Nedir

Kişisellikten çıkıp da kolektif blog yapmak epeydir trend oldu galiba. İlk günden beri kolektif bir blog olan Prensese Mektuplar bu yola nasıl çıktı? Niye bir grup insan ortak bir blog açmayı düşünür?

Prensese Mektuplar fikri komik bir şekilde yazarlarımızdan Nazım, kendine bir blog açmasi için Elif‘i ikna etmeye çalışırken ortaya çıktı aslında. Nazım’ın o sıralarda seyrek olarak yazdığı kişisel bir blogu vardı, Elif’e de benzeri bir blog açması oradan hayata tanıklığını paylaşması yönünde baskı yapıyordu. Elif’se yazıcak şeyi olmadığından değil, ama isim seçme, tasarım gibi şeylerle uğraşmak istemediğinden sanırım blog işini erteleyip duruyordu. Baskılar sonuçsuz kalınca Nazım “gel bari kendi blogunu başlatana kadar benim blogda yaz” diyince bu kollektif blog fikri ikisinin de çok hoşuna gitti. Sağa sola dağılmış, seyrek olarak yazdığımız kişisel bloglar yerine birlikte bir şeyler üretirsek daha çok ses çıkarabileceğimizi ve daha eğlenceli olacağını düşündük. Nazım’ın kişisel blogunu kapatıp, Prensese Mektuplar adıyla yeni bi blog açtık, 16 yaşındaki bir prensese sade, anlaşılabilir, eğlenceli ve öğretici mektuplar gönderme fikrini hepimiz çok beğendik. Nazım Vancouver’dan, Elif Brükselden, o sıralar Orta Amerika’da olan Tuna Honduras’dan, ardına Çağlar‘da İstanbul’dan Prensese yazmaya başladı. Zaman içerisinde daha çok insan el attı, bir ucundan tuttu, destek oldu projeye, giderek serpilmeye yeşermeye başladık. Şimdi baya kalabalık zımba bi ekip olduk, yeni yazarlara da kapımız açık ve her an aramıza yeni birileri daha katılıyor.

Sadece içerik üretmiyor, sağda solda denk geldiğiniz kıyak içeriklerden okuyucuyu haberdar edecek ufak yazıcıklara da üşenmiyorsunuz. Bu tür paylaşımlar için Facebook, Friendfeed, Twitter, Stumbleupon gibi şeyler de kullanmanıza rağmen, haftanın videosunu seçme nedeniniz nedir? Niye o video linkini sosyal medyadaki PM hesaplarında paylaşmak yerine blogun bir parçası haline getiriyorsunuz?

Prensese Mektuplar başından beri eğlenceli içeriği ön plana çıkarmaya çalışıyor, başka bir dünya mümkünü değindiğimiz konularda ne kadar ağır konular olursa olsun daha eğlenceli bir perspektif mümkün diyerek gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Kahkahanın dönüştürücü gücüne inananlardanız yani. Video ve karikatürleri blogdan paylaşmamızın sebebi de içeriğimizi renklendirmek, blogu okuyucularımız için daha eğlenceli hale getirmek. Blogu da salt yazı üreten bir mecra olarak görmüyoruz, bloglar günümüzde daha çok bir yayın aracı. Bu yayını yazıyla yapabilceğiniz gibi, video, karikatür veya başka bilimum şeylerle de yapabilirsiniz. Bizim için önemli olan eğlendirirken bilgilendirmek. PM hesaplarında paylaşmak da günün trendleri arasında ki biz de yapıyoruz, ama bizim için blogun yayını daha öncelikli, çünkü daha fazla insana ulaşıyor. Bir de, hani bir pazar sabahı kahveni alıp, bir iki keyifli yazi okuyup bir iki videoya göz atabildiğin, facebook’un twitter’in karmaşasından uzakta, huzurlu vakit geçirebileceğin, arada camdan dışarıyı izleyebileceğin bir adres olmaya çalışıyoruz.

Görseller harika, yazılar da güzel, arada sağdan soldan müzik de duyuyoruz; ama hazır elimizin altında İnternet varken bir podcast olma ihtimali de olabilir mi ilerde? Prensese Radyo Yayını yapmaz mı bu ekip?

Bu bizim de hayalimiz aslında. Ekibimizde Açık Radyo’da yayın yapmış bir radyocu da var aslen (Deniz). İlerde bu tadda yeni ve ilginç projelere imza atmak istiyoruz, bakalım zaman ne göstericek.

* Bu röportaj bant dergisi için Koray Löker tarafından yapıldı.