Yaşam Veren Kılıç

Günlerden bir gün, iki büyük kılıç ustası hünerlerini yarıştırmaya karar vermişler. İkisi de yapılabilecek en keskin kılıcı yapacaklarını söylemişler ve yapmışlar da. Ateşte haftalarca dövdükleri kılıçlarını alıp bir dere kıyısında buluşmuşlar. Derenin suları sadece diz seviyesindeymiş. Birinci usta kılıcını çekip suyun ortasına saplamış. Sonra seyretmeye başlamışlar. Ağır ağır akan suyun üzerinde süzülen bir yaprak gelip kılıcın keskin çeliğine temas ettiği anda ikiye ayrılmış. Kılıç o kadar keskinmiş ki, yaprak aynı sakin ve yavaş akışını sürdürerek yoluna devam etmiş… Sonra ikinci usta aynı şekilde kılıcını suya saplamış. Yine seyretmişler. Bu kez derenin getirdiği sakin yaprak kılıca yaklaşmış, yaklaşmış ve temas etmek üzereyken sanki görünemez bir dalga tarafından yönlendiriliyormuşcasına kılıcın yanından sıyrılarak arkasına geçmiş. Kılıç o kadar keskinmiş ki yaprak zarar görmeden çekip gitmiş…

Kim kazanmış sizce yarışmayı? Hiç kimse. Ustalar birbirlerine bakmışlar ve anlamışlar ki ikiside kendi yollarının eşsiz sanatçılarıymış. Onları karşılaştırmak mümkün değilmiş. Birinci usta yaşam alan kılıçların en mükemmelini yaparken, ikinci usta yaşam veren kılıcın üstadıymış.

Bana bu hikayeyi anlatan üstad şöyle demişti: önce seçmelisin ve seçiminin farkında olmalısın. Yaşam alan kılıç mı yoksa yaşam veren kılıç mı olmak istiyorsun? Bunu bildiğinde ve kendini yoluna adadığında, varacağın yeri merak etmene hiç gerek yok.

Devam etmeden önce şu konuyu açıklığa kavuşturmak gerekli sanırım. Her türlüsünden şiddetle beslenen bir medya hergün gözümüzün önünde. Dünyanın dört bir yanında savaşın her türlüsü hali hazırda yaşanıyor. Üstelik bunlar hikayemizin geçtiği zamanlardaki gibi savaşlarda değil. O zaman krallar, şövalyeler, samuraylar, yani kaybedecek çok fazla şeyi olan insanlar cephenin en önünde yer alırmış. Savaş çıkarma niyetin varsa kılıcını kuşanıp meydana çıkman gerekirmiş. Şimdiyse kaybedecek hiçbirşeyi olmayan insanlar ölürken, lordlar kamarası lcd ekranlardan savaşı izleyip strateji oyunları oynuyorlar. Hal böyleyken bazen şiddete karşı içimizde biriken şiddet duyularımızın kapanmasına sebep oluyor ve kendi kazdığımız kuyuya düşüveriyoruz. Ayrıntılara takılıp bütünü gözden kaybediyoruz.

Çoğu zaman şu koca hayat karmaşasında olanlar, suyun üzerinde süzülen küçük bir yapraklardan ibaret. Tamam belki sayıları çok ama özünde hepsi aynı. O küçük yaprakları karmaşıklaştırıp, zorlu bir düşmana dönüştürmekse biz insan evladının marifeti. Bunu yaptığımızda, mağaralaramızda genlerimize kazınmış korkularımızın ortaya çıkmasıysa gayet kolay. Temelde sadece hayatta kalabilme dürtüsü, kurulu düzende, küçümsenmek, yalnız kalmak, hata yapmak, başarısız olmak gibi çok çeşitli korkulara dönüşüyor ve kendimizi korumak için saldırganlaşmak an meselesi oluyor. Şiddet çeşitli şekillerde hayatımızın parçası oluveriyor. Köşeye sıkıştırıldığında herşeyiyle saldırıya geçen vahşi bir hayvan gibi kılıcımızı çekip salına salına gelen yaprakları kesiveriyoruz parça parça. Sonra aniden farkediyoruz ki, sıkı sıkı sarılmışız yaşam alan kılıca…

İçimizde çok fazla korku var. Korku öfkeye dönüşür, öfke nefreti getirir ve nefret karanlığın kapılarını açar. Evet tanıdık geldi değilmi? Bunlar çok daha popüler bir üstadın sözleri. Belki başka bir yazının konusu olabilecek bir üstad.

Yine kılıçların yarıştırıldığı zamanlardan kalma bir benzetme de savaşçıyı bir ağaca benzetiyor. Toprağa sımsıkı tutunan köklerinin üzerinde,sağlam gövdesiyle öylece duruyor samuray. Tepesinde esen rüzgarlara, fırtınalara sadece salınarak uyum sağlıyor. Öyle sağlam bir duruşu var ki, değil diz boyu bir dere, üzerinden seller geçse dahi kıpırdamadan duruyor. Öyle keskin bir ruhu var ki, yüzeydekilerle uğraşmak yerine, derinlerde suyun yönünü değiştiriyor. Sakin, sessiz ya da hışımla, öfkeyle kimbilir kaç yaprak etrafından dolaşıp yoluna devam ederken o sadece duruyor ve ruhu keskinliğini koruyor…Yaşam veren kılıçsa kınından hiç çıkmadan görevini yerine getiriyor…

Bunları okuduktan sonra iki küçük bilgi vermek istiyorum. Hikayenin içindeki yerlerine siz koyarsınız artık. Birincisi samuray kelimesi çoğunlukla sanıldığı gibi savaşçı anlamına gelmiyor. Kelimenin tam karşılığı “hizmet eden”dir. Dar anlamda bir kişiye ya da yönetime hizmet anlamına gelsede, geniş anlamı kılıcın yoluna adanmışlıktır. Aslında samuray, tüm yaşamını Bushido’ ya, yani savaşçının yazılı olmayan kurallarına adamış kişidir. İkinci bilgimizse, japoncada keskin kılıç demek yerine canlı, yaşayan kılıçta denilebiliyor.

Güç sizinle olsun barışın elçileri…

Ou-San

Yorum Bırakın