Hint Sinemasında Bir Türk Mağdur

Babaannemin evinin bahçesinde bitişikteki yazlık sinemaya açılan bir kapı vardı. Sinemacı Cemal Amca’nın dedemle dostluklarından dolayı o kapıyı iptal etmek sözkonusu bile olmamıştı. Yazın her haftasonu sinemaya beleş girişin yanı sıra; o sıralar pek revaçta olan gazoz kapağı biriktirmek konusundaki rekabette bizim mahallenin ön sıralarında olmamı sağlardı bu ayrıcalık. O günleri gazoz ve çekirdek kokusuyla hatırlıyorum. Yüzlerce kilo çekirdeği çıtlatan kalabalık, yer yer alkışlarla yer yer yuhalamalarla, bağrış çığrış ile aktif bir seyirci kitlesinin eğlenceliğiydi. Renkli televizyonun iyice yaygınlaştığı o günleri takiben Cemal Amca sinemayı düğün salonuna çevirmek zorunda kaldı haliyle. O sinemaları ucundan da olsa gören son kuşağa ait olmaktan gurur duymanın yanında Yıldız Savaşları’nı ilk izlediğim yeri asla unutmayacağımı biliyorum.

Bütün bu tozlu anıları bana hatırlatan dün Hajipur’da gittiğim sinemaydı. Bildiğiniz gibi Hindistan’ın en yoksul bölgelerinden birinde ikamet ediyorum. Bir tatil gününde yapılabilecek en ilginç şeyin sinemaya gitmek olduğunda karar kılan arkadaşlarım bak bu bildiğin gibi değil diyerek beni evden çıkarmayı başardılar. Filmin hintçe olduğunu yarı yolda söyleseler de hint filmlerinin konusunu anlamak için hintçe bilmeye pek gerek yokmuş aslen onu öğrendim. Yanımdan yine de hintli arkadaşımı eksik etmedim. Açıkhava sineması olmasa da kitlelerin filmleri hala heyecanla izlediği, sinemanın bölünmüş küçük odacıklardan ibaret olmadığı, köhne de olsa gururlu bir sinema salonu ile karşılaştım.

Bolywood filmleri başlı başına bir fenomen ama ben filmden çok sinema salonunu izledim. Sinema salonu resmen bir panayır yeriydi. Alkışlayanlar, ıslık çalanlar, müzikal sahnelerde kalkıp göbek atanlarla birlikte kaotik bir eğlencenin ortasına düştüğümü farketmekte hiç geçikmedim. Hikayeyi ne kadar dışarılıklı bir gözle anlattığıma da bu noktada dikkatinizi çekmek isterim. Zira fısıltıya bile toleransımızın olmadığı, nerede ne hissedeceğimize film psikologlarının karar verdiği modern zamanların görsel ama bireysel tapınma törenlerine alışalı çok oldu. Cık cıklamaya başlamadan önce, prensesin zihni açık Indiana Jones kılıklı muhabiri olarak yeni kültürleri yargılamadan, antropolog edasıyla inceleme misyonumu hatırladım. İçinde bulunduğum durumun çocukluk deneyimlerime ne kadar yakın olduğuna uyanmam da bu vesileyle oldu. Paralellik kurup “empati yaptım”.

Yani tabi empati de bi yere kadar. Hindistan’da herşeyin biraz abartılı olduğunu bilmek için buralara gelmek gerekmiyor herhalde. Yanımdaki eleman “daha ne kadar filmin gürültüsünü bastırmaya çalışarak telefonda konuşabilir” diye düşünmek ekrana odaklanmayı pek kolaylaştırmadı. Arkamdaki elemanın beşinci tükürüğünde, artık kesin üstüme tükürmüştür diye rahatlayıp tekrar filme geri döndüm. Bütün salon filmi bırakıp kötü adama laf yetiştiren sinirli bir amcaya kahkahalarla gülmeye başlayınca anladım ki film buradaki kitlesel eğlencenin sadece bir bölümünü oluşturuyor. İnsanlar etrafındaki yüzlerce kişiyi yok saymadan aktif bir katılımcı olarak birlikte eğleniyorlar. Yine de geçen bayram kutlamalarında Tom Cruise’a benzetilerek ilgi odağı olmaktan kaçamayan bu beyaz kulunuz, karanlığın nimetlerinden faydalanarak kimsenin ona bakmamasının keyfini de sürdü tabi.

Şimdilerde dansçı tiyatrocu tayfasının dillerine doladıkları interektif gösteri anlayışını, seyirciyi işin içine katma çabalarını düşünüyorum. Oturma gruplarını şöyle işin içine katalım, böyle atraksiyon yapalım hede hödösüyle, televizyonların karşısında eğlencenin pasif öğeleri olmaya alıştırılmış, uyuşturulmuş kitleleri uyandırmaya çalışsınlar. Entelköy Efeköy’e Karşı filminin galasına giden bir arkadaşım, galaya davetli egeli köylülerin müzikli sahnelerde nasıl kalkıp göbek attığını anlatıp, biz de kös kös oturduk diye hayıflanmıştı. Biz o treni kaçırmışız anlaşılan. Bunun adına batılılaşmak mı diyorsunuz ne diyorsunuz bilmiyorum ama ben o batılılaşan yanımı çok sıkıcı buluyorum.

Gelelim Bollywood filmlerine. Hintli arkadaşlar, hiç kimse dans edip şarkı söylemediği için Hollywood filmlerini oldukça sıkıcı bulduklarını ifade ettiler. Bence çok haklılar. Hint filmleri çok ciddi görsel şölenler olmalarının yanı sıra her filmde drama, aksiyon, gerilim, şiddet, aşk ve komediyi içeren standart bir modeli takip ediyorlar. Bütün bu unsurları barındırmayan filmler de zaten satmıyor. O yüzden ne tür bir film bu demek biraz anlamsız kaçıyor. Hint geleneksel tiyatrosunun oturduğu binlerce yıllık oyunculuk mirasının izlerini de oyuncularda görmek mümkün. Hindistan bol mimikli bir ülke olsa da oyuncuların herhangi bir duyguyu ifade etmek için onlarca farkli mimik ve yüz kasını ustalıkla kullandığını gözlemek mümkün. Yani bizim dizi oyuncularını figüran diye bile koymazlar bu filmlere.

Fimlerdeki temalar tamamen hint popüler kültürü ve yeni yükselen değerlerin izlerini taşısa da ulusal sinema denen şey demek böyle bişeymiş diye düşündüm şöyle bi durup. Bir milyarlık bir nüfusa hizmet verdikleri düşününce hasılat ve film endüstrisinin hacmi konusunda pek bir sıkıntı çekmedikleri aşikar. Teknik bir gözle filmlere bakınca sanat yönetiminden görsel efektlere, görüntü yönetmenliğinden oyunculuğa kadar oldukça iyi iş çıkardıklarını söyleyebilirim. Temaların ve hikayenin klasik ve kitsch olması bence diğer unsurları gözardı etmek için yeterli değil.

Velhasıl kelam altı üstü ikibuçuk saatimi sinemada geçirip, film hintçe olduğu için bütün bunları düşünmeye zamanım oldu. Kafanızı şişirmem de ondandır. Dua edin kriket maçına gitmeyeyim. Bütün prenseslerimi münasip yerlerinden öpüyorum.

Yorumlar
3 Yorum to “Hint Sinemasında Bir Türk Mağdur”
  1. Nazım says:

    Benim bollywood’la olan iliskim seninle birlikte Pakistan’da yaptigimiz bir Ravalpindi-Lahor otobus yolculugundan hafakanlar pastiran anilarla dolu nedense(!). 2 saatlik yolu 6 saatte aldigimiz, daricik koltuklu, catisi dahil insan dolu, ve insanarin her on bes yirmi dakikada bir komple indigi ve yenilerinin bindigi tiklim tikis bir otobuste, tum bu kaosun yanina bir de ayni bollywood filmini tekrar tekrar gosterdikleri icin uc kez ardi ardina izlemek zorunda kalmistik. Bollywood diyince hala tuylerim diken diken olur.

    Ganesh sinemasi da o kadar acili olmasa da benzer bir kaosa sahipmis gibi geldi anlatimindan. O kaosun icinden bir kelebek bulup cikarman, bireysellestirilmis tuketime indirgenmis bati sinemasini elestirip filmin eglencenin sadece bir parcasi oldugu sosyal bir aktivete olarak hint usulu film izlemeyi romantiklestirmen taktire sayan. Aslinda o tadda film izleme batida da olmedi, arkadaslarla bir araya gelip topluca film izleme, izlerken de cekirdek citleyip geyik cevirmece hala yasayan bir gelenek. Ama belki de public spacelerde yalnizliga itilmisligimizden musteriye indirgenmislimizden dem vurulabilir.

    Yine de, her ne kadar romantik ve eglenceli gelse de. kalkip gidip dev ekranda guzel ses sistemiyle bir “sinema izleme keyfi” yasamaya gitsem ve bahsettigin modda hint usulu bir ortama denk gelsem, keyfimin orta yerine zicilirdi gibi geliyor. Cok batili mi olmusum bilemedim :)

    ellere saglik.

    ps: Tabi Bollywood’un bir de Madlib gozunden gorunen hali var ki ailecek hastasiyiz: http://www.youtube.com/watch?v=HZ_MYIljuIs

  2. Ebru says:

    Yazınızı keyifle okudum. İlginç bir deneyim olmuş.
    Ben de arada bir Hindistan’a uğrayanlardanım. Aslında ilk zamanlar Hindistan benim için keşfedilesi bir kültür vahası gibiydi fakat üst üste gidiş gelişler olunca biraz sıkıntı vermeye başladı. Yine de filmlerini ve müziklerini çok severim, oradayken klipler izlemek çok hoşuma gider.
    Merak ettiğim bir şey var ki herkesin ortak derdidir genelde. Orada yaşayan bir insan olarak ne yiyip içiyorsunuz, var mıdır önerileriniz?

  3. Tuna says:

    Yorumlarin icin tesekkurler ebru. Hindistanda ne yiyip ictigim konusunda bir yazi yazmayi zaten dusunuyordum. senin sorun daha da cesaretlendirdi. onumuzdeki haftalarda gozun prenseste olsun diyorum. hizlica cevap vermek gerekirse ben acikcasi herseyi yiyiyorum. mide yerine iskembe tasidigim icin oyle ishal falan da olmadim simdiye kadar. cok cok aci olmadikca sokak saticilari da dahil olmak uzere insanlar ne yiyorsa onu yiyorum, et haric onu zaten yemiyorum. aci esigi de bir sure sonra yavas yavas yukseliyor ve aci olmayan yemekler tatsiz gelmeye basliyor. ama devasa bir vejeteryan mutfak mevcut hindistanda. herseyi kizartmalari ayri bir olay. bir de bulundugum bolgede catal kasik kullanimi oldukca istisnai oldugundan elimle yemeyi ogrenmeye calisiyorum. gorundugu kadar kolay degil. dedigim gibi uzun uzun yazacagimdir.

Yorum Bırakın