ben%20bu%20sitenin%20Fidel%20Castro%27suyum.%29%20Bu%20uzun%20yazma%20meselesiyle%20ilgili%20hep%20bir%20tak%C4%B1m%20g%C3%BCzellemeler%20duydum.%20K%C4%B1saca%20yazarlara%20tembihlenen%20%C5%9Fu%3A%20%E2%80%9C%C4%B0nternet%20kullan%C4%B1c%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1n%20odaklanma%20s%C3%BCresi%20%C3%A7ok%20k%C4%B1sa%20oldu%C4%9Fundan%20yaz%C4%B1lar%C4%B1%20k%C4%B1sa%20ve%20%C3%B6z%20tutmal%C4%B1y%C4%B1z.%E2%80%9D%20Yoksa..%20yoksa..%20" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F04%2Fmodern-tokyonun-moda-savascilari.html&amp;t=Modern%20Tokyo%E2%80%99nun%20Moda%20Sava%C5%9F%C3%A7%C4%B1lar%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Modern%20Tokyo%E2%80%99nun%20Moda%20Sava%C5%9F%C3%A7%C4%B1lar%C4%B1%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F04%2Fmodern-tokyonun-moda-savascilari.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F04%2Fmodern-tokyonun-moda-savascilari.html&amp;title=Modern%20Tokyo%E2%80%99nun%20Moda%20Sava%C5%9F%C3%A7%C4%B1lar%C4%B1&amp;annotation=Ba%C5%9Ftan%20s%C3%B6yleyeyim%2C%20bu%20bir%20ka%C3%A7%20par%C3%A7aya%20b%C3%B6l%C3%BCnecek%20uzun%20bir%20yaz%C4%B1%20dizisi%20olacak.%20%28Evet%20biliyorum%20ben%20bu%20sitenin%20Fidel%20Castro%27suyum.%29%20Bu%20uzun%20yazma%20meselesiyle%20ilgili%20hep%20bir%20tak%C4%B1m%20g%C3%BCzellemeler%20duydum.%20K%C4%B1saca%20yazarlara%20tembihlenen%20%C5%9Fu%3A%20%E2%80%9C%C4%B0nternet%20kullan%C4%B1c%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1n%20odaklanma%20s%C3%BCresi%20%C3%A7ok%20k%C4%B1sa%20oldu%C4%9Fundan%20yaz%C4%B1lar%C4%B1%20k%C4%B1sa%20ve%20%C3%B6z%20tutmal%C4%B1y%C4%B1z.%E2%80%9D%20Yoksa..%20yoksa..%20" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Modern%20Tokyo%E2%80%99nun%20Moda%20Sava%C5%9F%C3%A7%C4%B1lar%C4%B1&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F04%2Fmodern-tokyonun-moda-savascilari.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Modern%20Tokyo%E2%80%99nun%20Moda%20Sava%C5%9F%C3%A7%C4%B1lar%C4%B1&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F04%2Fmodern-tokyonun-moda-savascilari.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F04%2Fmodern-tokyonun-moda-savascilari.html&amp;title=Modern%20Tokyo%E2%80%99nun%20Moda%20Sava%C5%9F%C3%A7%C4%B1lar%C4%B1&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F04%2Fmodern-tokyonun-moda-savascilari.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F04%2Fmodern-tokyonun-moda-savascilari.html&amp;t=Modern%20Tokyo%E2%80%99nun%20Moda%20Sava%C5%9F%C3%A7%C4%B1lar%C4%B1&amp;s=Ba%C5%9Ftan%20s%C3%B6yleyeyim%2C%20bu%20bir%20ka%C3%A7%20par%C3%A7aya%20b%C3%B6l%C3%BCnecek%20uzun%20bir%20yaz%C4%B1%20dizisi%20olacak.%20%28Evet%20biliyorum%20ben%20bu%20sitenin%20Fidel%20Castro%27suyum.%29%20Bu%20uzun%20yazma%20meselesiyle%20ilgili%20hep%20bir%20tak%C4%B1m%20g%C3%BCzellemeler%20duydum.%20K%C4%B1saca%20yazarlara%20tembihlenen%20%C5%9Fu%3A%20%E2%80%9C%C4%B0nternet%20kullan%C4%B1c%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1n%20odaklanma%20s%C3%BCresi%20%C3%A7ok%20k%C4%B1sa%20oldu%C4%9Fundan%20yaz%C4%B1lar%C4%B1%20k%C4%B1sa%20ve%20%C3%B6z%20tutmal%C4%B1y%C4%B1z.%E2%80%9D%20Yoksa..%20yoksa..%20" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=4077&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2011/04/modern-tokyonun-moda-savascilari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Film yıldızı, müzisyen ve 7.Dan Steven Seagal</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2011/02/7-dan-steven-seagal.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2011/02/7-dan-steven-seagal.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Feb 2011 08:01:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ou-san</dc:creator>
				<category><![CDATA[dogu]]></category>
		<category><![CDATA[aikido]]></category>
		<category><![CDATA[Dövüş filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Haruo Matsuoka]]></category>
		<category><![CDATA[Kuşatma Altında]]></category>
		<category><![CDATA[Steven Seagal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=2894</guid>
		<description><![CDATA[Sevgili prenses, Bak sana bu sefer hayatımın dönüm noktalarından birine imzasını atmış bir mevzuyu anlatayım. 1999 yılı ve 19 yaşımdayken başlar her şey&#8230; Hacettepe Üniversitesi kantin muhabbetlerinde bir arkadaşım bana aralıklarla Aikido hakkında bir şeyler anlatırdı. Kıyafetler, selamlar, kılıçlar, hocanın tecrübeli öğrencileri yerden yere vurma hikayeleri. Ama ne yalan söyleyeyim beni pek cezbetmiyordu. Asıl ilginç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili prenses,</p>
<p>Bak sana bu sefer hayatımın dönüm noktalarından birine imzasını atmış bir<a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/02/aiki91.gif"><img class="alignright size-full wp-image-2895" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/02/aiki91.gif" alt="" width="264" height="245" /></a> mevzuyu anlatayım. 1999 yılı ve 19 yaşımdayken başlar her şey&#8230;</p>
<p>Hacettepe Üniversitesi kantin muhabbetlerinde bir arkadaşım bana aralıklarla Aikido hakkında bir şeyler anlatırdı. Kıyafetler, selamlar, kılıçlar, hocanın tecrübeli öğrencileri yerden yere vurma hikayeleri. Ama ne yalan söyleyeyim beni pek cezbetmiyordu. Asıl ilginç olansa bu hikayelere sadece pasif dinleyici olarak kalırken, eve gidip Steven Seagal filmleri izlememdi. Cahillik parayla değil ya canım. Bir diğer vurdu kırdı meraklısı arkadaşımla oturup Seagal filmleri izlerken bilmiş sohbetler ederdik. <span id="more-2894"></span>&#8220;Bu adam farklı sanki. Dövüşüyormuş gibi görünmüyor, hep sakin duruyor. Garip ya da abartı duruşları pozları yok. Aslında sıradan ifadesi ve duruşu, beş kişiyi pataklarken de aynı kalıyor. Ufak tefek hareketler yapıyor ama sonuçları ağır oluyor. Hımm yok yok karate, kung-fu değil, kesin başka birşey yapıyor bu adam. Ama ne acaba? Kursu falan olsa kesin gideriz. Ama yoktur abi, çok acayip birşey bu.&#8221;</p>
<p>Bir taraftan Aikido sohbetleri, bir tarafta Seagal seyirleri devam etti bir süre. Tabii doğru yolu bulmak fazla uzun sürmedi. Okuldaki arkadaşım mı Seagal dedi, yoksa Seagal mi Aikido dedi hatırlamıyorum ama sonunda ışık yandı. Evreka! Seagal aikido yapıyormuş. Aikido, okul, kantin, klüp -evet okulda aikido klübü var. Derken nihayet 2000 senesinde dojoya adımımı attım. İlk dersi izledim, ikincisine giderken dogimi alıp gitmiştim. Acele ettiğimi söylediler, belki sevmez bırakırmışım o yüzden dogi almama gerek yokmuş. Ama bırakmadım. 10 seneden biraz fazla zaman geçti ve ben şimdi bunları yazıyorum ve hergün antremana devam ediyorum. Selam olsun o arkadaşlara&#8230;</p>
<p>Bunları düşünürken, tüm bu Aikido macerasının başlangıç noktasından hiç bahsetmediğimi, hatta biraz hakkını yediğimi düşündüm. Hollywood falan ama Aikido fikrini aklıma ilk eken Seagal filmleri olmuştu. Yiğidi öldür hakkını yeme.</p>
<p>10 Nisan 1951&#8242;de Amerika&#8217;nın Michigan Eyaleti&#8217;nin güzide şehri Lansing&#8217;de tıbbi teknisyen bir anne ile matematik öğretmeni bir babanın çocuğu olarak dünyaya gelmiş Steven Seagal. Beş yaşında ailesiyle birlikte California&#8217;da Fullerton&#8217;a taşınmış ve daha 7 yaşındayken vurdu kırdı işlerine merak salıp, evlerinin yakınındaki Garden Grove&#8217;da karate dersleri almaya başlamış. Aynı dönemlerde, 12 yaşında da ilk gitarını alarak blues çalmaya başlamış. Karate ve blues gitar entresan bir ikili olsa da, çocukluk yıllarına bu ikisi hakim olmuş.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/02/Steven_Seagal_with_Doshu_and_Son.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-2898" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/02/Steven_Seagal_with_Doshu_and_Son-300x279.jpg" alt="" width="300" height="279" /></a>1970&#8242;li yılların başında, daha heyacanlı bir gençken,  Japonya&#8217;ya gitmiş ve orada bir yandan Zen Budizmi öğrenirken, bir yandan da savaş sanatları çalışmaya devam etmiş ve Japonya&#8217;da ingilizce dersleri vermiş. Sonra fazla zaman kaybetmeden kendi doğru yolu bulmuş ve Aikido&#8217;da karar vermiş. Harry Ishisaka ile çalışmış ve 1. Dan seviyesini, O&#8217;Sensei Morihei Ueshiba&#8217;nın öğrencisi Koichi Tohei Shihan gözetiminde almış. Daha sonra Aikido&#8217;ya Seiseki Abe, Koichi Tohei, Kisaburo Osawa, Hiroshi Isoyama ve Doshu Kisshomaru Ueshiba ile çalışarak devam etmiş.</p>
<p>Gel gelelim kaptan gideceği limanı bilirse rüzgarlar yolu açarmış. 1975&#8242;de bir Aikido semineri sırasında tanıştığı Miyako Fujitani ile evlenmiş. Şu işe bakın ki Miyako Japonya&#8217;da okulu olan bir ailenin kızıymış. İlerki yıllarda Seagal kayınpederinin ölümünden sonra Honbu Dojo Aikikai&#8217;ye bağlı olan TenShin Dojo&#8217;nun başına geçmiş. Böylelikle Steven Seagal Japonya&#8217;da dojo yöneten ilk batılı olmuş ve kendisine Aikido dünyası tarafından &#8220;Bolluk ve Mutluluğa giden yol&#8221; anlamına gelen &#8220;Shigemichi Take&#8221; adı verilmiş ki kendisi öğrencileri tarafından Take Sensei olarak bilinirmiş. Sonraki yıllarda Seagal dojoyu eşine bırakarak 1983&#8242;de öğrencisi Haruo Matsuoka ile Amerikaya  geri dönmüş ve birlikte California&#8217;da bir dojo açmışlar. Matsuoka, Seagal videolarında izlediğiniz yanında ufak tefek kalan ve yerden yere vurduğu ukesi oluyor.</p>
<p>Seagal daha sonraları dojonun sorumluluğunu Matsuoka Sensei&#8217;ye bırakmış. Kendisi dersleri vermeye devam ederken bir taraftan da Hollywood filmelerinde dövüş sanahneleri çekimlerinde koordinatör olarak çalışmaya başlamış. Polislere eğitimler vermiş. Aynı zamanlarda bir yandan da ünlü kişilere bodyguardlık yapmaya başlayan Steven Seagal&#8217;in müşterileri arasında gelecekte eşi olacak top model ve aktrist Kelly Le Brock ile Hollywood&#8217;un ünlü oyuncu menajerlerinden biri olan Michael Ovitz gibi isimler de varmış. İşte bu Ovitz abi sayesinde 1987&#8242;de Nico adında bir dedektifi oynadığı &#8220;Above the Law&#8221; ile Hollywood&#8217;a adımını atmış. Büyük çıkışı ise 1992&#8242;de &#8220;Kuşatma Altında&#8221; ile olmuş. Ondan sonra yönetmenlik de yapmış. Ee sonrası da bildiğiniz gibi, ifadesiz suratı, duruşu, bakışı farklı gelmiş olacak ki almış yürümüş sinemada.</p>
<p>Hikaye burada bitmiyor tabi. Seagal tüm bunların yanı sıra bir de aktivist <a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/02/images.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2904" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2011/02/images.jpg" alt="" width="259" height="194" /></a>olmuş. Hayvan hakları (PETA) için çalışmış uzun süre. 1999&#8242;da insanlık ödülü almış PETA&#8217;dan, 2002&#8242;de Tayland&#8217;da AIDS&#8217;li çocuklar için çalışan bir organizasyondaymış ve aynı dönemde  hükümete yavru fillerin hakları üzerine mektuplar da yazmış. Hatta bazı filmlerini, şirketleri değişim için utandırmak amacıyla çekmiş. Gerçi sanırım Hollywood buna pek imkan vermemiş. Çünkü bir filminin sonunda kutsal topraklara kurulmaya çalışılan petrol istasyonunu toptan havaya uçuruyordu. Güzel ekşın, ama pek de çevreci bir çözüm değil.</p>
<p>Seagal&#8217;e bunlar da yetmemiş, 12 yaşında aldığı gitarla blues çalmaya hep devam etmiş. Tüm yaptığı bu işler sırasında bir taraftan da müzikle profesyonel olarak uğraşıyormuş meğer. Sürekli besteler yapıyormuş. Sonunda &#8220;<a href="http://www.youtube.com/watch?v=qUaesUh-M3Q">Songs from The Crystal Cave</a>&#8220;, adıyla 2004&#8242;de ilk albümünü çıkarmış. 2006&#8242;da çıkardığı Mojo Priest albümü ise yılın en iyi blues albümleri arasında anılmış. Müziğin herkesin anlayabildiği kutsal bir şey olduğunu söylüyor.</p>
<p>Şöyle bir baktığımda Steven Seagal onu yapmış, bunu yapmışların sonu gelmiyor. Bu kadarını yazdım ve hala tamam canım bu da dursun kenarda dediğim detaylar var. Anlaşılan o ki Seagal Sensei zamanını hiç boşa geçirmemiş. Aikido yaşamında 7.Dan seviyesine kadar yükselirken önce film yıldızı olmuş sonra eline alıp gitarı sahnelere çıkmış. Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz ama Seagal hep bir amaca hizmet ettiğini düşünüyormuş bunları yaparken. O&#8217;na göre, yapmakta olduğu bunca şeyin kaynağında gençlik yıllarında öğrenmeye başladığı budist öğreti varmış. 15 yıldan uzun süre yaşadığı Japonya&#8217;da öğrendiği ruhsal öğretiler yaşamında büyük rol oynamış. Bir budist, zen hocası ve şifacı olarak Seagal, fiziksel gelişimin, ruhsal varlığını korumaya bağlı olduğuna ve hayatta yaptığı herşeyin, insanların uyanışa ve aydınlanmaya yönlenmesine yardımcı olmak olduğuna inanıyor. Onun için 7. Dan bir Aikido üstadı, müzisyen ya da film yıldızı olmak bu amaca, yani insanlığın aydınlanmasına hizmet ediyor.</p>
<p><em>*Bu yazı daha önce kardeş blog <a href="http://fudoshinankara.blogspot.com/2011/02/7dan-muzisyen-ve-film-yldz.html">Fudoshin Ankara&#8217;da</a> yayınlanmı</em>ş<em>t</em>ı<em>r.</em></p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F02%2F7-dan-steven-seagal.html&amp;title=Film%20y%C4%B1ld%C4%B1z%C4%B1%2C%20m%C3%BCzisyen%20ve%207.Dan%20Steven%20Seagal&amp;bodytext=Sevgili%20prenses%2C%0D%0A%0D%0ABak%20sana%20bu%20sefer%20hayat%C4%B1m%C4%B1n%20d%C3%B6n%C3%BCm%20noktalar%C4%B1ndan%20birine%20imzas%C4%B1n%C4%B1%20atm%C4%B1%C5%9F%20bir%20mevzuyu%20anlatay%C4%B1m.%201999%20y%C4%B1l%C4%B1%20ve%2019%20ya%C5%9F%C4%B1mdayken%20ba%C5%9Flar%20her%20%C5%9Fey...%0D%0A%0D%0AHacettepe%20%C3%9Cniversitesi%20kantin%20muhabbetlerinde%20bir%20arkada%C5%9F%C4%B1m%20bana%20aral" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F02%2F7-dan-steven-seagal.html&amp;title=Film%20y%C4%B1ld%C4%B1z%C4%B1%2C%20m%C3%BCzisyen%20ve%207.Dan%20Steven%20Seagal" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F02%2F7-dan-steven-seagal.html&amp;title=Film%20y%C4%B1ld%C4%B1z%C4%B1%2C%20m%C3%BCzisyen%20ve%207.Dan%20Steven%20Seagal&amp;notes=Sevgili%20prenses%2C%0D%0A%0D%0ABak%20sana%20bu%20sefer%20hayat%C4%B1m%C4%B1n%20d%C3%B6n%C3%BCm%20noktalar%C4%B1ndan%20birine%20imzas%C4%B1n%C4%B1%20atm%C4%B1%C5%9F%20bir%20mevzuyu%20anlatay%C4%B1m.%201999%20y%C4%B1l%C4%B1%20ve%2019%20ya%C5%9F%C4%B1mdayken%20ba%C5%9Flar%20her%20%C5%9Fey...%0D%0A%0D%0AHacettepe%20%C3%9Cniversitesi%20kantin%20muhabbetlerinde%20bir%20arkada%C5%9F%C4%B1m%20bana%20aral" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F02%2F7-dan-steven-seagal.html&amp;t=Film%20y%C4%B1ld%C4%B1z%C4%B1%2C%20m%C3%BCzisyen%20ve%207.Dan%20Steven%20Seagal" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Film%20y%C4%B1ld%C4%B1z%C4%B1%2C%20m%C3%BCzisyen%20ve%207.Dan%20Steven%20Seagal%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F02%2F7-dan-steven-seagal.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F02%2F7-dan-steven-seagal.html&amp;title=Film%20y%C4%B1ld%C4%B1z%C4%B1%2C%20m%C3%BCzisyen%20ve%207.Dan%20Steven%20Seagal&amp;annotation=Sevgili%20prenses%2C%0D%0A%0D%0ABak%20sana%20bu%20sefer%20hayat%C4%B1m%C4%B1n%20d%C3%B6n%C3%BCm%20noktalar%C4%B1ndan%20birine%20imzas%C4%B1n%C4%B1%20atm%C4%B1%C5%9F%20bir%20mevzuyu%20anlatay%C4%B1m.%201999%20y%C4%B1l%C4%B1%20ve%2019%20ya%C5%9F%C4%B1mdayken%20ba%C5%9Flar%20her%20%C5%9Fey...%0D%0A%0D%0AHacettepe%20%C3%9Cniversitesi%20kantin%20muhabbetlerinde%20bir%20arkada%C5%9F%C4%B1m%20bana%20aral" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Film%20y%C4%B1ld%C4%B1z%C4%B1%2C%20m%C3%BCzisyen%20ve%207.Dan%20Steven%20Seagal&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F02%2F7-dan-steven-seagal.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Film%20y%C4%B1ld%C4%B1z%C4%B1%2C%20m%C3%BCzisyen%20ve%207.Dan%20Steven%20Seagal&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F02%2F7-dan-steven-seagal.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F02%2F7-dan-steven-seagal.html&amp;title=Film%20y%C4%B1ld%C4%B1z%C4%B1%2C%20m%C3%BCzisyen%20ve%207.Dan%20Steven%20Seagal&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F02%2F7-dan-steven-seagal.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2011%2F02%2F7-dan-steven-seagal.html&amp;t=Film%20y%C4%B1ld%C4%B1z%C4%B1%2C%20m%C3%BCzisyen%20ve%207.Dan%20Steven%20Seagal&amp;s=Sevgili%20prenses%2C%0D%0A%0D%0ABak%20sana%20bu%20sefer%20hayat%C4%B1m%C4%B1n%20d%C3%B6n%C3%BCm%20noktalar%C4%B1ndan%20birine%20imzas%C4%B1n%C4%B1%20atm%C4%B1%C5%9F%20bir%20mevzuyu%20anlatay%C4%B1m.%201999%20y%C4%B1l%C4%B1%20ve%2019%20ya%C5%9F%C4%B1mdayken%20ba%C5%9Flar%20her%20%C5%9Fey...%0D%0A%0D%0AHacettepe%20%C3%9Cniversitesi%20kantin%20muhabbetlerinde%20bir%20arkada%C5%9F%C4%B1m%20bana%20aral" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=2894&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2011/02/7-dan-steven-seagal.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kaya Ruhu</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2010/09/kaya-ruhu.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/09/kaya-ruhu.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Sep 2010 14:39:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ou-san</dc:creator>
				<category><![CDATA[dogu]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[yazinsal]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[zen]]></category>
		<category><![CDATA[zihin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=2048</guid>
		<description><![CDATA[Günün ortasında bir anda durup etrafına bak. Şöyle birkaç kısa dakika. Hayatın keşmekeşini kenara bırak. Derin bir nefes al ve görmek için bak. Her zaman kullandığın alelacele, güdümlü bakışlarınla değil, sakin ve anlayarak bak. Ne görüyorsun? Evler, arabalar, sokaklar, ışıklar mı gördüklerin? Yanından geçen kocaman motorsiklet mi yoksa önünde yürüyen yakışıklı adam ve güzel kız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günün ortasında bir anda durup etrafına bak. Şöyle<a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/09/resimportnet-231.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-2049" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/09/resimportnet-231-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a> birkaç kısa dakika. Hayatın keşmekeşini kenara bırak. Derin bir nefes al ve görmek için bak. Her zaman kullandığın alelacele, güdümlü bakışlarınla değil, sakin ve anlayarak bak. Ne görüyorsun? Evler, arabalar, sokaklar, ışıklar mı gördüklerin? Yanından geçen kocaman motorsiklet mi yoksa önünde yürüyen yakışıklı adam ve güzel kız mı? Bunları bir kenara bırak. Dikkatli bak. Orada, asfaltla kaldırım taşının arasından, birkaç yaprağını güneşe uzatmış küçük bir bitki var.</p>
<p>Sonra kapat gözlerini, sesleri dinle. İnsanlar, konuşmalar, kornalar, kavgalar. Hayır hayır bize keskin bir zihin lazım. Tüm bunların altında rüzgarın sesi var. Duy. Durduğun yerin hemen yanında ya da hergün arabana doğru yürürken önünden geçtiğin ve dönüp selam vermediğin bir ağaç var. Yaprakları rüzgarla dünyanın en güzel senfonisini sunuyor, sen arabanın yağını değiştirmeyi düşünürken.<span id="more-2048"></span></p>
<p>Düşünmek demişken bazen bu görünen manzarının altını düşünmek gerek. Üzerini tonlarca betonla, petrolle, dertle tasayla kaplamış olsakta, o küçük bitkiyle sakin yaşlı ağacımızın köklerinin uzandığı başka bir gerçeklik altımızda yatıyor aslında. Dünyanın hala alev alev yanan çekirdeğinin etrafında öylece duran kayalar ve onların üzerine bize yaşamı armağan eden topraklar ve sular var.</p>
<p>Fırsat buldukça şehirlerden kaçıp kendimizi doğaya dağa taşa atmamızın sebebi de bu olsa gerek. Sonrada kendi ellerimizle yarattığımız dünyanın altındaki gerçekleri gözle görülür hale getirmeye çabalamıyor muyuz? Karmaşanın içinde sadece ayrıntıları algılayabilen gözlere takılan güzellikler, bir dağ başına çadırını kurduğunda gözden kaçamaz hale gelmiyor mu?</p>
<p>İşte o anlarda oturup düşünüyorum; özellikle bir takım uzak doğu disiplinleriyle ya da savaş sanatlarıyla uğraşsan bizlerin ağzımıza sakız ettiğimiz bir cümlemiz var. Aslında önemli olan insanın başka birini alt etmesi değil, kendi egosunu yenmesidir. Haklıyım, öyledir değil mi? Peki nasıl olur bu iş? Egonu yenmelisin çocuğum. Oldu üstad, iki uçan tekme bi kroşe tamamdır. Söylemesi kolay. Ama uygulama zor. Hele ki her gününü bu manzarının içinde yaşıyorsan daha da zor. Etrafını tamamen insan icadı, insan yapımı bir dünya sarmışken, teknolojik başarılar almış gitmişken, insanoğlu aya çıkmışken bu ego şişmesin de ne yapsın? Evet bunların hiçbirini belki kişisel bir başarı olarak algılamıyor olabilirim ama insan olmaktan kaynaklı bir pay çıkarıyorum zihnimin derinliklerinde. Bu çok anlamlı yazıları bile süper bir icadımız olan minik bilgisayarımda yazıyorum. Ne yapabilirim ki, insan evladı olarak üstümüze yok. Yapamacağımız alet, aşamayacağım engel yok. Doğayı bile dize getiriyoruz. Ne muhteşem varlıklarız biz.</p>
<p>Ne zaman kendime bir fırsat yaratıp dağa, taşa kaçsam bunları düşünmüşümdür. Çadırımın önünde çayımı yudumlarken çevreme bakarım. Uçsuz bucaksız bir gökyüzü ve sonsuz yıldızlar. Her taraf bembeyaz kar. Ayışığı aydınlatıyor küçük detayları. Sonra karşımda binlerce metre yüksekliğinde (en uzunumuzun boyu belki 2m&#8217;dir) dağlar&#8230; Ben şu kadarcık ömrüme bir koşturmaca, bir mücadele halinde birşeyler sığdırmaya çabalarken, onlar orada, binlerce yıldır öylece duruyorlar. Üzerimdeki teknolojik ceketime, su geçirmez botlarıma, uyku tulumuma, bilimum malzemelerime bakıp gülümsüyorlar. Malzemelerim olmadan ne kadar hayatta kalabilirim ki onların dünyasında. Şehrin sokaklarındaki dimdik yürüyüşüm, icatlarım, çözümlerim o kadar küçük ki. İçlerinde küçük bir gülümsemeyle izliyorlar benim hayatın anlamı üzerine döktürdüğüm teranelerimi. Yaşamaya istekli bir amatörden başka ne olabilirim. Ustalarsa öylece duruyorlar orada. Ne depremler, ne fırtınalar gelip geçiyor, gerekeni yapıyorlar ve yine de duruyorlar orada. Öylece izliyorlar bizi. Ben de çayımdan bir yudum içip derin derin içime çekiyorum onların nefesini.</p>
<p>Sonra bu manzarayı geride bırakıp şehrin kalabalığına geri döndüğünde herşey çok farklı görünüyor gözüme. Koşturmacalar daha bir basit oluyor, yoldaki serseriye daha kolay yol veriliyor. Binalar daha küçük, arabalar minicik, insan kalabalıkları hızla devinen bir karınca sürüsü. Aralarına girerken hep aklımda tutmaya çalışıyorum dağların duruşunu. Öylece durup, olup bitenleri izlerken, sadece varolmaya devam edebilir miyim? Tepkilerimi bir kaya gibi eğitip, her nefesimde daha da küçülebilir miyim? Nehrin içinde yuvarlanarak giderken, kafamı dışarı çıkarıp kayaların ruhunu soluyabilir miyim?</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F09%2Fkaya-ruhu.html&amp;title=Kaya%20Ruhu&amp;bodytext=G%C3%BCn%C3%BCn%20ortas%C4%B1nda%20bir%20anda%20durup%20etraf%C4%B1na%20bak.%20%C5%9E%C3%B6yle%20birka%C3%A7%20k%C4%B1sa%20dakika.%20Hayat%C4%B1n%20ke%C5%9Fmeke%C5%9Fini%20kenara%20b%C4%B1rak.%20Derin%20bir%20nefes%20al%20ve%20g%C3%B6rmek%20i%C3%A7in%20bak.%20Her%20zaman%20kulland%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%20alelacele%2C%20g%C3%BCd%C3%BCml%C3%BC%20bak%C4%B1%C5%9Flar%C4%B1nla%20de%C4%9Fil%2C%20sakin%20ve%20anlayarak%20ba" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F09%2Fkaya-ruhu.html&amp;title=Kaya%20Ruhu" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F09%2Fkaya-ruhu.html&amp;title=Kaya%20Ruhu&amp;notes=G%C3%BCn%C3%BCn%20ortas%C4%B1nda%20bir%20anda%20durup%20etraf%C4%B1na%20bak.%20%C5%9E%C3%B6yle%20birka%C3%A7%20k%C4%B1sa%20dakika.%20Hayat%C4%B1n%20ke%C5%9Fmeke%C5%9Fini%20kenara%20b%C4%B1rak.%20Derin%20bir%20nefes%20al%20ve%20g%C3%B6rmek%20i%C3%A7in%20bak.%20Her%20zaman%20kulland%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%20alelacele%2C%20g%C3%BCd%C3%BCml%C3%BC%20bak%C4%B1%C5%9Flar%C4%B1nla%20de%C4%9Fil%2C%20sakin%20ve%20anlayarak%20ba" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F09%2Fkaya-ruhu.html&amp;t=Kaya%20Ruhu" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Kaya%20Ruhu%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F09%2Fkaya-ruhu.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F09%2Fkaya-ruhu.html&amp;title=Kaya%20Ruhu&amp;annotation=G%C3%BCn%C3%BCn%20ortas%C4%B1nda%20bir%20anda%20durup%20etraf%C4%B1na%20bak.%20%C5%9E%C3%B6yle%20birka%C3%A7%20k%C4%B1sa%20dakika.%20Hayat%C4%B1n%20ke%C5%9Fmeke%C5%9Fini%20kenara%20b%C4%B1rak.%20Derin%20bir%20nefes%20al%20ve%20g%C3%B6rmek%20i%C3%A7in%20bak.%20Her%20zaman%20kulland%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%20alelacele%2C%20g%C3%BCd%C3%BCml%C3%BC%20bak%C4%B1%C5%9Flar%C4%B1nla%20de%C4%9Fil%2C%20sakin%20ve%20anlayarak%20ba" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Kaya%20Ruhu&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F09%2Fkaya-ruhu.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Kaya%20Ruhu&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F09%2Fkaya-ruhu.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F09%2Fkaya-ruhu.html&amp;title=Kaya%20Ruhu&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F09%2Fkaya-ruhu.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F09%2Fkaya-ruhu.html&amp;t=Kaya%20Ruhu&amp;s=G%C3%BCn%C3%BCn%20ortas%C4%B1nda%20bir%20anda%20durup%20etraf%C4%B1na%20bak.%20%C5%9E%C3%B6yle%20birka%C3%A7%20k%C4%B1sa%20dakika.%20Hayat%C4%B1n%20ke%C5%9Fmeke%C5%9Fini%20kenara%20b%C4%B1rak.%20Derin%20bir%20nefes%20al%20ve%20g%C3%B6rmek%20i%C3%A7in%20bak.%20Her%20zaman%20kulland%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%20alelacele%2C%20g%C3%BCd%C3%BCml%C3%BC%20bak%C4%B1%C5%9Flar%C4%B1nla%20de%C4%9Fil%2C%20sakin%20ve%20anlayarak%20ba" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=2048&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/09/kaya-ruhu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Zen Tapınağında 18 Ay</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2010/07/bir-zen-tapinaginda-18-ay.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/07/bir-zen-tapinaginda-18-ay.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Jul 2010 06:22:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ou-san</dc:creator>
				<category><![CDATA[dogu]]></category>
		<category><![CDATA[Janwillem van de wetering]]></category>
		<category><![CDATA[japon]]></category>
		<category><![CDATA[tapinak]]></category>
		<category><![CDATA[zen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=1825</guid>
		<description><![CDATA[Çok okuyan mı bilir çok gezen mi? İnsanlık tarihinin, cevabı en meçhul sorularından birisi bu herhalde. Her iki ekolün de çok başarılı karakterlerini tanıyorsundur mutlaka. Külliyatı yemiş bitirmiş, hikayesini anlatabileceğiniz her kitabı okumuş karakterler vardır. Bir de onların yanında, kitaplarda anlatılan hayatları yaşayan, nehrin kenarında sakin sakin takılan karakterler vardır. Umurunda değildir yazılanlar. Olur da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çok okuyan mı bilir çok gezen mi? İnsanlık tarihinin, cevabı en meçhul sorularından birisi bu herhalde. Her iki ekolün de çok başarılı karakterlerini tanıyorsundur mutlaka. Külliyatı yemiş bitirmiş, hikayesini anlatabileceğiniz her kitabı okumuş karakterler vardır. Bir de onların yanında, kitaplarda anlatılan hayatları yaşayan, nehrin kenarında sakin sakin takılan karakterler vardır. Umurunda değildir yazılanlar. Olur da denk gelip, üstadın biri şöyle demiş derseniz, sarma sigarasını nehre atar ve akışını izler. Sen de gömülürsün kitaplara, nehirdeki dumanın anlamını çözmek için.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/07/zen_b.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1830" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/07/zen_b.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a>E ilgi alanımız uzak doğu olunca o malum bardak hikayesini anmadan geçmek olmaz. (Klişeyi bilen okur bir sonraki paragrafa atlasın lütfen) Zen konusunda yazılı tüm kaynakları incelemiş, kitaplar yazmış, dersler vermiş bir profesör sonunda hızını alamayıp bir zen tapınağına gider. Ustadan bu işin sırrını öğrenmek ister. Sorar ama hemen arkasından anlatmaya başlar. Şu şöyle demiş, bu böyle demiş diye. Zen ustası bu arada profesörün bardağına çay doldurmaya başlar. Bardak dolar ama usta doldurmaya devam eder. Çay taşar, hasıra dökülür. Sonunda prof, durun n&#8217;apıyosunuz diye müdahele eder. Usta cevaplar; sen işte bu bardak gibisin. Ağzına kadar bilgiyle dolmuşsun, ben sana hiçbirşey öğretemem. Öğrenmek istiyorsan, önce bardağını boşaltmalısın ki ben doldurabileyim.</p>
<p>Şimdi usta haklı tabi ki. Diyecek birşey yok ama prof ne yapsın ki? İlkokulun ilk dakikasında sıraya girmeyi öğrenen, arkasından her şeyi ezberleyen, daha sonraki yıllarda da insanların isimlerinin başındaki ünvanlarla değerlendirildiği, sesi yüksek çıkanın pastadan büyük dilimi aldığı bir toplumda hayatta kalmakla uğraşan bir insandan farklı birşey beklemek zor elbette. Ne demişler bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp. Bilmediği, bilemediği anlarda hemen açığı kapatmak için sarılmış kitaplara, öğrenmiş ne varsa ne yoksa.<span id="more-1825"></span></p>
<p>Ne diyorum yani? Açmayalım mı kitap kapağı? Okumayalım mı bu blogu? Okumayacaksan niye yazıyorum o zaman ben? Oku tabi. Bedenin karbonhidrata, proteine nasıl ihtiyacı varsa, zihnin de besine ihtiyacı var. Okuyarak besle zihni. Toprağına su  ve gübre olsun ki çiçekler açsın dallarında. Ama işte o çiçekleri anlama noktasına gelince, hesaptan kitaptan başka birşey girmeli devreye. Sezgisel kavrayışta diyebiliriz belki buna. Aslında doğrudan deneyimle idrak edilen, içselleştirilen bilgiler.  Yaşamın ta kendisi, deneyim&#8230; Hangi çiçeğe güzel, hangisine muhteşem diyeceğini öğrenmek için okuyabileceğin bir kitap yok ne de olsa.</p>
<p>Sezgilerin dünyasına girdiğinde, kavramları doğru ve yanlış gibi keskin biçimde ikiye ayırmak pek mümkün olmuyor. O noktada karışıyo işler. O yüzden gidip bir zen ustasına hayatın anlamı nedir diye sorduğunda, sana boş boş bakabilir, ağaç diyebilir ya da bambu sopasını kafana indirebilir. Hepsi doğru cevap olabilir. Mesele kavrayışa erişinceye kadar deneyimlemek sanırsam.  Belki olayın sırrı bambu sopada, yıllarca kafaya yiyince bir ışık yanıveriyor ya da komple kapatıyorsun çakraları bir daha açmamak üzere. <a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/07/K_BosAynaZen.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1826" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/07/K_BosAynaZen-174x300.jpg" alt="" width="174" height="300" /></a></p>
<p>Yıllar önce okuyup, kütüphanemin bir köşesine terkettiğim bir kitabı yeniden elime aldım bugünlerde. Ondan kaynaklı aslında bu yazı. Amerikalı bir abimiz, en son kozunu oynar ve hayatın anlamına bulmak üzere Japonya&#8217;da bir zen tapınağına gider. 18 ayını tapınakta geçirir ki bu yüzden kitabın adı &#8220;Bir zen tapınağında 18 ay&#8221;dır. Amerikalı bir adamın, japonları anlama çabası bir tarafta, zen üzerine yıllarca biriktiği bilgiler bir tarafta. Zen özgürdür diye tapınağa giden bu her türlü sisteme karşı olan arkadaş, tek sıra halinde yürümek, her gün kendisine verilen işleri yapmak ve ritüelleri uygulamak zorunda kalınca kafası karışıyor tabi ki. Bardak bir boşalıyo, bir doluyor, sonra neler oluyor neler? Sonunda n&#8217;oluyor peki, aydınlanıyor mu bu arkadaş? Ben hala düşünüyorum bunun üstüne. Bilemedim henüz.</p>
<p>Adamımız bu yolda şevkle mücadele ederken, bir taraftanda bize tapınak hayatını anlatıyor. Okulu kıran yalnız biz değilmişiz. Tapınak duvarından atlayıp sake içmeye gitmekten tut, buz gibi  havada üşümeden meditasyon yapmak için turuncuların içine gizlenmiş ısıtıcılara kadar ne numaraları varmış meğer keşişlerin. Kitabın Zen dersi vermek gibi bir derdi de olmadığı için okuması da gayet keyifli, akıp gidiyor. Baskısının cep boy olması da ayrı sevdiriyor kendini&#8230; Hıımm peki zen nedir mi dediniz? O zaman smoke on the water işte. Haydi bakalım&#8230;</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fbir-zen-tapinaginda-18-ay.html&amp;title=Bir%20Zen%20Tap%C4%B1na%C4%9F%C4%B1nda%2018%20Ay&amp;bodytext=%C3%87ok%20okuyan%20m%C4%B1%20bilir%20%C3%A7ok%20gezen%20mi%3F%20%C4%B0nsanl%C4%B1k%20tarihinin%2C%20cevab%C4%B1%20en%20me%C3%A7hul%20sorular%C4%B1ndan%20birisi%20bu%20herhalde.%20Her%20iki%20ekol%C3%BCn%20de%20%C3%A7ok%20ba%C5%9Far%C4%B1l%C4%B1%20karakterlerini%20tan%C4%B1yorsundur%20mutlaka.%20K%C3%BClliyat%C4%B1%20yemi%C5%9F%20bitirmi%C5%9F%2C%20hikayesini%20anlatabilece%C4%9Finiz%20her" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fbir-zen-tapinaginda-18-ay.html&amp;title=Bir%20Zen%20Tap%C4%B1na%C4%9F%C4%B1nda%2018%20Ay" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fbir-zen-tapinaginda-18-ay.html&amp;title=Bir%20Zen%20Tap%C4%B1na%C4%9F%C4%B1nda%2018%20Ay&amp;notes=%C3%87ok%20okuyan%20m%C4%B1%20bilir%20%C3%A7ok%20gezen%20mi%3F%20%C4%B0nsanl%C4%B1k%20tarihinin%2C%20cevab%C4%B1%20en%20me%C3%A7hul%20sorular%C4%B1ndan%20birisi%20bu%20herhalde.%20Her%20iki%20ekol%C3%BCn%20de%20%C3%A7ok%20ba%C5%9Far%C4%B1l%C4%B1%20karakterlerini%20tan%C4%B1yorsundur%20mutlaka.%20K%C3%BClliyat%C4%B1%20yemi%C5%9F%20bitirmi%C5%9F%2C%20hikayesini%20anlatabilece%C4%9Finiz%20her" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fbir-zen-tapinaginda-18-ay.html&amp;t=Bir%20Zen%20Tap%C4%B1na%C4%9F%C4%B1nda%2018%20Ay" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Bir%20Zen%20Tap%C4%B1na%C4%9F%C4%B1nda%2018%20Ay%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fbir-zen-tapinaginda-18-ay.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fbir-zen-tapinaginda-18-ay.html&amp;title=Bir%20Zen%20Tap%C4%B1na%C4%9F%C4%B1nda%2018%20Ay&amp;annotation=%C3%87ok%20okuyan%20m%C4%B1%20bilir%20%C3%A7ok%20gezen%20mi%3F%20%C4%B0nsanl%C4%B1k%20tarihinin%2C%20cevab%C4%B1%20en%20me%C3%A7hul%20sorular%C4%B1ndan%20birisi%20bu%20herhalde.%20Her%20iki%20ekol%C3%BCn%20de%20%C3%A7ok%20ba%C5%9Far%C4%B1l%C4%B1%20karakterlerini%20tan%C4%B1yorsundur%20mutlaka.%20K%C3%BClliyat%C4%B1%20yemi%C5%9F%20bitirmi%C5%9F%2C%20hikayesini%20anlatabilece%C4%9Finiz%20her" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Bir%20Zen%20Tap%C4%B1na%C4%9F%C4%B1nda%2018%20Ay&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fbir-zen-tapinaginda-18-ay.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Bir%20Zen%20Tap%C4%B1na%C4%9F%C4%B1nda%2018%20Ay&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fbir-zen-tapinaginda-18-ay.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fbir-zen-tapinaginda-18-ay.html&amp;title=Bir%20Zen%20Tap%C4%B1na%C4%9F%C4%B1nda%2018%20Ay&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fbir-zen-tapinaginda-18-ay.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fbir-zen-tapinaginda-18-ay.html&amp;t=Bir%20Zen%20Tap%C4%B1na%C4%9F%C4%B1nda%2018%20Ay&amp;s=%C3%87ok%20okuyan%20m%C4%B1%20bilir%20%C3%A7ok%20gezen%20mi%3F%20%C4%B0nsanl%C4%B1k%20tarihinin%2C%20cevab%C4%B1%20en%20me%C3%A7hul%20sorular%C4%B1ndan%20birisi%20bu%20herhalde.%20Her%20iki%20ekol%C3%BCn%20de%20%C3%A7ok%20ba%C5%9Far%C4%B1l%C4%B1%20karakterlerini%20tan%C4%B1yorsundur%20mutlaka.%20K%C3%BClliyat%C4%B1%20yemi%C5%9F%20bitirmi%C5%9F%2C%20hikayesini%20anlatabilece%C4%9Finiz%20her" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=1825&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/07/bir-zen-tapinaginda-18-ay.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni başlayanlar için Star Wars</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2010/07/yeni-baslayanlar-icin-star-wars-2.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/07/yeni-baslayanlar-icin-star-wars-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Jul 2010 15:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ou-san</dc:creator>
				<category><![CDATA[dogu]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[george lucas]]></category>
		<category><![CDATA[güç]]></category>
		<category><![CDATA[ışın kılıcı]]></category>
		<category><![CDATA[jedi]]></category>
		<category><![CDATA[o'sensei]]></category>
		<category><![CDATA[samuray]]></category>
		<category><![CDATA[Sith]]></category>
		<category><![CDATA[star wars]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=1712</guid>
		<description><![CDATA[Sevgili prenses, Şimdi sana, yerlere göklere sığmayan efsanevi Star Wars duble üçlemesindeki, tüm hikayenin baş kahramanı olan Jedi şövalyeleri aslında yalnızca George Lucas&#8217;ın hayal ürünü değiller, aramızda yaşıyorlar desem inanır mısın? Kimbilir kaç kez farketmeden sokakta birinin yanından geçtin, bir sith&#8217;in ışın kılıcının ucundan döndün ya da bir jedi tarafından fikrin değiştirildi, aklın alındı desem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili prenses,</p>
<p>Şimdi sana, yerlere göklere sığmayan efsanevi Star Wars duble üçlemesindeki, tüm hikayenin baş kahramanı olan Jedi şövalyeleri aslında yalnızca George Lucas&#8217;ın hayal ürünü değiller,  aramızda yaşıyorlar desem inanır mısın? Kimbilir kaç kez farketmeden sokakta birinin yanından geçtin, bir sith&#8217;in ışın kılıcının ucundan döndün ya da bir jedi tarafından fikrin değiştirildi, aklın alındı desem bana kafayı yemiş mi dersin acaba?  Belki de &#8216;du bakalım neymiş derdi&#8217; diye okursun yazıyı, sonra bir daha düşünürsün bunları.</p>
<p>Olaylar çok uzun bir zaman önce, uzak bir galakside gelişir. <a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/07/Star-Wars-Episode-3-Revenge-of-The-Sith-7.9-action-adventure-sci-fic-fantasy-186.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1687" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/07/Star-Wars-Episode-3-Revenge-of-The-Sith-7.9-action-adventure-sci-fic-fantasy-186-201x300.jpg" alt="" width="201" height="300" /></a>Galaksiler, bildiğimiz ülkeler gibi davranmakta, birlikler kurmakta, evreni idare etmektedirler. Mesela ticaret fedarasyonu vardır, olayı paradır. Ayrıca galaktik cumhuriyet vardır, demokrasiyle yönetilir. Galaksiler çapında demokrasi diyorum, ki bu filmin en bilimkurgu kısmı sanki. Sonra bir de asıl konumuz olan, bu sistemin içinde barışı sağlamakla görevli, yönetim üzerinde söz sahibi  ama hiçbir yönetime bağlı olmayan jediler (cedaylar) vardır.</p>
<p>Bu Jedi abilerimiz, çok küçük yaşlarda tapınağa alınıp eğitilmeye başlarlar. Tüm dünyevi ihtirasları kenara bırakmayı, hiçbirşeye bağlanmamayı, sahiplenmemeyi öğrenirler. Yaşamlarının merkezinde hiçbir karşılık beklemeksizin sadece vermek vardır. Sonradan Jedi olunmaz, doğuştan gelen bir özelliktir. Kandan gelir ama zamanında eğitime başlanmazsa en fazla altıncı hissi güçlü biri olursun.</p>
<p>Jedi eğitimi böyle barışcıl temellere dayansa da, kendileri aynı zamanda usta savaşçılardır. Silah olarak ışın kılıcı kullanılar. Durduk yere kimseye saldırıp adam öldürmezler ama kullanmaları gerektiği yerde kılıçlarını çekmekten çekinmezler ve amaçları düşmanı yoketmek yerine silahsızlandırarak kontrol altına almaktır.</p>
<p><span id="more-1712"></span>Tüm bu eğitimlerin ve kılıç sanatında ustalaşmanın arkasında ise “Güç” kavramı vardır (filmin orjinalinde force olarak kullanılıyordu). Güç denilen şey, kelime anlamıyla ya da egosal bir bakış açısıyla güç sahibi olmak anlamına gelmez. Güç, tüm yaşamın ve evrenin kaynağı olan enerjidir aslında. Tüm varlıkların içinde vardır. Havada, toprakta, suda, ateşte devinir. Sürekli akışkan haldedir, böylece yaşamı var eder. Evrenin her noktasını doldurur ve herşeyi birbirine bağlar. Jedi&#8217;ler güçle iletişim halindedirler ve onu yönlendirebilir, kullanabilirler. Bazen bir zihni etkilemek için, bazen cisimleri dokunmadan hareket ettirmek için gücü kullanırlar. Güç yol gösterir, rehberlik eder. Usta olanları geleceği görebilir, uzaklardaki insanlarla zihinsel bağlantılar kurabilirler. Jedi eğitiminin asıl amacı gücün bir parçası olduğunu idrak etmek ve onunla bütünleşmektir, savaşmak değil.</p>
<p>Atlamamak gereken bir detay daha vardır ki jedi aslında bir ortak yaşam formudur. Dedik ya kandan gelir sonradan olunmaz diye, jedi&#8217;nin kanında midichlorian denilen mikroskobik bir canlı türü vardır. Bu mikroskobiklerle iletişim halindedirler ve bu sayede gücü kullanabilir olurlar. Usta Quigon der ki; &#8220;Zihnini dinginleştirmeyi öğrendiğin zaman midicloinlerin sesini duyabilirsin.&#8221;</p>
<p>Bu noktaya kadar Lucas&#8217;ın alıntıladığı kaynakları tespit etmek çok da zor değil. Uzakdoğu felsefelerininin, disiplinlerinin ortak özellikleri bunlar. Bir zen tapınağında ya da budist manastırında da filmdekine benzer bir eğitim vardır. Usta çırak ilişkisi her iki tarafta da vazgeçilmezdir. Bir zen ustasının kanında ne vardır yoktur bilemem ama Quigoin dediği gibi, zen ustası da zihnini dinginleştirmek, sessizleştirirmek için önce nefesini kullanır. Zihin sessizleştikten sonra, bedensel duyumlar gözlemlenebilir hale gelir. Böylece <a href="http://www.tr.dhamma.org">bilinç altının eğitimi</a> başlamış olur. Aynen jedi&#8217;nin midichlorianlarla ilişkisi gibi, duyumlarla insanın doğru ilişkisi de “güce” doğru kapıları açar.</p>
<p>Filmdeki savaşçılık ve kılıç mevzusuna bakınca da açıkca karşımızda samuray toplumunu görürüz. Jedi&#8217;nin kıyafetleri, usta çırak ilişkileri, kılıçları, geçmişin savaşçılarına Lucas gözünden bakış aslında. Aynen jedi gibi  samuraylar da, o toplumun içinde samuray olarak doğarlar ve eğitilirler. Ayrıca samuraylar kılıcın, sahibinin ruhunu taşıdığına inanırlar. Sanırım onca teknolojik zamazingonun arasında jedi&#8217;nin kılıç kullanmasını sebebi budur.</p>
<p>Samuraylar artık ortalıkta kılıçlarıyla gezmiyorlar ama öğretileri kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Japonyanın tarihinde adı geçen samuray okullarından Daito Ryu&#8217;nun devamı olan modern Aikido sistemi yukarıda anlattığım tüm detayları barındırıyor. Zaten kelime anlamı  da, Jedi eğitiminin hedefi olan güçle bütünleşmeyi ifade ediyor. Yaşamla ya da enerjiyle <a href="http://www.prensesemektuplar.com/?s=uyumun+yolu&amp;search=">uyumun yolu</a>. Güç yerine Ki, gücü kullanmak yerine Aiki. Bu uyumlu olma durumu filmdeki gibi elini uzatıp bir yerlere elektrik çarptırmaya yarıyor mu bilmiyorum (belki onu yapan da vardır). Ama kesinlikle karşındaki kişinin zihnini, bedenini algılamana ve ona göre davranmana yarıyor. Böylece Aiki hem çatışmada, hem uzlaşmada kullanılabilir hale geliyor.<br />
<a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/07/jedi1.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-1691" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/07/jedi1-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/07/2004-07-25.jpg"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-1695" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/07/2004-07-25-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a><br />
En başında Daito Ryu&#8217;dan ve başka kaynaklardan gelen bilgileri kendi anlayışıyla birleştirerek Aikido&#8217;yu kuran Morihei Ueshiba diyor ki;</p>
<p>“Budo&#8217;nun amacı yaşamı uzatmaktır, kısaltmak değil. Budo rakibinizi güçle devirmek  ya da dünyayı silahlarla yok oluşa sürüklemek için bir araç değildir. Gerçek Budo evrenin ruhunu kabul etmek, dünya barışını korumak, doğadaki herşeyi doğru bir şekilde üretmek, yetiştirmek ve korumaktır.”</p>
<p>Şimdi ben bu cümlede Budo (savaşçının yolu) yerine “Güç” yazsaydım, altını da Usta Yoda diye imzalasaydım, Star Wars izleyenler eminim garipsemezlerdi. İşin aslında garipsenecek bir şey yok. Çünkü Yoda karakteri tamamen O&#8217;sensei Morihei Ueshiba&#8217;nın bir alıtılaması. O&#8217;Sensei&#8217;nin (büyük hoca) son döneminden kalma siyah beyaz videolarını izlediğinizde bunu görebilirsiniz. Keza bu videolar Lucas&#8217;a “Güç” ve  “Jedi” fikrini veren kaynak olmuşlar. Ufak tefek, yaşlı bir adam, elinde bastonuyla ve yavaş hareketlerle mindere geliyor. Sonra kendisine var güçleriyle saldıran adamları, yavaş ve yumuşacık el hareketleriyle yerden yere vuruyor. Adam hiçbirşey yapmıyormuş gibi görünüyor. Sanki ötekiler kendilerini yere atıyor gibi. Ama gerçekte ona saldıran kişilere karşı öyle bir zamanda üstün pozisyon alıyor ki O&#8217;Sensei, saldırganı ölmekle uyum sağlamak arasında tercih yapmak zorunda bırakıyor. Hele bir de O&#8217;Sensei&#8217;nin film hilesi gibi sopa kullandığı görüntüleri izlediğinizde, Usta Yoda ile Darth Sidius&#8217;un kapıştığı sahneyi hatırlamamanız mümkün değil.</p>
<p>Gerçekten bazen antremanlarda film hilesi gibi görünecek şeyler oluyor. Mesela geçen yazımda bahsettiğim ve son dönemde tanıştığım bir Jedi olan Massimo Sensei ettikleri gibi. Bu 70&#8242;lik dede gülümser bir ifadeyle ona vurmamı söyledi, ben de vurdum. Sonra kendimi popomun üstünde oturur buldum. Buraya kadar normal herşey. 52 sene Aikido çalışmış adama vurmaya kalkarsan başına gelecek budur, yaz kenara. Sonra sensei dört parmağını omzuma koydu ve bana ayağa kalkmamı söyledi. İşte eğlence o an başladı. Yaklaşık 2 dakika boyunca, o 4 parmağın altında minderde yuvarlandım durdum. Var gücümle itmeye, ayağa kalkmaya çabalasam da, tek yaptığım dönüp tekrar düşmek oldu. Çünkü gerçekte elini itmeye çabalarken aynı anda ayağa kalkmak içinde yeri itiyordum. Massimo Sensei ise omzumu kullanarak omurgamın açısını değiştiriyor ve bana baskı uygulamadan gücümü doğru yere vermemi engelliyordu. Düşünün, üzerinizde ağır bir cisim yok, bir şey hissetmiyorsunuz ama bir türlü ayağa kalkamıyorsunuz. Korkunçla komik arası bir durum.</p>
<p>Jedi&#8217;lardan bu kadar söz etmişken sith&#8217;leri anmadan olmaz. Sith&#8217;ler de aynı gücü kullanıyorlar. Aynı jedi gibi eğitimliler ama onlar gücün karanlık tarafını temsil ediyorlar. Kazanmak ya da sahip olmak için öldürebilirler. Bir nevi kötüler yani. Ama bakış açısı çok önemli burda. Yeterince uzun süre antreman yaptığında insan, bir aikido tekniğiyle saldırganı kontrol altına alabilir, canını yakabilir, kolunu kırabilir ya da öldürebilir. Teknik aynı teknik, güç aynı güç. O an geldiğinde gücün hangi tarafında olacağını, sith&#8217;mi jedi&#8217;mi olacağını belirleyen, yalnızca insanın karakteri, korkuları ve duruma bakış açısıdır aslında. “Korku, öfkeyi getirir, öfke nefrete dönüşür, nefret karanlık tarafın yolunu açar.”<a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/07/star-wars-revenge-3-wallpaper.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1697" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/07/star-wars-revenge-3-wallpaper-300x240.jpg" alt="" width="300" height="240" /></a></p>
<p>Tüm bunların yanında filmin içine serpiştirilmiş o kadar çok detay var ki, benim için şölen adeta. Özetle şundan eminim ki, bu işin üzerinde çalışan ekip benim okuduğum savaş sanatları kitaplarının çoğunu incelemiş ve gerekli yerlerde kullanmış. Bir arkadaşım, 3. bölümün sonunda Anakin, Obiwan&#8217;la o kadar kapıştıktan sonra nasıl bir anda yenildi diye sormuştu. Cevabı Çinli general Sun Tzu, Savaş Sanatı adlı kitabında veriyor;  düşman yüksek toprağa sahipse asla aşağıdan yukarıya saldırma! Filmi izleyenler o sahneyi hatırlar, izlemeyenler de umarım bir an önce doğru yolu bulur. Zararın neresinden dönerseniz kardır.</p>
<p>May the “Aiki” be with you&#8230;</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fyeni-baslayanlar-icin-star-wars-2.html&amp;title=Yeni%20ba%C5%9Flayanlar%20i%C3%A7in%20Star%20Wars&amp;bodytext=Sevgili%20prenses%2C%0D%0A%0D%0A%C5%9Eimdi%20sana%2C%20yerlere%20g%C3%B6klere%20s%C4%B1%C4%9Fmayan%20efsanevi%20Star%20Wars%20duble%20%C3%BC%C3%A7lemesindeki%2C%20t%C3%BCm%20hikayenin%20ba%C5%9F%20kahraman%C4%B1%20olan%20Jedi%20%C5%9F%C3%B6valyeleri%20asl%C4%B1nda%20yaln%C4%B1zca%20George%20Lucas%27%C4%B1n%20hayal%20%C3%BCr%C3%BCn%C3%BC%20de%C4%9Filler%2C%20%20aram%C4%B1zda%20ya%C5%9F%C4%B1yorlar%20desem%20" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fyeni-baslayanlar-icin-star-wars-2.html&amp;title=Yeni%20ba%C5%9Flayanlar%20i%C3%A7in%20Star%20Wars" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fyeni-baslayanlar-icin-star-wars-2.html&amp;title=Yeni%20ba%C5%9Flayanlar%20i%C3%A7in%20Star%20Wars&amp;notes=Sevgili%20prenses%2C%0D%0A%0D%0A%C5%9Eimdi%20sana%2C%20yerlere%20g%C3%B6klere%20s%C4%B1%C4%9Fmayan%20efsanevi%20Star%20Wars%20duble%20%C3%BC%C3%A7lemesindeki%2C%20t%C3%BCm%20hikayenin%20ba%C5%9F%20kahraman%C4%B1%20olan%20Jedi%20%C5%9F%C3%B6valyeleri%20asl%C4%B1nda%20yaln%C4%B1zca%20George%20Lucas%27%C4%B1n%20hayal%20%C3%BCr%C3%BCn%C3%BC%20de%C4%9Filler%2C%20%20aram%C4%B1zda%20ya%C5%9F%C4%B1yorlar%20desem%20" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fyeni-baslayanlar-icin-star-wars-2.html&amp;t=Yeni%20ba%C5%9Flayanlar%20i%C3%A7in%20Star%20Wars" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Yeni%20ba%C5%9Flayanlar%20i%C3%A7in%20Star%20Wars%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fyeni-baslayanlar-icin-star-wars-2.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fyeni-baslayanlar-icin-star-wars-2.html&amp;title=Yeni%20ba%C5%9Flayanlar%20i%C3%A7in%20Star%20Wars&amp;annotation=Sevgili%20prenses%2C%0D%0A%0D%0A%C5%9Eimdi%20sana%2C%20yerlere%20g%C3%B6klere%20s%C4%B1%C4%9Fmayan%20efsanevi%20Star%20Wars%20duble%20%C3%BC%C3%A7lemesindeki%2C%20t%C3%BCm%20hikayenin%20ba%C5%9F%20kahraman%C4%B1%20olan%20Jedi%20%C5%9F%C3%B6valyeleri%20asl%C4%B1nda%20yaln%C4%B1zca%20George%20Lucas%27%C4%B1n%20hayal%20%C3%BCr%C3%BCn%C3%BC%20de%C4%9Filler%2C%20%20aram%C4%B1zda%20ya%C5%9F%C4%B1yorlar%20desem%20" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Yeni%20ba%C5%9Flayanlar%20i%C3%A7in%20Star%20Wars&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fyeni-baslayanlar-icin-star-wars-2.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Yeni%20ba%C5%9Flayanlar%20i%C3%A7in%20Star%20Wars&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fyeni-baslayanlar-icin-star-wars-2.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fyeni-baslayanlar-icin-star-wars-2.html&amp;title=Yeni%20ba%C5%9Flayanlar%20i%C3%A7in%20Star%20Wars&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fyeni-baslayanlar-icin-star-wars-2.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F07%2Fyeni-baslayanlar-icin-star-wars-2.html&amp;t=Yeni%20ba%C5%9Flayanlar%20i%C3%A7in%20Star%20Wars&amp;s=Sevgili%20prenses%2C%0D%0A%0D%0A%C5%9Eimdi%20sana%2C%20yerlere%20g%C3%B6klere%20s%C4%B1%C4%9Fmayan%20efsanevi%20Star%20Wars%20duble%20%C3%BC%C3%A7lemesindeki%2C%20t%C3%BCm%20hikayenin%20ba%C5%9F%20kahraman%C4%B1%20olan%20Jedi%20%C5%9F%C3%B6valyeleri%20asl%C4%B1nda%20yaln%C4%B1zca%20George%20Lucas%27%C4%B1n%20hayal%20%C3%BCr%C3%BCn%C3%BC%20de%C4%9Filler%2C%20%20aram%C4%B1zda%20ya%C5%9F%C4%B1yorlar%20desem%20" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=1712&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/07/yeni-baslayanlar-icin-star-wars-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Titreşiyorum, öyleyse varım&#8230;</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2010/06/titresiyorum-oyleyse-varim.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/06/titresiyorum-oyleyse-varim.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jun 2010 15:18:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ou-san</dc:creator>
				<category><![CDATA[dogu]]></category>
		<category><![CDATA[aikido]]></category>
		<category><![CDATA[frekans]]></category>
		<category><![CDATA[nage]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[titresim]]></category>
		<category><![CDATA[uke]]></category>
		<category><![CDATA[uyum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=1491</guid>
		<description><![CDATA[Sevgili Prenses, Biliyorum uzunca bir ara oldu bu. Bir süredir sana yazamadım. Ama emin ol bu zaman zarfında çok işler yaptım. Çok çalıştım çok yoruldum ve ben şu anda hayalleri gerçek olmuş bir insanım. Bu konunun nasılına ayrıca giricem. Bunun tadının çıkarırken bir taraftan da tercihlerimin bana getirdiği zorlukları farkındalıkla kabul ediyorum ve yeni bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Prenses,</p>
<p>Biliyorum uzunca bir ara oldu bu. Bir süredir sana yazamadım. Ama emin ol bu zaman zarfında çok işler yaptım. Çok çalıştım çok yoruldum ve ben şu anda hayalleri gerçek olmuş bir insanım. Bu konunun nasılına ayrıca giricem. Bunun tadının çıkarırken bir taraftan da tercihlerimin bana getirdiği zorlukları  farkındalıkla kabul ediyorum ve yeni bir yaşam düzeni kurmaya çabalıyorum. Bu arada seni biraz ihmal ettim. Umarım açığı güzelce kapatabilirim.</p>
<p>Bir süredir sağda solda birşeylerle uğraşırken, bir takım işleri kotarmaya çabalarken, hoşlaşmadığım ya da çok keyif aldığım insanlarla çalışırken aklım bir noktaya gidip duruyor. Bazen laf arasında deriz ya frekansımız tutmadı diye. Bazen biriyle tanıştığın anda ahanda dersin ve hoş sohbet alır yürür. Bazen de kırk takla atsan senden bi numara olmaz. Frekans tutmamıştır bir kere.</p>
<p>Nedir ki bu frekans dediğin nane? Bir nevi titreşim işte. Hiç heveslenme öyle bilimsel bir takım açıklamalara girmiycem. <a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/06/manyetik.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1493" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/06/manyetik-300x153.jpg" alt="" width="300" height="153" /></a>Bilmiyorum çünkü, birileri yorum yazar nasıl olsa (okuyucuya ev ödevi).</p>
<p>Hani aslına hepimiz atomlardan oluşuyoruz ve şu masanın da hammaddesi benle aynı ya. İşte o hammadde olan atomlar da aslında büyük oranda boşluktan oluşuyor. Yani “<a href="http://www.imdb.com/title/tt0399877/">Ne biliyoruz ki</a>” adlı belgesel-filmi izleyenler hatırlar. Bir atomun çekirdeğini beyzbol topu kadar büyütsen, çekirdeğin etrafında dönen en yakın yüklü parçacığın mesefesi birkaç yüz km gibi bir şey oluyormuş. Tabi bu elektrik yüklü parçacıklar hem dönüyorlar hem diğer yörüngelerle alışverişte bulunuyorlar. Sonuçta koca bir boşlukta dönen, ordan oraya atlayan, bir var olan  bir yok olan bir durum var bünyede. Demek istediğim şu ki, senin katı sandığın şey aslında sürekli titreşip duran bir boşluk ve senin &#8220;orada duruyo işte&#8221; dediğin insan evladı her an milyon kilometre hızla hareket halinde aslında. Titreşip durmakta karıncalı tv ekranı gibi, bir var bir yok. Bir şey söyliyeyim mi prenses, hepimiz hikayeyiz aslında..<span id="more-1491"></span></p>
<p>İşte frekansın tutması tutmaması olayı da bu açıdan bakılınca gayet mantıklı geliyor kulağa. Titreşimlerin frekansı tutarsa neler olur neler. Süper aşk da olur, on numara ekip çalışması da olur. Başka da neler olabileceğine dair deneysel bir çalışmayı bu noktada paylaşmak isterim şimdi.</p>
<div id="attachment_1497" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/06/Daniel-6.jpg"><img class="size-medium wp-image-1497" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/06/Daniel-6-300x225.jpg" alt="Massimo di Villadorata ve Daniel Laurendeau" width="300" height="225" /></a><p class="wp-caption-text">Massimo di Villadorata ve Daniel Laurendeau</p></div>
<p>Birkaç ay önce istanbulda misafir ettiğimiz, 70 yaşını aşmış ve bu yaşın 52&#8242;sini Aikido çalışarak geçirmiş  <a href="http://www.montrealaikikai.qc.ca/index.php?option=com_content&amp;task=view&amp;id=13&amp;Itemid=81">Massimo di Villadorata </a>Sensei&#8217;nin kısacık ama akıllarda iz bırakan dersinden bahsedeceğim. En basit haliyle bildik bir Aikido çalışmasında, bir kişi diğerine saldırır. (Bu saldıran kişiye &#8220;uke&#8221;, saldırılan kişiye ise &#8220;nage&#8221; diyoruz.) Nage, partnerine aynı şekilde karşılık vermek yerine, akıcı bir şekilde pozisyon değiştirir. Saldırı hattından çekilir ve saldırganın dengesini kolaylıkla bozup kontrol edebileceği bir pozisyona geçer. Ama ne hikmetse bu üstün pozisyon, hep saldırıya en yakın noktadadır. Yani biri size vurmaya çalıştığında, darbeye ne kadar açıklıkla yaklaşabilirseniz o kadar güvende olursunuz. Haydi diyelim bunu tekmeye tokada karşı yaptın. Ya adamın elinde sopa kılıç varsa? O zaman da senden beklenen korkuyu bir kenara koyman ve akıcı biçimde kılıcın yanını sıyırarak üstün pozisyona geçmendir. Evet hiç de kolay değildir. Çoğu insan yüzüne doğru gelen bir darbeyi gördüğünde dahi olduğu yerde kalakalır. Bırak akıcı olmayı adım bile atamaz.</p>
<p>Massimo Sensei, bu duruma bir çözüm geliştirmiş. Ses titreşimleri aracılığıya zihin durumunu değiştirip  korkudan sıyrılabileceğini ve böylece akıcı biçimde hereket edilebildiğini farkederek bunun üstüne çalışmış. Ortaya çıkan şey gerçekten keyifli. Dersin başında gözlerimizi kapatıp, kendimizi karanlık, korkunç ve tehlikeli bir ormanda hayal ediyoruz. Sonra sensei, duyduğumuz ilk sesin ne olduğunu soruyor. Kimisi rüzgar, kimisi hayvan sesleri, kimisi çıtırdayan dallar diyor. Ama biraz daha arayıp daha temeldeki titreşime inmeye çabalayınca tedirginliğin ve tehlikenin sesinin “uuuuuuuuuuuuu” olduğuna karar veriyoruz. Bu cepte. Yine gözlerimizi kapatıp güneşli güzel bir bahar sabahını hayal ediyoruz. Kuş cıvıltıları, taze çiçeklerin kokusu derken ilk sesimiz bu kes “aaaaaaaa” oluyor. Ama bu “aaa” tonlamasını o güzel sabaha uyanıp yatakta keyifle gerinir gibi yapmamız lazım unutmayalım. İlk karşılaşma tepkisi var bunun içinde. Sonra durumu ve güzelliği anlayarak baktığımızda ardından gelen titreşim “oooooo” oluyor. Arkasından “eeeee” geliyor. “Eeee” hadi dışarı çıkalım o zaman, harekete geçelimin titreşimi aslında. Son olarak sensei bize bir aikido tekniğini bitiren sesi soruyor. Yine bir bocalamadan sonra “iii” olduğunu söylüyor. Kılıcın havayı keserken çıkardığı sese yakın bir ses.</p>
<p>Sonra uygulama başlıyor.  Uke, karanlık tarafı temsilen “uuuu” diye var gücüyle bağırarak saldırıyor. Nage ise bu saldırıya, güneşli sabah sesiyle “aaa” diye cevap veriyor. Birbirlerine hızla yaklaşıyorlar ve temas kurulduğu anda nage “ooo” ile durumu idrak ediyor, ukenin dengesini “eeee” ile bozarak üstün pozisyon alıyor ve son bir “iiii” ile uke kendini yerde buluyor. Böylece tek bir nefeste yapılan çalışma “aaaaoooeeeeİİİİ” sesiyle birlikte olup bitiyor. Çalışmanın ilk anlarından insanlar yalnızca var güçleriyle bağırmaya odaklanıyorlar. Bir süre sonra sensei&#8217;nin yönlendirmesiyle o seslerin temsil ettiği anların ifadelerini takınıyor ve o duyguya odaklanıyorlar. Çalışma alanı asık suratlarla uuuu diye saldıran  ve aaaa diye gülümseyerek karşılık veren insanlar topluluğuna dönüşüyor. Sensei  çalışılan tekniği değiştirerek daha karmaşık ve zor tekniklere doğru ilerliyor. Hep aynı sesleri ve onların getirdiği zihin durumunu kullanarak devam ediyor.</p>
<p>Sonuca baktığımızdaysa, yeni başlayanından en deneyimlisine kadar herkes, normal şartlarda<a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/06/aylinyabanoglu_rainbow-backdrop.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1492" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/06/aylinyabanoglu_rainbow-backdrop-223x300.jpg" alt="" width="223" height="300" /></a> ulaşmakta zorlandıkları pozisyonlara rahatlıkla geçebiliyorlar. Çünkü üzerine gelen saldırının yarattığı korkunu yerini, seslere karşılık gelen durumlar alıyor. Bunu yalnızca  oturup hayal etmek yerine o anın titreşimini tüm bedene yayarak durumu yeniden yaratmış oluyorlar aslında. Böylece anlıyoruz 70&#8242;lik Massimo Sensei&#8217;nin eli bıçaklı kötü adama, nasıl bir bahar sabahı penceresine konan üç küçük kuştan biriymiş gibi bakabildiğini. O keyif ve rahatlıkla hareket edebildiğini..</p>
<p>Şimdi bu deneyimi yaşadıktan sonra düşünüyorum ve başka noktalarla bağlantılar geliyor gözümün önüne. Mesela su moleküllerinin fotoğraflarının çekilmesi hikayesi. Aynı kaynaktan alınıp üzerinde sevgi ve nefret içeren farklı sözler yazılan şişelerde saklıyorlar suyu. Sonra çekilen fotoğraflarda her birinin şeklinin farklılaştığı görülüyor. Olumlu cümleler simetrik düzenli şekiller yaratırken, senden nefret ediyorum etiketli şişeden karmakarışık fotoğraflar çıkıyor. Sonra annelerimizin konuşarak sevgi gösterdiği saksılar çoşuyor. Meditasyoncular aynı mantraları tekrar ederek zihni dinginleştiriyor. Dinlediğimiz müziklerden, izlediğimiz filmelere kadar herşey ruh halimizi etkiliyor. Bazen de on sene boyunca hiç sıkılmadan aynı şeyin detaylarını hayal edince birden gerçeğe dönüşüveriyor. Sonuçta her düşünce, her eylem, her duygu bir titreşim sağlıyor. Küçük su dalgaları gibi birbirine örülüveriyor titreşimler, sonra da birileri çıkıp adına kader diyor, hayat diyor şansızlık diyor. Sen hangisini seçersin bilmem prenses ama ben bu ara her sabah kendime frekans ayarı yapıyorum, tadında titreşeyim diye&#8230;</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F06%2Ftitresiyorum-oyleyse-varim.html&amp;title=Titre%C5%9Fiyorum%2C%20%C3%B6yleyse%20var%C4%B1m...&amp;bodytext=Sevgili%20Prenses%2C%0D%0A%0D%0ABiliyorum%20uzunca%20bir%20ara%20oldu%20bu.%20Bir%20s%C3%BCredir%20sana%20yazamad%C4%B1m.%20Ama%20emin%20ol%20bu%20zaman%20zarf%C4%B1nda%20%C3%A7ok%20i%C5%9Fler%20yapt%C4%B1m.%20%C3%87ok%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1m%20%C3%A7ok%20yoruldum%20ve%20ben%20%C5%9Fu%20anda%20hayalleri%20ger%C3%A7ek%20olmu%C5%9F%20bir%20insan%C4%B1m.%20Bu%20konunun%20nas%C4%B1l%C4%B1na%20ayr%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F06%2Ftitresiyorum-oyleyse-varim.html&amp;title=Titre%C5%9Fiyorum%2C%20%C3%B6yleyse%20var%C4%B1m..." ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F06%2Ftitresiyorum-oyleyse-varim.html&amp;title=Titre%C5%9Fiyorum%2C%20%C3%B6yleyse%20var%C4%B1m...&amp;notes=Sevgili%20Prenses%2C%0D%0A%0D%0ABiliyorum%20uzunca%20bir%20ara%20oldu%20bu.%20Bir%20s%C3%BCredir%20sana%20yazamad%C4%B1m.%20Ama%20emin%20ol%20bu%20zaman%20zarf%C4%B1nda%20%C3%A7ok%20i%C5%9Fler%20yapt%C4%B1m.%20%C3%87ok%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1m%20%C3%A7ok%20yoruldum%20ve%20ben%20%C5%9Fu%20anda%20hayalleri%20ger%C3%A7ek%20olmu%C5%9F%20bir%20insan%C4%B1m.%20Bu%20konunun%20nas%C4%B1l%C4%B1na%20ayr%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F06%2Ftitresiyorum-oyleyse-varim.html&amp;t=Titre%C5%9Fiyorum%2C%20%C3%B6yleyse%20var%C4%B1m..." ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Titre%C5%9Fiyorum%2C%20%C3%B6yleyse%20var%C4%B1m...%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F06%2Ftitresiyorum-oyleyse-varim.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F06%2Ftitresiyorum-oyleyse-varim.html&amp;title=Titre%C5%9Fiyorum%2C%20%C3%B6yleyse%20var%C4%B1m...&amp;annotation=Sevgili%20Prenses%2C%0D%0A%0D%0ABiliyorum%20uzunca%20bir%20ara%20oldu%20bu.%20Bir%20s%C3%BCredir%20sana%20yazamad%C4%B1m.%20Ama%20emin%20ol%20bu%20zaman%20zarf%C4%B1nda%20%C3%A7ok%20i%C5%9Fler%20yapt%C4%B1m.%20%C3%87ok%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1m%20%C3%A7ok%20yoruldum%20ve%20ben%20%C5%9Fu%20anda%20hayalleri%20ger%C3%A7ek%20olmu%C5%9F%20bir%20insan%C4%B1m.%20Bu%20konunun%20nas%C4%B1l%C4%B1na%20ayr%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Titre%C5%9Fiyorum%2C%20%C3%B6yleyse%20var%C4%B1m...&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F06%2Ftitresiyorum-oyleyse-varim.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Titre%C5%9Fiyorum%2C%20%C3%B6yleyse%20var%C4%B1m...&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F06%2Ftitresiyorum-oyleyse-varim.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F06%2Ftitresiyorum-oyleyse-varim.html&amp;title=Titre%C5%9Fiyorum%2C%20%C3%B6yleyse%20var%C4%B1m...&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F06%2Ftitresiyorum-oyleyse-varim.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F06%2Ftitresiyorum-oyleyse-varim.html&amp;t=Titre%C5%9Fiyorum%2C%20%C3%B6yleyse%20var%C4%B1m...&amp;s=Sevgili%20Prenses%2C%0D%0A%0D%0ABiliyorum%20uzunca%20bir%20ara%20oldu%20bu.%20Bir%20s%C3%BCredir%20sana%20yazamad%C4%B1m.%20Ama%20emin%20ol%20bu%20zaman%20zarf%C4%B1nda%20%C3%A7ok%20i%C5%9Fler%20yapt%C4%B1m.%20%C3%87ok%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1m%20%C3%A7ok%20yoruldum%20ve%20ben%20%C5%9Fu%20anda%20hayalleri%20ger%C3%A7ek%20olmu%C5%9F%20bir%20insan%C4%B1m.%20Bu%20konunun%20nas%C4%B1l%C4%B1na%20ayr%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=1491&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/06/titresiyorum-oyleyse-varim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uyumun Yolu</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2010/01/uyumun-yolu.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/01/uyumun-yolu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Jan 2010 15:52:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ou-san</dc:creator>
				<category><![CDATA[dogu]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[aiki]]></category>
		<category><![CDATA[aikido]]></category>
		<category><![CDATA[budo]]></category>
		<category><![CDATA[o'sensei]]></category>
		<category><![CDATA[savas sanatlari]]></category>
		<category><![CDATA[uyum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=501</guid>
		<description><![CDATA[Prensese birşeyler karalamaya başladığımdan beri, yaşamımın en geniş dilimi olan Aikido üzerine yazmayı istiyordum. Ama düşündükçe derya deniz olan bir konunun neresinden tutsam başka bir yerinden çıktığım için bir türlü toparlayamıyordum. Özünde hayatın her anında varolan bir gerçek olan “Aiki” yi açıklamak çok zor. Anlatılmaz yaşanır deyimi başka hiç birşeye bu kadar tam oturmamıştır herhalde. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Prensese birşeyler karalamaya başladığımdan beri, yaşamımın en geniş dilimi olan Aikido üzerine yazmayı istiyordum. Ama düşündükçe derya deniz olan bir konunun neresinden tutsam başka bir yerinden çıktığım için bir türlü toparlayamıyordum. Özünde hayatın her anında varolan bir gerçek olan “Aiki” yi açıklamak çok zor. Anlatılmaz yaşanır deyimi başka hiç birşeye bu kadar tam oturmamıştır herhalde. Ama en azından ona giden yolu kendi penceremden biraz anlatabilirim sanırım.</p>
<p>Nedir bu Aikido? Bu soruyu çok severim. Çünkü bu soru tuzaktaki yemdir aslında. Başına geleceklerden<a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/01/aikido-kanji-v8-largeg.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-518" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/01/aikido-kanji-v8-largeg-108x300.jpg" alt="" width="108" height="300" /></a> habersiz,  öğrenmeye aç arkadaşım sakince yanıma yaklaşır ve bunu sorar. Neden aikido? İşte o anda avını bekleyen bir kaplan gibi, yıllarca eğitilmiş reflekslerimle atılır ve anlatmaya başlarım. Köşeye sıkışan avım, kaçamak sorularla dikkatimi dağıtmaya çalışır. “Greenpeace&#8217;cisin, şiddet karşıtısın, ama kılıç diyon savaş sanatı diyon nasıl iş bu? Savaşın sanatı mı olur kardeşim? Hem bu adamlar kendi kendilerini yerden yere atıyolar. Bu aikido kandırmaca şov  falan olmasın. Sokakta işe yarar mı ki acaba?” gibi ataklar tarafımca başarıyla savuşturulur ve kişi artık mindere adım atmaya hazırdır. O yüzden ey okur  sorunu seç ve gerçekle yüzleşmeye hazır ol, çünkü kalem kılıçtan keskindir.</p>
<p>Öncelikle 3 kelimeden bahsediyoruz aslında. Ai (uyum, birleşme),  Ki (ruh, yaşam gücü ya da evrensel enerji) ve Do (yol, sanat, çince tao). Bunlardan başka bir kelime türetiyoruz ve Aiki (yaşamla ya da enerjiyle uyum) diyoruz. Peki bu uyum nasıl oluyor dediğinde ise Aikido (yaşamla uyumun yolu / sanatı) diyoruz. Sadece şu üç kelimenin anlamlarını ve Japonca yazılımları olan kanjilerini incelemeye kalksak apayrı bir  yazı çıkar. En basit anlamıyla Aikido, enerjiyi merkezsel ve dairesel hareketler kullanarak yönlendirmeyi, rakibin gücünü kendine karşı kullanmayı sağlayan bir savaş sanatıdır. Aikido teknikleri güce güçle, öfkeye öfkeyle karşılık vermek yerine, çatışmanın içine girerek  onu yönlendirmeyi ve çözümlemeyi öğretir. 1900lerin başlarında O&#8217;Sensei Morihei Ueshiba tarafından kurulmuş olsa da kökleri yüzyıllar öncesine, samuray okullarına ve Daito Ryu Aikijutsu gibi eski sanatlara dayanır.<span id="more-501"></span></p>
<p>Bir japon atasözü der ki “ Duy unut, gör hatırla, yap öğren”. Buna istinaden evde ilk aikido denememizi yaparak başlayabiliriz. Yapalım öğrenelim bölümümüzde bir adet topaç alın, düz bir zemine atarak tek bir nokta üzerinde nasıl hızla döndüğünü görün. İkinci kez atın ve hızla dönerken parmak ucuyla topaça yan yüzeyinden dokunun. Dengeyi kaybedip sağa sola savruldu değil mi? Şimdi topaçı üçüncü kez atın ve bu kez dönerken tam tepesindeki sivri noktadan hafifçe dokunun. Bir süre daha parmağınız altında dönecek, sonra yavaşlayıp duracaktır. Bir yere savrulmadan kontrol altına alınmıştır. Tebrik ederim, çatışmanın merkezini kontrol altına alarak ilk aikido deneyimizi yaşamış oldunuz ve bunu sağa sola savrulan bir insana uygulamak mümkündür.</p>
<div id="attachment_522" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/01/osensei_10.jpg"><img class="size-medium wp-image-522" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/01/osensei_10-300x228.jpg" alt="O'Sensei Morihei Ueshiba" width="300" height="228" /></a><p class="wp-caption-text">O&#39;Sensei Morihei Ueshiba</p></div>
<p>Aikido aslında ruhsal sonuçlar doğuran fikizsel bir çalışmadır. Durumlara göre refleksleri geliştir, böylece fiziksel şiddetten kendini koruyabilirsin. Ama sanıldığı gibi bu nihai hedef değil sadece başlangıçtır. Bu fiziksel çalışmalar, teknikler, izlerken gördüğümüz yerden yere atılmalar, kol bükmeler  (başka bir deyişle kendini koruma) amaç değil, yalnızca sistemin araçları, enstrümanlarıdır. Enstrümana hakim olmadan beste yapılamayacağı gibi, tekniklere hakim olmadan da  stratejiler kavranılamaz. Yıllar öncesinden gelen, insanların birbirlerini kılıçla öldürebilmeleri için geliştirilmiş teknikler, onların arkasında yatan stratejileri anlamak ve içselleştirmek için sayısız tekrarla çalışılır. Strateji derken çok geniş bir kavramdan bahsediyorum. Öyle ki çağlar ve enstrümanlar değişse de ana fikir hep aynı kalıyor. O yüzden bu yazıda geçen saldırı ve çatışma gibi kelimeleri sadece fiziksel olarak algılamak Aikido&#8217;nun nihai hedefini ıskalamak olur. Şiddet çok farklı çeşitlerde, hayatımızın her aşamasında karşımıza çıkabilir ve strateji doğru anlaşıldıysa her seferinde  de işe yarar.</p>
<p>Örneğin, onlarca enstrümanın aynı anda uyumla bir besteyi çalmalarını sağlayan besteci de belli bir stratejiyi izler. Onun yaptığı şey sesleri doğru mesafelerle yerleştirmektir. Başka bir deyişle sesler arasındaki boşlukları doğru biçimde sıralamaktır. Anlamsız sesler bütünü, bu boşluklar sayesinde müziğe dönüşür. Davulun vuruşları arasındaki boşluk, kemanla kontrbas arasındaki boşluk, gitarın telleri arasındaki boşluk, notalar arasındaki boşluk&#8230; Hepsi sayılmış hesaplanmış ve muhteşem bir uyumla dizilmiştir. Böylece beste ortaya çıkar. Birşarkıdaseslerarasındakiboşluklarısildiğinizidüşününsonuçbirhaylirahatsızediciolacaktır. Diğer taraftan karanlık bir sokakta bir takım kötü adamlarla karşılaşıldığında , ilk hesaplanılan şey yine boşluklardır. Tabi hesaplamak derken düşünmeyi, toplamayı çıkarmayı kastetmiyorum. İçgüdüsel olarak bir anda oluverir bu. Kişiler arasındaki boşluk, ilk adamla aradaki boşluk, yandaki duvarla, gerideki arabayla, yerdeki sopayla aradaki boşluk.. Zihin hızla bu boşlukları sıralandırır ve beden birinden diğerine akar (en büyük boşluk geride kaldıysa, o yöne koşarak uzaklaşılır). Çatışma ya da korunma düşüncesi olmadan, sadece boşlukların ritmini tutarak çatışmanın içinden geçer, onu yönlendirir ve böylece zarar görmez. Aynı şekilde büyük bir ordu da boşlukları hesaplayarak hareket eder. Hatta siyasetçisinden aktivistine kadar herkes bunu yapar ama çoğu zaman farkında olmadan yapar. Yaptığınız şeyin farkında olmaksa işinizi kolaylaştırır. Kaçan kovalanır lafını duyduğunuzda bunun bir savaş sanatı stratejisi örneği olduğunu düşünmemiştiniz. Hiç mi sevgiliyi aramayayım da meraklansın arasın demedin okur. Al sana boşluk stratejisi. Al sana savaş sanatı.</p>
<p>Tüm bu zihinsel ve bedensel gelişimin yanında bu işin en çekici<a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/01/8.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-528" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/01/8-300x189.jpg" alt="" width="300" height="189" /></a> taraflarından bir tanesi ise dojodur. (Dojo: Sanatın pratiğinin yapıldığı yer, “yol”un mekanı) Bir arınma mekanı olan dojoda herşey kurallara bağlıdır, disiplin sıkıdır. Cisimlerden sadeleştirilmiş güzelliğiyle güçlü bir enerjisi olan dojo, Zen&#8217;in cisimleşmiş hali gibidir. Gün boyu, sürekli veri bombardımanına tutulmuş beyin dojoya girdiğinde yaşamını ve kendisine dair herşeyi dışarıda bırakır. İlk zamanlarda bu zor olsa da bir süre sonra sihirli bir değnek dokunmuş gibi kendiliğinden gerçekleşir. Günlük karmaşanın içinde bu birçoğumuzun arayıpta bulamadığı bir dinginliktir aslında. Artık insan dojoda geçirdiği saaatler boyunca  sanatıyla başbaşadır. Teknikleri uygulayabilmek için zihin sürekli odaklanmış haldedir, çünkü en ufak bir dikkatsizlik acıya ve sakatlanmaya sebep olabilir. Odaklanma kapasitesi mecburen artarken, beden her türlü saldırı karşısında kenara çekilip, üstün pozisyon aldıktan sonra, saldırgana uyum sağlamayı öğrenir. Bunun doğal sonucu olarak saldırıdan kaynaklanan korku, yerini uyum duygusuna bırakır. Artık sadece beden değil, zihin de üstün pozisyondadır.</p>
<p>Birgün  dojoda bir antreman izleme şansınız olursa, daha anlaşılır olacaktır. Aikido, izleyen insanlarda her zaman güçlü bir birliktelik, uyum, denge ve estetik duygusu yaratır. Aynen güzel bir besteyi gözleriniz kapalı dinlerken etkilenmeniz gibi birşeydir bu. İki usta aikidocu siyah beyaz kıyafetleriyle adeta yinyang figürünün canlı bir örneğini oluşturarak birleşirler. Saldırı ve savunmanın eriyip birleştiği, iki kişinin rakip olmayı bırakıp bütün olduğu anlarda oluşan farkındalık nihayetinde,  öfke ve şiddetle saldıran insanla bile bütün olduğumuz gerçeğini öğretir. Bu anlayış, evrenin kusursuz bütünlüğünü farkına varmaya götüren yolu açar. Zamanla insan özel olmadığını, bunun  parçası olduğunu anladığında zihin egonun oyunlarından, tutkularından ve saldırganlığından arınır. Bu felsefi ya da akılsal bir arınma değil içgüdüsel bir dönüşüm olur. O zaman insan gerçekten şiddetsiz ve çevresindeki şiddeti uyuma dönüştürebilme yeteneğine sahip bir bireye dönüşür. Evet aynen o filmlerdeki ak sakallı, sabırlı, sakin üstad gibi&#8230;</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/01/aikido2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-508" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/01/aikido2-300x220.jpg" alt="" width="300" height="220" /></a>Biliyorum, evet yine iki satırda hooop diye verdim hayatın anlamını. Bunları bilmek bu kadar basit gerçekten. Ama bunları anlamak ve yaşamaksa tüm bir ömrü dojoda, kendi içsel arayışını sürdürerek geçirmek demek. Benim gibi yolun başında bir öğrencinin yapabileceği ise, hayat boyu sürecek bu yolda, kendini  keşfetmenin heyecanını paylaşmaya çabalamaktan öte değil.</p>
<p>Ak sakallı üstad demişken O&#8217;Sensei Morihei Ueshiba&#8217;yı anmadan olmaz (bu arada O&#8217;sensei büyük hoca anlamına gelir). O, Aikido&#8217;nun gerçek bir budo olduğunu söyler. Budo kelimesini, batı dillerine savaş sanatı olarak çevirsekte bu bana hep eksik bir çeviri gibi gelmiştir. Japoncadaki kelime anlamı  “mızrağı durdurmak” olan Budo savaşçının yolunu, sarsılmaz ruhunu, disiplinini, yaşamını ima eder ve ak sakallı sensei der ki:</p>
<p>“Budo&#8217;nun amacı yaşamı uzatmaktır, kısaltmak değil. Budo rakibinizi güçle devirmek  ya da dünyayı silahlarla yok oluşa sürüklemek için bir araç değildir. Gerçek Budo evrenin ruhunu kabul etmek, dünya barışını korumak, doğadaki herşeyi doğru bir şekilde üretmek, yetiştirmek ve korumaktır.”<br />
O&#8217;Sensei Morihei Ueshiba.</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F01%2Fuyumun-yolu.html&amp;title=Uyumun%20Yolu&amp;bodytext=Prensese%20bir%C5%9Feyler%20karalamaya%20ba%C5%9Flad%C4%B1%C4%9F%C4%B1mdan%20beri%2C%20ya%C5%9Fam%C4%B1m%C4%B1n%20en%20geni%C5%9F%20dilimi%20olan%20Aikido%20%C3%BCzerine%20yazmay%C4%B1%20istiyordum.%20Ama%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnd%C3%BCk%C3%A7e%20derya%20deniz%20olan%20bir%20konunun%20neresinden%20tutsam%20ba%C5%9Fka%20bir%20yerinden%20%C3%A7%C4%B1kt%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%20i%C3%A7in%20bir%20t%C3%BCrl%C3%BC%20topa" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F01%2Fuyumun-yolu.html&amp;title=Uyumun%20Yolu" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F01%2Fuyumun-yolu.html&amp;title=Uyumun%20Yolu&amp;notes=Prensese%20bir%C5%9Feyler%20karalamaya%20ba%C5%9Flad%C4%B1%C4%9F%C4%B1mdan%20beri%2C%20ya%C5%9Fam%C4%B1m%C4%B1n%20en%20geni%C5%9F%20dilimi%20olan%20Aikido%20%C3%BCzerine%20yazmay%C4%B1%20istiyordum.%20Ama%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnd%C3%BCk%C3%A7e%20derya%20deniz%20olan%20bir%20konunun%20neresinden%20tutsam%20ba%C5%9Fka%20bir%20yerinden%20%C3%A7%C4%B1kt%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%20i%C3%A7in%20bir%20t%C3%BCrl%C3%BC%20topa" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F01%2Fuyumun-yolu.html&amp;t=Uyumun%20Yolu" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Uyumun%20Yolu%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F01%2Fuyumun-yolu.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F01%2Fuyumun-yolu.html&amp;title=Uyumun%20Yolu&amp;annotation=Prensese%20bir%C5%9Feyler%20karalamaya%20ba%C5%9Flad%C4%B1%C4%9F%C4%B1mdan%20beri%2C%20ya%C5%9Fam%C4%B1m%C4%B1n%20en%20geni%C5%9F%20dilimi%20olan%20Aikido%20%C3%BCzerine%20yazmay%C4%B1%20istiyordum.%20Ama%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnd%C3%BCk%C3%A7e%20derya%20deniz%20olan%20bir%20konunun%20neresinden%20tutsam%20ba%C5%9Fka%20bir%20yerinden%20%C3%A7%C4%B1kt%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%20i%C3%A7in%20bir%20t%C3%BCrl%C3%BC%20topa" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Uyumun%20Yolu&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F01%2Fuyumun-yolu.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Uyumun%20Yolu&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F01%2Fuyumun-yolu.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F01%2Fuyumun-yolu.html&amp;title=Uyumun%20Yolu&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F01%2Fuyumun-yolu.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2010%2F01%2Fuyumun-yolu.html&amp;t=Uyumun%20Yolu&amp;s=Prensese%20bir%C5%9Feyler%20karalamaya%20ba%C5%9Flad%C4%B1%C4%9F%C4%B1mdan%20beri%2C%20ya%C5%9Fam%C4%B1m%C4%B1n%20en%20geni%C5%9F%20dilimi%20olan%20Aikido%20%C3%BCzerine%20yazmay%C4%B1%20istiyordum.%20Ama%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnd%C3%BCk%C3%A7e%20derya%20deniz%20olan%20bir%20konunun%20neresinden%20tutsam%20ba%C5%9Fka%20bir%20yerinden%20%C3%A7%C4%B1kt%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%20i%C3%A7in%20bir%20t%C3%BCrl%C3%BC%20topa" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=501&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/01/uyumun-yolu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Obje ile Sembolun Yol Ayriminda Magritte</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2009/12/obje-ile-sembolun-yol-ayriminda.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2009/12/obje-ile-sembolun-yol-ayriminda.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Dec 2009 07:12:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>NazIm</dc:creator>
				<category><![CDATA[dogu]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Popüler]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://prensesemektuplar.com/2009/12/obje-ile-sembolun-yol-ayriminda-magritte.html</guid>
		<description><![CDATA[Dunyanin en kutsal budist manastirlarindan birinde bir buda heykelini paramparca etseniz ne olur acaba? Buda’ya veya dinlerine saygisislik ettiginiz icin Budistlerin kafasi atar mi ki? Ya da Dalai Lama ile dalga gecseniz, ona kufurler yagdirsaniz yasadigi kent Mcleod Ganj’in sokaklarinda, sokakdaki insanlari kizdirir misiniz? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://1.bp.blogspot.com/_sXSK55eTrFc/SziM219HM8I/AAAAAAAAFvA/e9f_Vq72ESc/s1600-h/wolleh_magritte.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420237025364620226" style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 253px; height: 255px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_sXSK55eTrFc/SziM219HM8I/AAAAAAAAFvA/e9f_Vq72ESc/s320/wolleh_magritte.jpg" border="0" alt="" /></a>Dunyanin en kutsal budist manastirlarindan birinde bir buda heykelini paramparca etseniz ne olur acaba? Buda&#8217;ya veya dinlerine saygisislik ettiginiz icin Budistlerin kafasi atar mi ki? Ya da Dalai Lama ile dalga gecseniz, ona kufurler yagdirsaniz yasadigi kent Mcleod Ganj&#8217;in sokaklarinda, sokakdaki insanlari kizdirir misiniz? Bence pek kizdiramazsaniz, ne de olsa onlar ne Buda&#8217;yi onun heykeli ile, ne de Dalai Lama&#8217;yi &#8220;Dalai Lama&#8221; ismiyle  ozdeslestiriyorlar.</p>
<p>Peki ya bati toplumlarinda? Mesela, bir kilisede ki hac isaretini veya ikonalari paramparca etseniz, ya da bir cami veya sinangoga bir zarar verseniz ne olur? Her halde sadece ceza alip hapse atilirsaniz kendizi sansli hissetmeniz lazim. Peki ya Mekke veya Kudus&#8217;de peygamberlerle dalga gecseniz, onlara kufur etseniz? Sag kalmaniz bile mucize olur her halde. Gecenlerde Danimarka&#8217;li bir karikaturist Hz. Muhammed&#8217;in bir karikaturunu cizdiginde kopan olaylari hatirlarsiniz. Karikaturist su anda Danimarka hukumeti tarafindan korunmaya alinmis ve saklanmis durumda. Din&#8217;de isler biraz ekstrem olsa da, olay sadece dinlerle sinirli degil. Bati toplumlarinda ulke bayraklari veya takim bayraklari bas ustunde tutulur, kufurlesmelerden cikan kavgalar gunluk yasantinin parcasidir. Neden acaba?<span id="more-145"></span></p>
<p>Problem, bati toplumlari seyleri onlari temsil eden seyler ile ozdeslestiriliyor. Yani, biz bir objeyi temsil eden sembolu o obje ile ozdeslestiriyoruz. Bu biraz kara buyu vodoo gibi aslinda. Bir insani temsil eden bir vodoo bebek yaptiginizda islem tamam, artik o insana yapmak istediginiz her seyi bebege yaparak elde edebilirsiniz. Bebek insani temsil ettiginden, yani insan icin bir sembol oldugundan, vodoo bebegi kendisine verilen zarari garip bir bicimde temsil ettigi insana iletir, ya da en azindan insanlar uzun yillar boyle olduguna inandi. Bugunlerde kimse vodoo buyulerine inanmasa da hepimiz vodoo buyulerinin altinda yatan temel prensibi bilincsiz bir sekilde var sayiyoruz. Temsili, temsil edilen seyden ayirt edemiyoruz. Temsile verilen her hangi bir zarar sanki temsil edilen seye verilmis gibidir bati toplumlarinda. Oysa dogu toplumlarinda temsil, temsil edilen seyden kati sekilde ayrilmistir.</p>
<p>Bu yazida 20 yuzyilin ilk yarisinda felsefe ve sanatta sembol ve obje ayriminda yasanan bir kavrayisin izlerini surucegim. Iki disiplinde de kendi araclarina yonelik artan ilgi bu farkindaliga sebep oldu. Fesefe&#8217;de, Frege&#8217;nin dil uzerine calismalari ve mantik alainda kaydedilen gelismeler butun felsefecilerin ilgisini insan diline cevirdi. Russell ve Wittgenstein&#8217;in dil uzerine calismalari ile dilin aslinda felsefi sembollerin realmi oldugu anlasildi. Dilde sembollerle temsil edilen objeleri ampirik yollarla kontrol edemedigin zaman, sade semboller uzerine yapilacak felsefi tartismalar anlamsiz olacaktir. Ote yanda sanatta fotografciligin gelisimi ve kubistlerin tanistirdigi yeni resimsel duzlem ilgiyi tualin duz yuzeyi ile uc boyutlu dunya arasindaki catismaya cevirdi. Bu catisma ise Magritte&#8217;nin unlu &#8220;Bu bir pipo degildir&#8221; deyisi ile vaftiz edilen temsili sanattin tamamen reddinin yolunu acti. Ben isin sanat yanina konsantre olucam, ama yeri geldikce de felsefe ve sanatta fikirlerin kesistigi yerlere de isaret edicem.</p>
<p>20. yuzyil illuzyonel temsilin konvansiyonel araclarinin cokusune sahit oldu. Gercek yuzey ile illuzyonel derinlik arasinda bir iliski kurmaya yarayan konvansiyonel araclar Ronansans sirasinda perspektifin tanitilmasiyla basladi. O gunden sonra gercek yuzey ile illuzyonel derinlik arasindaki kriz evrildi ve 20. yuzyilda sanatta temsilin tumden reddi ile sonlandi. Magritte&#8217;in calismalari ise bu cokusun tam kalbinde duruyor. Ama Magritte&#8217;in calismalarina yakindan bakmadan once biraz tarihsel arka plan verelim ki tansiyonu artiran ve Magritte&#8217;in calismalarinin onunu acan etmenleri gorelim.</p>
<p><a href="http://4.bp.blogspot.com/_sXSK55eTrFc/SziNJW74cnI/AAAAAAAAFvI/OR44nHDm_j0/s1600-h/800px-View_from_the_Window_at_Le_Gras,_Joseph_Nic%C3%A9phore_Ni%C3%A9pce.j.jpeg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420237343455474290" style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 308px; height: 213px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_sXSK55eTrFc/SziNJW74cnI/AAAAAAAAFvI/OR44nHDm_j0/s320/800px-View_from_the_Window_at_Le_Gras,_Joseph_Nic%C3%A9phore_Ni%C3%A9pce.j.jpeg" border="0" alt="" /></a>Fotografciligin gelisimi bu etmenlerin en basinda geliyor. Joseph Nicephore Niepce 1826 yilinda ilk fotograf baskisini gerceklestirdiginde muhtemelen fotografin sadece soyal yasantimiza degil ayni zamanda sanat tarihine de yapacagi buyuk etkilerden habersizdi. Fotograf sanat tarihinde yeni bir sayfanin acilmasina sebep oldu cunku gercekligi temsil etmede yep yeni bir yol acti. 1871&#8242;den sonra kuru plaka (dry plate) fotograf makineleri ticari kullanima hazirdi. Kuru plakalar pozlama zamanlarini kisalti ve makinelere gezginlik saglayarak kandid fotografciligin onunu acti. 1888&#8242;de ise &#8220;Kodak&#8221; isimli ilk filmli kamera satisa sunuldu, ki bu fotografciliginin buyuk pazarinin onunu acti. 1900&#8242;de &#8220;Kodak&#8221; in daha ucuz ve gelismis versiyonu &#8220;Brownie&#8221; satisa sunuldu ve fotografciligi kitlelere yaydi.</p>
<p>Fotografciligin gelisimi resimde benzerlik yaratma ihtiyacini ortadan kadirdi. Fotografciliktan once resim benzerlik yaratma ve bu sekilde gercekligi temsil etme amacli olarak kullaniliyordu. Fotografcilik gelisip herkes icin ulasilabilir oldugunda, resim gercekligi benzerlik kurarak temsil etme fonksiyonunu yitirdi, cunku fotografcilik gercekligi benzerlik kurarak temsil etmede resimden acik ara daha iyiydi. Bir fotograf gordugumuzun aynisidir. Bu yuzden, insanlar resim yerine aile fotograflari veya portreler cekmeye basladilari. Insanlar fotograf gorduklerinde o seyin gercekligine inaniyorlar ve resim giderek sanatcinin hayal dunyasina itiliyordu. Resim artik gercekligi benzerlik kurarak temsil etmeye calissa bile, kimse ona inanmayacakti.</p>
<p><a href="http://1.bp.blogspot.com/_sXSK55eTrFc/SziNo2ZvFLI/AAAAAAAAFvQ/um9nEH2I3U8/s1600-h/cezanne.self-rose.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420237884478133426" style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 243px; height: 286px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_sXSK55eTrFc/SziNo2ZvFLI/AAAAAAAAFvQ/um9nEH2I3U8/s320/cezanne.self-rose.jpg" border="0" alt="" /></a>Resim zaten bu donemde tualin limitlerine yaklasiyordu, Cezanne siniri zorlayanlardandi. Cezanne alginin dogasiyla ilgileniyordu. Renklerle ve objeleri bizim algiladigimiz gibi temsil etmekle kafayi bozmustu. Aslinda gorsel algida iki hafif farkli perspektiften iki imaji beynimizde birlestirdigimizi fark eden de Cezanne&#8217;di. Benzeri bir etkiyi yakalamak icin iki hafif farkli perspektiften cizilmis objeyi tual uzerinde birlestirdi, ki bu kubistleri derinden etkileyecekti. Ayrica, Cezanne daha once esi benzeri gorulmemis bir gercekligi gozlemleme gercekciligi savasi icindeydi. Gozlemledigi gercekligi en gercek sekilde temsil edebilecek, bulabildigi en tutarli yontem onun icin resmin yuzeyini kucuk, genellikle tekrarlar iceren firca darbeleri ile bezemekti. Algiladigi seyleri basit formlara ve renk duzlemlerine ayirip yapisal olarak duzenleyerek, gozlemledigi obje hakkinda maksimum bilgi iceren imajlara ulasmaya calisti. Yine de gercekligi tuale aktarmanin, ne kadar denerse denesin imkansiz oldugu gerceginin farkinda olan Cezanne, her zaman umutsuzdu.</p>
<p>Cezanne&#8217;i babalari olarak kabul eden kubistler ronesansdan beri kullanilan perspektifi resimsel alan ile degistirdiler. Kubistlerin ki Cezanne&#8217;in iki perspektif methodunun degisik bir versiyonu idi aslinda. Bir objenin parcalari degisik perspektiflerden cizilip tualde tek bir objeye birlestiriliyordu. Kubistler resmin &#8220;gerceklige bir pencere&#8221; nosyonuna buyuk bir soru isareti koydular. Ronesansdan beri, temsil etme kabul edilebilir bir hile olarak gorulmustu hep. Kubistler ise perspektif methodunu degistirerek tam da bu kabulu sorguluyorlardi. Dahasi, Picasso kubist resimlerine gercek gazete parcalari yapistirdiginda, geleneksel boyanmis illuzyonun yerine kendi deyimiyle zihni kandirmayi koyarak, &#8220;gozu kandirmak&#8221; kavramini devirmeye calisiyordu. &#8220;Gerceklik&#8221; sanat eserlerinin icine sizdiginda, illuzyon kavraminda soru isaretleri uyaniyordu.  Boyanilan yuzeyler gorunen dunyanin kopyalarinin yapildigi korunmus bir bolge olmakdan cikinca, o zamana kadar iyi tanimlanmis olan resim ile resmin temsil ettigi arasindaki iliski de artik cok dengeli degildi.</p>
<p><a href="http://2.bp.blogspot.com/_sXSK55eTrFc/SziPBwiUhfI/AAAAAAAAFvY/s_uaDPl4Zwk/s1600-h/magritte_Common+sense1.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420239411911886322" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 464px; height: 284px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sXSK55eTrFc/SziPBwiUhfI/AAAAAAAAFvY/s_uaDPl4Zwk/s400/magritte_Common+sense1.jpg" border="0" alt="" /></a><br />
Magritte &#8220;Common Sense&#8221; adli naturmort objelerin tuale boyanmak yerine bir masanin uzerinde duran bos bir tualin uzerinde durdugu resminde resimsel temsilin sinirlarini gozler onune seriyor. Tek bir resimde aslina 20. yuzyilin sanatindaki butun firtinalari ortaya koyuyor. Bir yanda, derinligi olan uc boyutlu objeler ve ote yanda tualin dum duz yuzeyi, ki bu yuzeyde derinlik ancak bir bir illuzyon ile temsil edilebiliyor. Ve bu ikisi bir biri ile bagdastirilamaz. Magritte uc boyutlu objelerin iki boyutlu yuzeyde geleneksel perspektif iluzyonu yontemleriyle temsil edilmesini sorguluyor. Tum ironi bu degil. Dahasi, butun bunlar bir resimde oluyor, ki kendisi aslinda sira disi bir naturmort.</p>
<p>Bu dusunceler insanlarin resmin sadece objelerin bir temsili oldugunu fark etmelerini sagladi. Gercek dunya duz bir resim gibi degil, ama duz bir resmin gercek dunya gibi gorunmesi saglanabilir. Diger bir degisle, sanatcilar objeleri bir sembolle temsil ettiklerini ama sembolun aslinda objelerdenden dogasi geregi cok farkli oldugunu anlamaya basladilar. Bu resmin gelenekleri ve gercek objelerin statuleri arasindaki uzun zamandir suregelen catismanin sonucuydu.</p>
<p><a href="http://3.bp.blogspot.com/_sXSK55eTrFc/SziP9ouuKNI/AAAAAAAAFvg/3hYXckRnouY/s1600-h/magritte-not-a-pipe.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420240440608565458" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 430px; height: 306px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_sXSK55eTrFc/SziP9ouuKNI/AAAAAAAAFvg/3hYXckRnouY/s400/magritte-not-a-pipe.jpg" border="0" alt="" /></a><br />
Magritte resmin obje degil bir sembol oldugunu &#8220;Kelimelerin kullanimi 1&#8243; isimle tablosuyla duyurdu. Bir pipo resminin altina &#8220;Bu bir pipo degilir&#8221; yazdi. Yaziyi okuyup resme baktiginizda, &#8220;Bir dakika, bu bir pipo&#8221; dersiniz kendi kendinize. Bunu soylediginiz anda ise kafanizda bir ampul yanar ve bunun bir pipo olmadigini anlarsiniz. Bu bir pipo gorseli, bu bir resim. Resmi tutturemezsiniz, ama pipoyu tutturebilirsiniz. Bu onguru duz bir yuzey uzerindeki bir pipo resmine bakmakda oldugunuzu kavramanizi saglar. Diger bi degisle, bir sembolu bir sembol olarak kavrarsiniz.</p>
<p><a href="http://2.bp.blogspot.com/_sXSK55eTrFc/SziQmqQZvDI/AAAAAAAAFvo/5X_-WCrnLNk/s1600-h/magritte54.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420241145392905266" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 435px; height: 368px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sXSK55eTrFc/SziQmqQZvDI/AAAAAAAAFvo/5X_-WCrnLNk/s400/magritte54.JPG" border="0" alt="" /></a><br />
&#8220;Kelimelerin kullanimi 1&#8243; in &#8221; Iki Gizem&#8221; adli daha ileri bir versionunda Magritte bu fikri gelistirir. Bu resimde bir tual uzerinde bir pipo vardir ve altina &#8220;Bu bir pipo degildir&#8221; yazar. Tualin uzerinde ise bir baska pipo havada suzulmektedir. Icteki resime odaklandiginizda pipolar ve sembollerin farkli oldugu mesajini alirsiniz. Daha sonra havada salinan &#8220;gercek&#8221; pipoya bakar ve onun gercek oldugunu algilarsiniz, otekisi ise sadece bir sembol. Tabi bu tamamen yanlis: ikisi de ayni duz yuzey uzerinde. Tual uzerindeki piponun havada suzulen pipodan daha az gercek oldugu tamamen bir yanilsama. Iceriye adim attiginizda, cokdan kandirildiniz: resmi gerceklik yerine aldiniz. Kandirilmamanin tek yolu iki pipoyu da bir yuzey uzerine renkli lekeler olarak gormek. Ancak ve ancak o zaman &#8220;Bu bir pipo degildir&#8221; mesajininin tam anlamini taktir edebilirsiniz.</p>
<p>Sembol-obje dualizminin kokleri insan zihninde yatiyor. Sembol-obje ayrimi sadece tual ve obje, veya bir objenin temsili ve objenin kendisi arasinda degil. Daha fazlasi var. Sembol-obje ayrimi algimizin derinliklerinde tekrar ve tekrar uretiliyor ve oraya kaziniyor. Zihnimizde sadece sembollerle islem yapabiliyor olsak da icimizde her zaman karsi koyamadigimiz bir his bizim disimizda objeler var diyor. Magritte bunun farkindaydi, Wittgenstein da.</p>
<p><a href="http://3.bp.blogspot.com/_sXSK55eTrFc/SziRFjD-Z7I/AAAAAAAAFvw/J83LbAqJDec/s1600-h/magritte16.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420241676037679026" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 359px; height: 450px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_sXSK55eTrFc/SziRFjD-Z7I/AAAAAAAAFvw/J83LbAqJDec/s400/magritte16.JPG" border="0" alt="" /></a><br />
Once Magritte&#8217;in &#8220;Insanlik Durumu&#8221; adli muthis tablosu ile ilgili notlarina bakalim:</p>
<p>&#8220;Bir camin onune, odanin icinden gorundugu sekliyle, tual tarafindan kapatilan manzarinin aynisini temsil eden bir resim yerlestirdim. Boylece, resimdeki agac odanin disindaki sakli olan agaci temsil etti. Agac odanin icinde ve disarda bahcede olmak uzere bakanin zihninde ayni anda varoldu. Bu da bizim dunyayi gorus bicimimiz: biz dunyayi kendi disimizda goruyoruz ama aslinda gordugumuz sadece kendi icimizde hissettigimiz bir zihinsel temsilden ibaret.&#8221;</p>
<p>Magritte sembol-obje dualizminin cok daha derin bir mekanizmanin yuzey yansimasi oldugunun farkindaydi. Seyler her zaman bir gorus acisindan algilanir, bir takim sembollerle temsil edilir ve algilayandan daha ote bir gerceklik atfedilir. Eger temsil ettikleri gercek bir obje yoksa, semboller ne anlama gelir? Bu sekilde, semboller kullanarak, zihnimizdeki temsillere temsil diyerek daha en basindan daha ote bir objenin varligini varsayiyoruz. Her sey zihnimizin icine olmasina ragmen, bir objeler dunyasi insa ediyoruz farkinda olmadan. Wittgenstein ayni noktayi su sekilde yorumluyor:</p>
<p>&#8220;Gokyuzunun mavisine bak ve kendine &#8220;Gokyuzu ne kadar mavi!&#8221; de. Bunu spontene  olarak -felsefi sezgiler olmadan- yaptiginda bu renk izleniminin sadece sana ait oldugu dusuncesi aklinin kosesinden gecmez. Bunu baskasina haykirmakta hicbir sakinca gormezsin. Ve eger bu kelimeri soylerken bir seye isaret edersen, gokyuzune isaret edersin. Diyorum ki: kendi-icine-isaret-etme gibi bir hissin yok.&#8221;</p>
<p>Kendi icimize isaret etme gibi bir hissimiz yok; tam tersine kendi disimizdaki bir seye isaret etme hissiyatimiz var. Bu Magritte&#8217;in &#8220;Insanlik Durumu&#8221; tablosunda tualin arkasinda gercek bir agac oldugu hissiyati ile ayni sey. Kendi disimizda bir objenin varligini atfetme hissi insan algisinin ve zihinsel temsil sistemlerinin amacinin temel bir sonucu. Ormanda yakinlarda bir avci olduguna dair bir sembol eline gecerse, ben senin yerinde olsam o sembole bir gercek objelik atfeder ve kacmaya baslardim.</p>
<p>Eger sembol-obje dualizmi algimizin onlenemez bir sonucuysa, dogu toplumlarinin problemi ne? Dogu ve bati toplumlari arasindaki buyuk farktan baslamistik, orada bitirilem. Onlar nasil sembolleri objelerden bu kadar basari ile ayirabiliyorlar peki? Efenim, onlar sembolu objeden ayirmiyorlar, onlar herseyin insan zihninde bir sembol olduguna inaniyorlar. Sembollerden ote obje diye bir sey yok diyorlar. Biz bati toplumlari olarak obje istiyoruz, biz bizden bagimsiz olarak varolan bir dunya istiyoruz. (ki manipule edebilelim yonetebilelim) Kisaca, biz parcalarin bir birinden bagimsiz varoluslari ile ilgiliyiz. Oysa dogulular hic oyle dusunmuyor. (Plato oncesi bati topluluklari ve bir cok yerli kabile de dogulularla benzer dusunculer icerisinde) Onlarin holizminde varolan tek bir sey var, ki biz onun icini seylerle durmadan kategorilere ayirmaya calisiyoruz. Sonucta, kategorilerimiz basit sembollerden ote bir sey degiller, cunku sadece bizim zihinlerimizde varlar. Bu yuzden onlara bagimsiz gercek obje muamelesi yapmanin anlami yok.</p>
<p>NazIm</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F12%2Fobje-ile-sembolun-yol-ayriminda.html&amp;title=Obje%20ile%20Sembolun%20Yol%20Ayriminda%20Magritte&amp;bodytext=Dunyanin%20en%20kutsal%20budist%20manastirlarindan%20birinde%20bir%20buda%20heykelini%20paramparca%20etseniz%20ne%20olur%20acaba%3F%20Buda%E2%80%99ya%20veya%20dinlerine%20saygisislik%20ettiginiz%20icin%20Budistlerin%20kafasi%20atar%20mi%20ki%3F%20Ya%20da%20Dalai%20Lama%20ile%20dalga%20gecseniz%2C%20ona%20kufurler%20yagdirsaniz%20yasadigi%20kent%20Mcleod%20Ganj%E2%80%99in%20sokaklarinda%2C%20sokakdaki%20insanlari%20kizdirir%20misiniz%3F%20%5B...%5D" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F12%2Fobje-ile-sembolun-yol-ayriminda.html&amp;title=Obje%20ile%20Sembolun%20Yol%20Ayriminda%20Magritte" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F12%2Fobje-ile-sembolun-yol-ayriminda.html&amp;title=Obje%20ile%20Sembolun%20Yol%20Ayriminda%20Magritte&amp;notes=Dunyanin%20en%20kutsal%20budist%20manastirlarindan%20birinde%20bir%20buda%20heykelini%20paramparca%20etseniz%20ne%20olur%20acaba%3F%20Buda%E2%80%99ya%20veya%20dinlerine%20saygisislik%20ettiginiz%20icin%20Budistlerin%20kafasi%20atar%20mi%20ki%3F%20Ya%20da%20Dalai%20Lama%20ile%20dalga%20gecseniz%2C%20ona%20kufurler%20yagdirsaniz%20yasadigi%20kent%20Mcleod%20Ganj%E2%80%99in%20sokaklarinda%2C%20sokakdaki%20insanlari%20kizdirir%20misiniz%3F%20%5B...%5D" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F12%2Fobje-ile-sembolun-yol-ayriminda.html&amp;t=Obje%20ile%20Sembolun%20Yol%20Ayriminda%20Magritte" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Obje%20ile%20Sembolun%20Yol%20Ayriminda%20Magritte%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F12%2Fobje-ile-sembolun-yol-ayriminda.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F12%2Fobje-ile-sembolun-yol-ayriminda.html&amp;title=Obje%20ile%20Sembolun%20Yol%20Ayriminda%20Magritte&amp;annotation=Dunyanin%20en%20kutsal%20budist%20manastirlarindan%20birinde%20bir%20buda%20heykelini%20paramparca%20etseniz%20ne%20olur%20acaba%3F%20Buda%E2%80%99ya%20veya%20dinlerine%20saygisislik%20ettiginiz%20icin%20Budistlerin%20kafasi%20atar%20mi%20ki%3F%20Ya%20da%20Dalai%20Lama%20ile%20dalga%20gecseniz%2C%20ona%20kufurler%20yagdirsaniz%20yasadigi%20kent%20Mcleod%20Ganj%E2%80%99in%20sokaklarinda%2C%20sokakdaki%20insanlari%20kizdirir%20misiniz%3F%20%5B...%5D" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Obje%20ile%20Sembolun%20Yol%20Ayriminda%20Magritte&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F12%2Fobje-ile-sembolun-yol-ayriminda.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Obje%20ile%20Sembolun%20Yol%20Ayriminda%20Magritte&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F12%2Fobje-ile-sembolun-yol-ayriminda.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F12%2Fobje-ile-sembolun-yol-ayriminda.html&amp;title=Obje%20ile%20Sembolun%20Yol%20Ayriminda%20Magritte&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F12%2Fobje-ile-sembolun-yol-ayriminda.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F12%2Fobje-ile-sembolun-yol-ayriminda.html&amp;t=Obje%20ile%20Sembolun%20Yol%20Ayriminda%20Magritte&amp;s=Dunyanin%20en%20kutsal%20budist%20manastirlarindan%20birinde%20bir%20buda%20heykelini%20paramparca%20etseniz%20ne%20olur%20acaba%3F%20Buda%E2%80%99ya%20veya%20dinlerine%20saygisislik%20ettiginiz%20icin%20Budistlerin%20kafasi%20atar%20mi%20ki%3F%20Ya%20da%20Dalai%20Lama%20ile%20dalga%20gecseniz%2C%20ona%20kufurler%20yagdirsaniz%20yasadigi%20kent%20Mcleod%20Ganj%E2%80%99in%20sokaklarinda%2C%20sokakdaki%20insanlari%20kizdirir%20misiniz%3F%20%5B...%5D" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=145&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2009/12/obje-ile-sembolun-yol-ayriminda.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ahanda Satori !</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2009/11/ahanda-satori.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2009/11/ahanda-satori.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2009 09:49:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ou-san</dc:creator>
				<category><![CDATA[dogu]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Popüler]]></category>
		<category><![CDATA[aydinlanma]]></category>
		<category><![CDATA[meditasyon]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[vipasana]]></category>
		<category><![CDATA[zihin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://prensesemektuplar.com/2009/11/ahanda-satori.html</guid>
		<description><![CDATA[Bir şeyin siyah olması, beyaz olmadığı anlamına gelir mi? Peki cevabın evetse, aynı zamanda hayır olabilir mi? Başka bir deyişle hem aynı hem ayrı, hem bütün hem parça, hem tek hem çoğul olabilir mi bir şey? Belkide sorunun kendisi cevaptır aslında. Bilmiyorum, aslında benimde net bir cevabım yok. Daha çok bir hissiyatım var bununla ilgili. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir şeyin siyah olması, beyaz olmadığı anlamına gelir mi? Peki cevabın evetse,  aynı zamanda hayır olabilir mi? Başka bir deyişle hem aynı hem ayrı, hem bütün hem parça, hem tek hem çoğul olabilir mi bir şey? Belkide sorunun kendisi cevaptır aslında. Bilmiyorum, aslında benimde net bir cevabım yok. Daha çok bir hissiyatım var bununla ilgili. Yaşamlarımız,  bu ikilikler deryasında devam ediyor ve işte bu hissiyat cevap arayışını sürekli kılıyor. Felsefi akıl oyunlarını bir kenara bırakıp, arayışı en temele, insan bedenine sadeleştirmek ve cevapları orada bulmak gerekiyor aslında.</p>
<p>Şunu biliyorum ki bu ikiliklerin en net ve göz önünde olanı zihin &#8211; beden ikilemi. Maddesel olarak tek, ama başka boyutlarda sonsuz sayıda çok.  Zihin çoğu zaman sandığımız yerde ve uğraştığımız işte olmak yerine bin tane tilkinin kuyruğunu kovalamakla uğraşıyor. Peki neden yapıyor bunu sorusunu cevaplamaya kalkarsak işin içinden çıkamayabiliriz. Ama şu net ki, odaklanmış bir zihin insan yaşamında birçok şeyi kolaylaştırır. Hayatın anlamını aramak yerine, gerçekten yaşamaya başlamaksa, canlılık gerçeğine odaklanmak ve anı yakalamaktan başka birşey değil aslında. Bu da demek oluyor ki huzurlu ve  uy<a href="http://1.bp.blogspot.com/_jTSXjX8jf8A/SxOX2KP35VI/AAAAAAAAAGM/Y1KuvXFvqG8/s1600/degisim.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409834534121760082" style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 223px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_jTSXjX8jf8A/SxOX2KP35VI/AAAAAAAAAGM/Y1KuvXFvqG8/s320/degisim.jpg" border="0" alt="" /></a>umlu bir yaşamın önündeki yegane engel zihnin odaksız ve uyumsuz durumu. Halbuki görevi ne kadar basit. Önce şunu bir anlayalım. Zihin 4 temel aşamada iş yapıyor aslında. Birinci aşamada, dışardaki koca dünyayla 6 algı kapısı aracılığıyla ilişki kuruyor ve girdileri alıyor. İkincisinde bunları anlıyor ve bunu yaparken bunca yıldır biriktirdiği anıları, tecrübeleri kullanıyor. Üçüncüsündeyse sadece yorum getiriyor. Evet bu iyi bu kötü. Bunu sevdim, bunu sevmedim. Buna sonsuza dek sahip olmak istiyorum ve ötekini bir daha asla görmek istemiyorum. Bu karar verildiği anda, beden buna tepki veriyor ve bir takım duyumlar ortaya çıkıyor. Çoğu zaman farketmesekte bedensel duyumlar her an oradalar. Her an biri gidiyor, diğeri geliyor. Mesela duyduğunuz kokunun güzel olduğuna karar verdiyseniniz beden daha derin solumaya başlıyor. Bu güzel kokunun, güzel bir kadından geldiğine karar verdiyseniz, gözleriniz daha dikkatli bakıyor. O güzel kadından kulağınıza gelen sözler de güzelse bedende bir ısınma, bir titreşim oluşuveriyor. İşte bu noktada tehlike çanları çalıyor. Zihnin 4. aşaması, nam-ı diğer bilinç altı hemen bu duyumlara tepki veriyor. Hoş duyumların sürmesi için, gerekli kodu yazıyor, bağlantıları kuruyor ve bir sonraki anın gerçekliğini yaratıyor. ( Zaten en iyi yaptığı iş bu, ya geçmişte ya gelecekte dolanıp durmak ve yaşanılan anı kaçırmak.) Böylece bir bakıyorsun ki kadının oturduğu tarafa doğru biraz daha dönüvermişsin. Konuştuğun adam az açı dışı kalmış. Ne ayıp, ne ayıp. Upss, ayıbını mantıklı, medeni ve rasyonel zihninde farkettiğin anda düzeltiyorsun. Ama maalesef sorun orada bitmiyor. Buzdağının görünmeyen kısmı çok daha büyük ve bilinçaltında hala yazılmış kaydedilmiş bir kod, bir zincirleme reaksiyon var. Hatta milyonlarcası var. <span id="more-139"></span>Doğduğun andan itibaren biriktirdiğin, ezberlediğin davranış kalıplarıyla dolu orası. Sense bir kalıptan diğerine geçerek yaşıyorsun ve özgür olduğunu zannediyorsun. Öfkelendiğinde ona kadar saymak, yürüyüşe çıkmak ya da bir sigara sarmak zihnini başka yere odaklayıp işe yarasa da, aslında geçici bir çözümden öteye gitmiyor. Bilinçaltı davranış kalıpları yönetmeye devam ediyor yaşamı.</p>
<p>Peki napıcaz o zaman? Kabullenip bu şekilde mi yaşıyacağız? Tabi ki bu da bir yöntem. Tamam canım bazen sinirleniyorum arada kendimi kaybediyorum, bende böyle bir insanım, beni hatamla sev. Olur severim, bence sorun yok. Ama yine de alternatifinden de bahsetmeden duramam, sen de beni böyle sev o zaman.</p>
<p><a href="http://1.bp.blogspot.com/_jTSXjX8jf8A/SxOVeHXrsII/AAAAAAAAAF0/hJmIuCs9D3w/s1600/matrix_keanu_1237882717.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409831922009092226" style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 400px; height: 270px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_jTSXjX8jf8A/SxOVeHXrsII/AAAAAAAAAF0/hJmIuCs9D3w/s400/matrix_keanu_1237882717.jpg" border="0" alt="" /></a>Şimdi bak abicim, gidiyorsun mekana, böyle biraz ilginç bir yer. Sana önce iki hap veriyorlar. Kırmızı olanı seçmen lazım unutma. Hapı yuttun mu süreç başladı demektir. Sonra otur koltuğa, ver ordan birkaç kabloyu, ver rastayı, ver bilgiyi hooop “I know kungfu!” Yok öyle maalesef. Yıllarca minder tozu yutmadan öğrenilmiyor o vurdu-kırdı işleri. Bilinçaltı da oturduğun yerden pozitif enerji göndererek adam olmuyor. Aslında ne istersen olur, evrene olumlu sinyal gönder, istediğin evi alsın, istediğin işi bulsun sana. Shaolinde yaz kampı, aydınlanma dahil tam pansiyon. Aradığınız budaya şu anda ulaşılmıyor, lütfen daha sonra tekrar oturun. Böyle olmaz. Ayrıca yukarıda seni yeniden yükleyecek bir rastaman da yok, üzgünüm.</p>
<p>Dur hemen panikleme. Aslında biliçaltı davranış kalıplarının prangalarından kurtulmak ve bilinçaltı denilen şeyi tarafsız, gözlemci olarak eğitmek mümkün. Ama bu bir süreç, sabır ve eğitim işi. Adı da <a href="http://www.tr.dhamma.org/">Vipassana meditasyonu</a>. Belki başka yolları da vardır ama benim deneyimlediğim ve sonucunu gördüğüm yöntem bu. Kısaca olanı olduğu gibi görmek anlamına gelen Vipassana, 2500 yıllık bir yöntem. Yukarıda bahsettiğim zihnin çalışma seviyelerini tanımlama ve duyumları gözlemleme yoluyla önce zihni dinginleştirmeyi, sonra biliçaltını yeniden kodlamayı sağlıyor. Kendimden biliyorum işe yarıyor.</p>
<p>Bunun için 10 günlük kurslardan birine katılıp tekniği öğrenmek gerekiyor. Kurallara uyup, gerektiği gibi çalışıldığında kesinlikle sonuç veriyor. Bu işlemin çok da ayrıntısına girmeden şunu söylemek lazım ki, bu bir deneyim işi. Koltukta kabloyla yüklenemiyorsa, kablosuz bağlantıdan okuyarakta çalışmaz. Gidicen görücen&#8230;</p>
<p>Asıl olay kursun ilk gününde başlıyor zaten. Sonuna kadar da devam ediyor. Gerçekte bir kırmızı hap yok ama tamda o işlevi gören başka bir şey var ; nefes. Nefes bilincin farkında olduğun kısmıyla bilinçaltı arasında  bir köprü görevi görüyor. Nefesini kontrol edebilirsin, istersen yavaş ya da hızlı alabilirsin, hatta bir süre almayabilirsin. Aynı zamanda heyecan, korku, nefret gibi herhangi bir güçlü duygu yaşadığında nefesin buna hemen tepki verir. Hızlanır kesikleşir düzensizleşir. Sakinleştiğinde ise normale geri döner. Nefes her iki kıyıyla da ilişki içindedir kısaca.</p>
<p><a href="http://1.bp.blogspot.com/_jTSXjX8jf8A/SxOWB6nYnEI/AAAAAAAAAF8/Zx52MuDngu8/s1600/198b65c.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409832537060580418" style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 400px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_jTSXjX8jf8A/SxOWB6nYnEI/AAAAAAAAAF8/Zx52MuDngu8/s400/198b65c.jpg" border="0" alt="" /></a>Yalnızca nefesle çalışarak köprü kurulduktan sonra asıl iş başlıyor ve o arada neler oluyor neler? Anlatmakla bitmez, tadından yenmez. İnsan aklı durdurak bilmiyor ki. Ben ısrarla tek bir noktaya, tek bir çalışmaya odaklanmış olsam da ve hatta bunu günlerdir sessizlik içinde sürdürüyor olsam da, paşa hazretleri zihin daldan dala koşmaya devam ediyor. Bazen iyice kaybediyor kendini. Mesela 60 kişinin oturduğu salonda aniden ayağa kalıp, yumruk yaptığım sol elimin üstüne sağ elimin avuç içini şlak diye patlatdıktan sonra “ahanda satori, bu sefer kesin aydım lan” diye bağırasım geliyor. Bazen de, gün içinde mütemadiyen duyduğumuz gongu, önümde buda heykeli misali oturan arkadaşın kulağında çınlatıp, “arkadaşım omurgayı adamantiyumdan mı yaptırdın? Az bi kıpırda bi tepki ver alooo” diye sorasım gelmiyor değil.(Adamantiyum : bkz Xmen, wolwerine abimizin süper dayanıklı olması için kemiklerine enjekte edilen madde)</p>
<p>Ondan sonra soruyor insan kendine bu kafa benim mi diye? Evet benim, e bu beden de benim. Var mı itirazı olan? Yok. Peki o zaman içindeki zihin kimin? Eğer benimse ya da bensem o zihin neden bir türlü istediğim yerde tutamıyorum.  Evet son seminer güzeldi, tamam dönünce tek tek çalışıcam onları. Tamam bloga yazı da yazarım. Nefesini izle&#8230;Bunları unutmayayım ama aklımda tutayım. Aslına biraz daha zaman olsa açılırdı o pankart. Ne pankartı? Nefesini izle&#8230; Kaç senesi? Yemekte ne var acaba? Nefes diyorum&#8230;Biraz daha indirimli olurmu ki? Olm kan gitmiyo lan bacağına. Acaba gitsem mi eve? Dönünce bir yerlere mi kaçsak? Çok fena yapıcam bak. Nefes nereye gitti bu arada? Kime diyorum aloooo!!! Offff iki dakika yerinde duramazmısın sen ya da her kimsen? Durmuyomusun peki o zaman, Bu bir savaş demektir. Ben sana  gösteririm patronun kim olduğunu. Sen nereye gidersen git ben gelmiyorum. Burada oturuyorum. Evet işte tam bu minderin üstünde oturuyorum. Acıdan dişlerimi sıksam da kalkmıyorum&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. Hımm buda kaç sene oturmuştu 3 müydü 5 miydi? Yılan gelmişti dimi arkasından. Acaba “anam yılan dur hareket etmeyeyim de geçsin gitsin” demişmidir? Sonra 5 tane adam gelip onun yılanla ilişkisine şahit olunca oturup meditasyona başlamışlardı ve ilk izdeşleri olmuşlardı budanın. Böylece başlamıştı öğretmeye. Evet sanırım bende onun gibi oturuyormuyumdur acaba? Haydaaa ne budası yaa? Buda nereden çıktı. Evet hala oturuyorum. Ama hani zihin? Yine durmamış yerinde. Ben dursamda o durmuyor gidiyor bir yerlere. Hakkaten bacağa kan gitmiyor galiba, bende kalksam mı acaba? Fena da acımaya başladı. <a href="http://4.bp.blogspot.com/_jTSXjX8jf8A/SxOW2UHVM8I/AAAAAAAAAGE/zkYDS_dNCoI/s1600/DhammaChakkaL.png" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409833437258658754" style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 320px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_jTSXjX8jf8A/SxOW2UHVM8I/AAAAAAAAAGE/zkYDS_dNCoI/s320/DhammaChakkaL.png" border="0" alt="" /></a>Zihinde durmuyor zaten. Durmasın bakalım. Gitsin gidebildiği yere napalım&#8230;.Bak sen, böyle de oturuluyomuş sanki. Nefes hala burada  nasıl olsa. Evet burada,  geliyor ve gidiyor, içeri giriyor dışarı çıkıyor. Bazen sağ burun deliğinden, bazen sol burun deliğinden. Bazen her ikisinden birden giriyor ve çıkıyor. Çark dönüyor ve dünya değişiyor. Nefes giriyor ve çıkıyor, zihin gidiyor ve geliyor, değişim sürüyor. Hey bacaklarımdaki acı nereye gitti? Sanki orada gibi ama değişmiş gibi.  Nefes geliyor nefes gidiyor, acı gidiyor titreşim geliyor, sıcak gidiyor basınç geliyor. Değişim  hep ama hep sürüyor. Pişt zihin, her nereye kaçtıysan selam söyle benden. Tadını çıkar özgürlüğün ve saf mutluluğun. Devam et hiç durmadan akmaya, gelişmeye ve her geçen gün daha keskin, daha dingin adım adım büyümeye.</p>
<p>Hesaba vursan denizde kum tanelerini geçer bu gitmeler gelmeler. İşin bundan sonrası tamamen kendi deneyimin, kendi gelişimin aslında. Fazla çene yapmaya gerek yok üstüne. Sadece gözlemlemek lazım olan biteni. Kıyıya oturup izlemek lazım yaşam nehrinin değişimini. Arada karşı kıyıya geçmek lazım ama başını suya sokmadan,  boğulmadan karmaşasının ortasında. Gülümseyerek, farkederek, deneyimleyerek ve gözlemleyerek&#8230;</p>
<p>Ou-San</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F11%2Fahanda-satori.html&amp;title=Ahanda%20Satori%20%21&amp;bodytext=Bir%20%C5%9Feyin%20siyah%20olmas%C4%B1%2C%20beyaz%20olmad%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20anlam%C4%B1na%20gelir%20mi%3F%20Peki%20cevab%C4%B1n%20evetse%2C%20%20ayn%C4%B1%20zamanda%20hay%C4%B1r%20olabilir%20mi%3F%20Ba%C5%9Fka%20bir%20deyi%C5%9Fle%20hem%20ayn%C4%B1%20hem%20ayr%C4%B1%2C%20hem%20b%C3%BCt%C3%BCn%20hem%20par%C3%A7a%2C%20hem%20tek%20hem%20%C3%A7o%C4%9Ful%20olabilir%20mi%20bir%20%C5%9Fey%3F%20Belkide%20sorunun%20kendis" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F11%2Fahanda-satori.html&amp;title=Ahanda%20Satori%20%21" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F11%2Fahanda-satori.html&amp;title=Ahanda%20Satori%20%21&amp;notes=Bir%20%C5%9Feyin%20siyah%20olmas%C4%B1%2C%20beyaz%20olmad%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20anlam%C4%B1na%20gelir%20mi%3F%20Peki%20cevab%C4%B1n%20evetse%2C%20%20ayn%C4%B1%20zamanda%20hay%C4%B1r%20olabilir%20mi%3F%20Ba%C5%9Fka%20bir%20deyi%C5%9Fle%20hem%20ayn%C4%B1%20hem%20ayr%C4%B1%2C%20hem%20b%C3%BCt%C3%BCn%20hem%20par%C3%A7a%2C%20hem%20tek%20hem%20%C3%A7o%C4%9Ful%20olabilir%20mi%20bir%20%C5%9Fey%3F%20Belkide%20sorunun%20kendis" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F11%2Fahanda-satori.html&amp;t=Ahanda%20Satori%20%21" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Ahanda%20Satori%20%21%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F11%2Fahanda-satori.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F11%2Fahanda-satori.html&amp;title=Ahanda%20Satori%20%21&amp;annotation=Bir%20%C5%9Feyin%20siyah%20olmas%C4%B1%2C%20beyaz%20olmad%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20anlam%C4%B1na%20gelir%20mi%3F%20Peki%20cevab%C4%B1n%20evetse%2C%20%20ayn%C4%B1%20zamanda%20hay%C4%B1r%20olabilir%20mi%3F%20Ba%C5%9Fka%20bir%20deyi%C5%9Fle%20hem%20ayn%C4%B1%20hem%20ayr%C4%B1%2C%20hem%20b%C3%BCt%C3%BCn%20hem%20par%C3%A7a%2C%20hem%20tek%20hem%20%C3%A7o%C4%9Ful%20olabilir%20mi%20bir%20%C5%9Fey%3F%20Belkide%20sorunun%20kendis" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Ahanda%20Satori%20%21&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F11%2Fahanda-satori.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Ahanda%20Satori%20%21&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F11%2Fahanda-satori.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F11%2Fahanda-satori.html&amp;title=Ahanda%20Satori%20%21&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F11%2Fahanda-satori.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F11%2Fahanda-satori.html&amp;t=Ahanda%20Satori%20%21&amp;s=Bir%20%C5%9Feyin%20siyah%20olmas%C4%B1%2C%20beyaz%20olmad%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20anlam%C4%B1na%20gelir%20mi%3F%20Peki%20cevab%C4%B1n%20evetse%2C%20%20ayn%C4%B1%20zamanda%20hay%C4%B1r%20olabilir%20mi%3F%20Ba%C5%9Fka%20bir%20deyi%C5%9Fle%20hem%20ayn%C4%B1%20hem%20ayr%C4%B1%2C%20hem%20b%C3%BCt%C3%BCn%20hem%20par%C3%A7a%2C%20hem%20tek%20hem%20%C3%A7o%C4%9Ful%20olabilir%20mi%20bir%20%C5%9Fey%3F%20Belkide%20sorunun%20kendis" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=139&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2009/11/ahanda-satori.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kitlesel Enerji Yolsuzlukları</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2009/08/kitlesel-enerji-yolsuzluklar.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2009/08/kitlesel-enerji-yolsuzluklar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Aug 2009 21:35:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tuna</dc:creator>
				<category><![CDATA[dogu]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://prensesemektuplar.com/2009/08/kitlesel-enerji-yolsuzluklari.html</guid>
		<description><![CDATA[Sevgili Prenses Sana, ruhuna gıda bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Celestine Prophecy adıyla yayınlanan ve Türkçeye Dokuz Kehanet adıyla Altın Kitaplar yayınlarından çevirilen bir kitap. New Age akımının takipçileri tarafından baş tacı edilen bu kitabı, elimden geldiğince şüphecilerin oklarını üzerine çeken noktalarını göz ardı ederek anlatmaya çalışacağım. Zira kitabın genel kurgusunun ve çizmeye çalıştığı ruhani patikanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Prenses</p>
<p>Sana, ruh<a href="http://3.bp.blogspot.com/_vdzwybLeLmE/Spr65a1JcAI/AAAAAAAAAsA/AFKEtoLnWDI/s1600-h/celesprop.gif" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5375884969581834242" style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 134px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_vdzwybLeLmE/Spr65a1JcAI/AAAAAAAAAsA/AFKEtoLnWDI/s200/celesprop.gif" border="0" alt="" /></a>una gıda bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Celestine Prophecy adıyla yayınlanan ve Türkçeye Dokuz Kehanet adıyla Altın Kitaplar yayınlarından çevirilen bir kitap.   New Age akımının takipçileri tarafından baş tacı edilen bu kitabı, elimden geldiğince şüphecilerin oklarını üzerine çeken  noktalarını göz ardı ederek anlatmaya çalışacağım. Zira kitabın genel kurgusunun ve çizmeye çalıştığı ruhani patikanın çok dışında, değindiği spesifik noktalar, üzerine düşünülmesi ve kafa yorulması için, zihinlere yeni kapılar açabilir. O yüzden bu yazıda ya da kitabı okuduğunda karşılaşacağın herhangi bir doktriner saptamayı göz ardı etmekte yarar var.</p>
<p>Kitabın tamamı kurgusal bir maceranın içerisinde açıklanan, güya mayalar tarafından yazılan ve yeniden ortaya çıkarılan, dokuz içgörü’den (insight) oluşuyor. Bu içgörülerin ilginç olduğunu düşündüğüm ayrıntılarını bir sitede bulduğum özetlerden çevirerek dikkatine sunuyorum.  İnanıyorum ki her bir okuyucunun,  bu yazının tamamından ya da küçük bir cümlesinden öğrenebileceği bir şeyler var.  Bu yazı kitaba dair spoiler içerse de bu spoiler sadece kavramlardan ibaret ve kitabı okumakla sadece kavramlara dair anlayışını biraz daha netleştireceksin.<br />
Tuna</p>
<p>“…<br />
Fiziksel dünyaya dair yeni bir kavrayış edinerek, insanlar, geçmişte algılayamadıkları bir enerji türünü fark etmeye başlayacaklar. Evrenin temeli saf enerjiden oluşur ve insan niyeti ve beklentileri, enerji formunda  dışa akarak diğer enerji sistemlerini etkilerler.  Bu evrensel enerjinin insanlar tarafından algılanması, güzelliğe yönelik artan bir hassasiyet şeklinde ortaya çıkar. İnsan ilgisinin yöneldiği bitkiler, diğerlerine kıyasla daha hızlı büyür. İlgi ve sevgiyle büyüyen bitkilerin tüketilmesi, vücudumuzun verimliliğini ciddi anlamda arttırır. Enerji alanlarını bir kez çıplak gözle görebilme kabiliyetine kavuştuğumuzda, eski ormanlar ve vahşi ekosistemler gibi belirli alanların daha fazla enerji yaydığını anlayabileceğiz.</p>
<p>Er ya da geç insanlar; evrenin tek, bütünlüklü ve dinamik bir enerjiden ibaret olduğunu anlayacaklar. Ve kendimizi böylesine zayıf, eksik ve güvensiz hissetmemizin sebebinin de bu enerjiyle bağımızı koparmamızdan kaynaklandığını görecekler. Bu enerji eksikliğini gidermek için insan bildiği tek yöntemle kendi enerjisini arttırmaya çalışıyor: Psikolojik anlamda diğer bireylerden enerji çalarak. Ve bu enerji hırsızlığı da dünyadaki bütün çatışmaların altında yatan bilinçsiz rekabeti açıklıyor.   Bir insan diğeriyle herhangi bir diyaloga girdiği anda iki durumdan biri ortaya çıkar: Ya daha güçlü ya da daha zayıf hissederek diyalogu sonuçlandırır.  Konuşmada baskın konuma geçmek için ne söylememiz gerekiyorsa onu söyleriz. Her bir taraf, kurulan anlık ilişkinin kontrolünü elinde tutmaya çalışır. Başarılı olması -bakış açımızın üstün gelmesi ya da takdir görmesi- halinde zayıf hissetmek yerine psikolojik bir tatmin hissederiz.  İnsanları kontrol ettiğimizde enerjilerini kendimize doğru yönlendiririz. Diğerinin enerjisini emmek pahasına kendimizi enerjiyle doldururuz. Bu tatmin hissiyatı, durumu tekrar etmemiz için bizi motive eder. İnsanların çoğu, sürekli olarak bir başka insanın enerjisini avlama durumundadır.</p>
<p>İnsanlar, enerjilerini diğer insanlardan değil, evrensel kaynaktan almanın yollarını öğrenmek zorundadır. Yemek, enerji almanın ilk yoludur. Ama yiyeceklerdeki enerjiyi tamamen alabilmek için yenilen yiyecek takdir edilmeli ve tadına varılmalıdır. Tat, (güzellikte olduğu gibi) bir algı kapısıdır. Yemek öncesi dua etmek gibi yemeği kutsal bir deneyime ya da takdire dönüştürme hali, yiyecekteki enerjiyi vücuda geçirebilmenin önemli bir yoludur. Bilinçli yeme eylemiyle yiyeceklerden kaynaklı kişisel enerji arttırıldıktan sonra, bu enerjiyi yemeden de vücuda almanın yollarını öğrenebiliriz. Evrensel enerjiye açık hale gelmek için bu enerjiyle bağlantıya geçmelisiniz. Bu da takdir etme yeteneğimizi geliştirerek olabilir. Ama bunu bir adım öteye götürerek takdir hissini, doyma hissine dönüştürebilirsiniz.  Bir şeyi gerçekten takdir etmeyi başardığınızda, o nesnenin altında yatan sevginin size akmasına izin verirsiniz. Nesnelerin güzelliği ve eşsizliğini takdir ettiğinizde, o nesnelerden enerji akışı size doğru yönelir. “Aşk”ı hissettiğiniz bir seviyeye geldiğinizde sadece niyetlenmek,  gerisin geri enerji göndermeniz için yeterlidir.</p>
<p>Alternatif bir enerji kaynağı var olsa bile, insanları kontrol etme alışkanlığından tamamen kurtulmadığımız sürece evrensel enerji kaynağıyla bağlantıda kalamayız. Bu alışkanlıkla ilgili sürekli bir bilinç geliştirmek anahtar öneme sahiptir. Bu bilinç ise, kendi spesifik kontrol yöntemimizin, çocukluğumuzda ilgiyi –enerjiyi-, kendimize yönlendirmeye çalışırken öğrenildiğini fark etmekle olabilir. Kendileri zaten bir dramı yaşayan ebeveynlerimiz, bizden enerji çekmek için çabalarlar. Enerjiyi geri kazanmak için bizim daha çocukken bir strateji geliştirmemiz gerekir. Bu yöntem hayat boyu tekrar ettiğimiz “bilinçsiz kontrol dramı” denen bir duruma dönüşür.  Her insan, kendi ailesiyle olan deneyimini tekrar gözden geçirerek gerçekten kim olduğunu keşfetmek zorundadır. Bunu bir kere keşfettikten sonra geçmişteki kontrol dramından sıyrılarak gerçekte neler olduğunu görme fırsatı yakalayabiliriz. Her insan enerjiyi kendine yönlendirmek için diğerini manipüle eder. Bu manipülasyon; agresif olarak –insanları ilgiyi kendine yönlendirmek için doğrudan zorlayarak-, ya da pasif olarak –insanların sempatisi ya da merakıyla oynayarak- gerçekleştirilebilir. Genel kontrol dramı şekilleri özetle şunlardır:</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Mesafeli, soğuk</span>:  Enerjiyi kendi tarafınıza yönlendirmek için geri çekilerek gizli ya da gizemli gözükürsünüz.  Bu dramın içine birinin çekilerek sizinle ilgili neler olup bittiğini çözmeye çalışacağını umarsınız.  Ve birisi bunu denediğinde muğlâk kalarak onları mücadele etmeye, daha derin kazmaya ve gerçek duygularınızı açığa çıkarmak için çabalamaya zorlarsınız. Karşınızdaki insanı ne kadar uzun süre ilgili ve gizemin içinde tutabilirseniz, enerjisini de o kadar çok emebilirsiniz.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Sorgucu</span>: Yanlış bir şeyler bulma amacıyla sorular sorup diğer insanın dünyasını masaya yatırarak bir dram ortaya koyar. Ve yanlışı bulduklarında diğerinin hayatının bu noktasını eleştirirler. Bu strateji başarı sağlarsa, Eleştirilen insan bu dramın içine çekilir. Sorgucunun etrafındayken daha bir kendilerinin farkında hale gelirler. Sorgucunun yaptıklarına ve düşündüklerine daha bir dikkat ederek onun yanlış olduğunu fark edebileceği bir şey yapmamaya çalışırlar. Bu psişik hürmet, sorgucuya arzuladığı enerjiyi sağlar. Sorgucu sizi kendi yolunuzdan çeker ve enerjinizi emer çünkü siz kendinizi onun düşünebilecekleri üzerinden yargılamaya başlarsınız.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Yıldıran, sindiren</span>:  sizi fiziksel ya da sözlü olarak tehdit eden biridir. Size kötü bir şeyler olabileceği korkusu ile bu insanlara dikkatinizi ve enerjinizi vermeye zorlanırsınız. Bu, dramlar içinde en agresif olanıdır.</p>
<p>Zavallı Ben: Hâlihazırda kendilerine olan kötü şeylerden, sizin bunlardan sorumlu olabileceğiniz imasıyla, bahsederler. Eğer yardım etmezseniz, bu kötü şeylerin devam edeceğini de ima ederler.  Zavallı Ben, hiçbir neden olmadığını bildiğiniz halde sizi suçlu hissettiren biridir. Söyledikleri ya da yaptıkları her şey, sizi onlar için yeterince şey yapmadığınız fikrine karşı kendinizi savunma durumunda bırakır.</p>
<p>İnsanlar farklı durumlarda, birden fazla dramı kullanırlar. Ama çoğumuzun baskın bir kontrol dramı vardır. Ve bu dramlardan hangisi küçükken ailemizle işe yaradıysa, onu kullanma eğilimindeyizdir.  İnsan, ailesinin ilgisini çekebilmek için ne gerekiyorsa sonuna kadar yapar. Bu yüzden de; sorgucu ebeveynler mesafeli,  sindiren ebeveynler zavallı ben, mesafeli ebeveynler ise sorgucu çocuklar yaratma eğilimindedir. Çocukluğunuza bakarak kendi kontrol dramınızı açığa çıkarttıktan sonra gerçek soruya geri dönme şansı yakalarsınız: Neden bu aileye doğdum? Ebeveynlerinizin hayatın nasıl yaşanması gerektiğine dair değerleri, size aktarılan asıl başlangıç noktasıdır. Ve düşünsel insan evrimi diye bahsettiğimiz kavram da bu değerleri kendi çocuklarınıza iletmek için bir adım öteye, yükseğe götürmekten ibarettir. Hayatınıza tek bir bütünlüklü hikâye olarak baktığınızda yaşamınızın bu sorunun cevabı üzerine kurulduğunu görebilirsiniz.  Ortak bir evrimsel amaçta birleşen iki insan bir çocuk dünyaya getirerek düşünsel evrimlerini bir üst basamağa taşımak için çalışırlar.</p>
<p>İnsan, kendi yaşamsal amaçlarında netleşerek bir diğerinin evrimine kendini angaje etmeyi başardığında,  diğer insana karşı geliştirdiği bağımlılıkla, kendi evrimsel yolunu kesintiye uğratabilir. Aşk ilk kez gerçekleştiğinde, iki insan biliçsiz olarak birbirilerine enerji vermeye başlar. Bu da “aşık olmak ” dediğimiz hafiflemişlik ve yükselmişlik hissine yol açar. Bu hissin karşısındaki insandan sürekli olarak gelmesi beklentisine girdiklerinde, evrensel enerjiye kendilerini kapatırlar.  Ve bu içe kapanış, onları birbirilerinden gelecek olan enerjiye daha da bağımlı kılar. İşte bundan sonra aldıkları enerji hiç yetmemeye başlar. Bu eksiklik duygusuyla enerji vermeyi bırakır ve daha fazla enerji için birbirilerini kontrol etme dramına düşerler. Sonunda da olağan güç mücadelesi başlar.</p>
<p>Ailemiz içinde enerji rekabeti nedeniyle birçoğumuz önemli bir süreci tamamlayamadan büyür: (dişil ya da eril) karşı cins yönümüzü kişiliğimize entegre etme sürecinden bahsediyoruz.  Bu eksiklikten dolayı da karşı cins enerjisine bağımlı hale geliriz. Evrenin enerjisi hem dişil hem de erildir. Zaman içinde bizde bulunmayan karşı cins enerjisini alabilir hale geliriz ama bunu zamanından erken yapmak evrensel enerji ile bağımızı bloke eder. Örneklemek gerekirse:  C harfi gibi enerjisel anlamda “eksik” olarak dolanırız. Bu da bizi çemberi tamamlayabilecek -O harfi olabilecek- karşı cins enerjisine karşı oldukça alıcı bir konuma getirir.  Çemberin tamamlanması ise bize ani bir enerji patlaması ve tamamlanmışlık duygusu verir. Bu duygu da evrensel enerjiyle tam bir uyum halinde olduğumuza dair bir yanılsama yaratır.  Ama problem şudur ki; bu tamamlanmışlığı sağlamak için iki insan gerekmesine rağmen çemberi oluşturan her birey kendisinin tam olduğuna dair bir yanılsama içerisindedir. Her birey sanki diğeri kendisinin bir uzantısıymış gibi diğerini kontrol etmek ister. Bu iki insanın oluşturduğu tekliğin iki başı ve iki egosu vardır. Bu ilüzyon, sonunda güç çatışmasıyla bir anda gözler önüne serilir. Sadece, evrensel enerjiyle bağlantılarımızı ve kendi bütünlüğümüzü dengeledikten sonra bizi kendi bireysel evrim yolumuzdan dışarıya çekmeyecek daha yüksek bir ilişkiye hazır hale gelebiliriz.<br />
…”<br />
* Metnin daha geniş ingilizce versiyonu için http://www.homestar.org/bryannan/celistin.html</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F08%2Fkitlesel-enerji-yolsuzluklar.html&amp;title=Kitlesel%20Enerji%20Yolsuzluklar%C4%B1&amp;bodytext=Sevgili%20Prenses%0D%0A%0D%0ASana%2C%20ruhuna%20g%C4%B1da%20bir%20kitaptan%20bahsetmek%20istiyorum.%20Celestine%20Prophecy%20ad%C4%B1yla%20yay%C4%B1nlanan%20ve%20T%C3%BCrk%C3%A7eye%20Dokuz%20Kehanet%20ad%C4%B1yla%20Alt%C4%B1n%20Kitaplar%20yay%C4%B1nlar%C4%B1ndan%20%C3%A7evirilen%20bir%20kitap.%20%20%20New%20Age%20ak%C4%B1m%C4%B1n%C4%B1n%20takip%C3%A7ileri%20taraf%C4%B1ndan%20ba" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F08%2Fkitlesel-enerji-yolsuzluklar.html&amp;title=Kitlesel%20Enerji%20Yolsuzluklar%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F08%2Fkitlesel-enerji-yolsuzluklar.html&amp;title=Kitlesel%20Enerji%20Yolsuzluklar%C4%B1&amp;notes=Sevgili%20Prenses%0D%0A%0D%0ASana%2C%20ruhuna%20g%C4%B1da%20bir%20kitaptan%20bahsetmek%20istiyorum.%20Celestine%20Prophecy%20ad%C4%B1yla%20yay%C4%B1nlanan%20ve%20T%C3%BCrk%C3%A7eye%20Dokuz%20Kehanet%20ad%C4%B1yla%20Alt%C4%B1n%20Kitaplar%20yay%C4%B1nlar%C4%B1ndan%20%C3%A7evirilen%20bir%20kitap.%20%20%20New%20Age%20ak%C4%B1m%C4%B1n%C4%B1n%20takip%C3%A7ileri%20taraf%C4%B1ndan%20ba" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F08%2Fkitlesel-enerji-yolsuzluklar.html&amp;t=Kitlesel%20Enerji%20Yolsuzluklar%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Kitlesel%20Enerji%20Yolsuzluklar%C4%B1%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F08%2Fkitlesel-enerji-yolsuzluklar.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F08%2Fkitlesel-enerji-yolsuzluklar.html&amp;title=Kitlesel%20Enerji%20Yolsuzluklar%C4%B1&amp;annotation=Sevgili%20Prenses%0D%0A%0D%0ASana%2C%20ruhuna%20g%C4%B1da%20bir%20kitaptan%20bahsetmek%20istiyorum.%20Celestine%20Prophecy%20ad%C4%B1yla%20yay%C4%B1nlanan%20ve%20T%C3%BCrk%C3%A7eye%20Dokuz%20Kehanet%20ad%C4%B1yla%20Alt%C4%B1n%20Kitaplar%20yay%C4%B1nlar%C4%B1ndan%20%C3%A7evirilen%20bir%20kitap.%20%20%20New%20Age%20ak%C4%B1m%C4%B1n%C4%B1n%20takip%C3%A7ileri%20taraf%C4%B1ndan%20ba" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Kitlesel%20Enerji%20Yolsuzluklar%C4%B1&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F08%2Fkitlesel-enerji-yolsuzluklar.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Kitlesel%20Enerji%20Yolsuzluklar%C4%B1&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F08%2Fkitlesel-enerji-yolsuzluklar.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F08%2Fkitlesel-enerji-yolsuzluklar.html&amp;title=Kitlesel%20Enerji%20Yolsuzluklar%C4%B1&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F08%2Fkitlesel-enerji-yolsuzluklar.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F08%2Fkitlesel-enerji-yolsuzluklar.html&amp;t=Kitlesel%20Enerji%20Yolsuzluklar%C4%B1&amp;s=Sevgili%20Prenses%0D%0A%0D%0ASana%2C%20ruhuna%20g%C4%B1da%20bir%20kitaptan%20bahsetmek%20istiyorum.%20Celestine%20Prophecy%20ad%C4%B1yla%20yay%C4%B1nlanan%20ve%20T%C3%BCrk%C3%A7eye%20Dokuz%20Kehanet%20ad%C4%B1yla%20Alt%C4%B1n%20Kitaplar%20yay%C4%B1nlar%C4%B1ndan%20%C3%A7evirilen%20bir%20kitap.%20%20%20New%20Age%20ak%C4%B1m%C4%B1n%C4%B1n%20takip%C3%A7ileri%20taraf%C4%B1ndan%20ba" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=118&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2009/08/kitlesel-enerji-yolsuzluklar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşam Veren Kılıç</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2009/08/yasam-veren-klc.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2009/08/yasam-veren-klc.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Aug 2009 20:13:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ou-san</dc:creator>
				<category><![CDATA[dogu]]></category>
		<category><![CDATA[yazinsal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://prensesemektuplar.com/2009/08/yasam-veren-kilic.html</guid>
		<description><![CDATA[Günlerden bir gün, iki büyük kılıç ustası hünerlerini yarıştırmaya karar vermişler. İkisi de yapılabilecek en keskin kılıcı yapacaklarını söylemişler ve yapmışlar da. Ateşte haftalarca dövdükleri kılıçlarını alıp bir dere kıyısında buluşmuşlar. Derenin suları sadece diz seviyesindeymiş. Birinci usta kılıcını çekip suyun ortasına saplamış. Sonra seyretmeye başlamışlar. Ağır ağır akan suyun üzerinde süzülen bir yaprak gelip [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[</p>
<p  style="margin-bottom: 0cm; color: rgb(0, 0, 0);font-family:lucida grande;"><span style="font-size:100%;"><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/blogger/_jTSXjX8jf8A/SobkZzdA-II/AAAAAAAAADo/x4QcAwhUlM0/s1600/Aikido-Osensei.jpg"><img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 246px; height: 320px;" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/blogger/_jTSXjX8jf8A/SobhbUsKTjI/AAAAAAAAADY/F8gJa_d7zBE/s320/364276626_7863423184.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5370230737645664386" border="0" /></a>Günlerden bir gün, iki büyük kılıç ustası hünerlerini yarıştırmaya karar vermişler. İkisi de yapılabilecek en keskin kılıcı yapacaklarını söylemişler ve yapmışlar da. Ateşte haftalarca dövdükleri kılıçlarını alıp bir dere kıyısında buluşmuşlar. Derenin suları sadece diz seviyesindeymiş. Birinci usta kılıcını çekip suyun ortasına saplamış. Sonra seyretmeye başlamışlar. Ağır ağır akan suyun üzerinde süzülen bir yaprak gelip kılıcın keskin çeliğine temas ettiği anda ikiye ayrılmış. Kılıç o kadar keskinmiş ki, yaprak aynı sakin ve yavaş akışını sürdürerek yoluna devam etmiş&#8230; Sonra ikinci usta aynı şekilde kılıcını suya saplamış. Yine seyretmişler. Bu kez derenin getirdiği sakin yaprak kılıca yaklaşmış, yaklaşmış ve temas etmek üzereyken sanki görünemez bir dalga tarafından yönlendiriliyormuşcasına kılıcın yanından sıyrılarak arkasına geçmiş. Kılıç o kadar keskinmiş ki yaprak zarar görmeden çekip gitmiş&#8230; </span></p>
<p style="font-family: times new roman;">
<p  style="margin-bottom: 0cm; color: rgb(0, 0, 0);font-family:lucida grande;"><span style="font-size:100%;">Kim kazanmış sizce yarışmayı? Hiç kimse. Ustalar birbirlerine bakmışlar ve anlamışlar ki ikiside kendi yollarının eşsiz sanatçılarıymış. Onları karşılaştırmak mümkün değilmiş. Birinci usta yaşam alan kılıçların en mükemmelini yaparken, ikinci usta yaşam veren kılıcın üstadıymış. </span></p>
<p  style="margin-bottom: 0cm; color: rgb(0, 0, 0);font-family:lucida grande;"><span style="font-size:100%;">Bana bu hikayeyi anlatan üstad şöyle demişti: önce seçmelisin ve seçiminin farkında olmalısın. Yaşam alan kılıç mı yoksa yaşam veren kılıç mı olmak istiyorsun? Bunu bildiğinde ve kendini yoluna adadığında, varacağın yeri merak etmene hiç gerek yok.</span></p>
<p  style="margin-bottom: 0cm; color: rgb(0, 0, 0);font-family:lucida grande;"><span style="font-size:100%;">Devam etmeden önce şu konuyu açıklığa kavuşturmak gerekli sanırım. Her türlüsünden şiddetle beslenen bir medya hergün gözümüzün önünde. Dünyanın dört bir yanında savaşın her türlüsü hali hazırda yaşanıyor. Üstelik bunlar hikayemizin geçtiği zamanlardaki gibi savaşlarda değil. O zaman krallar, şövalyeler, samuraylar, yani kaybedecek çok fazla şeyi olan insanlar cephenin en önünde yer alırmış. Savaş çıkarma niyetin varsa kılıcını kuşanıp meydana çıkman gerekirmiş. Şimdiyse kaybedecek hiçbirşeyi olmayan insanlar ölürken, lordlar kamarası lcd ekranlardan savaşı izleyip strateji oyunları oynuyorlar. Hal böyleyken bazen şiddete karşı içimizde biriken şiddet duyularımızın kapanmasına sebep oluyor ve kendi kazdığımız kuyuya düşüveriyoruz. Ayrıntılara takılıp bütünü gözden kaybediyoruz.</span></p>
<p  style="margin-bottom: 0cm; color: rgb(0, 0, 0);font-family:lucida grande;"><span style="font-size:100%;"><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/blogger/_jTSXjX8jf8A/Sobk9ptMl2I/AAAAAAAAADw/ARv_bB6rKgQ/s1600/daito_ry_dotanuki.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/blogger/_jTSXjX8jf8A/Sobk9ptMl2I/AAAAAAAAADw/ARv_bB6rKgQ/s320/daito_ry_dotanuki.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5370231353504470882" border="0" /></a>Çoğu zaman şu koca hayat karmaşasında olanlar, suyun üzerinde süzülen küçük bir yapraklardan ibaret. Tamam belki sayıları çok ama özünde hepsi aynı. O küçük yaprakları karmaşıklaştırıp, zorlu bir düşmana dönüştürmekse biz insan evladının marifeti. Bunu yaptığımızda, mağaralaramızda genlerimize kazınmış korkularımızın ortaya çıkmasıysa gayet kolay. Temelde sadece hayatta kalabilme dürtüsü, kurulu düzende, küçümsenmek, yalnız kalmak, hata yapmak, başarısız olmak gibi çok çeşitli korkulara dönüşüyor ve kendimizi korumak için saldırganlaşmak an meselesi oluyor. Şiddet çeşitli şekillerde hayatımızın parçası oluveriyor. Köşeye sıkıştırıldığında herşeyiyle saldırıya geçen vahşi bir hayvan gibi kılıcımızı çekip salına salına gelen yaprakları kesiveriyoruz parça parça. Sonra aniden farkediyoruz ki, sıkı sıkı sarılmışız yaşam alan kılıca&#8230;</span></p>
<p  style="margin-bottom: 0cm; color: rgb(0, 0, 0);font-family:lucida grande;"><span style="font-size:100%;">İçimizde çok fazla korku var. Korku öfkeye dönüşür, öfke nefreti getirir ve nefret karanlığın kapılarını açar. Evet tanıdık geldi değilmi? Bunlar çok daha popüler bir üstadın sözleri. Belki başka bir yazının konusu olabilecek bir üstad.</span></p>
<p  style="margin-bottom: 0cm; color: rgb(0, 0, 0);font-family:lucida grande;"><span style="font-size:100%;"><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/blogger/_jTSXjX8jf8A/SobkZzdA-II/AAAAAAAAADo/x4QcAwhUlM0/s1600/Aikido-Osensei.jpg"><img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 246px; height: 320px;" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/blogger/_jTSXjX8jf8A/SobkZzdA-II/AAAAAAAAADo/x4QcAwhUlM0/s320/Aikido-Osensei.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5370230737645664386" border="0" /></a>Yine kılıçların yarıştırıldığı zamanlardan kalma bir benzetme de savaşçıyı bir ağaca benzetiyor. Toprağa sımsıkı tutunan köklerinin üzerinde,sağlam gövdesiyle öylece duruyor samuray. Tepesinde esen rüzgarlara, fırtınalara sadece salınarak uyum sağlıyor. Öyle sağlam bir duruşu var ki, değil diz boyu bir dere, üzerinden seller geçse dahi kıpırdamadan duruyor. Öyle keskin bir ruhu var ki, yüzeydekilerle uğraşmak yerine, derinlerde suyun yönünü değiştiriyor. Sakin, sessiz ya da hışımla, öfkeyle kimbilir kaç yaprak etrafından dolaşıp yoluna devam ederken o sadece duruyor ve ruhu keskinliğini koruyor&#8230;Yaşam veren kılıçsa kınından hiç çıkmadan görevini yerine getiriyor&#8230;</span></p>
<p  style="margin-bottom: 0cm; color: rgb(0, 0, 0);font-family:lucida grande;"><span style="font-size:100%;">Bunları okuduktan sonra iki küçük bilgi vermek istiyorum. Hikayenin içindeki yerlerine siz koyarsınız artık. Birincisi samuray kelimesi çoğunlukla sanıldığı gibi savaşçı anlamına gelmiyor. Kelimenin tam karşılığı “hizmet eden”dir. Dar anlamda bir kişiye ya da yönetime hizmet anlamına gelsede, geniş anlamı kılıcın yoluna adanmışlıktır. Aslında samuray, tüm yaşamını Bushido&#8217; ya, yani savaşçının yazılı olmayan kurallarına adamış kişidir. İkinci bilgimizse, japoncada keskin kılıç demek yerine canlı, yaşayan kılıçta denilebiliyor.</span></p>
<p  style="margin-bottom: 0cm; color: rgb(0, 0, 0);font-family:lucida grande;"><span style="font-size:100%;">Güç sizinle olsun barışın elçileri&#8230;</span></p>
<p> <span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:lucida grande;font-size:100%;"  >Ou-San</span></p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F08%2Fyasam-veren-klc.html&amp;title=Ya%C5%9Fam%20Veren%20K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7&amp;bodytext=%20%20G%C3%BCnlerden%20bir%20g%C3%BCn%2C%20iki%20b%C3%BCy%C3%BCk%20k%C4%B1l%C4%B1%C3%A7%20ustas%C4%B1%20h%C3%BCnerlerini%20yar%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1rmaya%20karar%20vermi%C5%9Fler.%20%C4%B0kisi%20de%20yap%C4%B1labilecek%20en%20keskin%20k%C4%B1l%C4%B1c%C4%B1%20yapacaklar%C4%B1n%C4%B1%20s%C3%B6ylemi%C5%9Fler%20ve%20yapm%C4%B1%C5%9Flar%20da.%20Ate%C5%9Fte%20haftalarca%20d%C3%B6vd%C3%BCkleri%20k%C4%B1l%C4%B1%C3%A7lar%C4%B1n%C4%B1%20al%C4%B1p%20bi" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F08%2Fyasam-veren-klc.html&amp;title=Ya%C5%9Fam%20Veren%20K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F08%2Fyasam-veren-klc.html&amp;title=Ya%C5%9Fam%20Veren%20K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7&amp;notes=%20%20G%C3%BCnlerden%20bir%20g%C3%BCn%2C%20iki%20b%C3%BCy%C3%BCk%20k%C4%B1l%C4%B1%C3%A7%20ustas%C4%B1%20h%C3%BCnerlerini%20yar%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1rmaya%20karar%20vermi%C5%9Fler.%20%C4%B0kisi%20de%20yap%C4%B1labilecek%20en%20keskin%20k%C4%B1l%C4%B1c%C4%B1%20yapacaklar%C4%B1n%C4%B1%20s%C3%B6ylemi%C5%9Fler%20ve%20yapm%C4%B1%C5%9Flar%20da.%20Ate%C5%9Fte%20haftalarca%20d%C3%B6vd%C3%BCkleri%20k%C4%B1l%C4%B1%C3%A7lar%C4%B1n%C4%B1%20al%C4%B1p%20bi" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F08%2Fyasam-veren-klc.html&amp;t=Ya%C5%9Fam%20Veren%20K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Ya%C5%9Fam%20Veren%20K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F08%2Fyasam-veren-klc.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F08%2Fyasam-veren-klc.html&amp;title=Ya%C5%9Fam%20Veren%20K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7&amp;annotation=%20%20G%C3%BCnlerden%20bir%20g%C3%BCn%2C%20iki%20b%C3%BCy%C3%BCk%20k%C4%B1l%C4%B1%C3%A7%20ustas%C4%B1%20h%C3%BCnerlerini%20yar%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1rmaya%20karar%20vermi%C5%9Fler.%20%C4%B0kisi%20de%20yap%C4%B1labilecek%20en%20keskin%20k%C4%B1l%C4%B1c%C4%B1%20yapacaklar%C4%B1n%C4%B1%20s%C3%B6ylemi%C5%9Fler%20ve%20yapm%C4%B1%C5%9Flar%20da.%20Ate%C5%9Fte%20haftalarca%20d%C3%B6vd%C3%BCkleri%20k%C4%B1l%C4%B1%C3%A7lar%C4%B1n%C4%B1%20al%C4%B1p%20bi" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Ya%C5%9Fam%20Veren%20K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F08%2Fyasam-veren-klc.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Ya%C5%9Fam%20Veren%20K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F08%2Fyasam-veren-klc.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F08%2Fyasam-veren-klc.html&amp;title=Ya%C5%9Fam%20Veren%20K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F08%2Fyasam-veren-klc.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F08%2Fyasam-veren-klc.html&amp;t=Ya%C5%9Fam%20Veren%20K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7&amp;s=%20%20G%C3%BCnlerden%20bir%20g%C3%BCn%2C%20iki%20b%C3%BCy%C3%BCk%20k%C4%B1l%C4%B1%C3%A7%20ustas%C4%B1%20h%C3%BCnerlerini%20yar%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1rmaya%20karar%20vermi%C5%9Fler.%20%C4%B0kisi%20de%20yap%C4%B1labilecek%20en%20keskin%20k%C4%B1l%C4%B1c%C4%B1%20yapacaklar%C4%B1n%C4%B1%20s%C3%B6ylemi%C5%9Fler%20ve%20yapm%C4%B1%C5%9Flar%20da.%20Ate%C5%9Fte%20haftalarca%20d%C3%B6vd%C3%BCkleri%20k%C4%B1l%C4%B1%C3%A7lar%C4%B1n%C4%B1%20al%C4%B1p%20bi" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=110&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2009/08/yasam-veren-klc.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dongusel Varolus</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2009/07/dongusel-varolus.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2009/07/dongusel-varolus.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Jul 2009 00:29:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>NazIm</dc:creator>
				<category><![CDATA[dogu]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://prensesemektuplar.com/2009/07/dongusel-varolus.html</guid>
		<description><![CDATA[Bir kac katmanda birden ilerleyen cok keyifli huzurlu bir kim ki duk filmi &#8220;İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış&#8230; ve İlkbahar&#8220;. Ou-san&#8217;in tavsiyesi ile izledigim bu filmin ana konusunu biraz irdeleyelim dedim, filmi izlemeyenlere pek bir sey ifade etmeyebilir bastan soyleyeyim. Insanlar genelde adi mevsimlerden olusuyor diye mevsimlerin simgeselligine takilmislar, baharda doguyoruz, yazin sevisiyoruz, sonbahar bayar, kisin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/blogger/_sXSK55eTrFc/SlfjQ1Cpo6I/AAAAAAAAE7E/ihhz6xnsqNk/s1600/Truck_wheel.JPG"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 320px; height: 242px;" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/blogger/_sXSK55eTrFc/SlfjQ1Cpo6I/AAAAAAAAE7E/ihhz6xnsqNk/s320/Truck_wheel.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357000160036103074" border="0" /></a>Bir kac katmanda birden ilerleyen cok keyifli huzurlu bir kim ki duk filmi &#8220;<a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/06/ilkbahar-yaz-sonhabar-ks-ve-ilkbahar.html">İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış&#8230; ve İlkbahar</a>&#8220;. Ou-san&#8217;in tavsiyesi ile izledigim bu filmin ana konusunu biraz irdeleyelim dedim, filmi izlemeyenlere pek bir sey ifade etmeyebilir bastan soyleyeyim. Insanlar genelde adi mevsimlerden olusuyor diye mevsimlerin simgeselligine takilmislar, baharda doguyoruz, yazin sevisiyoruz, sonbahar bayar, kisin bir tarafiniz donar, yine bahar geldi haydaaa. Filmin bu yuzeyi oldukca siradan. Sembolizm dipsiz bir kuyu olmustur her zaman, indikce inersin derinlere, taslardan heykellerden hayatin anlamini da bulursun o derinliklerde. Ama kim ki duk&#8217;un semboller alemini sadece derinliklerden haz alan derin entellere eglence olsun diye koydugunu dusunuyorum. Asil mevsimlerin yuzeyininin altinda sembollerin dipsiz kuyularinin uzerinde filmin ana konusu duruyor: Budistlerin deyimi ile cyclic existence, yani dongusel varolus.</p>
<p>Efenim cok urkunc bir kavram degil, anlatmasi anlamasi oldukca basit, asil ozumsemesi icsellestirmesi zaman alan kismi. Doganin sonsuz dongusu icinde kendimizi buluyoruz farkinda bile olmadan. (sen buna bahar de sembolizm olsun) Dogamiz geregi ihtiyaclarimiz, zevklerimiz arzularimiz var. Sadece ihtiyaclarimizi giderip yasayip gitsek her hangi bir canli gibi sorun olmayacak pek, de farkinda olmadigimiz zevklerin, arzularin etkisinde surukleniyoruz ister istemez. Bu farkinda olmadan arzunun etkisinde suruklenmelerimiz, bir anlik eglencelerimizle tasimayacagimiz taslar bagliyoruz sirtimiza. taslardan kurtulmak icin attigimiz her adim daha yeni taslarin sirtimiza yuklenmesine sebep oluyor. Gittikce duygularimizin kolesi oluyoruz. Taslari tasidikca yanilsamalara kaptiriyorsun iyice kendini, ben sirtimda bu tasi tasiyorsam o tas benimdir, icabinda o tas da beni tasir&#8230;oldu guzelim, ne yazik ki doganin dongusu oyle islemiyor. senin sevdigin seyleri baskalari da seviyor, seni seven seyler baskalarini da seviyor, baskalarinin sevdiklerini sen de seviyorsun, oyle donup duruyor bu dunya orgysi.</p>
<p><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/blogger/_sXSK55eTrFc/Slf1rSR9cHI/AAAAAAAAE7M/kwB3L-eSz3c/s1600/spring-summer-fall-winter-and-sp-1.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/blogger/_sXSK55eTrFc/Slf1rSR9cHI/AAAAAAAAE7M/kwB3L-eSz3c/s320/spring-summer-fall-winter-and-sp-1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357020405770842226" border="0" /></a>duygu dedigin tas,tas dedigin de duygu be kardesim. ipini cozup kurtulsan ondan ne kadar hafifleyeceksin aslinda. ama o kadar kolay degil iste duygularla bogusmak, o baglandigin seylerden kurtulmak, hele bir kere icine bulastin mi arzular dunyasinin senin kazidigindan kat ve kat hizli olarak yenileri eklenir. Ne de olsa yazmasi kolay, kazimasi ise cok zor. O kisin ortasinda sirtina tas baglayip eline heykel alip dagin tepesine kadar oyle surune surune tirmanan kesis gibi yurek ister sirtindaki bir tastan kurtulmak. yoksa bir balik gibi cirpinip durur sonunda suyun dibini boylar olursun. ya da yilan gibi kivrilip surunup ecis bucus olup, olursun aci ceke ceke. hayatin metaforu o iste, aci ceke ceke olmek. hepimiz olmuyor muyuz zaten eninde sonunda, bak kesis abi de oldu. evet, ama hayatinin ve olumun kalitesi ne, bir de ona bak. kesis abim koc gibi zamaninin geldigini gorup, dunyadaki butun islerini tamamladi, teknesiyle son bir yolculaga cikip kendisini bogup yakarken bile kili kipirdamadi. oyle sakin, huzurlu ve tatmin olmus bir sekilde. buna irade diyorlar, not al burasi en zor kismi kesin sinavda cikar, yaz kis fark etmez sembolizm sokmez. ama cok istiyorsan entelsen kurbaga gibi olucan hayatta diyelim, amfibyen, cok sey istemez, soguktada sicaktada yasar, karada da suda da, soguk kanlidir, sakindir, uyumludur, iradelidir, bilgedir.</p>
<p>varolus habire kendini tekrar ediyorsa, ayni zevkler tekrar tekrar yasaniyorsa, ayni acilar tekrar tekrar insanlarin hayatlarini mahvediyorsa, neden bu materyali surekli degisen ama formu hic degismeyen varolusun icinde cirpinan bir balik olasin ki. neden her gun sirtina tasiyamayacagin taslar baglayasin ki. aklini kullan, iradeni guclendir, cik bu cemberin icinden.</p>
<p>NazIm</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F07%2Fdongusel-varolus.html&amp;title=Dongusel%20Varolus&amp;bodytext=Bir%20kac%20katmanda%20birden%20ilerleyen%20cok%20keyifli%20huzurlu%20bir%20kim%20ki%20duk%20filmi%20%22%C4%B0lkbahar%2C%20Yaz%2C%20Sonbahar%2C%20K%C4%B1%C5%9F...%20ve%20%C4%B0lkbahar%22.%20Ou-san%27in%20tavsiyesi%20ile%20izledigim%20bu%20filmin%20ana%20konusunu%20biraz%20irdeleyelim%20dedim%2C%20filmi%20izlemeyenlere%20pek%20bir%20sey%20ifade%20etme" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F07%2Fdongusel-varolus.html&amp;title=Dongusel%20Varolus" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F07%2Fdongusel-varolus.html&amp;title=Dongusel%20Varolus&amp;notes=Bir%20kac%20katmanda%20birden%20ilerleyen%20cok%20keyifli%20huzurlu%20bir%20kim%20ki%20duk%20filmi%20%22%C4%B0lkbahar%2C%20Yaz%2C%20Sonbahar%2C%20K%C4%B1%C5%9F...%20ve%20%C4%B0lkbahar%22.%20Ou-san%27in%20tavsiyesi%20ile%20izledigim%20bu%20filmin%20ana%20konusunu%20biraz%20irdeleyelim%20dedim%2C%20filmi%20izlemeyenlere%20pek%20bir%20sey%20ifade%20etme" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F07%2Fdongusel-varolus.html&amp;t=Dongusel%20Varolus" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Dongusel%20Varolus%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F07%2Fdongusel-varolus.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F07%2Fdongusel-varolus.html&amp;title=Dongusel%20Varolus&amp;annotation=Bir%20kac%20katmanda%20birden%20ilerleyen%20cok%20keyifli%20huzurlu%20bir%20kim%20ki%20duk%20filmi%20%22%C4%B0lkbahar%2C%20Yaz%2C%20Sonbahar%2C%20K%C4%B1%C5%9F...%20ve%20%C4%B0lkbahar%22.%20Ou-san%27in%20tavsiyesi%20ile%20izledigim%20bu%20filmin%20ana%20konusunu%20biraz%20irdeleyelim%20dedim%2C%20filmi%20izlemeyenlere%20pek%20bir%20sey%20ifade%20etme" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Dongusel%20Varolus&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F07%2Fdongusel-varolus.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Dongusel%20Varolus&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F07%2Fdongusel-varolus.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F07%2Fdongusel-varolus.html&amp;title=Dongusel%20Varolus&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F07%2Fdongusel-varolus.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F07%2Fdongusel-varolus.html&amp;t=Dongusel%20Varolus&amp;s=Bir%20kac%20katmanda%20birden%20ilerleyen%20cok%20keyifli%20huzurlu%20bir%20kim%20ki%20duk%20filmi%20%22%C4%B0lkbahar%2C%20Yaz%2C%20Sonbahar%2C%20K%C4%B1%C5%9F...%20ve%20%C4%B0lkbahar%22.%20Ou-san%27in%20tavsiyesi%20ile%20izledigim%20bu%20filmin%20ana%20konusunu%20biraz%20irdeleyelim%20dedim%2C%20filmi%20izlemeyenlere%20pek%20bir%20sey%20ifade%20etme" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=104&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2009/07/dongusel-varolus.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zen ve John Cage&#8217;in müziği</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2009/06/zen-ve-john-cagein-muzigi.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2009/06/zen-ve-john-cagein-muzigi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2009 16:21:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Caglar</dc:creator>
				<category><![CDATA[dogu]]></category>
		<category><![CDATA[muzik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://prensesemektuplar.com/2009/06/zen-ve-john-cagein-muzigi.html</guid>
		<description><![CDATA[biraz da sesin kendisine girelim istedim. wikipedia&#8217;ya göre ses; atmosferde kulağımız tarafından algılanabilen periyodik basınç değişimleridir. seslerin, notaların birleşmesinden müziği oluşturuyoruz, belli bir düzen, belli bir matematik.. her ne kadar sınırsız ve bir yandan da esnek olduğumuzu düşünsek de aslında kurallı ve mantık çerçevesi içinde bir süreç.. kulağımıza hoş gelen şeyleri sevip diğerlerine &#8220;gürültü&#8221; diyebilecek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: trebuchet ms;">biraz da sesin kendisine girelim istedim. wikipedia&#8217;ya göre ses; atmosferde kulağımız tarafından algılanabilen periyodik basınç değişimleridir.</span> <span style="font-family: trebuchet ms;">seslerin, notaların birleşmesinden müziği oluşturuyoruz, belli bir düzen, belli bir matematik.. her ne kadar sınırsız ve bir yandan da esnek olduğumuzu düşünsek de aslında kurallı ve mantık çerçevesi içinde bir süreç.. </span> <span style="font-family: trebuchet ms;"> </span></p>
<p>kulağımıza hoş gelen şeyleri sev<span style="font-family: trebuchet ms;">ip diğerlerine &#8220;gürültü&#8221; diyebilecek kadar küstahmışız gibi geliyor bana. bir keresinde buna karşı çıkmak için kendime radyodaki cızırtı sesini dinletmiştim, sanki başkası</span><span style="font-family: trebuchet ms;">ndan bahseder gibi yazıyorum bunu çünkü dinlemek istememiştim aslında. sıkıcı ve rahatsız ediciydi. sadece vücudumun ve beynimin bu sese ne tepki vericeğini merak etmiştim. sonuçta herşey bir frekans, herşey içimizden geçip giden dalgalar. her yerimde milyonlarca sivilce çıkıcağını sanana ya da oramdan buramdan böcekler fışkırıcağını hissedene kadar dinledim cızırtı sesini. sonuç: aslında ona da bir yerden sonra alıştı kulağım, kimi zaman duymadım, kimi zaman da kendi içindeki tekdüzeliği sanki ritmmiş gibi geldi. bir yerden sonra o kadar da kötü değildi yani.</span></p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/blogger/_Im1njlVumG8/Skjnz89QYbI/AAAAAAAAAjI/5Ed7GMxLzUk/s1600/john-cage-pl2.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5352783036852232626" style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 204px; height: 262px;" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/blogger/_Im1njlVumG8/Skjnz89QYbI/AAAAAAAAAjI/5Ed7GMxLzUk/s320/john-cage-pl2.jpg" border="0" alt="" /></a><span style="font-family: trebuchet ms;">demem o ki, sokaktan geçen çöp arabasının sesini tam o anda öten kuşla birleştirirseniz beyninizde ne gürültüsü kalır ne de rahatsızlığı. elbette tüm sesler dinlenesidir anlamında demiyorum bu</span><span style="font-family: trebuchet ms;">nu fakat uğraşırsak her yerde herşeyde müzik vardır diye söylüyorum. işte tam burada da bu yazının konusu olan john milton cage jr</span><span style="font-family: trebuchet ms;"> devreye giriyor. john cage müziğin, seslerin oldukları gibi kalmalarını, örgütlenmemelerini, düzenlenmemeleri gerektiğini söyleyen 1912-1992 yılları arasında yaşamış bir müzisyen filozof bestekar. bir notadan sonra gel</span><span style="font-family: trebuchet ms;">en diğer notanın illa da onunla uyum içersinde olması gerekmediğini düşünmüş. müziğini yaratırkenki sürecinin yanı sıra bunu yapmasının sebeplerini açıkladığı felsefesiyle de çok konuşulmuş ve halen de konuşulan bir kişi.</span></p>
<p>john cage özgürleştirici bir karşı estetik yaratma girişimine piyanoyu bozarak başlamış. piyano aslında bir tabu, romantik dönemin en güçlü silahlarından biri, barok çağ kapandıktan sonra nerdeyse tüm aristokratların evine girmiş, insanların salonlarında kendisine yer bulmuş bir enstrüman. john cage bir dans performansı için aldığı müzik si<span style="font-family: trebuchet ms;">parişinde piyanoyu tuşlarının ve tellerinin arasına cam kırıkları, fıstık kabukları ve çeşitli nesneler atarak hem bir nevi vurmalı çalgıya çevirmiş hem de synthesizer&#8217;ın ilk adımlarını atmış.</span></p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/blogger/_Im1njlVumG8/SkjqZeucwfI/AAAAAAAAAjQ/EF1gqTZ6Tyg/s1600/cage_prepared%2Bpiano.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5352785880595350002" style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 320px; height: 255px;" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/blogger/_Im1njlVumG8/SkjqZeucwfI/AAAAAAAAAjQ/EF1gqTZ6Tyg/s320/cage_prepared%2Bpiano.jpg" border="0" alt="" /></a><span style="font-family: trebuchet ms;">cage çevresindeki tüm seslerin bir müzikal değeri olduğunu düş</span><span style="font-family: trebuchet ms;">ünüyordu. bu konuda kendisine yol gösteren kişilerden birisi de sinemacı otto fischingen olmuş</span><span style="font-family: trebuchet ms;">. </span><span style="font-family: trebuchet ms;">&#8220;yeryüzündeki herşeyin bir ruhu bulunduğunu, bu ruhun varlığını titreşimlerle duyurduğunu, gözle görülmediğini ama ses olarak işitildiğini&#8221; söylediğinde cage büyük bir heyecan duymuş ve ondan sonra etrafındaki herşeyi farklı bir kulakla dinlemeye, </span><span style="font-family: trebuchet ms;">çevresindeki gürültü denilen seslerin de müzikal öğeler taşığıdığını farketmeye başlamış. bu aşamada müzisyenin doğal haldeki akustik seslere müdahalede bulunmaması için herşeyden önce egosundan kurtulması, zihnini berraklaştırması gerektiğini savunmuş. bu aşamada zen budizmi ile tanışmış ve egonun tahakkümünden kurtulmayı, ruhsal olgunlaşma, denetim kurmamayı etik ve politik bir tavır olarak benimseme, tınıları özgürleştirme gibi konularda zen budizminin çok büyük yardımını görmüş.</span></p>
<p>cage ilk eseri &#8220;değişimler müziği&#8221;ni i ching, yıldız falı, oyun kartları açarak, zar atarak ve daha bir dolu şans işlemlerinden yararlanarak oluşturmuş. bana kalırsa rastlantısallığı daha fazla göğe çıkartamazdı john cage. sıkı kurallara bağlı olmayan bir hayatı, dayatmaların, toplumsal dışlanmanın bulunmadığı, kesinliklere karşı koyan, başkalarınca belirlenmiş kurallara bağlı olmamanın bir ifadesi &#8220;değişimler müziği&#8221;.</p>
<p><span style="font-family: trebuchet ms;">cage&#8217;in eserlerinden belki de en çok bilineni 4&#8217;33. bir konserinde salonda kendisini bekleyen yüzlerce kişinin karşısına geçip piyanonun kapağını açıp 4 dakika 33 saniye boyunca hiçbirşey çalmadı. müziğin her yerde olduğu önermesinin belki de en belirgini bu eser. 4 dakika 33 saniye boyunca izleyicilerin sıkıntıdan kıpırdaması, kalp atışlarının sesi, kimilerinin oflayıp puflamaları, bazılarının tepkilerini dile getirmeleri müziktir john cage&#8217;e göre. bestecinin tahakkümü altına girmemiş, kendi deyimiyle &#8220;konser salonlarının eli değnekli(sopalı) despotunun, orkestra şefinin&#8221; otoritesine karşı çıkış; özgür efendisiz seslerin müziği.</span></p>
<p><span style="font-family: trebuchet ms;">john cage şimdi yaşamıyor evet ama alman einsturzende neubauten, amm ve bu gibi kimi gruplar bir nevi bu avangart halin izinden gitmekteler. ütopik bir müzik olabilir, rahatsız edici de gelebilir ama etrafımızdaki seslerle daha barışık, yarattığımız &#8220;gürültünün&#8221; aslında bir nevi doğaçlamalar silsilesi olduğunu düşünmemize yardımcı olabilir.</span></p>
<p>çağlar</p>
<p>(yazıda halil turhanlı&#8217;nın anarşik armoni isimli kitabından da yararlanılmıştır)<br />
aşağıdaki videoda insanların tepkilerini dikkat etmenizi önericem. gülmeleri, dalga geçmeleri dikkata değer.</p>
<p><object id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="100" height="100" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-3188027196636213524&amp;hl=en&amp;fs=true" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" type="application/x-shockwave-flash" width="100" height="100" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-3188027196636213524&amp;hl=en&amp;fs=true" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F06%2Fzen-ve-john-cagein-muzigi.html&amp;title=Zen%20ve%20John%20Cage%27in%20m%C3%BCzi%C4%9Fi&amp;bodytext=biraz%20da%20sesin%20kendisine%20girelim%20istedim.%20wikipedia%27ya%20g%C3%B6re%20ses%3B%20atmosferde%20kula%C4%9F%C4%B1m%C4%B1z%20taraf%C4%B1ndan%20alg%C4%B1lanabilen%20periyodik%20bas%C4%B1n%C3%A7%20de%C4%9Fi%C5%9Fimleridir.%20seslerin%2C%20notalar%C4%B1n%20birle%C5%9Fmesinden%20m%C3%BCzi%C4%9Fi%20olu%C5%9Fturuyoruz%2C%20belli%20bir%20d%C3%BCzen%2C%20belli%20bir%20matema" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F06%2Fzen-ve-john-cagein-muzigi.html&amp;title=Zen%20ve%20John%20Cage%27in%20m%C3%BCzi%C4%9Fi" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F06%2Fzen-ve-john-cagein-muzigi.html&amp;title=Zen%20ve%20John%20Cage%27in%20m%C3%BCzi%C4%9Fi&amp;notes=biraz%20da%20sesin%20kendisine%20girelim%20istedim.%20wikipedia%27ya%20g%C3%B6re%20ses%3B%20atmosferde%20kula%C4%9F%C4%B1m%C4%B1z%20taraf%C4%B1ndan%20alg%C4%B1lanabilen%20periyodik%20bas%C4%B1n%C3%A7%20de%C4%9Fi%C5%9Fimleridir.%20seslerin%2C%20notalar%C4%B1n%20birle%C5%9Fmesinden%20m%C3%BCzi%C4%9Fi%20olu%C5%9Fturuyoruz%2C%20belli%20bir%20d%C3%BCzen%2C%20belli%20bir%20matema" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F06%2Fzen-ve-john-cagein-muzigi.html&amp;t=Zen%20ve%20John%20Cage%27in%20m%C3%BCzi%C4%9Fi" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Zen%20ve%20John%20Cage%27in%20m%C3%BCzi%C4%9Fi%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F06%2Fzen-ve-john-cagein-muzigi.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F06%2Fzen-ve-john-cagein-muzigi.html&amp;title=Zen%20ve%20John%20Cage%27in%20m%C3%BCzi%C4%9Fi&amp;annotation=biraz%20da%20sesin%20kendisine%20girelim%20istedim.%20wikipedia%27ya%20g%C3%B6re%20ses%3B%20atmosferde%20kula%C4%9F%C4%B1m%C4%B1z%20taraf%C4%B1ndan%20alg%C4%B1lanabilen%20periyodik%20bas%C4%B1n%C3%A7%20de%C4%9Fi%C5%9Fimleridir.%20seslerin%2C%20notalar%C4%B1n%20birle%C5%9Fmesinden%20m%C3%BCzi%C4%9Fi%20olu%C5%9Fturuyoruz%2C%20belli%20bir%20d%C3%BCzen%2C%20belli%20bir%20matema" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Zen%20ve%20John%20Cage%27in%20m%C3%BCzi%C4%9Fi&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F06%2Fzen-ve-john-cagein-muzigi.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Zen%20ve%20John%20Cage%27in%20m%C3%BCzi%C4%9Fi&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F06%2Fzen-ve-john-cagein-muzigi.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F06%2Fzen-ve-john-cagein-muzigi.html&amp;title=Zen%20ve%20John%20Cage%27in%20m%C3%BCzi%C4%9Fi&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F06%2Fzen-ve-john-cagein-muzigi.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F06%2Fzen-ve-john-cagein-muzigi.html&amp;t=Zen%20ve%20John%20Cage%27in%20m%C3%BCzi%C4%9Fi&amp;s=biraz%20da%20sesin%20kendisine%20girelim%20istedim.%20wikipedia%27ya%20g%C3%B6re%20ses%3B%20atmosferde%20kula%C4%9F%C4%B1m%C4%B1z%20taraf%C4%B1ndan%20alg%C4%B1lanabilen%20periyodik%20bas%C4%B1n%C3%A7%20de%C4%9Fi%C5%9Fimleridir.%20seslerin%2C%20notalar%C4%B1n%20birle%C5%9Fmesinden%20m%C3%BCzi%C4%9Fi%20olu%C5%9Fturuyoruz%2C%20belli%20bir%20d%C3%BCzen%2C%20belli%20bir%20matema" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=101&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2009/06/zen-ve-john-cagein-muzigi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlkbahar, yaz, sonhabar, kış&#8230; ve ilkbahar</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2009/06/ilkbahar-yaz-sonhabar-ks-ve-ilkbahar.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2009/06/ilkbahar-yaz-sonhabar-ks-ve-ilkbahar.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Jun 2009 17:42:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ou-san</dc:creator>
				<category><![CDATA[dogu]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://prensesemektuplar.com/2009/06/ilkbahar-yaz-sonhabar-kis-ve-ilkbahar.html</guid>
		<description><![CDATA[Üzerine konuştukça içinde kaybolursun, soru sordukça verilecek bir cevap hep vardır. Her zaman bir parça eksiktir bakış açın. Hep arar durursun doğru yönü. Okuduğum bir kitap &#8220;boş ayna&#8221; diyordu. Ayna sana seni, olduğun gibi yansıtır. Düşünmeden, yorum yapmadan. Ne zaman ki bir boş aynayla karşılaşırsın, işte o gün&#8230;bilemedim doğru kelimeyi bak işte. Birşey olmuştur orası [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Üzerine konuştukça içinde kaybolursun, soru sordukça verilecek bir cevap hep vardır. Her zaman bir parça eksiktir bakış açın. Hep arar durursun doğru yönü.</p>
<p>Okuduğum bir kitap &#8220;boş ayna&#8221; diyordu. Ayna sana seni, olduğun gibi yansıtır. Düşünmeden, yorum yapmadan. Ne zaman ki bir boş aynayla karşılaşırsın, işte o gün&#8230;bilemedim doğru kelimeyi bak işte. Birşey olmuştur orası kesin&#8230;Bir zen tapınağından geçen yıllardan sonra, bir bar taburesi üstünde düşünüyordu kahramanımız bunu,  soğuk bira eşliğinde.</p>
<p>Sonra bir başkasında soruyordu rahip; bir elin sesi nedir diye. Şöyle  parmaklarımı şıklatıp evreka diyesim geliyor. Ama bu &#8220;koan&#8221; meselesinin, tapınaklarda zihinleri sürekli çalışır tutmak için kullanılan bir yöntem olduğunu hatırlıyorum.Usta sana bir koan verir ve onunla uğraşır durursun. Ben parmaklarımı şıklatarak çıksam karşısına herhalde sopamı yer dönerim minderime. Belki de dönmem&#8230;Sonra bir bakıyorum ki birileri kitabını yazmış zen tapınaklarında kullanılan koanların. Usta çırak arasında kalması gerekiyordu halbuki&#8230;</p>
<p><a href="http://2.bp.blogspot.com/_jTSXjX8jf8A/SjYeF0gqXeI/AAAAAAAAAB4/M67w1trvPDw/s1600-h/Spring.Summer.Fall.Winter.and.Spring.12.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347494692892859874" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 176px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_jTSXjX8jf8A/SjYeF0gqXeI/AAAAAAAAAB4/M67w1trvPDw/s320/Spring.Summer.Fall.Winter.and.Spring.12.jpg" border="0" alt="" /></a><br />
Zen bir yaşama sanatıdır, zen yaşamı anlama yoludur. Zen basittir nettir. Ciddi midir, şaka mıdır? Zen insanın kendine yakışanı giymesi midir? Zen sadece varolmak mıdır? Öyleyse neden zen? Benim sorulacak bir çok sorum olduğuna göre, birilerinin de verilecek cevapları olmalı.Biri, herşeyin cevabı ölüm diyor mesela, yaşamsa bilinen tek gerçeğe varıncaya kadar geçen belirsizlik süreciymiş. Herneyse&#8230;</p>
<p>Yine böyle nefis beyin egzersizlerine salıvermişti beni filmimiz ilk izlediğimde. 2003 Kore yapımı bir Kim Ki-Duk filmi. Geçenlerde tekrar izlediğimde filmi ne kadar geç keşfettiğimi farkettim. İki satır yazayım da varsa başka geciken bir an önce tatsın o zaman dedim.</p>
<p><a href="http://1.bp.blogspot.com/_jTSXjX8jf8A/SjYhvoC2BWI/AAAAAAAAACA/uYg7x1zeOcM/s1600-h/3364-ilk-bb.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347498709635958114" style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 150px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_jTSXjX8jf8A/SjYhvoC2BWI/AAAAAAAAACA/uYg7x1zeOcM/s320/3364-ilk-bb.jpg" border="0" alt="" /></a>&#8220;İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar&#8221; bir gölün ortasında yüzen küçük tapınakta yaşayan, yaşlı budist kesişle, çocuk yaşta yanına aldığı  öğrencisi arasında, yıllara yayılan ama dört mevsimde anlatılan, bir büyüme, hayatı tanıma, bir erdem kazanma öyküsü. Her ne kadar bu haliyle modern yaşamdan uzak görünsede,  anlattığı her mevsimde,  insanın yaşamında yüzleşmek zorunda kaldığı önemli bir dönüşüme odaklanıyor. Mevsimler ilerledikçe öğrenilenler ve uygulananlar bir bir çıkıyor su yüzeyine. Böylece geçtiği zamanı ve mekanı aşıp, insan olmanın evrensel özüne dair, dingin bir hikayeye dönüşüyor. Filmin sessizliği sabır gerektirse de manzara ve renkler alıveriyor insanı içine.</p>
<p>Bir sürü sorunun ve cevabın arasında, kayaları yalayarak ağır ve sakin akan küçük suyun üstünde kayan yaprağı kemiren minik yeşil tırtılın hayatı ne kadar da güzeldir halbuki&#8230;haydi bakalım, iyi seyirler&#8230;</p>
<p>Ou-San</p>
<p>ps: Bu filmin ana temasi olan dongusel varolus konusu da <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/07/dongusel-varolus.html">burada</a>.</p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F06%2Filkbahar-yaz-sonhabar-ks-ve-ilkbahar.html&amp;title=%C4%B0lkbahar%2C%20yaz%2C%20sonhabar%2C%20k%C4%B1%C5%9F...%20ve%20ilkbahar&amp;bodytext=%C3%9Czerine%20konu%C5%9Ftuk%C3%A7a%20i%C3%A7inde%20kaybolursun%2C%20soru%20sorduk%C3%A7a%20verilecek%20bir%20cevap%20hep%20vard%C4%B1r.%20Her%20zaman%20bir%20par%C3%A7a%20eksiktir%20bak%C4%B1%C5%9F%20a%C3%A7%C4%B1n.%20Hep%20arar%20durursun%20do%C4%9Fru%20y%C3%B6n%C3%BC.%0D%0A%0D%0AOkudu%C4%9Fum%20bir%20kitap%20%22bo%C5%9F%20ayna%22%20diyordu.%20Ayna%20sana%20seni%2C%20oldu%C4%9Fun%20gibi%20yans%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F06%2Filkbahar-yaz-sonhabar-ks-ve-ilkbahar.html&amp;title=%C4%B0lkbahar%2C%20yaz%2C%20sonhabar%2C%20k%C4%B1%C5%9F...%20ve%20ilkbahar" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F06%2Filkbahar-yaz-sonhabar-ks-ve-ilkbahar.html&amp;title=%C4%B0lkbahar%2C%20yaz%2C%20sonhabar%2C%20k%C4%B1%C5%9F...%20ve%20ilkbahar&amp;notes=%C3%9Czerine%20konu%C5%9Ftuk%C3%A7a%20i%C3%A7inde%20kaybolursun%2C%20soru%20sorduk%C3%A7a%20verilecek%20bir%20cevap%20hep%20vard%C4%B1r.%20Her%20zaman%20bir%20par%C3%A7a%20eksiktir%20bak%C4%B1%C5%9F%20a%C3%A7%C4%B1n.%20Hep%20arar%20durursun%20do%C4%9Fru%20y%C3%B6n%C3%BC.%0D%0A%0D%0AOkudu%C4%9Fum%20bir%20kitap%20%22bo%C5%9F%20ayna%22%20diyordu.%20Ayna%20sana%20seni%2C%20oldu%C4%9Fun%20gibi%20yans%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F06%2Filkbahar-yaz-sonhabar-ks-ve-ilkbahar.html&amp;t=%C4%B0lkbahar%2C%20yaz%2C%20sonhabar%2C%20k%C4%B1%C5%9F...%20ve%20ilkbahar" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=%C4%B0lkbahar%2C%20yaz%2C%20sonhabar%2C%20k%C4%B1%C5%9F...%20ve%20ilkbahar%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F06%2Filkbahar-yaz-sonhabar-ks-ve-ilkbahar.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F06%2Filkbahar-yaz-sonhabar-ks-ve-ilkbahar.html&amp;title=%C4%B0lkbahar%2C%20yaz%2C%20sonhabar%2C%20k%C4%B1%C5%9F...%20ve%20ilkbahar&amp;annotation=%C3%9Czerine%20konu%C5%9Ftuk%C3%A7a%20i%C3%A7inde%20kaybolursun%2C%20soru%20sorduk%C3%A7a%20verilecek%20bir%20cevap%20hep%20vard%C4%B1r.%20Her%20zaman%20bir%20par%C3%A7a%20eksiktir%20bak%C4%B1%C5%9F%20a%C3%A7%C4%B1n.%20Hep%20arar%20durursun%20do%C4%9Fru%20y%C3%B6n%C3%BC.%0D%0A%0D%0AOkudu%C4%9Fum%20bir%20kitap%20%22bo%C5%9F%20ayna%22%20diyordu.%20Ayna%20sana%20seni%2C%20oldu%C4%9Fun%20gibi%20yans%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=%C4%B0lkbahar%2C%20yaz%2C%20sonhabar%2C%20k%C4%B1%C5%9F...%20ve%20ilkbahar&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F06%2Filkbahar-yaz-sonhabar-ks-ve-ilkbahar.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=%C4%B0lkbahar%2C%20yaz%2C%20sonhabar%2C%20k%C4%B1%C5%9F...%20ve%20ilkbahar&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F06%2Filkbahar-yaz-sonhabar-ks-ve-ilkbahar.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F06%2Filkbahar-yaz-sonhabar-ks-ve-ilkbahar.html&amp;title=%C4%B0lkbahar%2C%20yaz%2C%20sonhabar%2C%20k%C4%B1%C5%9F...%20ve%20ilkbahar&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F06%2Filkbahar-yaz-sonhabar-ks-ve-ilkbahar.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F06%2Filkbahar-yaz-sonhabar-ks-ve-ilkbahar.html&amp;t=%C4%B0lkbahar%2C%20yaz%2C%20sonhabar%2C%20k%C4%B1%C5%9F...%20ve%20ilkbahar&amp;s=%C3%9Czerine%20konu%C5%9Ftuk%C3%A7a%20i%C3%A7inde%20kaybolursun%2C%20soru%20sorduk%C3%A7a%20verilecek%20bir%20cevap%20hep%20vard%C4%B1r.%20Her%20zaman%20bir%20par%C3%A7a%20eksiktir%20bak%C4%B1%C5%9F%20a%C3%A7%C4%B1n.%20Hep%20arar%20durursun%20do%C4%9Fru%20y%C3%B6n%C3%BC.%0D%0A%0D%0AOkudu%C4%9Fum%20bir%20kitap%20%22bo%C5%9F%20ayna%22%20diyordu.%20Ayna%20sana%20seni%2C%20oldu%C4%9Fun%20gibi%20yans%C4%B1" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=94&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2009/06/ilkbahar-yaz-sonhabar-ks-ve-ilkbahar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dışa bakan ruyadadır, içe bakan uyanışta</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2009/05/dsa-bakan-ruyadadr-ice-bakan-uyansta.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2009/05/dsa-bakan-ruyadadr-ice-bakan-uyansta.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 May 2009 19:01:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ou-san</dc:creator>
				<category><![CDATA[dogu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://prensesemektuplar.com/2009/05/disa-bakan-ruyadadir-ice-bakan-uyanista.html</guid>
		<description><![CDATA[Kimi zaman mutzsuzluğun, gerginliğin içinde bulabiliyorum kendimi. Bazen basit ya da karmaşık, teknik bir sebepten kaynaklanır gerginliğim. Bir şey olmuştur, yapılması gereken bir iş gecikmiştir gibi teknik şeyler. Bazen de güne gergin uyanabilirim. Daha sebep olacak hiçbirşey yapmamışken öyle başlar gün. (Bir arkadaşımın deyimiyle kozmik gerginlik) Böylece gerginliklerimi ikiye ayırmış oldum; kozmik ve teknik. Kozmiklerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kimi zaman mutzsuzluğun, gerginliğin içinde bulabiliyorum kendimi. Bazen basit ya da karmaşık, teknik bir sebepten kaynaklanır gerginliğim. Bir şey olmuştur, yapılması gereken bir iş gecikmiştir gibi teknik şeyler. Bazen de güne gergin uyanabilirim. Daha sebep olacak hiçbirşey yapmamışken öyle başlar gün. (Bir arkadaşımın deyimiyle kozmik gerginlik) Böylece gerginliklerimi ikiye ayırmış oldum; kozmik ve teknik. Kozmiklerin sebebini bilmiyorum, teknik gerginlikler ise benim dışımda geliştiği zaman yapacak birşeyim yok gibi görünüyor. Oturup can sıkmaktan, mutsuz olmaktan başka.
<p style="margin-bottom: 0cm;"> <span style="font-size:100%;"><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/blogger/_jTSXjX8jf8A/Sh5RB5he9GI/AAAAAAAAABQ/kKRJ_t106dU/s1600/learn.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 228px; height: 223px;" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/blogger/_jTSXjX8jf8A/Sh5RB5he9GI/AAAAAAAAABQ/kKRJ_t106dU/s320/learn.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5340795301170967650" border="0" /></a>Sonra zamanla öğrendim ki gerçek böyle değil. Benle alakalı ya da alakasız gelişen herhangi bir olayın ve ya sabah uyandığımda üzerime anlamsızca çöken karanlığın etkisi aynı noktadan kaynaklanıyor. Benim durumlarla olan ilişkimden. Yavaş yavaş bunu farketmeye başladıkça, öğrenmeye çabaladığım stratejiler daha bir işe yarar oldu. Düşman (kozmik ya da teknik) ne kadar kalabalık ya da güçlü olursa olsun, çatışmanın merkezini anlayıp çözebildiğim sürece her türlü zarardan, gerginlikten, tedirginlikten vs, korunabilirim. Peki çatışmanın merkezinde ne var? Tabiki benim durumla olan ilişkim. Bu durumda nereye vardım. Cevabı içerde bulduktan sonra dış düşmanlarla barışmak çok kolay bir iş. Mutlu, sakin küçük bir dere gibi kocaman kayaların arasında şırıl şırıl akar giderim ondan sonra.<br /></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-size:100%;"> E peki ben bunları niye yazdım? Şöyle bir bakınca pek de bilmediğin birşey söylediğimi sanmıyorum. Şu yüzden yazdım. Cevapları kendin bulmak, durumlarla olan ilişkilerini doğru biçimde tanımlamak ve bu sırada seni yavaşlatan, boğan bağlarından adım adım kurtulmak kolay bir iş değil. Yardım almak gerekebilir. Bizzat deneyimlediğim ve her fırsatta paylaşma heyacanı yaşadığım Vipassana meditasyonu bu konuda bildiğim en etkili, en gerçek yöntem. Gerçek derken kastım, bir takım mistik öğretiler üzerine değil, tamamen fiziksel gerçeklerin üzerine kurulu olması. Diğer taraftan, son zamanlarda moda olan yöntemler gibi, öğreti ücreti, aydınlanma dahil tam pansiyon yaz kampı bedeli gibi dünyevi para hesapları yapmak zorunda değilsin. Çünkü bu kurslar tamamen gönüllü bağışlarla gerçekleşiyor. Neyse, Vipassana&#8217;yı anlatmaya çabalamak benim işim değil. Zaten deneyimlendiğinde anlam kazanacak birşey. Ama haziran ayı içinde bir kurs yapılacağını duyurmak ve bununla ilgili kaynakları paylaşmak sanırım heyecanımı yatıştıracak. Aşağıdaki paragrafları vipassana web sitesinden ekledim.Ayrıntılı bilgiler, dökümanlar, kurs bilgileri ve başvuru için bakacağınız yer <a href="http://www.tr.dhamma.org/">http://www.tr.dhamma.org/</a> &#8216; dır arkadaşlar..</span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-size:100%;"><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/blogger/_jTSXjX8jf8A/Sh5R_Wxu7II/AAAAAAAAABY/qqqWUf_EyOc/s1600/slideshow.jpg"><img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 320px; height: 242px;" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/blogger/_jTSXjX8jf8A/Sh5R_Wxu7II/AAAAAAAAABY/qqqWUf_EyOc/s320/slideshow.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5340796356995771522" border="0" /></a>“Olanı olduğu gibi görmek anlamına gelen Vipassana, Hindistan’ın en eski meditasyon tekniklerinden biridir. Bu teknik, 2500 yıldan daha uzun bir süre önce Gotama Buddha tarafından yeniden keşfedilmiş ve evrensel hastalıklara evrensel bir çare, yani bir “yaşama sanatı” olarak öğretilmeye başlanmıştır.&#8221;<br /></span> </p>
<p><span style="font-size:100%;">&#8220;Vipassana, kendi kendini gözlemle gelen bir kişisel dönüşüm yoludur. Beden ile zihin arasındaki derin bağlantı üzerinde odaklanır. Bu bağlantı, bedenin yaşamını şekillendiren ve zihnin yaşamına da sürekli bağlı olan ve onu koşullayan bedensel hisler üzerine disiplinli bir şekilde dikkatin yoğunlaştırılması ile doğrudan deneyimlenebilir. Bu gözlem temelli, kendini keşif yolculuğudur zihin ve bedenin ortak kökenine giden, ve zihinsel kirliliği eriterek dengeli, sevgi ve şefkat dolu bir zihinle noktalanan.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-size:100%;">&#8220;İnsanın düşüncelerini, duygularını, yargılarını ve duyumlarını işleten bilimsel yasalar anlaşılır hale gelir. Doğrudan deneyimle, kişinin ilerleyişinin ya da gerileyişinin, ıstırabı nasıl ürettiğinin ya da ondan nasıl özgürleştiğinin doğası anlaşılır. Yaşam, artan farkındalıkla, aldanmadan uzak, öz-denetim ve huzur ile nitelik kazanır.”</span></p>
<p></p>
<p>Ou-San
<p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-size:100%;"><br /></span></p>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F05%2Fdsa-bakan-ruyadadr-ice-bakan-uyansta.html&amp;title=D%C4%B1%C5%9Fa%20bakan%20ruyadad%C4%B1r%2C%20i%C3%A7e%20bakan%20uyan%C4%B1%C5%9Fta&amp;bodytext=Kimi%20zaman%20mutzsuzlu%C4%9Fun%2C%20gerginli%C4%9Fin%20i%C3%A7inde%20bulabiliyorum%20kendimi.%20Bazen%20basit%20ya%20da%20karma%C5%9F%C4%B1k%2C%20teknik%20bir%20sebepten%20kaynaklan%C4%B1r%20gerginli%C4%9Fim.%20Bir%20%C5%9Fey%20olmu%C5%9Ftur%2C%20yap%C4%B1lmas%C4%B1%20gereken%20bir%20i%C5%9F%20gecikmi%C5%9Ftir%20gibi%20teknik%20%C5%9Feyler.%20Bazen%20de%20g%C3%BCne%20gergin" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F05%2Fdsa-bakan-ruyadadr-ice-bakan-uyansta.html&amp;title=D%C4%B1%C5%9Fa%20bakan%20ruyadad%C4%B1r%2C%20i%C3%A7e%20bakan%20uyan%C4%B1%C5%9Fta" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F05%2Fdsa-bakan-ruyadadr-ice-bakan-uyansta.html&amp;title=D%C4%B1%C5%9Fa%20bakan%20ruyadad%C4%B1r%2C%20i%C3%A7e%20bakan%20uyan%C4%B1%C5%9Fta&amp;notes=Kimi%20zaman%20mutzsuzlu%C4%9Fun%2C%20gerginli%C4%9Fin%20i%C3%A7inde%20bulabiliyorum%20kendimi.%20Bazen%20basit%20ya%20da%20karma%C5%9F%C4%B1k%2C%20teknik%20bir%20sebepten%20kaynaklan%C4%B1r%20gerginli%C4%9Fim.%20Bir%20%C5%9Fey%20olmu%C5%9Ftur%2C%20yap%C4%B1lmas%C4%B1%20gereken%20bir%20i%C5%9F%20gecikmi%C5%9Ftir%20gibi%20teknik%20%C5%9Feyler.%20Bazen%20de%20g%C3%BCne%20gergin" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F05%2Fdsa-bakan-ruyadadr-ice-bakan-uyansta.html&amp;t=D%C4%B1%C5%9Fa%20bakan%20ruyadad%C4%B1r%2C%20i%C3%A7e%20bakan%20uyan%C4%B1%C5%9Fta" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=D%C4%B1%C5%9Fa%20bakan%20ruyadad%C4%B1r%2C%20i%C3%A7e%20bakan%20uyan%C4%B1%C5%9Fta%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F05%2Fdsa-bakan-ruyadadr-ice-bakan-uyansta.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F05%2Fdsa-bakan-ruyadadr-ice-bakan-uyansta.html&amp;title=D%C4%B1%C5%9Fa%20bakan%20ruyadad%C4%B1r%2C%20i%C3%A7e%20bakan%20uyan%C4%B1%C5%9Fta&amp;annotation=Kimi%20zaman%20mutzsuzlu%C4%9Fun%2C%20gerginli%C4%9Fin%20i%C3%A7inde%20bulabiliyorum%20kendimi.%20Bazen%20basit%20ya%20da%20karma%C5%9F%C4%B1k%2C%20teknik%20bir%20sebepten%20kaynaklan%C4%B1r%20gerginli%C4%9Fim.%20Bir%20%C5%9Fey%20olmu%C5%9Ftur%2C%20yap%C4%B1lmas%C4%B1%20gereken%20bir%20i%C5%9F%20gecikmi%C5%9Ftir%20gibi%20teknik%20%C5%9Feyler.%20Bazen%20de%20g%C3%BCne%20gergin" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=D%C4%B1%C5%9Fa%20bakan%20ruyadad%C4%B1r%2C%20i%C3%A7e%20bakan%20uyan%C4%B1%C5%9Fta&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F05%2Fdsa-bakan-ruyadadr-ice-bakan-uyansta.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=D%C4%B1%C5%9Fa%20bakan%20ruyadad%C4%B1r%2C%20i%C3%A7e%20bakan%20uyan%C4%B1%C5%9Fta&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F05%2Fdsa-bakan-ruyadadr-ice-bakan-uyansta.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F05%2Fdsa-bakan-ruyadadr-ice-bakan-uyansta.html&amp;title=D%C4%B1%C5%9Fa%20bakan%20ruyadad%C4%B1r%2C%20i%C3%A7e%20bakan%20uyan%C4%B1%C5%9Fta&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F05%2Fdsa-bakan-ruyadadr-ice-bakan-uyansta.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F05%2Fdsa-bakan-ruyadadr-ice-bakan-uyansta.html&amp;t=D%C4%B1%C5%9Fa%20bakan%20ruyadad%C4%B1r%2C%20i%C3%A7e%20bakan%20uyan%C4%B1%C5%9Fta&amp;s=Kimi%20zaman%20mutzsuzlu%C4%9Fun%2C%20gerginli%C4%9Fin%20i%C3%A7inde%20bulabiliyorum%20kendimi.%20Bazen%20basit%20ya%20da%20karma%C5%9F%C4%B1k%2C%20teknik%20bir%20sebepten%20kaynaklan%C4%B1r%20gerginli%C4%9Fim.%20Bir%20%C5%9Fey%20olmu%C5%9Ftur%2C%20yap%C4%B1lmas%C4%B1%20gereken%20bir%20i%C5%9F%20gecikmi%C5%9Ftir%20gibi%20teknik%20%C5%9Feyler.%20Bazen%20de%20g%C3%BCne%20gergin" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=87&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2009/05/dsa-bakan-ruyadadr-ice-bakan-uyansta.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Wabi-Sabi ve Fotoğraf Üzerine</title>
		<link>http://www.prensesemektuplar.com/2009/04/wabi-sabi-ve-fotograf-uzerine.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2009/04/wabi-sabi-ve-fotograf-uzerine.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2009 18:03:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
				<category><![CDATA[dogu]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[wabi sabi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://prensesemektuplar.com/2009/04/wabi-sabi-ve-fotograf-uzerine.html</guid>
		<description><![CDATA[Wabi-Sabi ziyadesiyle derin bir mevzu. Wabi-Sabi&#8217;yi tamamen rastlantı eseri keşfettiğimde bir çok taş kafamda yerine oturdu ve yıllardır, özellikle modernizm bakış açısının yarattığı genel estetik kanı ile çelişen düşüncelerimi bir düzleme oturtmak konusunda çektiğim sıkıntı -bir anlamda- sona erdi. Wabi-Sabi, güzellik ve estetik ile ilgili bir felsefe; elbette yüzyılların birikimi olan kültürünü bir nebze de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Wabi-Sabi ziyadesiyle derin bir mevzu. Wabi-Sabi&#8217;yi tamamen rastlantı eseri keşfettiğimde bir çok taş kafamda yerine oturdu ve yıllardır, özellikle modernizm bakış açısının yarattığı genel estetik kanı ile çelişen düşüncelerimi bir düzleme oturtmak konusunda çektiğim sıkıntı -bir anlamda- sona erdi. Wabi-Sabi, güzellik ve estetik ile ilgili bir felsefe; elbette yüzyılların birikimi olan kültürünü bir nebze de olsa korumayı başarabilmiş olan bir yerden, Japonya&#8217;dan geliyor.</p>
<p>Wabi-Sabi tanımlanması pek kolay olan bir şey değil. Özellikle Japon&#8217;ların çay seremonisini bilmeyen birisi için özümsemenin bir hayli zorlaştığını fark ettim (çünkü Japon&#8217;lar çay seremonisini tamamen Wabi-Sabi evreni içerisinde gerçekleşen bir merasim olarak görüyorlar ve dolayısıyla çay seremonisinin detaylarını bilmek Wabi-Sabi&#8217;yi anlamayı bir nebze kolaylaştırıyor).</p>
<p>Muhtemelen bu yazıyı okuduğunuzda Wabi-Sabi&#8217;yi tam olarak anlamış olmayacak, özümsemiş olmaktan ise çok daha uzak bir noktada olacaksınız. Fakat yine de bakış açınız üzerinde, düşünceleriniz ve tanımlarınız üzerinde olumlu bir etkisi olacağına ve Wabi-Sabi&#8217;nin ne ile ilgili olduğunu hissetmenize yardımcı olacağını düşünüyorum. Bununla beraber Wabi-Sabi&#8217;nin sadece hakkında okuyarak anlaşılabileceğini pek sanmıyorum; bu yüzden bu yazıdan en büyük faydayı alacak kişilerin daha önce benzer konularda kafa yormuş olan ya da bir konuda derinlemesine kafa yormaya üşenmeyen kişiler olacağını düşünüyorum.</p>
<p>Bu yazıyı yazarken orada burada rastladığım çevrim içi kaynaklardan yararlandım. Yazının çoğunluğunu ise Leonard Koren&#8217;in &#8220;<em>Wabi-Sabi</em>&#8221; isimli kitabından doğrudan çevirdim ya da o kitapta yazanlardan yola çıkarak yazdım. Dilerim kafanızda bir şeyler canlanmasına yardımcı olabilirim.</p>
<p>Wabi-Sabi nedir? Wabi-Sabi birlikteliğindeki wabi, bir yaşam şeklini, ruhani bir yolu ifade ederken sabi, nesneleri ve onların sanatını temsil ediyor. Bir diğer bakış açısı ile wabi, felsefi bir temel iken sabi estetik bir idealin betimleyicisi.  Özgün anlamlarından sıyrılmış ve yeni anlamlar kazanmış olan bu kelimeler bir araya geldiklerinde yarattıkları yeni anlamın yaklaşık tanımı ise şöyle bir şey:</p>
<blockquote><p>Wabi-sabi, kusurlu, geçici ve bitmemiş nesnelerin güzelliğidir.</p>
<p>Wabi-sabi, alçak gönüllü ve mütevazi nesnelerin güzelliğidir.</p>
<p>Wabi-sabi, nesnelerin alışılmadık güzelliğidir.</p></blockquote>
<p>Tadao Ando&#8217;nun yazdığı ve Internet&#8217;te rastladığım bir yazıya göre Zen Budizm&#8217;in önemli uzmanlarından ve Japon kültürünü Batılıların anlaması için yorumlayan ilk akademisyenlerden birisi olan Daisetz T. Suzuki, Wabi-Sabi&#8217;yi &#8220;<em>fakirliğin estetiğini etkin bir şekilde taktir edebilmek</em>&#8221; olarak tanımlamış. Burada fakirlik elbette Batı anlayışında denk düştüğü şekliyle değil, daha duygusal bir şekilde, materyal kaygıların yarattığı tüm ağırlığı hayatımızdan çıkardığımızda kendimizi içinde bulunduğumuz durum anlamında kullanılmış: &#8220;Wabi-Sabi küçük bir kulube, oturmak için iki üç hasır, yan taraftaki tarlalardan toplanmış bir tabak sebze ve belki de yağmakta olan narin ilkbahar yağmurunun sesi ile tatmin olmaktır&#8221;.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/blogger/_sXSK55eTrFc/SduWxsV55ZI/AAAAAAAADjs/o7Yl980fMrQ/s1600/wabi-tahta.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5322013165129164178" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 266px;" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/blogger/_sXSK55eTrFc/SduWxsV55ZI/AAAAAAAADjs/o7Yl980fMrQ/s400/wabi-tahta.jpg" border="0" alt="" /></a><br />
Wabi-Sabi kapsamlı bir estetik anlayış sistemi olarak düşünülebilir. Varoluşun nihai doğasına, kutsal bilgi ve deneyime,  duygusal esenliğe, fazilete ve cisimlerin görünüşlerine dair tümleşik bir yaklaşım ortaya koyar.</p>
<p>Modernizm&#8217;in yaşam ve Batı medeniyetlerinin dünya görüşü üzerindeki etkilerini bilenler Wabi-Sabi&#8217;nin modernizm doktrinine zıt olduğunu eminim fark etmişlerdir. Koren&#8217;in kitabında Wabi-Sabi&#8217;nin modernizm ile nasıl bir kontrast içerisinde olduğunu göstermek için hazırlanmış çok güzel bir tablo vardı. Herkesin kafasında daha sağlam bir şey canlanmasını sağlamak için o tablonun bir kısmına yer vermek istedim:</p>
<table style="text-align: center;" border="1" width="100%" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><em><strong>Modernizm</strong></em></td>
<td><em><strong>Wabi-Sabi</strong></em></td>
</tr>
<tr>
<td>Kitlelere hitap eder</td>
<td>Bireylere hitap eder</td>
</tr>
<tr>
<td>Mantıklı, realist bir dünya görüşü sunar</td>
<td>Sezgisel bir dünya görüşü sunar</td>
</tr>
<tr>
<td>Mutlaktır</td>
<td>İzafidir</td>
</tr>
<tr>
<td>Evrensel, prorotipik çözümler arar</td>
<td>Kişisel, özel çözümler arar</td>
</tr>
<tr>
<td>Topluca üretilir, modülerdir</td>
<td>Kendine özgüdür, uyuşmazdır</td>
</tr>
<tr>
<td>İlerlemeye, gelişmeye odaklıdır</td>
<td>İlerleme, gelişme yoktur</td>
</tr>
<tr>
<td>Gelecek odaklıdır</td>
<td>Şimdiki zaman odaklıdır</td>
</tr>
<tr>
<td>Doğanın kontrolüne inanır</td>
<td>Doğanın kontrol edilemezliğine inanır</td>
</tr>
<tr>
<td>Teknolojiye özenir</td>
<td>Doğaya özenir</td>
</tr>
<tr>
<td>Biçimin geometrik organizasyonu</td>
<td>Biçimin organik organizasyonu</td>
</tr>
<tr>
<td>&#8216;Kutu&#8217; iyi bir metafordur</td>
<td>İyi bir metafor &#8216;kâse&#8217; olabilir</td>
</tr>
<tr>
<td>İlk bakışta kaliteli, pürüzsüzdür</td>
<td>İlk bakışta ham, yavandır</td>
</tr>
<tr>
<td>Bakıma ihtiyaç duyar</td>
<td>Bozunma ile barışıktır</td>
</tr>
<tr>
<td>Saflık onu zengin gösterir</td>
<td>Karışmışlık onu zengin gösterir</td>
</tr>
<tr>
<td>Muğlaklıktan rahatsız olur</td>
<td>Muğlaklık ile rahat hisseder</td>
</tr>
<tr>
<td>Serindir</td>
<td>Ilıktır</td>
</tr>
<tr>
<td>Genel olarak aydınlık ve ışıltılıdır</td>
<td>Genel olarak karanlık ve bulanıktır</td>
</tr>
<tr>
<td>Fonksiyon ve kullanılabilirlik en önemli değerlerdir</td>
<td>Fonksiyon ve kullanılabilirlik pek de mühim değildir</td>
</tr>
<tr>
<td>Ebedidir</td>
<td>Her şeyin bir mevsimi olduğunu bilir</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><span style="text-decoration: underline;"><br />
</span><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/blogger/_sXSK55eTrFc/SduYu9q9qNI/AAAAAAAADj0/Fu5WWznz6oo/s1600/wabi-direk.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5322015317264541906" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 266px;" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/blogger/_sXSK55eTrFc/SduYu9q9qNI/AAAAAAAADj0/Fu5WWznz6oo/s400/wabi-direk.jpg" border="0" alt="" /></a><br />
Wabi-Sabi evreninin bileşenlerini ve o bileşenlerin kapsadığı fikirleri listelemenin çepeçevre bir fikir verebilmek için en iyi yöntem olduğunu gördüm ve sizin için işleri kolaylaştıracağını umarak bir özet hazırladım. Wabi-Sabi evreninin bileşenleri ve kapsamları şöyle:</p>
<li><strong>Metafizik Köken</strong>:
<ul>
<li><em>Nesneler ya hiçliğe doğru yıkılmakta ya da hiçlikten inşa olmaktadırlar</em>: Evren yıkarken aynı zamanda inşa da etmektedir. Varlıklar hiçliğe doğru ilerlerken, yeni varlıklar hiçlikten gelmektedir. Bu arada hiçliğin kendisi, Batı kültüründe olduğu gibi bir boşluğu değil, olasılıklar barındıran bir canlılığı ifade etmektedir. Metafizik olarak, Wabi-Sabi, evreni gizlilikten gelmekte olan ya da gizliliğe doğru hareket etmekte olan sürekli bir hareket olarak görür ve Wabi-Sabi en arı, en ideal halinde nesnelerin evrenin bu hareketi esnasında hiçliğin sınırında bıraktıkları hassas izler, belli belirsiz şahitlikler ile ilgilidir.</li>
</ul>
</li>
<li><strong>Manevi Değerler</strong>:
<ul>
<li><em>Gerçek, doğayı gözlemleyerek elde edilir</em>: Doğayı anlayanlar bilir ki &#8220;<strong><em>her şey geçicidir</em></strong>&#8220;. Tözün en kallavi sıfatlarına sahip olan, en sert, en durağan, en katı cisimler bile aslında kalıcılığın bir illüzyonundan daha fazlasını sunmazlar. Bizim ömrümüz tamamını görmek için yetmeyebilir, fakat her şeyin bir sonu vardır; gezegenler, yıldızlar, bilimsel teoriler, şan, şöhret, matematik ispatlar, göz kamaştırıcı sanat yapıtları ve geriye kalan her şey eninde sonunda unutulmuşluk ve yokluğun içinde kaybolur. Nesneler ve kavramlar evren içerisinde &#8220;hiçlik ile varlık&#8221; ve &#8220;varlık ile hiçlik&#8221; arasında mütemadi bir yolculuk halindedir. Doğayı anlayanlar yine bilir ki &#8220;<strong><em>her şey kusurludur</em></strong>&#8220;. Kusursuz olan hiç bir şey yoktur. Hiç bir şey, ne bir kavram ne de bir nesne yoktur ki yeterince yakından, yeterince dikkatli bakıldığında kusursuz görünümünü korumaya devam etsin. Nesneler hiçliğe doğru yolculuklarında çözülmeye başladıklarında ve ezeli hallerine yaklaştıklarında daha da kusurlu, daha da düzensiz hale gelirler. Doğayı anlayanlar yine bilir ki &#8220;<em><strong>hiç bir şey tamam değildir</strong></em>&#8220;. Her şey, evrenin kendisi dahi sürekli ve sonsuz bir inşa ya da çözülme durumundadır. Sık sık bir şeylerin bir zaman dilimi içindeki durumlarını keyfi bir şekilde &#8220;tamamlanmış&#8221; ya da &#8220;bitmiş&#8221; olarak addederiz. Fakat düşünün, ne zaman bir &#8220;şey&#8221; tam olarak menkıbesine ulaşmış olur? Bir bitki çiçek açtığında tamamlanmış mıdır? Ya da tohumlarını döktüğünde mi tamamdır? Döktüğü tohumlar filizlendiğinde mi artık tamamlanmıştır? Yoksa tüm varlığı gübreye dönüştüğünde mi bu bitki kendi döngüsünü tamamlamıştır? Yoksa bu gübre bir başka bitkiye hayat verdiğinde, o bitki çiçek açtığında mı? Wabi-sabi&#8217;nin en tatlı taraflarından birisi de içinde tamamlanmışlığın tanımsız oluşu ve bunun alçak gönüllülük ile kabullenmişliği halidir.</li>
<p>&nbsp;</p>
<li><em>Azamet, göze çarpmayan ve dikkatten kaçan detaylardadır</em>: Wabi-Sabi ve Batı&#8217;nın güzellik tanımı neredeyse taban tabana zıttır. Batı heybetli, muhteşem, olağanüstü ve kalıcı izlenimi veren şeyleri güzel bulur, onlara özenir. Wabi-Sabi, bir şeyin çiçek açtığı, gür olduğu, muhteşem olduğu anlarında değil, bir şeyin başlangıcı ya da onun çöküşü esnasında ortaya çıkar. Wabi-sabi ikincil ve gizli, geçici ve kısa ömürlü, çözümü zekâ ve incelik gerektiren, çabuk unutulan, kaba gözlere görünmeyen şeyler ile ilgilidir. Bu detayların gücü ve etkisi nesneler hiçliğe çok yaklaştığında kuvvetlenir ve derinleşir. Wabi-sabiyi deneyimlemek için çok sabırlı olmak, çok dikkatle bakmak gerekir.</li>
<p>&nbsp;</p>
<li><em>Emek harcanırsa çirkinliğin içindeki güzellik ortaya çıkarılabilir</em>: Wabi-sabi güzeli <em>güzel olmayan</em>dan ya da <em>çirkin</em>den ayırma noktasında çok kararsızdır. Wabi-sabi için güzellik bir anlamda &#8220;çirkin addettiğin şey ile ortak bir zeminde bir araya gelme&#8221; durumudur (bu öyle bir zemindir ki çirkinlik ortadan kalkar ve geriye kalan şey güzeldir, belki bu zemini farklı bir bakış açısı, farklı bir bağlam yaratmış ve çirkin görünen bir anda güzele dönmüştür). Wabi-sabi, güzelliği &#8220;sen ve bir başka şey arasında gerçekleşen dinamik bir hadise&#8221; olarak tanımlamaktadır. Güzellik herhangi bir zamanda, herhangi bir bakış açısı sonucunda, herhangi bir bağlam içerisinde, herhangi olaylar sonucunda kendiliğinden ortaya çıkabilir. Güzellik algının değişik bir halidir; zarafetin sıra dışı bir anıdır.</li>
</ul>
</li>
<li><strong>Halet-i Ruhiye</strong>:
<ul>
<li><em>Kaçınılmaz olanın kabulü</em>: Wabi-sabi, hayat içerisinde yavaş yavaş gözden kaybolanın estetik anlamda kıymetinin bilinmesidir. Wabi-sabi görüntüleri bizi kendi erdemimizi sorgulamaya iter, narin bir hüznü ve varoluşla ilgili yalnızlığı çağrıştırır. Aynı zamanda evrendeki her şeyin aynı kaderi paylaştığını hatırlatarak acı tatlı bir rahatlık sunar.</li>
<p>&nbsp;</p>
<li><em>Evrensel düzenin idrakı</em>: Wabi-sabi varoluşun, bizim sıradan algımızın çok ötesinde bir derinliğe sahip olan varoluşun ustaca inşa olmuş mekanizmalarını ve dinamiklerini hatırlatır. Pirinç kağıdının içinden geçen ışığın tatlı bir yoğunlukta dağılması, toprağın kuruduğunda rastgele bir bütünlük ile çatlaması, metallerin paslandıklarında dokularının ve renklerinin uğradığı metamorfoz hep bize günlük yaşamımız içerisinde var olan derin yapıların ve fiziksel güçlerin etkilerini hatırlatır.</li>
</ul>
</li>
<li><strong>Ahlâk İlkeleri</strong>:
<ul>
<li><em>Gereksiz olan her şeyden kurtul</em>: Wabi-sabi bu gezegen üzerinde çok fazla iz bırakmadan, yumuşak bir şekilde yol almayı ve her ne kadar küçük ya da önemsiz görünürse görünsün karşılaşılan her şeyin değerini bilmeyi öğütler. &#8220;Maddi fakirlik, manevi zenginlik&#8221; bir anlamda Wabi-Sabinin sembolüdür. Bir diğer deyişle Wabi-Sabi bize başarı ile ilgili meşguliyetimizden uyanmamızı, varlık, konum, güç ve lüks sahibi olmak için verdiğimiz çabayı bir kenara bırakıp serbest ve özgür bir şekilde hayatın tadını çıkarmayı salık verir. Elbette Wabi-Sabi&#8217;nin öğrettiği sade yaşantıya erişmek bazı zor kararlar almaya bağlıdır. Öte yandan Wabi-Sabi kimi zaman seçim yapmamanın, seçim yapmak kadar önemli olduğunu da söyler. Her şeyi kendi haline bırakmak bazen en doğrusudur.</li>
<p>&nbsp;</p>
<li><em>Esas olana odaklan ve materyal hiyerarşiye aldırma</em>: Wabi-Sabi evreni içerisinde nesnelerin fiyatından ötürü sahip oldukları materyal değer ve bu değerin yarattığı hiyerarşi yok sayılır. Bu insanların konumlarından ötürü sahip oldukları değer için de geçerlidir. Çünkü bir şeye değer vermek aynı zamanda başka şeyleri değersiz saymaktır.</li>
</ul>
</li>
<li><strong>Materyal Mizaç</strong>:
<ul>
<li><em>Doğal</em>: Wabi-Sabi&#8217;yi yansıtan nesneler onların döngüsünün belirli bir zaman dilimi içerisinde dondurulmuş görüntüleridir. Nesneleri oluşturan materyal doğa olaylarına ve insan muamelesine karşı savunmasızdır. Güneşin etkileri, mevsimlerin etkileri, kullanımın, yaşlılığın etkilerinin yarattığı bozulmuşluk, pas, renk kaybı, donukluk, çarpıklık utanılacak şeyler değildir. Üzerlerindeki girinti çıkıntılar, kırıklar, çatlaklar, yırtıklar ve yıpranmanın diğer formları aslında o nesnelerin tarihinin tanıklarıdır. Sentetik olarak yaratılmış güzellik ile ilgileri yoktur.</li>
<p>&nbsp;</p>
<li><em>Sıradışı</em>: Wabi-Sabi nesneleri alışıla gelmiş sıradan güzellikten uzaktır. &#8220;Doğru&#8221; olarak bilinen tasarım anlayışına zıt şekilde Wabi-Sabi bilinçli olarak yanlış tasarımları tavsiye eder. Sonuç olarak ortaya genellikle biçimsiz, garip ya da bir çok kişiye göre &#8220;çirkin&#8221; şeyler çıkar. Wabi-Sabi nesneleri bir hatayı ya da bir kazayı ifade edebilir, örneğin kırılmış ve tekrar bir araya yapıştırılmış bir fincan pek güzel bir Wabi-Sabi örneği olabilir.</li>
<p>&nbsp;</p>
<li><em>İçten</em>: Wabi-Sabi nesneleri genellikle küçük, içe dönük, sessizdir. İnsan ve nesne arasındaki mesafeyi küçültürler. Sahip olmadıkları bir güzelliği satmadıkları gibi, her gözün göremeyeceği fakat samimi bir güzelliği barındırırlar.</li>
<p>&nbsp;</p>
<li><em>Gösterişsiz</em>: Wabi-Sabi nesneleri &#8220;ben önemliyim&#8221; diye bağırmaz, ilgi odağı olmazlar. Rahatlıkla ortamdaki diğer nesneler ile karışıp bir arada var olabilirler. Çoğunlukla görmezden gelinebilir ya da fark edilmeyebilirler. Öte yandan bir Wabi-Sabi eseri hiç bir şekilde onun yaratıcısının kişiliği ya da geçmişine dair bilgi gerektirmez. Hatta yaratıcısı bilinmiyorsa daha bile iyidir.</li>
<p>&nbsp;</p>
<li><em>Dünyasal</em>: Wabi-Sabi nesneleri kaba saba ve ham formlarda olabilirler. Genellikle orijinal olarak bulundukları yerlerden çok fazla uzaklaştırılmamış materyallerle oluşturulmuşlardır. Yaratıcısının ustalığı eserin hiç bir yerinden anlaşılamayabilir.</li>
<p>&nbsp;</p>
<li><em>Hüzünlü</em>: Wabi-Sabi nesnelerinin bulanık, belli belirsiz ya da seyrek bir kalitesi olur. Grinin her tonu Wabi-Sabi spektrumunda yer alır. Bununla beraber donuk ve cansız renkler de onun bir parçasıdır.</li>
<p>&nbsp;</p>
<li><em>Basit</em>: Basitlik Wabi-Sabi nesnelerinin özündedir. Hiçlik elbette en nihai basitliktir, fakat hiçliğin hemen öncesi ve sonrası çok da basit olmayan, gören gözler için hayli karmaşık bir basitlik ihtiva eder. Wabi-Sabi basitliği belki de en iyi şu şekilde ifade edilebilir: ayık, mütevazi, içten bir anlayış ile ortaya çıkarılabilen zarafet. Dikkat çekici detaylardan arınmış eserlerin basitliği Wabi-Sabi ruhunu yansıtır.. Bu basitlik genellikle sınırlı bir materyal skalası ile elde edilir, fakat hiç bir anlamda materyalin kendi özündeki sıra dışılığı ortadan kaldırmaya çalışmak anlamına gelmez. Zaten özdeki bu sıra dışılık bir kendisine defalarca dönüp bakmaya iten şeydir.</li>
</ul>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/blogger/_sXSK55eTrFc/SduZz1x02BI/AAAAAAAADj8/HfquUKi-AqY/s1600/wabi-at.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5322016500556814354" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 266px;" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/blogger/_sXSK55eTrFc/SduZz1x02BI/AAAAAAAADj8/HfquUKi-AqY/s400/wabi-at.jpg" border="0" alt="" /></a><br />
Umuyorum az da olsa Wabi-Sabi&#8217;nin nasıl bir hissiyatı ihtiva ettiğini ve bizi neye yönlendirmeyi amaçladığını anlatabildim.</p>
<p>Peki bir Fotoğrafçı için Wabi-Sabi ne ifade eder? Fotoğraf içerisinde Wabi-Sabi&#8217;nin izdüşümü ne olabilir?</p>
<p>Modernizmin yarattığı güzellik kavramının insanları mutsuzluğa ve tatminsizliğe ittiğine inanıyorum. Doğal olmayan süreçler sonunda karşımıza çıkan, doğanın mazbutluğu ve erdemi ile pek ilgisi olmayan ve &#8220;güzel&#8221; olarak karşımıza konan şeylerin bizleri doğadan soyutladığına, sahip olmanın pek mümkün olmadığı bir güzellik arayışına, anlamsız bir mükemmelliyetçiliğe sebep olduğunu düşünüyorum. Bu bizi &#8220;basit olanın&#8221; güzelliğinden uzaklaştırdıkça, sırtına bir tahta ile sabitlenmiş ve yaklaştığı ölçüde uzaklaşan havucun özlemi ile yaşayan bir eşeğin çaresizliğine yaklaştırıyor bence.</p>
<p>Günümüzde güzellik ve estetik tanımının içini dolduran şeyler, Apple iPod Touch&#8217;tan Ferrari F-40&#8242;a, Marilyn Monroe&#8217;dan Brad Pitt&#8217;e kadar çok geniş bir yelpazede karşımıza çıkıyor. Reklamlar bu güzellik anlayışını benimsemiş insanlara hitap ediyor, ürünler ve araç gereçler bu anlayış ile şekilleniyor.</p>
<p>Elbette sanat da bundan payına düşeni alıyor: insanlar görkemli olanın, muhteşem olanın kıymetli olduğu ilüzyonunu kanıksadıkça ortaya çıkan eserlerden de bu görkem, bu heybet bekleniyor oluyor, sanatçılar da kimi zaman bilinçli kimi zaman bilinçsiz bir şekilde eserlerinde bu hissiyatı yakalamaya çalışıyor.</p>
<p>Wabi-Sabi ise, bir anlamda, insanın genellikle gözden kaçan, dikkat çekici olmayan güzelliği bulmasını, mükemmellik sanrısı ile belki de hiç bulamayacağı şeyleri aramaktan vazgeçmesini ve etrafında hali hazırda var olanın çekiciliğini görebilecek erdemli gözlere sahip olmasını diliyor.</p>
<p>Örneğin bir bitkinin yaşam döngüsü içerisinde, varlığı çok da büyük bir zaman dilimine denk düşmeyen &#8220;çiçek&#8221; neden bir çok kişiye bitkinin gövdesinden daha estetik geliyor? Gebe olduğu hikaye göz önünde bulundurulduğunda bir tohum ilgiyi çiçek kadar hak etmiyor mudur? Ya da aynı şekilde çürümekte olan bir bitkinin hikayesinde eksik, önemsiz olan nedir?</p>
<p>Alışılmış sıra dışılığın, sıradanlaşmış muhteşemliğin gölgesinde kalan güzellikleri görebilmek de bir erdem değilse nedir, bilemiyorum.</p>
<p>Wabi-Sabi&#8217;nin öğretilerinin bu açıdan kıymetli olduğunu ve genellikle çevresindekileri gözlemleme konusunda hevesli ve yetenekli olan bir fotoğrafçının vizyonunda &#8220;her şeyin geçici&#8221;, &#8220;her şeyin kusurlu&#8221;, &#8220;her şeyin eksik&#8221; olduğunu özümsemenin ve bu düşünce ile barışık yaşamayı öğrenmenin ciddi etkileri olabileceğini düşünüyorum.</li>
Paylaş:<a rel="nofollow"   href="http://digg.com/submit?phase=2&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F04%2Fwabi-sabi-ve-fotograf-uzerine.html&amp;title=Wabi-Sabi%20ve%20Foto%C4%9Fraf%20%C3%9Czerine&amp;bodytext=Wabi-Sabi%20ziyadesiyle%20derin%20bir%20mevzu.%20Wabi-Sabi%27yi%20tamamen%20rastlant%C4%B1%20eseri%20ke%C5%9Ffetti%C4%9Fimde%20bir%20%C3%A7ok%20ta%C5%9F%20kafamda%20yerine%20oturdu%20ve%20y%C4%B1llard%C4%B1r%2C%20%C3%B6zellikle%20modernizm%20bak%C4%B1%C5%9F%20a%C3%A7%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1n%20yaratt%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20genel%20estetik%20kan%C4%B1%20ile%20%C3%A7eli%C5%9Fen%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCncelerimi" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/digg.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Digg" alt="Digg" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.stumbleupon.com/submit?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F04%2Fwabi-sabi-ve-fotograf-uzerine.html&amp;title=Wabi-Sabi%20ve%20Foto%C4%9Fraf%20%C3%9Czerine" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/stumbleupon.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="StumbleUpon" alt="StumbleUpon" /></a><a rel="nofollow"   href="http://delicious.com/post?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F04%2Fwabi-sabi-ve-fotograf-uzerine.html&amp;title=Wabi-Sabi%20ve%20Foto%C4%9Fraf%20%C3%9Czerine&amp;notes=Wabi-Sabi%20ziyadesiyle%20derin%20bir%20mevzu.%20Wabi-Sabi%27yi%20tamamen%20rastlant%C4%B1%20eseri%20ke%C5%9Ffetti%C4%9Fimde%20bir%20%C3%A7ok%20ta%C5%9F%20kafamda%20yerine%20oturdu%20ve%20y%C4%B1llard%C4%B1r%2C%20%C3%B6zellikle%20modernizm%20bak%C4%B1%C5%9F%20a%C3%A7%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1n%20yaratt%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20genel%20estetik%20kan%C4%B1%20ile%20%C3%A7eli%C5%9Fen%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCncelerimi" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/delicious.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="del.icio.us" alt="del.icio.us" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.facebook.com/share.php?u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F04%2Fwabi-sabi-ve-fotograf-uzerine.html&amp;t=Wabi-Sabi%20ve%20Foto%C4%9Fraf%20%C3%9Czerine" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/facebook.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Facebook" alt="Facebook" /></a><a rel="nofollow"   href="http://twitter.com/home?status=Wabi-Sabi%20ve%20Foto%C4%9Fraf%20%C3%9Czerine%20-%20http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F04%2Fwabi-sabi-ve-fotograf-uzerine.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/twitter.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Twitter" alt="Twitter" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&amp;bkmk=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F04%2Fwabi-sabi-ve-fotograf-uzerine.html&amp;title=Wabi-Sabi%20ve%20Foto%C4%9Fraf%20%C3%9Czerine&amp;annotation=Wabi-Sabi%20ziyadesiyle%20derin%20bir%20mevzu.%20Wabi-Sabi%27yi%20tamamen%20rastlant%C4%B1%20eseri%20ke%C5%9Ffetti%C4%9Fimde%20bir%20%C3%A7ok%20ta%C5%9F%20kafamda%20yerine%20oturdu%20ve%20y%C4%B1llard%C4%B1r%2C%20%C3%B6zellikle%20modernizm%20bak%C4%B1%C5%9F%20a%C3%A7%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1n%20yaratt%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20genel%20estetik%20kan%C4%B1%20ile%20%C3%A7eli%C5%9Fen%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCncelerimi" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebookmark.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Bookmarks" alt="Google Bookmarks" /></a><a rel="nofollow"   href="mailto:?subject=Wabi-Sabi%20ve%20Foto%C4%9Fraf%20%C3%9Czerine&amp;body=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F04%2Fwabi-sabi-ve-fotograf-uzerine.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/email_link.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="email" alt="email" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.friendfeed.com/share?title=Wabi-Sabi%20ve%20Foto%C4%9Fraf%20%C3%9Czerine&amp;link=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F04%2Fwabi-sabi-ve-fotograf-uzerine.html" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/friendfeed.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="FriendFeed" alt="FriendFeed" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.google.com/reader/link?url=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F04%2Fwabi-sabi-ve-fotograf-uzerine.html&amp;title=Wabi-Sabi%20ve%20Foto%C4%9Fraf%20%C3%9Czerine&amp;srcURL=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F04%2Fwabi-sabi-ve-fotograf-uzerine.html&amp;srcTitle=Prensese+Mektuplar+" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/googlebuzz.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Google Buzz" alt="Google Buzz" /></a><a rel="nofollow"   href="http://www.tumblr.com/share?v=3&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.prensesemektuplar.com%2F2009%2F04%2Fwabi-sabi-ve-fotograf-uzerine.html&amp;t=Wabi-Sabi%20ve%20Foto%C4%9Fraf%20%C3%9Czerine&amp;s=Wabi-Sabi%20ziyadesiyle%20derin%20bir%20mevzu.%20Wabi-Sabi%27yi%20tamamen%20rastlant%C4%B1%20eseri%20ke%C5%9Ffetti%C4%9Fimde%20bir%20%C3%A7ok%20ta%C5%9F%20kafamda%20yerine%20oturdu%20ve%20y%C4%B1llard%C4%B1r%2C%20%C3%B6zellikle%20modernizm%20bak%C4%B1%C5%9F%20a%C3%A7%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1n%20yaratt%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20genel%20estetik%20kan%C4%B1%20ile%20%C3%A7eli%C5%9Fen%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCncelerimi" ><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/plugins/sociable-30/images/default/16/tumblr.png" class="sociable-img sociable-hovers" title="Tumblr" alt="Tumblr" /></a><br/><br/><img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=53&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2009/04/wabi-sabi-ve-fotograf-uzerine.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

