Jim Morrison’da Oedipus Kompleksi Bilmecesi

1965 yazinda Venice plajinda Ray Manzarek ve Jim Morrision adli iki taze universite mezunu bir rock’n roll grubu kurudular. Grubun ismi William Blake tarafindan vaftiz edildi: “Evrende, bildigimiz seyler var, ve bilmedigimiz seyler, ve ikisinin arasinda kapilar (Doors)” ve grubun ismi “The Doors” kondu, bilinen ve bilinmeyen arasindaki kapi. Grubu kurduklarinda Jim Romali bir mum gibi olmak istedigini soyler, parlak bir isik yayip sonra kaybolmak. Bunu gercekten de yapar. The doors dunyadaki bir numarili rock grubu olur ve Jim Morrison 27 yasinda aniden olur, ya da Romali bir mum gibi kaybolur. Jim’in en ilginc yanlarindan biri de insanlara oyunlar oynamasi ve garip seyler yapmasiydi ki bunlarin cogu insanlar tarafindan yanlis anlasilir ve onlari deli ederdi. Bunlardan her halde en unlusu “The End” isimli sarkilarinin sonundaki Oedipal bolum. Bu yazida o oedipal bolumun aslinda Jim’in psikolojisinden cok Jim’in sinirlari ve tabulari zorlarsan ne olur merakinin bir urunu oldugunu gostermeye calisacagim.

Jim’in bir rock stari olmadan onceki kisiligi ve ilgi alanlari guzel bir baslangic noktasi. Jim Morrison 8 Aralik 1943′de Melbourne’da, amerikan donanmasinda calisan baba Steve Morison ve anne Clara Clarke’in cocugu olarak dunyaya geldi. Ileri duzeyde bir zekaya sahipti, IQ testinde 149 puan aldigi ve skorunun Einstein’inkinden 1 puan daha yuksek oldugu soylenir. IQ’sunu bilemeyecegim ama, daha lisedeyken odasinin duvari kitaplarla kaplidir. Bu lise yillarinda cok kitap okur ve bu kitaplarin cogunun ismileri hocalari tarafindan bile bilinmez. O donemlerde en favori yazarlari Nietzsche, Plutarch, Rimbaud, Kerouac, Ginsberg ve McClure. Nietzsche her zaman Jim’in yasam felsefesinde ana kahraman olduysa da, Rimbaud ve diger Beatnik yazarlar Jim’in siirine esin kaynagi oldular.

Lise yillarindan sonra Jim UCLA’e sinema okumaya gitti. Universite yillarinda, arkadaslari ile surekli Nietszche hakkinda konusur tartisirlardi “Trajedyanin Dogusunu” ellerinden dusurmeden. Jim daha o zamanlardan kendini sarabin ve tiyatronun tanrisi Dionysus ile ozdeslestirmisti ki bu ozdeslestirme hayati boyunca evam etti. Bu devrelerde baska bir muhabbet konulari da psikolojiydi. Arkadaslari Freund’un ogrencisi olan Jung’un yazilarina bayiliyorlardi. Oysa Jim baska bir ogrencisini, Sandor Ferenczi’yi savunuyordu ki Ferenczi Freud’un teorilerine radikal olarak karsi cikmis ozellikle de Oedipus komplexinin yorumlanmasina ki kendisi Freud tarafindan gruptan uzaklastirilmis bir psikologdur.

Jim’in karakterinin bir onemli yani da baska insanlara oyunlar oynamasidir. Bu oyuncul kisiligine bir suru ornek var. Lisedeyken hic tanimadigi bir kiza gider, onunde egilip 18yy romantik siirlerinden okumaya baslar ya da baska bir seferinde sinifta oradan oraya kosarak hayali bir ariyi kovalar. Bir rock yildizi oldugunda da medyaya oyunlar oynayarak onlari manipule etmeye ve konserlerde garip seyler yaparak seyirciyi sok etmeye bayilirdi. Arkadaslari Jimden beklenmez olani beklemeyi ogrenmislerdi. Bir kiz arkadasi neden hep boyle oyunlar oynadigi sordugunda “Oynamasaydim benimle hala ilgilenmezdin” diye cevap verir. Ama oyunlar sadece baska insanlarin ilgisini cekmek cin oynanmiyordu, Jim gerceklikle oynuyordu cogunlukla. Bir ropartajda bunu itiraf eder” Sadece gerceklikle oynuyordum. Ne olucagini merak ediyordum. Evet, sadece merak” Merak ana sebep olsa da, tek sebep degildi.

Oyunlar Jim’in yasam felsefesinde onemli bir yere sahipti. O hem bilinen hem de bilinmeyen seylerle ilgileniyordu ve oyunlar bilinen ve bilinmeyen seyleri test etmenin tek yoluydu. Oyunlara yaklasimi iki yonluydu. Birincisi merakdan dogup kendi gercek kimligini saklamasina yardimci oluyordu. Ikicisi ise oyunlar baskalarini tatmin etmeye yariyordu. Jim’in baskalarinin ondan beklentilerini sezinlemek gibi bir yetenegi vardi ve ne istediklrini anladiginda bunu onlara vermekden cekinmezdi. Konserlerde seyirciler daha once hic yasamadiklari bir sey deneyimlemek istiyorlardi ve Jim onlara istediklerini verdi: deri pantolonlar, mistik bir aura ile bezenmis mitolojik hikayelerle kutsanmis konserler, cinsel kiskirtmalar vs. Ya da medya sofistike ve sansasyonel soylemler pesindeydi ve Jim onlara “erotik politikacilar”, “rock oldu”, “Kelebegin cigligi” vs. gibi soylemlerle istediklerini fazla fazla verdi. Jim’in oyun takintisi sinema, tiyatro ve muzik askinin tetikleyici gucuydu.

Jim ve Ray Manzarek universiteyi bitirdikten sonra The Doors’u kurdular. Jim o yazi Venice plajinda gecirdi ve bir cok sarkilarinin sozlerini orada yazdi. Yazin sonunda Ray ile tanistiginda bir siirini okudu. Ray siire bayildi ve hadi bir rock grubu kuralim dediler, sene 1965. Bir bassci ve davulcu bulduktan sonra ilk demolarini kaydettiler ve sagda solda barlarda calmaya basladilar, ta ki Los Angeles’daki en populer bar Whiskey’de is bulana kadar. Whiskey’de bir yil calistilar, ta ki Jim “The End” isimli sarkilarinin ilham verici bir performansini sunana kadar. Performansdan sonra daha o gece Whiskey’deki islerine son verildi cunku Jim sarkiya oedipal bolumu o gece emprovize olarak eklemisti. Seyirciler ve patronlari duyduklari karsinda sok olup ofkelendiler tabi. Ama bir saniye, Jim “The End” deki oedipal bolumle ne demeye calisiyordu aslinda?

“The End” siirsel sunu oldugu kadar muzikal kompozisyon olan uzun dramatik bir parca. Aslinda bir arkadasa, muhtemelen bir kiz arkadasa, veda sarkisi olarak yazilmis. Baslarda da bu hissedilir zaten, sarki tatli elveda sozleri ile baslar ve hafif melankolik bir tonda anilari hatirlayip gelecek zamanlar icin umut dolu sozcukler ile devam eder. Ama, hemen onun ardina, sarki bir anda karanlik ambiansli bir havaya burunup mitiolojik ve tarihi semboller saga sola serpistirilmeye baslanir. Jim bize umutsuz diyarlarda Romalilarin vahsi acilarinda kaybolmakdan bahseder. Yaz yagmurunu bekleyen deli cocuklardan bahseder sonra. Bizi kasabanin sinirlarindaki tehlike hakkinda uyarir, ki bu muhtemelen insanin dunyasinin sinirlarindaki tehlikedir, bilinmeyene ulasmaya calismanin tehlikesi. Bu uyaridan sonra yolculuk motifi fiziksel ve ruhsal olarak baslar, ki sanirim bu ozgurluk arayisi ihtiyacindan kaynaklaniyor, ve insanlari bilinmeyene goturen, yani olume, mavi otobusle yolculuk sonlanir. Ama, tam olumden once ki bu noktaya iste Jim oedipal bolumu yerlestirir.

Oedipal bolum bir katil hakkindadir. Katil sabah safaktan once kalkar ve antik galeriden bir maske alir kendine. Once kizkardesinin odasina gider sonra erkek kardesini ziyaret eder. Koridorun sonuna yurur ve bir kapiya gelir ve iceri bakar:

Father
Yes son?
I want to kill you
Mother, I want to. . .

Bolum acikca Oedipus kompleksine gonderme yapiyor tabi. Antik galeriden alinan yuz katilille yanlislikla kendi babasini olduren ve annesiyle evlenen trajik mitolojik karakter Oedipus’u bagliyor. Oedipus’un yuzunu secen katil, Oedipus’un kaderini de bilerek secip uzerine gider. Katilin babasi ve annesiyle yaptigi son diyalog da guclu ama yine Oedipus’un trajik kaderini bilerek tekrar etme kararliligini gosteriyor. Bu diyalogun bir kapinin arkasinda oluyor olmasi da ilginc, kapilar bildiginiz gibi bilinen ve bilinmeyen seylerin arasinda.

Freud’a gore Oedipus kompleksi erken cocukluk doneminin en merkezi fenomeni. Cocuk annesini kendisinin saniyordur ama bir gun annesinin aslinda baska birine ait oldugunu ogrenir, yani babasina. Ama cocugun annesine olan arzusu tatminiz kaldigi ve hadim edilme tehlikesi yuzunden zamanla oedipus kompleksi coker ve cozulur.Tabi Freud dahi normal vakalarda kompleksin bilinc disinda bile gorunemeyecegini, ve patolojik durumlarda ancak ve ancak bilincdisi bir arzu olabilicegini itiraf eder. Bence Freud’un yaklasimi “The End” de gordugumuz Oedipus’un kaderini bilincli bir bicimde tekrar etme istegini aciklamaya yardimci olmuyor. Belki konu ile ilgili baska bir yorum daha iyi bir perspekif verebilir.

Friedrich Nietzsche de Oedipus miti ile ilgilenmisti. Hatta Freud kendi teorisini gelistirirken Nietzsche’in Oedipus mitini yorumlamasindan ciddi olcude esinlenmisti. Nietzsche oedipus mitinden “Trajedyanin Dogusu” isimli kitabinda bahseder, ilginctir ki Trajedyanin Dogusu Jim’in en sevdigi kitaplar arasindadir. Yani, “The End” de Nietzsche’den yansimalar gormek pek sasirtici olmaz. Nietzsche Oedipus’u kendini bilmenin coskulu kahramani olarak gorur. Trajedyanin Dogusunda Oedipus mitini soyle yorumlar:

“Ben bu fikrin ortaya cikisini Oedipus’un uc kaderinin urpertici uclemesinde goruyorum: Doganin bilmecesini (belirsiz sphinx) cozen adam ayni zamanda en kutsal dogal yasayi da cigneyip babasini oldurup annesi ile evleniyor. Aslinda, mit kullagimiza bilgeligin -ozellikle Dionysian bilgeligin- dogaya karsi korkunc ve dusmanca bir sey oldugunu fisildiyor, bir adam kendi bilgisi ile dogayi yikici bir ucuruma itiyorsa ayni adam kendi icinde dogasinin cozulmesini de tecrube etmek zorunda.”

Nietzsche’in Odeipus miti yorumu Jim’in “The End” de ne yapmaya calistigini acikliyor. Jim kendisini Dionysus ile ozdeslestirmsti, ama bu basit bir taklit degildi onun icin. Tam tersine, o daha ileri gitmek ve Dionysian bilgelige ulasmak istiyordu. Ama ona ulasabilmek icin once en kutsal doga yasalarini cignemek gerekiyordu. Jim Morrison bilgisiyle dogayi hep o yikici ucuruma itmeye calisti hayati boyunca.Oynadigi butun o oyunlar dogal duzene karsi asi bir itaatsizlikten baska bir sey degildi. Ne olacagini merak etmek ve kedini o ucuruma itmek doganin kendi icinde cozulmesini tecrube etmek icin bilinci bir istekti. Ve “The End” ve Whiskey’deki performanslari bu ic kargasinin metaforik yansimasindan baska bir sey degildi. Oedipal bolum konser esnasinda emprovize olrak eklenmeliydi cunku Jim dogal duzeni o kadar insanin onunde yikmak istedi ki kendi icindeki cozulmeyi daha guclu hissedebilsin. Ve tam oraya yerlestirilmeliydi, bilinen ve bilinmeyen arasindaki kapidan sonra ama olumden once. Burasi insan bilgisinin siniri, yani Dionysian bilgelik, bundan sonra tecrube edilecek sadece olum kaliyor.

Yani Oedipal bolumun Jim’in psikolojisindeki ki olasi bir Oedipus kompleksi ile uzaktan yakindan alakasi yok. “The End” ustasi Nietzsche’nin tavisyelerini dinleyerek Dionysian bilgelige ulasmaya calisan bir sanatcinin ruhundaki kaosun etkileyici bir tablosu. Oedipal bolum de dogal duzeni metaforik olarak cignemek ve kendi icindeki doganin cozulmesini hissetmek icin gerekli olan resmin en onemli firca darbesi.

NazIm


Videos tu.tv

NazIm son uc yazi

Related Posts with Thumbnails
Paylaş:
  • Digg
  • StumbleUpon
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Twitter
  • Google Bookmarks
  • email
  • FriendFeed
  • Google Buzz
  • Tumblr

2 Yorum to “Jim Morrison’da Oedipus Kompleksi Bilmecesi”

Yorum Bırakın

Kral Büyük Frederick Euler'den 16 yaşındaki yeğeni Anhalt-Dessau prensesine mektupla hocalık etmesini istedi ve Euler felsefe, bilim, matematik gibi değişik konular üzerine iki yıl boyunca haftada iki mektup yazıp prensese gönderdi. Prensesden hiç bir zaman bir cevap gelmedi, ama bu dahi matemetikçi sıkılmadan bilgilerini bu onaltı yaşındaki prensesin anlayabileceği bir yalınlıkta ona sunmaya devam etti. 1768'de Euler arkadaşlarının tavsiyesi üzerine bu mektupları üç cilt halinde " Lettres à une princesse d'Allemagne" ismiyle yayınladı, bir alman prensesine mektuplar. Bu blog Euler'in Anhalt-Dessau prensesiyle yaptığı karşılıksız mektuplaşmaya öykünmeyle başlayan bir serüvende yazılan mektuplarda karşımiza çıkan güzellikler üzerine düşülen dipnotlardır...
Kategoriler
Arşiv