mahsur kalmak

fırtınanın geçmesini beklerken

Uzun bir aradan sonra gene buralardayım. Yakınlarda değildim ama mektuplarını takip edebildim. Fark ettim ki bizim ekip bir şekilde dünya üzerine homojenize bir şekilde yayılmış. Anladığım kadarıyla Birleşik Devletler’den Hindistan’a kadar uzanan kollarımızla bir haber ajansı gibi olmuşuz. Ben mi? Seni biraz ihmal ettim biliyorum ama bu kışı gezerek geçirdiğimden elim klavyeye pek gitmedi. Birşeyler yaşarken yazmak yerine biraz yaşadıklarımı hazmedip öyle yazmak istedim.

Belki bilmiyorsundur ya da söylediysem de hatırlamıyorsundur; on yıldan fazla bir süredir bir kayık üzerinde ikamet ediyorum. Evim sabit olmadığından neredeyse heryer benim diyebilirim. Nerdeyse heryer benim. Doğanın izin verdiği yerlere bağlayabiliyorum kayığımı. Bu bir şehir de olabilir, balıkçı kasabası da, terk edilmiş ya da hiç yaşam olmamış bir koy da olabilir. Herkes biryerlere savrulmuşken bende kendimi özellikle turistlerin yaz aylarında çokça rağbet ettiği Ege Adaları’na attım. Amaç daha uzaklara Kuzey Afrika kıyılarına gitmekti ancak son yılların en sert kışlarından biri yaşanırken, gidebilmekten daha çok gidebildiğim yerleri keşfetmeye çalıştım. Kış ortası zamanlama için iyi gözükmese de azgın turistlerin olmadığı, sakin adaları hissetmek, turistlerden kazanacağı üç beş kuruş yerine benim gibi çulsuz ile insani ilişkiler kuran insanlarını görebilmek çok güzeldi. Esasında ben pek insan odaklı değilim. Bizim Tuna’dan farklı olarak o festivalleri ve insan davranışlarını analiz ederken bende binlerce yıldır insanlığın bıraktığı izlere bakınıp durdum.

Dediğim gibi genel olarak insan odaklı olmadığımdan, insanlardan daha çok dağları, taşları, otları, böcekleri merak eden bir insanım. Yani bir müze gezmektense suların şekillendirdiği bir kayaya bakmak beni daha çok heycanlandırıyor. Yanlış anlama müze de severim, tarihte ilgimi çeker hatta bir adet tüm müzelerde geçerli MüzeKartım bile var. Ancak insanoğlunun tarih boyunca sürekli aynı döngü içinde dönüp durduğu görmekten sıkıldım. Ama doğa öyle değil. Onu anlatamam. Bir zahmet sarayından çıkıp etrafına şöyle bir bakınman lazım. Çıkıp şöyle bir ormanda, bir ağaç dibine sıçmanın keyfi hiçbirşeyde olamaz. İnsanların (bende dahil) tuvalette birşeyler okuma takıntısının nerden geldiğini bu vesile ile çözmüştüm. Doğada sıçarken seyredebileceğin ve keyif alabileceğin şeyleri dört tarafı kapalı sınırlı bir alana sıçarken anlayamazsın. Doğa ana karikatür dergilerinden çok daha zengin ve anlamlı olabiliyor.

çok yakınımızdan geçti. hem de çok yakın

Konuya geri dönüyorum. Bu gezide benim için iki nokta önemli oldu. Birincisi bu kış ayında havaların sert ve seyre izin vermemesi nedeniyle ‘mahsur’ kalmak. İkincisi ise bunun esasında ne güzel birşey olduğunu fark etmiş olmam oldu. Mahsur kalmak genelde olumsuz bir anlam içerse de şartlarını benim belirlediğim bir şekilde ‘mahsur’ kalmak pek bi hoşuma gitti. Kayığı güvenle bağladıktan sonra aynı dili konuşmadığımız insanlarla etkileşmek,  boş sokaklar, boş limanlar, çoğu sezonluk olarak kapalı dükkanlar… dağ tepe yürüyüp kimseyle karşılaşmamak, inekler, keçiler, bir zamanlar yaşam olan ama şimdi terk edilmiş ve yerini sezonluk turistlere bırakmış yerleri bulup anlamak.

Belirli bir süre için ‘mahsur’ kalmak, kara bağlantısı olmayan yerlerde sadece kayığın içine hapsediyor. Genelde kapalı yerlerde durmayı pek sevmeyen bir insan olmama rağmen rüzgar uğultusuyla beraber denizin ortasında salınıp durmak, belli zamanlarda güverteye çıkıp tekneyi bağlı tutan halatları kontrol etmek, yani sırf teknenin kıçından başına gitmek için, yani 8 metre yürümek için çizmeleri giymek, fenerini bıçağını almak, montunu giymek ve geri gelip herşeyi çıkartıp tekrar sıcak kamaraya dönmek, yemek yapmak uyumak ve bunun bu şekilde birkaç gün boyunca devam etmesi. Bu anlattıklarım okuyanın yaşadıklarına göre farklı anlamlara gelebilir. Prensesim sarayında bunun ne kadarını anlıyorsun bilemiyorum. Hatta şöyle diyebilirsin ‘bunlar da ne ki? bunun bin beterini yaşayan insanların hikayelerini okudum.’ Doğrudur ama bu benim hikayem. Tarih boyunca birçok kaşif birçok yerde mahsur kalmıştır ve bu birçok kişiye ilham vermiştir. Hayatta kalanların hikayeleri diğerlerine güç vermişti. Belki de benim hikayelerim seni sarayından çıkarmak için bir ilham olur.

 

fırtınadan 24 saat sonra babayı yemiş palamar

Anadolu’ya döndükten sonra da fırtınalar bitmedi. İşin güzeli biraz havalar ısındı. Yağmurlar azaldı. En son bir ki hafta önce İstanbul’dan başlayıp tüm Marmara ve Ege’yi birbirine katan fırtına sırasında da bir koyda mahsur kaldım. Yani fırtına ihbarını alınca rüzgarın yön ve şiddetine göre uygun bir koyda ahşap bir iskeleye bağlandım. Hala insan elinin çok az değdiği, karadan ulaşımın olmadığı yerler var. Birkaç gündür  burada sadece yazın gelen teknelere hizmet veren bir lokantanın olduğu koyun 78 yaşındaki bekçisi ve bir tekne ile beraber birkaç gün geçirdim. Evet burada da çok esti, cıvarnalar (dağdan denize doğru dikine inen rüzgar) kayığı oldukça zorladı ama dalga yoktu ve dışarıyla kıyaslandığında oldukça güvenliydi.  Ben de dağ tepe yürüyüp yeni doğmuş kuzularla  (muhtemelen bir zamanların rumların yaşamış olduğu) yıkıntılar arasında yürüyüşler yaptım. En az yirmi gün yetecek su ve yiyeceğim de olunca canım pekte fırtına bitsin istemedi açıkcası.

 

yırtılan yelken koruması

ve tamiri

Ben böyle kendi içimden geçenleri yazıya dökerken bir de fark ettim ki esasında burada yaşananlar sırasında yalnız değildim. Yol arkadaşım, sevgilim, gerektiğinde dertlerimi paylaşabildiğim birisi de yanımdaydı. Sana dünyamı kendi algımla anlatmaya çalışırken yoldaşımdan söz etmemek olmazdı.Belki bir gün o da sana birşeyler yazar.

Prensesim sizin sarayda neler oluyor bilmem ama bazılarının inziva, benim denizcilik şartlarında mahsur kalmak diye adlandırdığım bu durum sahip olduğum şeyleri daha iyi anlamama, kıymet bilmeme yardımcı oluyor. En önemlisi de insan ilişkileri. Ne kadar insan odaklı olmasam da bu onlardan nefret ettiğim anlamına gelmiyor. Bu türü anlamanın en iyi yolu onu bazen dışarıdan gözlemlemek galiba. Fazla iç içe olup herşeye  sahip olunca bir süre sonra herşey anlamını yitiriyormuş meğerse.

Yorumlar
3 Yorum to “mahsur kalmak”
  1. Mehtap says:

    sevgili Deniz keske senin gibi culsuz olsaydim da “kayigima” binip ora senin bura benim gezebilseydim:))

  2. Cenk Koral says:

    Bu yazınızda mükemmel olmuş.Özellikle şu sözünüz gerçekten çok güzel “Hayatta kalanların hikayeleri diğerlerine güç vermişti. Belki de benim hikayelerim seni sarayından çıkarmak için bir ilham olur.” Bu sözünüze cevap olarak “mesaj alınmıştır” diyebilmek benim için çok güzel bir şey.Bunu sizinle paylaşmak istedim belki benim bu sözüm de sizin için güzel bir duygu uyandırır.Teşekkürler güzel anlatımlarınız için.Yüreğinizin olduğu yerdeki bedeninize selam olsun 🙂

  3. Devrim says:

    Sıçmak konusundaki tespitin çok, çok iyi be Denizcim.

Yorum Bırakın