Punk ölmedi, Kalbimizde yaşıyor


Mike Brodie eline bir poloroid kamera verilmesi ile 2004 yılında fotoğrafçılığa başladı. The Poloroid Kidd lakabı ile sonraki dört yıl boyunca Amerika’yı turlayıp, sayılı Amerikan yol fotoğrafçılığı kolleksiyonlarından birine dönüşen bir arşiv oluşturdu. Hiç bir formal sanat eğitiminden geçmediği gibi, sanat dünyasının baskılarından ve beklentilerinden uzak durmayı seçti. Brodie keşiflerini takıntılı bir şekilde fotoğrafladı, ve sonra fotoğrafçılığa başladığı gibi ani bir şekilde fotoğraf çekmeyi bıraktı.

2008 yılında, Amerikanın yeni doğan sanatçıları için Baum ödülünü aldı. Yeni kitabı, “A Period of Juvenile Prosperity” (Bir Gençlik Refah Dönemi) Twin Palms yayınları tarafından basıldı. Fotoğrafları 11 mayıs 2013’e kadar Los Angeles’da M+B galeride, aynı zamanda New York’da Yossi Milo galerisinde sergileniyor. M+B galerisinden Alexandra Wetzel “Brodie trenlerden trenlere zıplayarak, otostop çekererek ve eline geçen her türlü beleş imkanı hareket için yanan tutkusu için yakıta çevirerek eyaletler arasında çapraz hatlar çizdi. Bu süreçten ortaya çıkan fotoğraflar, maceranın ham ruhunu ve Brodie ve arkadaşlarının aradığı ve yaşadığı gemlenemez özgürlüğü resmederken, Kerouac’in Yolda’sı ile ilişkilendirilebilecek bir foto-hikaye anlatıyor” diyor.

Brodie Nashville Oto Dizel meslek okulundan yakın zamanda mezun oldu ve şimdilerde gri ’93 Dodge Ram kamyonetiyle seyyar dizel mekanisyeni olarak çalışıyor. Fotoğraf çekmeyi bırakmış olsa da, dört kısa ve zorlu yılda ürettiği işler fotoğraf dünyasında kalıcı bir etki bıraktı.

S: The Polaroid Kidd lakabını nasıl aldın?
Brodie: 10 yıl önce Pensacola, Fla.’da bir tren park alanında The Kodak Kidd’in lakabını gördüm, ben de ondan kopyaladım. Ne yazık ki son zamanlarda benim fotoğraflarımın kötü şöhreti üzerine, bazı insanlar The Kodak Kidd’i görüp bana hürmet ediyor sanıyorlar. Bu yanlış tabii, ben ona hürmet ediyordum. Kodak film ile 7000 fotoğraf çekmiş olsam ve bütün baskılarım kodak kağıdına olsa da, ben The Kodak Kidd değilim. O benden çok önce başladı ve onun ismi hemen hemen tüm eyeletlerdeki kargo vagonların yanlarında yıllarca teşrif ediyordu… Sahilden sahile yolcu vagonlarında da, 1995 yılında beri yapıyor bunu. Ben fotoğraf çekmeye Polaroidlerle başladım, o zaman o yüzden bu ismi seçtim.

S: Bir dizel mekaniği olmak için fotoğraf çekmeyi bıraktın. Bayılıyorum buna. Neden bir mekanik olmak için fotoğraf çekmeyi bıraktın?
Brodie: Hayatımın geri kalanında bir sanatçı olmak gerçekçi değil. Bütün bunlar bir kazaydı, bir sanat okuluna gitmişliğim, formal bir eğitim almışlığım yok. Ben daha çok işçi sınıfıyla ilgiliyim, işçi sınıfı olmakla. Makineler ve lokomotifler ve traktörler gibi dizel ile çalışan motorlarla ilgiliyim, çok ilginç şeyler bunlar! Bu yüzden bunda bir kariyer yapmak istiyorum. Bu çok daha gerçekçi ve eğer birisi bu sıkıcı diye düşünüyorsa, yani, umurumda değil.

S: Yeni çalışman, “A Period of Juvenile Prosperity”, o dönemdeki hayatının görsel günlüğü gibi duruyor. Senin trenlere zıplayıp Amerikan alt kültürünü belgelemene esin kaynağı ne oldu? Ülkenin ne kadarını gördün, yolculuğun ne kadar sürdü?
Brodie: Evet, tam olarak öyle, bir görsel yolculuk. Herhalde en büyük esin kaynağı Pensacola’dayken takıldığım elemanlar oldu. Punk sahnesi, hani radikal anarşistler ve bütün o feminist hatunlar, o zamanlar, fikirleri ve yaşam biçimleri benim için çok ilginç ve ilham vericiydi ve bana kendim adına düşünmem için bir itki verdi ve yani, yola koyulmaya. Yük trenleri ile 46 eyaleti gördüm, yolculuk 10 yıl sürdü, kitaptaki fotoğraflar dört yıllık fotoğraflardan seçildi.

S: Çektiğin resimler gerçekten çok tatlı ve samimi. Yolculukta tanıştığın insanlar ailen gibi oldu mu? Görünüşe göre baya sıkı fıkı bir kabile. … Bana hayatlarınızdaki bu gergin geçmiş olması gereken zamanlarda nasıl bir birinize bağlandığınızı anlatabilir misin?
Brodie: Hı hı, herkes bir aile gibiydi ve hala öyle. Bu bir komün, baya sıkı fıkı, hepimiz bir birimizin yaşantısında olup bitenden haberdarız ve birbirimize yardım ederiz. Bu bir punk topluluğu, anlarsın ya, hani hippiler gibi. Gergin zamanlardı, ama o kadar da gergin değildi; kimse gerçekten evsiz değildi. Bence, hepimiz bu alternatif yaşam biçimini seçmiştik, ve o yaşam biçiminde, “dilenciler seçici olamazlar”. Koparabileceğimizi koparıp bir günü daha devirmeye veya bir sonraki kasabaya varmaya çalıştık. Yolda sıkı bağlar kuruyorsun çünkü elinde başka hiçbir şey yok; birbirinin arkasını kollamak zorundasın. Şimdilerde, kitapdaki insanların çoğu trenlerden trenlere zıplamıyor veya o yaşam biçimini o kadar zorlu yaşamıyor. İki tanesi evlendi ve diğer bir kaç tanesi kazançlı birer iş sahibi oldu, okulda veya hayatın daha “üretken” yollarını sürdürüyorlar. “İnsanlar değişmez” deyişine katılıyorum, ama bence insanların hayattaki amaçları sürekli değişiyor.

003

S: Trenlerde gitmenin acayip maceralarını ve o yaşam biçiminin sana sağladığı özgürlükleri özlüyor musun?
Brodie: Tabii ki deli misin, müthişti. Öncelikli Z treninin Nebraska’da bir mısır tarlasının ortasında yanınızdan 105 km ile vızıldayarak geçmesi, zooom, zooom, zooom…

S: Şimdi ne yapıyorsun? Fotoğraf çekme, veya motorlar üzerine çalışma ya da ikisi de mi?
Brodie: San Fransisco bölgesinde yaşayanlar için oto tamiri yapıyorum, bazen köpeğimin güzel cep telefonu fotoğraflarını çekiyorum. Annem onlarla bir fotoğraf yarışmasına katılmamı söylüyor! Hahahaha.

S: Eklemek istediğin başka bir şey?
Brodie: Evet, iş bakıyorum. Eğer adı sanı olan bir dizel motor üreticisi veya Klas 1 bir demiryolunun insan kaynaklarında çalışıyorsanız, dizel mekanik veya motor birleştiricisi olarak bir iş bakıyorum. Uzun süreli bir iş olucak ve mümkünse sendika hakkı ve sağlık sigortası dahil. İletişime geçmek için http://www.mikebrodie.net’den menejerimle irtibata geçebilirsiniz. Eyvallah!

Mike Brodie, 2006. Fotoğraf Paul Schiek

ps: Bu yazı ve röportaj Los Angeles Times‘dan çevrilmiştir.

Yorum Bırakın