Lomography

sevgili prenses,

dedim ki cebine bir lomo koysak, sarayının her yerini çekip bize göndersen, nasıl olur?

ben oldum olası tam olmayan, hatalı, çirkin, birilerine rahatsızlık verebilecek işleri sevdim. orasında burasında kusur olan, yarım kalan, genel estetik kurallarına uymayan işleri.. lomo bunu isteyerek yapmak için harika bir fırsat. eline aldığında bırakmak istemeyeceğin seni sokağa çıkmak için zorlayacak eskilerden kalma bir fotoğraf makinası. bir çeşit alt-kültür aslında. fotoğraf makinelerinin converse’i bile diyebiliriz belki. hafif, ucuz(?!), basit ve kullanışlı.

lomo ilk olarak rusya’da ajanların kullanması için üretilmiş. küçük olması, hafif olması ve pratikliği nedeniyle sokakta, yolda olan insana hitap etmeye başlamış bir süre sonra. 80lerde prag’a tatile giden üç gençten bir tanesi ikinci el bir dükkanda lomo compact automat (lc-a) bulmuş. seyahatinin tüm anlarını bu makina ile kaydetmiş ve negatifi bastırdığında ortaya çıkanlardan çok etkilenmiş. renkler, açılar derken makina kulaktan kulağa bir şekilde yayılmaya başlamış. gencin çektiği fotoğrafların diğerlerinden farklı olmasının sebebi lc-a’nın üstündeki 32mm.lik merceğin yapısı.. mercek üretim şekli sayesinde görüntüde bozulmalara, renklerde sapmalara ve aslında bir çok kişiye “hata” gibi gelebilecek kareler çıkmasına sebep oluyor.

lomo’nun tüm derdi de aslında bu. kuralsız bir fotoğraf çekme anlayışı. yamuk kareler, sarı gökyüzleri, mavi insan suratları, kadrajdan çıkmış objeler, fazla boş alanlar, bulanıklıklar vs.. bir fotoğraf kursuna gitsen öğreneceğin herşeyin tam tersi yani. lomo bunun için kendisine 10 altın kural belirlemiş: (kuralsızlık derken, kendisine kural mı belirlemiş?)

1. kameranı gittiğin yer yere götür.
2. her an kullan, gece ya da gündüz.
3. hayatının bir parçası haline getir.
4. mümkün olduğunca bel hizasından çekim yap.
5. objelere mümkün olduğunca yaklaş.
6. düşünme.
7. hızlı ol.
8. çekerken neyin fotoğrafını çekiyor olduğunu bilmek zorunda değilsin.
9. sonrasında da neyin fotoğrafını çekmiş olduğunu bilmek zorunda değilsin.
10. hiçbir kuralı umursama!

şu bel hizasından fotoğraf çekme hadisesine değinmek istiyorum biraz. yaklaşık 9 senedir fotoğraf çekmeye çalışan birisi olarak elime lomoyu aldığımda kimi şeyleri çok otomatik yaptığımı farkettim. herşeyden önce bir lomoda makinayı gözünüze götürsen dahi çekeceğin karenin ne olacağını ya da neye yakın olacağını bilemezsin. çünkü mercekte illaki bir gariplik vardır ve bu vizöre yansımaz. yani ister bir kareyi 4′e bölen makinalardan, ister balık gözü, istersen de renkleri patlatan lomo’dan al, vizör hiçbir işine yaramaz. aslında biraz da bu yüzden bel hizasından çekim yapmak mantıklı. henüz 1. filmimi bitirmek üzereyken 32 pozdur denklanşöre basmadan önce makinayı gözüme götürmemeyi öğretemedim kendime. öğrenilmesi gereken birşey olduğundan değil, bu makinayla buna gerek olmadığından. kurallardan biri olan “hızlı ol”‘u da yapamıyorsun böylece, hızlı olmak bir yandan doğaçlama imkanını da arttırıyor çünkü. neyse zamanla alışıcağımı biliyorum.

lomoyla ilgili bir diğer şey de filmleri ve banyosu. herşeyden önce lomo negatif film kullanıyor. yani şimdiki çoğu makinanın olduğu gibi dijital değil, banyo yaptırman gereken filmlerden. çektiğin fotoğrafı hemen görememek, denklanşöre her bastığında merak etmek en azından kendi adıma özlemiş olduğum bir hismiş. makinayı dükkandan alıp eve geldiğimde hemen kullanmak için film takmam gerekliydi ve negatifi elime alınca ne kadar uzun zamandır analog bir makinaya film takmadığımı farkettim. biraz tırsarak (ya filmi doğru takamazsam da çektiğim herşey çöp olur diyerek) tedirgin ellerle filmi taktım. 6-7 poz çektikten sonra kullanma kılavuzundaki bir ibareden filmi yanlış taktığımı anlayıp ilk ruloyu çöp ettim..

gelelim filmlerine ve banyosuna. lomo’da normal/bildiğimiz negatif filmi kullanabilirsin. hatta mümkünse fotoğrafçıya gidip bayat filmlerden alman daha mantıklı olur. hem çok daha ucuz olurlar hem de bir nevi geri dönüşüm. ayrıca lomo’da pozitif yani dia filmleri de kullanabilirsin. burda cross processing denilen çapraz banyo tekniğine geliyoruz. aldığın dia filmi (yani pozitif filmi) normal bildiğimiz negatif filmin kimyasallarıyla banyo ettirirsen lomo’ndan daha eğlenceli sonuçlar alabilirsin. bir nevi hatalı yıkama.. (ufak bir ipucu: dia filmini normal negatif filmin banyosuyla yıkatırsan renkleri daha parlak/doygun kareler elde edersin.)

şimdi biraz da lomo’nun çeşitlerine bakalım. aslında temelde benzer mantığa dayalı bir çok lomo tipi var.
yazının başında bahsettiğim lc-a modeli en eski model olması sebebiyle kendi sitelerinde bile 250 euro gibi çok çok bir paraya satılıyor.
diğer modeller genellikle 40 ile 90 euro arasında oynuyor. diana, holga, balıkgözü (fisheye), çoklu lens, renk patlatan gibi temel seçenekler var. makinana aksesuar ekledikçe fiyatın artabilir. temelde basit bir makina olduğu için    eklenen flaş, uzun pozlama gibi özellikler fiyatta değişiklikler yapıyor ne yazık ki. türkiye’de nerelerden alınır pek bilmiyorum, muhtemelen sirkeci’deki hayyam pasajına gitsen bulabilirsin ya da internetten sipariş vermek de mantıklı olabilir veya yurtdışına çıkan bir arkadaşından isteyebilirsin. genelde dükkanlar kendi fiyatlarını belirledikleri için türkiyeden alırken dikkat etmek lazım. kimilerine göre çok moda/trendy birşey olduğu için normalden fazla para vermek pek akıllıca olmayabilir. ne kadar çok fotoğraf o kadar baskı parası evet ama dediğim gibi bayat film alarak belki bu maliyeti biraz azaltabilirsin. hatta ve hatta kendisi de lomo kullanan bir fotoğrafçı bulursan baskı aşamasında pek de eğlenebilirsin.

lomonu aldıktan sonra flaşının önüne renkli jelatinler yapıştırarak, objektifin önüne büyüteç tutarak, kafanın üstüne yerleştirip zıplayarak ve daha hayal edebileceğin kadar çok yöntemle fotoğraf çekebilirsin. bunları herhangi bir makinayla da yapabilirsin elbet ama dijital olmayan, “beğenmedim sileyim” opsiyonun hemen o anda bulunmayan bir aletle yapmak işin keyifli yanı. tabii bir de tüm bunları dslr makinayla çektiğin fotoğraflara photoshop ya da herhangi bir fotoğraf editleyebileceğin bir programla yapmak da var.

evet bunlar lomo’yla yapabileceklerin. aslında uyduruk, hafif ve çıt desen kırılacak gibi duran bir fotoğraf makinası için neden bu kadar yazı devirdim.. lomo kendi içinde bir sosyal kültür, fotoğraf çekmek de öyle. çektiklerini internette galonla bulabileceğin paylaşım sitelerine koymak, yorum almak yapmak bunların hepsi lomonun içinde de var (bu arada çok popüler bir fotoğraf paylaşım sitesinde üye olucam diye çektiklerimi bir ben biliyorum, yok yorum yap, şu kadar puan topla, şu sayıda foto yükle de anca öyle alırız seni gibi). lomo bir tarafıyla pazarlama harikası. gidip sovyetlere “sizin makinanızı birileri baştacı etti” desen bir zamanlar kıçlarıyla gülerlerdi belki. birçok ülkede üzerine seminerler, toplaşmalar ve organizasyonlar, sergiler, yarışmalar yapılan lomo sana kendini bir altkültüre aitmişsin gibi hissettirmek için kendisine bir sebep yaratmış da olabilir.

lomonun keyfi sürprizli olmasında bana göre. aklını başka bir şekilde kullanmana vesile olması, alışkanlıklarını anlık da olsa kenara koydurtması.

Caglar son uc yazi

Bunu Digg
Bunu Reddit
Stumble Now!
Bunu Buzz
Facebook`da Paylaş
Delicious`da bookmarkla
LinkedIn`de Paylaş
Technorati`de bookmarkla
Twitter`e postala
Google Buzz (aka. Google Reader)
Related Posts with Thumbnails

4 Yorum to “Lomography”

  • Berfu says:

    Yazı için çok teşekkürler. Tam zamanında geldi.
    Bir hafta önce bir arkadaşımda denedim Diana F diye bir modeli. Fotoğraf çekerken makinadan çıkan sese vuruldum ve zıplamaya başladım. Sonra onun çektiği fotoğraflara baktık. Gerçekten kusurlu ve şahane fotoğraflar çıkıyor lomo’yla. Velhasıl birkaç gündür deli gibi hangi modeli alsam ne yapsam diye araştırıyorum. Sizin bir öneriniz var mı???

  • caglar says:

    merhabalar, ben kendime balıkgözü bir lomo aldım geçenlerde. şimdilik keşfetme aşamasında sayılırım. önce 400 asa filmle denedim, sonuçlar pek bir grenli oldu. şimdi 200 asa aldım, bakalım bunda neler olacak. eskiden actionsampler denilen modelden vardı. bir kareyi 4′e bölenlerden. o da çok keyiflidir. kendin hareket ederken veya sana doğru gelen bir objeyi çekersen 4 karede de farklı sonuçlar alabilirsin.

    lomonun kendi sayfasına bakabilirsin, orda hangi makina nasıl çekimler yapıyor görebilirsin. http://www.lomography.com/photos fakat korkunç yavaş bir sayfa, açılması, içinde dolaşması pek yorucu olabilir. google’a yazıp görsellerden çıkan sonuçlar daha verimli olur muhtemelen.

    diana için de http://microsites.lomography.com/diana/ sayfasına bakabilirsin.

  • Berfu says:

    Cok tesekkur ediyorum bilgiler icin. Lomography.com’da epeyce bi dolastim, haklisiniz cok yavas:/ Muhtemelen Diana F+ alacagim ben de. Malum makinayi elimde tuttum sevdim. Gonderdiginiz ikinci link de dolayisiyla cok isime yaradi. Cok sagolun:)

  • sinem says:

    merhaba, acaba cross process yaptırmadan alınan sonuçlar hakkında bilgisi olan var mı? normal fotoğraflardan bir farkı oluyor mu yani gene bir lomo havası oluyor mu acaba crossuz…?

Yorum Bırakın

Kral Büyük Frederick Euler'den 16 yaşındaki yeğeni Anhalt-Dessau prensesine mektupla hocalık etmesini istedi ve Euler felsefe, bilim, matematik gibi değişik konular üzerine iki yıl boyunca haftada iki mektup yazıp prensese gönderdi. Prensesden hiç bir zaman bir cevap gelmedi, ama bu dahi matemetikçi sıkılmadan bilgilerini bu onaltı yaşındaki prensesin anlayabileceği bir yalınlıkta ona sunmaya devam etti. 1768'de Euler arkadaşlarının tavsiyesi üzerine bu mektupları üç cilt halinde " Lettres à une princesse d'Allemagne" ismiyle yayınladı, bir alman prensesine mektuplar. Bu blog Euler'in Anhalt-Dessau prensesiyle yaptığı karşılıksız mektuplaşmaya öykünmeyle başlayan bir serüvende yazılan mektuplarda karşımiza çıkan güzellikler üzerine düşülen dipnotlardır...
Kategoriler
Arşiv