Topların arasından hayallere bakmak

İki hafta önce Matt’lere yemeğe gittiğimde, yemek sonrası Matt’in ufak kızını sirkten almaya gittik…Matt’in ufak kızı Saddie 8-9 yaşlarında sanırsam…ablası bu sirke 5 yıl devam etmiş, ve daha geçen sene bırakmış, artık hayatta daha başka şeylere zaman ayırmak istediği için…ufak kızı ise iki seneyi aşkın bir zamandır gidiyor, ama asıl bu sene sirki hayatının öncelikli bir noktasına almış, haftada beş gün, her gün 3 saat sirkte…yaşı daha 8 bilemedin 9…sirk nasıl bir yer olaki diye düşünüyorum yol boyunca, hiç vancouverda öyle sirk panayır tadında bir şeyler görmüş değilim bugüne kadar…klasik bir yağmurlu vancouver akşamı arabayı sirkin önüne çekiyor, yağmura çıkıyoruz…ortamdaki binalardan ve otoparktan anladığım kadarıyla benim filmlerde gördüğüm tadda bir sirk çıkmayacak karşıma, o dev çadırlar trapezler karavanlar başka bir bahara kaldı…sirk niyetine vancouverda bulduğumuz bir kapalı spor salonu…tam çıkış saatine geldiğimizden bütün çocukların anne babaları kapalı spor salonun koltuklarına oturmuş çocuklarının antremanın bitmesini bekliyor…salonun ortası sirke dönüştürülmüş…ben bu sirk zavazingolardan oldum olası anlamam…ama anlayabildiğim kadarıyla orada farklı yüksekliklerde kurulmuş barlar, trapezler, karşılıklı gerilmiş ipler, ip üzerinde yürüme çubukları, gerekli emniyet ve vinç sistemleri, ellinin üzerinde unicycle, ortalık labutlar, toplar ve bilimum jönglor hede hödüsü ile dolu, taban sert jimnastik minderi ile kaplı…biz tam sonuna geldiğimizden antreman sonu final gösterilerini kaçırdık…ilginç bir deneyim olucaktı benim için bu bir salon dolusu yedi sekiz yaşlarındaki çocuğun akrobatik hareketlerini ve jonglorluklerini izlemek…neyse bu da başka bir bahara kaldı…Matt’in kızı Saddie’yi aldık ve Matt beni eve bırakmak için bizim eve sürdü arabayı…yol boyunca Saddie o gün neler yaptıkları, hareketlerin hangilerinde başarılı olduğunu babasına o çocuklara has dünyadaki en büyük olay buymuş gibi bir heyecanla anlattı…

Bugün oda arkadaşıma vertigonun youtubedaki videosunu göstererek bir vertigo tanıtımı geçerken, youtube bir link çıkardı karşıma… www.gökhannasif.com -3 videosu… internetin yabancı sana ait olmayan ortamında tanıdık bir şeyle karşılaşmanın saçma sevincini yaşayıp lan bu bizim gökhan diyerekten atladım videoya…Gökhan kardeşim bu videoda avrupada gittiği jönglorluk festivallerinden birinden borç harç aldığı unicycle’ı ile çok sade ve çok hoş bir klip hazırlamış…ekranın bir yanından giriyor öbür yanından çıkıyor habire tek başına…vay be diyorum…aklıma sirkteki özel yapılmış ahşap raflarına dizili ellinin üzerinde unicycle görüntüsü gelirken düşünmeden edemiyorum acaba Gökhan bu unicycle ne zaman aldı, nasıl aldı….istanbulda şirkette çalışıp ömrünü tüketirken kazandığı parayla mı aldı, yoksa daha ankaradayken borç harç mı kastı…videoda 3 numarayı görünce aha bunun bir ikiside mi var diyip ve bir gökhannasif.com aramasıyla beşini birden önüme dizdim…ardı ardı keyifle ve hayranlıkla izledim videoları…toplar dönüyor uçuyor kaçıyor…jönglor kıyafeti içinde Gökhan ciddiyetle performansını sunuyor…videolara emek harcandandığı belli…kimbilir ne kadar uğraştılar…hangi arkadaş çekimleri yaprı, kim montajladı… Gökhan’ın yıllarca yaptığı çalışmalar kollektif bir çalışma sonucu beşer dakikalık videolara indirgenmiş…videolara bakıp da www.gokhannasif.com’a girmemek olmaz…heyecanla siteye giriyor fotoğraflara bakıyorum…enfes fotoğraflar, belli bir minimalist konsepti takip eden bir site tasarımı…sitede ve videolarda dönen toplardan, labutlardan, şapkalardan, onların fotoğraflarından, Gökhan’ın fotoğraflarından ötede, hepsinin orta noktasında bir insan var…hayata karşı bir duruş var…bir kendini ifade ediş biçimi var…dünyanın ve yaşamın ciddiyetine teğet geçen bir gülüş var…bir ironi…

Gökhan’ın biografisini okurken aklıma lise yıllarında okuduğum bir hikaye geldi…bir adam ne akla hikmetse gidip çok çorak, sapa ve yabanıl otlarla kaplı bir tarla alıyordu…ve o tarlayı uğraşıp didinerek, dişiyle tırnağıyla çabalıyıp tek tek yabanıl otlarından temizliyor ve muhteşem bir tarla haline getiriyordu…hikayenin teması azimli sıçan mermeri deler tadında bir şeydi galiba…o zamanlar pek beğenmemiştim o hikayeyi…ama şimdi tekrar düşününce o hikayede bir hayalin peşinde çabalamayı fark ediyorum ve çok anlamlı geliyor…bir duyguyu takip etme…bir itkiyi…bir ideali gerçekleştirme isteği ve kararlılığı…rasyonaliteyi bir kenara bırakarak…Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakultesinde İşletme okuduğunu biliyordum Gökhan’ın, sonra Ankarada Shell istasyonunda işletmeci olmuştu, daha sonra da istanbulda bir şirkette işletmeciliğe devam etmişti bir süre…jonglörlük de hep bir yandaydı ama, universite yıllarında başlayan bir tutku…ordan burdan artırılan paralarla alınan jonglörlük malzemeleri…ordan burdan artırılan zamanlarda çalışan bir keyif, bir kendini ifade ediş biçimi…normal yaşam, para iş kariyer, güvenli içi boşaltılmış bir hayat, içi boşaltılmış bir iş ortamı…bunlar değildi istediği…bu bir işkenceydi…o aslında çok daha basit ve çok insanca bir şey istiyordu…sevdiği bir şeyi yapmak ve bununla kıt kanaat de olsa geçinmek…2007’nin yazında işinden istifa edip bir idealin okyanusuna yelken açmış…bir hayalin peşinden gitmek için…

İşin acı gerçeği, o sirkteki çocuklar bir iki yıl içinde Gökhandan çok daha iyi jonglör olucaklar, akla hayale sığmayan numaralar yapıcaklar…bir çoğu üç dört yıl sonra Saddie’nin ablası gibi sirki bırakıcaklar, hayatlarına başka öncelikler alıcaklar…jönglörlük onlar için hayatlarının bir döneminde taddıkları bir eğlence bir deneyim olarak kalıcak…bazıları da işi iyice ilerleticekler…bu gerçek biraz sinirimi bozuyor…bunun bu kadar kolay ulaşılabilir olması ve bu kadar ucuza gitmesi sinirimi bozuyor…ama sonra bir şeyi fark ediyorum, onların asla Gökhan’ın ki kadar özenle, alın teriyle hazırlanmış bir websayfaları olmayacak, ya da videoları, ya da borç harç alınmış topları veya unicycleları…Türkiye gibi kimsenin jönglorlugu iplemediği bir ülkede ayakta kalmaya bu işten para kazanmaya çalışmayacaklar…onlar asla bir hayalin peşinden gitmeyecekler çünkü hayali hayal yapan ulaşılmasının zorluğunda yatıyor…hayali anlamlı kılan ona ulaşmak için verilen çabalar…bu düşünce rahatlatıyor…olay sadece top çevirmek değil diyorum keyifle…olay dönen topların arasından hayallere bakabilmek…hayaline karşı hayatını rest çeken insanlara hayranlık duyurak Gökhanın videolarını başka bir keyifle tekrar izliyorum…

NazIm

Ps: Olaki Gökhan’ın videolarını izlemediyseniz buyrunuz:

Yorumlar
Bir Yorum to “Topların arasından hayallere bakmak”
Yorum Bırakın